Kültür Sanat Edebiyat Şiir

mardin sizce ne demek, mardin size neyi çağrıştırıyor?

mardin terimi Gregor Samsa tarafından 25.12.2003 tarihinde eklendi

  • Şinasi Akay
    Şinasi Akay 20.04.2015 - 13:51

    Kardeşliğin başkenti.

  • Fatos Balcı
    Fatos Balcı 29.08.2009 - 06:26

    mardini liseden beri hep merak ederdim ayrı bir devletmiş gibi gelirdi hep şans bu ya üniversitede mardinli bi sevgilim oldu ayrıldık onu görmek için gitmek nasip oldu mardine gönül isterdi mardini gezmek için gitmek ama nasip bölemiş çok fazla kalamadım orda bi kaç saat sadece ama harika yaa güneşin renginin sarı olduu anlaşılıo mardinde bi ovanın güzelliği ancak mardinde anlaşılabilir bence... ayrıca mardin diyince içim sızlar hep ağlarım ben...

  • Fatos Balcı
    Fatos Balcı 27.08.2009 - 06:04

    3 ay önce gittim harika bir şehir ben de oraya gitmek orda ölmek isterdim...

  • Zeytin Zeytin
    Zeytin Zeytin 02.08.2009 - 22:50

    gönlümde dünyanın en güzel yeridir...son yıllarda televizyon dizilerinde Midyat'a dikkat çekildiyse de, en az Midyat kadar güzel yüzlerce yer vardır...Dargeçit ilçe olarak pek ilgi çekmese de ona bağlı olan umutlu,akbelen gibi köyler insanların ilk yerleşim yerleridir ve insanı hayrete düşüren tarihi mağara evler vardır...gidip görülmesi gerekir...

  • Ferit Ala
    Ferit Ala 23.05.2009 - 21:49

    41+3 kişiyi Allah'tan korkmadan kuldan utanmadan, hamile, çocuk, kadın, kız demeden vahşice öldürenler aklıma geliyor...

    Ama önceden hayranlıkla incelediğim taş evler ve güleryüzlü insanları gelirdi aklıma..

  • Ses Sizlik
    Ses Sizlik 15.05.2009 - 22:55

    gitmeye hevesim,gidipte orada ölesim var....

  • Berfin Rojçu
    Berfin Rojçu 12.12.2008 - 23:54

    Mezopotamya
    Bir güneş seyrediyorum doğudan yükselen…
    İlk öptüğü topraklar Mezopotamya.

    Hasankeyf de tarih selam çakıyor.
    Mardin tepesinde, bakışlar manalı yöneliyor güneşe.
    Van gölü hiç bu kadar mavilere bürünmemişti.
    Cizre de sevdalar hiç bu kadar hızlı ilerlemiyordu.
    Antep yeni bir günde, yeni bir icraata soyunmuş bekliyor.
    Hey güzelim Halil İbrahim diyarı Urfa,
    Sende böyle erken uyanır mıydın?


    Hey küskün evlat Adıyaman, ne dersin bu Aşka?
    Batman’a uzansın ellerin, batmana yönelsin gözlerin, de hadi…
    Siirt sen ne güzelmişsin öyle, yeni filizlenmiş bir karanfil gibi.

    Küsme Amed’im küsme bana, seni hiç unutur muyum be... sevdam;
    Mezopotamya’nın başkenti, güneşin oğlu koca Amed.
    Bir babanın en büyük evladı, genç kızların gönlünde yatan sevgili.
    Duvağında gelinler seyreylersin seven on dört yaşındaki bir delikanlıya
    Cesaretinle, balıklama atlarsın en amansız kavgaya.

    Az bekle sıralamayayım şimdi isyanlarımı.
    Baksana güneş yükseliyor dünyamıza,
    Ülkem, yurdum Mezopotamya
    Bu güneş yeni bir haykırışın sesi olsa gerek.
    Bu doğuş yeni bir başkaldırış.
    Bu tebessüm, bu kaygısızca duruş
    Yeni bir zafere tebliğ özgürlüğe mizgin…


    Bir güneş yükseliyor doğudan
    İlk öptüğü, ilk dokunduğu can.
    Mezopotamya...

  • Oktay Avşin
    Oktay Avşin 28.08.2008 - 15:11

    sarışın şehir.

  • Hayat Yeniden
    Hayat Yeniden 17.08.2008 - 13:47

    taşın şiirle buluştuğu
    gecesi gerdanlık olan memleketim benim :)

  • Mehmet Ali Baybara
    Mehmet Ali Baybara 10.08.2008 - 21:18

    Ne kadar anlatmaya çalışırsak anlatalım, içinde yaşamadan öğrenilemeyecek kadar gizemli bir şehir. İçinde bir çok unsuru barındırması bu gizemin sebebi. Zira mardin, kültür zenginliği açısından dünyada eşine az rastlanır şehirlerden biridir. Etnik kökenleri, dinleri, dilleri farklı insanların biraradalığının mümkün olduğunun kanıtı. Mardin, Türkiye'ye örnek olmalı. Çünkü Türkiye, birçok unsuru içinde barındırıyor mardin gibi. Fakat malesef Türkiye'deki ötekileştirme politikaları neticesinde birçok etnik grup, gayrimüslimler, eşcinseller v.b. kendilerini bu topraklara ait hissetmemeye başladılar. Mardin, Türkiye'ye model olmalı. Ezan sesiyle beraber, çan seslerini dinleyebileceğimiz bu kentten çıkarılması gereken çok ders var.

  • Zeytin Zeytin
    Zeytin Zeytin 29.12.2007 - 00:44

    görülmesi gereken sımsıcak insanların oldugu,muhteşem bir şehir...

  • Mate Latte
    Mate Latte 17.12.2007 - 20:45

    mistik,kozmapolit,sıradışı,çarpıcı,etkileyici,büyüleyici,yaşanılası,anlaşılası,etkileyici,mükemmel bir şehir mardin..

  • İlknur Gülsen Dağlıoğlu
    İlknur Gülsen Dağlıoğlu 06.10.2007 - 23:06

    eyş mi eyş mefi :)))

  • Göçmen Kızı
    Göçmen Kızı 09.07.2007 - 16:15

    mardin deyince aklıma memleketim gelir tam 14 yıldır gitmediğim memleketim:(

  • Nuri Gamsız
    Nuri Gamsız 16.06.2007 - 22:52

    yok oluşların, hasretlerin, sevginin, nefretin, korkunun…kısaca yaşama ilişkin her şeyin ama her şeyin taşlara işlendiği şehir. yaşar kemal’ in ifadesiyle, peynir gibi kesilmiş taşlar! ve o taşlara hayat veren, taş ustalarının sabrı ve duyguları yansıtmada ki becerileri: takdire şayan!

    taş olan kısım merkez ve burası gündüz seyranlık, gece gerdanlık olarak anılıyor. ama asıl unutulan, bunların ortasındaki pırıl pırıl çerezci dükkanları! elini atıyorsun fıstık, gözünü süzüyorsun badem! öyle ki 3-4 gün kalsa da tazeliklerinden bir şey kaybetmiyor. neyse, yazıyı kişiselleştirmeden şehrin kültürel, sosyolojik, mimari özelliklerinden bahsetmeye devam edelim;

    şehrin aşağı tarafta, sonsuzluğa uzanan, cetvelle kesilmiş gibi kendi içinde düzenli, ahenkli (geldiğim de yeşildi, şimdi sarıya çalıyor) uçsuz, bucaksız mezopotamya ovası; her an renk değiştirip, delirmişcesine üzerimize kara yağmur bulutlarını savuran, bazen de dinginliğiyle masmavi bir denizi çağrıştıran, güzelim ova. bu arada mardin kızları, kot pantolon üzerine etek, kumaş pantolonlarının üzerine uzun gömlekler giyerek, garip bir görüntü sergiliyorlar! ya erkeklerin hayal dünyasını, yaratıcılıklarını geliştirmek yada kalça göstermeme eylemi yapıyorlar! anlamadım gitti. neyse hem formun, hem alter egomun sınırlarını zorlamayayım. neyse konun özüne dönelim;

    yukarısı ise mazı ağaçları, zülme karşı direnişin sembolü turuncu renkli ters laleler, mor menekşelerin yetiştiği, beyaz suyun aklaştırdığı, gizemli haliyle insanı kendine çeken, yemyeşil sıra dağlar… ve bu sıra dağlardan yankılanan farklı kültürlerin, dinlerin-mezheplerin, dillerin oluşturduğu kardeşlik türküleri…

    bir mardin türküsü yazalım da tam olsun:

    turnam gidersen mardin'e
    turnam yare selam söyle
    karlı dağların ardından
    turnam yare selam söyle

    turnam gidersen akdaş'a
    karlı dağlar aşa aşa
    hem kavime hem kardaşa
    turnam yare selam söyle

  • Nuri Gamsız
    Nuri Gamsız 13.04.2007 - 23:11

    milyarlık cep telefonlarından ‘yeaaa burası çok fantastik, tarih kokuyor’ tıslamalarıyla batıda ki arkadaşlara tasvir edilmeye çalışılan ama iki milyonluk el emeği, göz nuru ürünleri, bir milyona indirmek için cebelleşen eşşşeklerle (yerli turist) dolu kent! ulan, zanaatkarı tasvir ederken on milyonluk telefon görüşmesi yaptın, adama iki milyon versen ne olur? böyle de insana asabiyet yükleyen bir kent. bu arada kızana (ben oluyorum) ne girip/çıkıyorsa ama hakkatten otantik bir kent (tanımdır, uydum formata)

  • Özlem Yücesoy
    Özlem Yücesoy 10.04.2007 - 21:24

    Mardin,Mimari,Etnografik,Arkeolojik,Tarihi ve görsel değerleri île zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Bölgede yapılan kazılarda MÖ.4500'den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin; Subari, Hurri, Sümer, Akad, Mitani,Hitit,Asur,İskit,Babil,Pers,Makkedonya,Abgar,Roma,Bizans,Arap,Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir. Şehirde bilimsel kazı yapılacak pek çok önemli alanı vardır. Bunun sonucunda şehrin tarihinin daha iyi ortaya konulması imkanı yaratacaktır.

    Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da kuruluşu eski yakın doğu tarihine göre Subariler zamanına kadar dayanmaktadır. Alman Arkeologu Baron Marva Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan elde edilen sonuçlara göre: Subariler'in Mezopotamya da (MÖ.4500- 3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katları arasında buldukları kiremitleri göstermiştir. Gırnavaz örenyerinde 1932 yılında başlayıp 1991 yilina kadar sürdürülen Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz'ın MÖ.4000'den M.Ö 7. yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu anlaşılmaktadır.MÖ.4000 sonlarına tarihlenen Geç Uruk Devri, Gırnavaz kalıntılarının en alt kültür tabakasını oluşturmaktadır.Bu Kültür tabakasının üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri Mimari tabakaları daha çok ölü gömme adetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde eski Mezopotamya geleneklerine göre açılan çukurlara dizler karınlarına çekik olarak yatırılmakta daha sonra yakılan hafif ateşle manevi temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilip çukurlar kapatılmaktadır.Mezar içinde şahsi eşya olarak metal silahlar, Metal süs eşyaları ve mühürler kült ve seramik kap örnekleri çok sayıda tespit edilmiştir.

    Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ.2850 yılında Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır. Şehircilik,sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan Sümerler, geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Mardin'i Akadlar'a bırakmışlardır (MÖ.2820) . Akadlar,MÖ.2500 yıllarında Sümerler'le anlaşarak Akad-Sümer Devletini kurmuşlardır. Prof..Dr Ekrem Memiş'in 'Eski Çağ Türkiye Tarihi' adlı kitabında: 'Mezopotamya'da büyük imparatorluk vücuda getiren Sami Kökenli Akadlar'ın vesikalarından anlaşıldığına göre,MÖ.3000 sonlarında Mardin Merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adı ile anılan bir kavim oturuyordu' diye yazar. Mardin,MÖ.2230'lu yıllarda Elam şehri oldu. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hamurabi, Sümer topraklarınıı Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti'ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i istila ederek topraklarına katmıştır.(MÖ.2200-1925) .

    MÖ. 1925 yıllarında Mardin'i işgal eden Hititler bir vıl sonra şehri terketmişlerdir. İran dolaylarından gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiştir. 500 yıl hüküm süren Midiller bilinmeyen bir sebepten Mısır'lılara vergiye bağlanmışlar ve bir Midil prensesini de Mısır Firavunu île evlendirmişlerdir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkmış, bunu fırsat bilen Asur Kralı Asuri Balit Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır. MÖ. 1190'da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk kavimleri Mardin'i almışlardır. 60 yıl sonra I.Tıplalpalasır, Sincar, Nusaybin ve Mardin'den geçerek 20 bin Maşiki kuvvetinin Koruduğu Kemecin'e' saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiştir. MÖ.1060'da I.Asurnasırbal zamanında Hititler birleşerek Gılganuş yakınlarında Asurlular'ı yenmişlerdir.Asurluların tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine, Mardin Asur hakimiyetine girmiştir.MÖ.800 yılına kadar Asurluların elinde kalan Mardin daha sonra Urartu Krallığı egemenliğine geçmiştir.Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu idaresinde kalmıştır.

    MÖ.612 yılına kadar Sityaniler,MÖ.618 yılında ise İran'dan gelen Midiler buraları ele geçirmiştir. MÖ.335 yıllarmda Büyük İskender Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için Mardin'den geçer. Buraları da istila eden İskender'in MÖ.323 yılının 28 Mayıs'ında Babil'de ölümünden sonra komutanları arasında devlet pay edilir ve Mardin doğu bölümünde kaldığı için Nikanır denilen General Slevkos'un payına düşer. (MÖ.311) MÖ. 131'de Mardin ve çevresi Urfa Krallığı (Abgarlar) topraklarına katıldı. MS.249'da Roma Hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan başlatıp IX. Abgar'ı memleketten kovmuştur. Şehrin Valiliğine de Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmiştir..Bu arada Mardin'de Urfa'ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında Dakiyos, Pers ülkesini zaptetmiştir.Bu sırada tahribat gören Nusaybin'i onarmıştır. 330 yılında ateşe ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral Mardin Kalesinde rahatsızlığı nedeniyle kalır. Kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca kendisine kasır yaptırıp 12 yıl boyunca burada yaşar. Daha sonra Kral, memleketi Pers'ten birçok asker ve sivil getirip onları Mardin'e yerleştirir.442 yılına kadar getirilen insanlar vasıtasıyla şehirde birçok gelişme olur. 442 yılında halkı kasıp kavuran amansız bir veba salgını şehri yaşanmaz hale getirir. Yaklaşık 100 sene sonra Ursiyanos adlı Romalı bir; kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yılda inşa etmeyi başarır ve halkın tekrar buraya gelmesini sağlar. Bu süre içinde Persler'in ünlü merkezleri olan Dara yeniden inşa edilmiştir. Mardin'e Bizanslar 640 yılında Hz-Ömer'in kumandanlarından İlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Mardin ve çevresi, 692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanında Abbasilerin hakimiyetine girmiştir.Bu dönemde islamiyet hızla yayılmıştır. 885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaıptedişleri 895 yılına rastlar. Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaptırarak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağladılar. 990 yılında ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler, Mardin'i zapt ederler. Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla ipek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar.. Alparslan'ın Malazgirt zaferinden sonra Türkler'in Anadolu'ya ulaşan akınları neticesinde gittikçe zayıflayanı Mervaniler Devleti Nusaybin'de 1089'da Selçuklular'a yenilerek onların hakimiyeti altına girer. Artuklular'dan İl Gazi Bey Mardin'i l105'te ele geçirerek devletin başkenti yapar.Halep'i aldığı gibi Haçlılara karşı giriştiği mücadeleler dolayısıyla İl Gazi Bey büyük ün kazanır. Antakya Haçlı Prensi Roger'i yenerek Silvan'ı ele geçirir, İl Gazi' nin ölümünden sonra oğulları ve yeğenleri devletin basına geçerek Diyarbakır, Harput Kalesi ve civarına hakim olup, Haçlıları, Frankları, Urfa Kontu'nu, Bilecik Haçlı Senyör'ünü ve Kudüs Kralı Bodven'i yenerek büyük başarı kazanırlar. Böylece Artuklular bölgede büyük devlet kurarlar. Bu devletin 304 yıllık egemenliği sürecinde çok sayıda tarihi camii, Medrese, hamam ve kervansaray yapılmış, birçok cami, medrese ve manastır onarılmıştır.

    Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye çalışsa da başarılı olamaz. Timur 1395 yılının Ramazan ayında Mardin'i almak için yeni bir kuşatma hazırlıklarına Kızıltepe'de otağı kurarak başlar. Mardin halkı kaleye sığınarak Timur'un şiddetli hücumlarına karşı koymak suretiyle o zamanın en büyük ordusu ve hükümdarlarını başarısızlığa uğratmıştır. Artuklular halkın bu başarısından dolayı Mardin'i onarma faaliyetine girişirler.15.yüzyılda güçlenen Karakoyunlular'ın bu devleti ortadan kaldırmak için Mardin'i 2 ikili kuşatması bu girişimleri aksatır. 1409'da halk bu kuşatmaya daha fazla dayanamayarak yapılan anlaşma gereği şehrin kalesini Karakoyunlulara teslim eder. Mardin Karakoyunlular'ın egemenliğinde 61 yıl kalır. Bu süreç içerisinde aşiretler ayaklanarak Karakoyunluların rejimine karşı koyarlar ve devleti zaman zaman ele geçirirler. Karakoyunluları 1462 yılında yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. Bu dönemde Mardin'e Paşa olarak gelen Kasım Bey, Timur'un yakıp yıktığı şehri ve kaleyi onarmaya girişir. Bu çalışmasının ve başarısını taçlandıran bu güne kadar ihtişamla ayakta durmayı başaran ve tarihe meydan okuyan Kasın Paşa Medresesini yaptırır. 16.yüzyılın başında Akkovunlular'ı egemenliğine alan Şahı İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmaya karşı, halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder.. Mardin'in kesin olarak Osmanlılar'ın eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. Diyarbakır (Amid) Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa ve Kürt Bilgini İdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'in emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuşatmış, çeşitli illerden gönderilen Osmanlı takviye kuvvetleri, Doğu Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle birleşerek kaleye defalarca saldırılar düzenlemiştir. Ancak halkın kahramanca karşı koyması iki tarafında zor günler geçirmesine neden olmuştur. Kartal Yuvasına yardım beklentisi boşa çıkınca Bıyıklı Mehmet Paşa ve İdris-i Bitlisi 7 Nisan l5l7'de Mısır'da bulunan Yavuz Sultan Selim'e kaleye girmiş olduklarının müjdesini vererek Osmanlı Devletinin ilk halifesini çok sevindirmişlerdir. 1517 yılında Mardin ve yöresi Osmanlı topraklarına katılmış, bir sancak durumunda Diyarbakır Beylerbeyliğine bağlanmıştır. 1518'de Mardin Sancağı: Merkez kazası ile Savur ve Nusaybin nahiyelerinden oluşuyordu. Mardin, uzun müddet Diyarbakır-Bağdat ve Musul'un Sancağı durumunda kalmıştır. Mardin sancağında halk: Göçebe ve yerleşik olarak iki bölüme ayrılmaktaydı. Yerleşik halk inançları açısından: Yahudiler, Hıristiyanlar (Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler) ,Müslümanlar ve bir kısım Şemsilerden (Gü

  • Tayip Parlak
    Tayip Parlak 16.12.2006 - 10:17

    doğulu olmama rağmen ilk kez dün akşam gittim mardine bilseydim ki mardin bu denli güzel bir şehir dahan önce giderdim ama kısmet dün görmek nasip oldu bence mardini anlatmak kelimelere sığmaz görmek ve anlamak lazım Allah nasip ederse en kısa zamanda tekrar gidicem

  • Esra Akar
    Esra Akar 05.12.2006 - 20:44

    tam tamına 7 ay sonra oraya gideceğim gerçektende çok özlemişim

  • Gökhan Uzun
    Gökhan Uzun 21.10.2006 - 19:17

    Mardin....
    tarihiyle bambaska bir kent...tarihe meraklı olanlara duyurulur...çok güzel bir şehir..

  • Harun Bircan Cat
    Harun Bircan Cat 16.10.2006 - 16:28

    sadece kuru bi güneydoğu anadolu şehri değil.....
    haykırarak söylüyorumu ki......
    kültürel çeşitliliğin en fazla olduğu.....
    en kıskanılası şehir.....

  • Hakan Elalmış
    Hakan Elalmış 05.09.2006 - 21:15

    Tarihin kokusu olurmu? var; inanmayan mardinin merdivenli sokaklarında abaralarında dolaşsın...

  • Göçmen Kızı
    Göçmen Kızı 07.06.2006 - 14:49

    mardin deniznde dünyanın en güzel 3 üncü tarihi eser şehri denir tabi benimde memleketimnmmmmmm

  • Ünal
    Ünal 22.05.2006 - 16:31

    Yandığım ateşlerden savrulan küller bile yanardı
    Taşıdım yana yana en yaman zamanlarda sevdanı
    Ölümün kol gezdiği o karanlık ve hain günlerde
    Ağlayan çocukların sessiz çığlıklarında ben vardım

    Işığım sensin ben sana koşan pervane
    Hasretin yüreğimde muratsızım biçare
    Yana yana döne döne divane

    Mardin kapı şen olsun
    Etrafın gül-ü bağ olsun
    Seni yaman özledim Amedim

    Acının tarihini yazsan da zulüm gelip sende soldu
    Yollar ile ırmak gelip senin kalbinde buluştu
    Hasretim gelip kederden düşlerine kardeş oldu
    Newroz ateşleriyle yanıp sönen dağlarda ben vardım

    Işığım sensin ben sana koşan pervane
    Hasretin yüreğimde muratsızım biçare
    Yana yana döne döne divane

    Mardin kapı şen olsun
    Etrafın gül-ü bağ olsun
    Seni yaman özledim Amedim

  • Esra Aser
    Esra Aser 18.05.2006 - 18:31

    5-6 yıl kaldım. Sanki bir yeryüzü şehri değil. Hani Sezai Karakoç Kudüs için 'gökte yaptırılıp yere indirilen şehir' demiş ya bu aynen Mardin için de söylenebilir. Ömrümü memleketim Ankara yerine Mardin'de tamamlamak isterim. Bir gün mutlaka ama mutlaka tekrar Mardin'e gideceğim.

  • İmran Tekin
    İmran Tekin 07.05.2006 - 17:15

    en son geçen eylül ayında gitmek nasib olmuştu mükemmel bir şehir her yer tarih ve yemekler enfes çokta ucuz kesinlikle görülmesi gereken bir yer

  • Dildar Baran Bilge
    Dildar Baran Bilge 07.04.2006 - 13:36

    İmrendiğin, öfkelendiğin

    Kızdığın yada kıskandığın diyelim

    Yani yaşamışlık sandığın

    Geçmişim

    Dile dökülmeyenin tenhalığında

    Kaçırılan bakışlarda

    Gündeliğin başı boş ayrıntılarında

    Zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbette üzerinde durulmuyordu.

    Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim,biraz daha önem verdiğim
    belki kelimeler yetmez o eski medeniyeti anlatmaya darcık sokaklar bitmek bilmiyen mer divenleri.belki de yeşile carpan mahsun gözlerini anlatmaya

  • Hasretimsin Gülüm
    Hasretimsin Gülüm 06.04.2006 - 13:07

    MARDİN canım benim seni çooook özledim yakında geliyorum

  • Göçmen Kızı
    Göçmen Kızı 27.03.2006 - 16:45

    yahu mardin gibisi varmı be benim memleketim ve hatta 12 yıldır gitmediğim memleketim mardin gibi hiç bir şehir yoktur ne ist ne ank nede bir başka şehir

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz 11.01.2006 - 22:14

    ben bi mardinli biliorum o da bilhan mardini ;)

  • Necat İltaş
    Necat İltaş 06.01.2006 - 01:57

    Mardin..Kültürler Kavşağı...

    Kusursuz bir işçilik.
    Aşkla, sevgiyle yontulup perdahlanmış,
    Belki de, acıyla yoğrulmuş,
    Emek ile, ter ile şekillenmiş,
    Büyük taş bloklar,
    İşlemeli kapılar...
    Yüzyılların sararttığı,
    Taş konaklarla süslü,
    Her taşın tanıklığında,
    Her evin ayrı bir hikayesi,
    Ayrı bir gizemi ve sırrı olan,
    Her taşı tarih kokan bir şehir,
    Bir taş yapı simgesi...
    Doğaya, taşa, toprağa ve güneşe saygılı,
    İklime ve insana dost,
    'Marduk' kuralları geçerli burada...
    Yazılı olmayan,
    Ama Babil'den beri geçerli olan yaşam kuralları;
    Kimse,
    Kimsenin güneşini, havasını kesmez,
    Kimse,
    Kimsenin suyunu kirletmez...
    Zamana karşı bir direnişe tanık olursunuz,
    Zamanın durduğu bu kentte.
    Öykülerle bezeli bu kent... Mardin...

    Mezopotamya'da,
    Bir dağ yamacında kurulmuş,
    Kervan ve savaş yolları olmuş bin yıllarca.
    Timur, Kustus, İskender ve diğerlerinin,
    Hep ağzını sulandırmış...
    İçinde,
    Çeşitli dinlerin ve dillerin,
    Kapı komşu yaşadığı;
    Müslümanlar, Kameriler ve Museviler,
    Süryani, Ermeni, Keldani ve Yezidiler,
    Kürtler, Araplar, Çeçenler ve diğerleri
    Bir dinsel ve dilsel mozaik...
    Hiçbir din ve dil baskın olmamış diğerine,
    Yaşam damarını kesmemiş, gücü elinde bulundurduğunda...
    Sevgi, saygı ve hoşgörü bir gelenek buralarda,
    Nusaybin'de Zeynel Abidin Camii,
    Süryani bir usta ve oğulları tarafından inşa edilmiş...
    Deyru'z- Zafaran Manastırı'nın alt katında;
    Tavanı, 'Kilit Taşı' ile ayakta duran,
    Harçsız, dev taş bloklarla örülmüş
    Zerdüşti ateş ve güneş tapınağı,
    Rahatsız etmemiş bugünkü sahiplerini.
    Ve korumuşlar gözbebekleri gibi,
    Bugüne taşımışlar hiç gocunmadan,
    Binlerce yıllık bir kültür abidesini.
    Büyüleyici ve muhteşem bir insanlık mirası... Bu şehir Mardin...

    Sapsarı,
    Safran sarısı bir gün ışığında,
    Mor lacivert akşamlarda,
    Üzerine kurulduğu dağa yaslanıp,
    Mezopotamya ovasını seyre dalar.
    Yüzyılların yorgunluğunu;
    Aşağıda dalgalanan yeşil denize,
    Üzerinde yaşayan insanlara,
    Taşa toprağa ve tüm canlılara
    Sevgiyle, coşkuyla bakarak atmaya çalışır,
    Kentin yaşlıları gibi...

    Yaşlılar;
    Çarşıda,
    Kapı önlerinde,
    Kaldırımlara konulan,
    Alçak iskemlelerde oturur çoğu zaman.
    Bir yandan serinlenirken gölgede,
    Bir yandan da,
    Tespih çekilir, tütün sarılır,
    Geçmiş yad edilir,
    Doyulmamış yaşama,
    Ve
    Yaşanmamış anlara derinden bir ah çekilir...
    Biraz sonra,
    Sıcak bir yağmur yağar,
    Ve yıkamaya başlar,
    Kentin,
    Dar ve biçimsiz sokaklarını,
    Yaşanmamış anlarla beraber...

    Dantel gibi işlenmiş evler;
    Çoğunun girişinde geniş merdivenler,
    Heybetli sütunlarla desteklenmiş sahanlıklar,
    İçerden açmak için,
    Bahçe kapısı mandalına bağlı uzunca ipler,
    Güneşi boylu boyunca alan,
    Dar ve uzun odalar,
    Seyrine doyum olmayan cumbalar,
    Yol veren abbaralar...
    Buralarda ne sevdalar,
    Ne acılar,
    Ne sevinçler yaşandı kim bilir..

    Güneş;
    Bütün ihtişamı ve tüm çıplaklığıyla,
    En güzel renklerini buraya taşır,
    Sarı, tüm tonlarıyla,
    Bir renk akustiği oluşturur dağda, ovada.
    Renk sıtmasına tutulur, toprak ve su.
    Debelleşir tatlı bir heyecanla,
    Bu sancının ürünü,
    Muhteşem bir doğum olur,
    Güneşin altın renginde,
    Üzüm, zeytin, incir ve nar...

    Geleneklerin belirlediği haşin bir yaşam.
    Kahve içmekten,
    Konak ağırlamaya,
    Düğünden ölüme
    Yaşama yön veren ritüeller,
    Uyulması zorunlu katı kurallar...
    Bazen de güçsüze, yurtsuza,
    Uçsuz bucaksız bir sığınak olur.
    Zamansız zamanlarda,
    Şiirsel zamansızlık,
    Çağlar ötesi kültürlerin harmanladığı,
    Kültürler kavşağı...

    Dirlik, düzen ve gücün sembolü,
    Siyah kıl çadırlarda düğün ve taziyeler;
    Sohbet, barış ve dostlukta,
    Bazen de ölümde Acı kahve 'Mırra',
    Büyük bir huşu ve saygıyla,
    Sunulur misafire.
    Konukseverlik;
    Buralarda bir ibadet gibi,
    Bir ayine hazırlanır gibi,
    İkrama hazırlanılır,
    Kurallarıyla, adetleriyle...
    Öyle ki;
    Kestiği hayvanın başı ve organları bile,
    Büyük tepsilerdeki yemeğin üstüne konur,
    Misafire saygı ifadesi olarak...

    İp atlayan,
    İstop, körebe, saklambaç oynayan çocuklar,
    Karanfil kokan kırık leblebi...
    Hafif is kokan mis gibi yoğurt,
    Toprak gibi kokan toprak,
    Damlarda beslenen keklikler,
    Taklabaz güvercinler,
    Gökyüzünün yorgan olduğu,
    Yıldızların şarkı söylediği yaz akşamları,
    Gündüzleri,
    Van Gogh'un resimlerindeki mutluluk güneşi,
    Akrep ve Yelkovanın koşmaktan yorulduğu,
    Zamanın durduğu,
    Dokunulmamış zamanlar;
    Geçmişin ve geleceğin o an yaşandığı,
    Çocuksu, özgür ve insancıl zamanlar...

    Tek bir dilin sözcükleri değildir,
    Burada konuşulanlar.
    Birkaç ayrı dil konuşulur şehrin sokaklarında,
    Ama herkes her sözcüğü anlar,
    Kendisine lazım olacak kadar...
    Bir yanda;
    Camilerde okunan ezan,
    Bir yanda;
    Aziz Petrus'tan bu yana,
    Zangoçun çaldığı çan,
    Diğer tarafta;
    Doğan güneşe saf tutan insanlar...
    Bu kadar baştan çıkarıcı,
    Sürükleyici,
    Davetkâr,
    İnsanı başka alemlere götüren,
    Şaşırtan,
    Ağlatan,
    Güldüren bir mekan,
    Yeryüzünün hiçbir yerinde yoktur...

    Necat İltaş
    İstanbul - 2000

  • Bengü Deniz
    Bengü Deniz 30.10.2005 - 10:46

    Mardin AŞK demek sevdalaların başka türlü yaşandığı...Mardin Sanat demek.Yaratıcılığın sonsuz olduğunu anlattığı..Mardin tarih demek,hoşgörü demek..Sabah sokağa çıktığınızda 5 bin yıllık atalarınızla hala yaşıyor olduğunuz duygusunu başka nerede hissedebilirsiniz.? Arapların sattığı,kürtlerin yaptığı peynirinizi süryanılerin şarabına katık yapmak demek.Aynı sokakta havraya,camiye kiliseye rastlamak demek dinlerin yolu birdir amaç Tanrıya ulaşmaksa nereye girdiğiniz o kadar önemlimi ibadet için? demek..düğünlerinde ölümlerinde 3 ayrı dinden kültürden dilden şarkılar söylemek,ağıtlar yakmak demek..Mardin bir yezidi çemberi,kim çizmişse o çemberi yanlız o açıp dışarı çıkarabilir sizi..ve çok seversiniz o çemberin içinde kalmayı..Mardin...yürekten geçen dile dökülemiyor bu şehirde..anlatılamıyor,tariflenemiyor..gelmek görmek yaşamak lazım..

  • Hakan Ayanoğlu
    Hakan Ayanoğlu 07.07.2005 - 23:55

    Bunları biliyor muydunuz..
    - Mardin’in Venedik’ten sonra yapı dokusu bozulmamış 2. şehir konumunda olduğunu;

    - 1600 yıllık mabet olduğunu,

    - Mardin halkının eski zamanlarda mangal ateşi etrafında “Kürsü” denilen düzenekle ısındıkları,

    - Eski zamanlarda mutfak eşyalarının temizliği için kül, kil ve toprak kullanıldığı,

    - Bağımsızlıklarını savaşarak değilde kıvrak zekaları ile kazandıklarını,

    - İlk üniversite eğitiminin Kasım Padişah Medresesinde gerçekleştiğini,

    - Mardin Müzesinin ilk zamanlarda Patrikhane olarak kullanıldığını, seçim binası, kooparatif binası, sağlık ocağı, çarşı karakolu aşamalarından sonra müzeye dönüştürüldüğünü,

    - Gümüş işçiliğinin Türkiye merkezi olduğunu ve bu işçiliğe “Telkari” adı verildiğini,

    - Yemek kültürünün Fransız mutfağından esintiler aldığını,

    - Sasani kumandanlarından Mardius’un kendi imar ettiğini,

    - Mardin’in gecelerinde gerdanlığı andırdığını,

  • Blue Send Me
    Blue Send Me 15.05.2005 - 11:12

    her zaman bir büyüsü var.. nette tanıştığım kıbrıslı genç bi şair mardinde kanun taksimi diye bir şiir yazmış(mükemmel) 'hiç mardine gitinmi' diye sorduğumda hayır dedi ama mutlaka gideceğim mardin benim rüyalarımın şehri..
    Bi gün Mulaka Gidip Görecem

  • ?
    ? 21.04.2005 - 21:37

    İŞTE BUDUR ÖMRÜMÜN OL HİKAYESİ

    Ben, Mardin kenti...
    Teninden başka giysisi olmayan çıplak dağların anayurdu
    Taşın ve toprağın ve suların, kerpiçin ve bulutların anası....
    Meşe ve sakız ağacı, dışbudak, söğüt, çınar ve kavak, bir de çayırlar
    Süsler göklerimi....

    Gecemi ve gündüzümü, bozkır rüzgarları donatır...
    Ayaklarımın ucunda uzanır Mezopotamya.
    Yüzümün bir yanı Deyrulzafaran'dır, bir yanı
    Ulu Cami...
    Hamurumu kavimler, etnik gruplar, dinsel cemaatler yoğurmuştur.
    Dicle kız kardeşimdir benim: Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat,
    Nusaybin, Savur, Yeşilli, Ömerli, Dicle, Dargeçit, Gercüş ve Hasankeyf
    çocuklarım....
    Doğu'nun ve Batı'nın kervanları benim beşiğimde açarlar ipeğin ve
    hayatın, baharatın ve ölümün, ketenin ve tütünün sırrının
    kundağını....
    Ben, bedenini kaleler üzre bina etmiş
    Mardin kenti...Ben, taşın ve inancın şiiriyim....
    Ben, Mardin'im çünkü...
    Böyledir işte ömrümün ol hikayesi....

    Refik DURBAŞ

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 15.03.2005 - 00:53

    Gündüz mezarlık,gece gerdanlık...

  • Beyza
    Beyza 23.01.2005 - 02:44

    Vaktiyle mardindeki darul zafarana gitmek nasip olmus hatta oranin papaziylada uzun uzun konusup sacmaladigina ikna etmisdim hristiyan din adamlari tahrif edilmis bir dine sahip olduklari icin bir yerde tikanip kaliyorlar kabullenmiyorlar tabiki ama susup kalmalari öyle hosuma gidiyorki! !

  • Mehmet Kurt
    Mehmet Kurt 03.07.2004 - 23:36

    MARDİN: taşın tüller giyinmiş bir kadın şeklinde şiire dönüştüğü şehir... benim sığınağım, mağaram...

  • Serhat Demirtas
    Serhat Demirtas 12.03.2004 - 12:32

    mardin bir doğa harikası, mardin tarihin tanığı, mardin huzurun kenti, mardin gezilmesi görülmesi gereken bir kent, kısacası; mardin harika bir yerdir.