Kültür Sanat Edebiyat Şiir

sezai karakoç sizce ne demek, sezai karakoç size neyi çağrıştırıyor?

sezai karakoç terimi tarafından 02.11.2001 tarihinde eklendi

  • Şaban Mortaş
    Şaban Mortaş 14.07.2017 - 23:51

    Şiirin uç beyi...

  • Gül İz Sokak
    Gül İz Sokak 10.03.2017 - 15:28

    Şehrazat

    Sen gecenin gündüzün dışında
    Sen kalbin atışında kanın akışında
    Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
    Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

    Sen bir rüya geceleyin gündüzün
    Sen bir yağmur ince hazin
    Sen şarkılarca büyük hüzün
    Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
    Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

    Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
    Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
    Sen başını çeviren cellatbaşının günü
    Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız
    Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
    Sen sevgili sen can sen yarsın

    Sezai Karakoç

  • Hasan Ayar
    Hasan Ayar 28.01.2015 - 15:44

    Liliyar

    Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
    Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
    Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
    Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
    Kuklalar titremesin ne yapsın
    Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
    Kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Lilinin çekip gideceği besbelli
    Lilinin dönüp geleceği besbelli

    Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
    Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
    Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
    Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
    Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
    Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
    Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil

    -Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
    Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
    Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
    Sen istesen de taş yürekli olamazsın
    Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
    Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
    Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
    Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
    Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
    Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
    Demek sen gidiyorsun Lili
    Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

    Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
    Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
    Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
    Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
    Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
    Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
    Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
    Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
    Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
    Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

    Ben konuşmasını bilmem Lili

    Sezai Karakoç

  • Hasan Ayar
    Hasan Ayar 28.01.2015 - 15:43

    İnci Dakikaları

    Sen bana yeni yılsın her dakika
    Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

    Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
    Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
    Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
    Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
    Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
    Erkek ağlar mı diyeceksin
    Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
    Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
    Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
    Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
    Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
    Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
    Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
    Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
    Sen benim ağlamamı erkeklığıme
    Uyanan ölmeyen yenilenen
    Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
    Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

    Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
    Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

    Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
    Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
    Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
    Şehrin ölümünü yanlış anlama
    Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
    Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

    Senin odan günışığı en güzel müzik bana
    Farklılıklar odası
    Giden tren buharları içinde örümcek ağı
    Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
    Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
    Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

    Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
    Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
    Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
    İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
    Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
    Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
    Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
    Oldukları yerde bile

    Sezai Karakoç

  • Ömürlük Misafir
    Ömürlük Misafir 02.07.2010 - 21:06

    uzatma dünya sürgünümü benim..

  • Gürgen Çınar
    Gürgen Çınar 11.03.2010 - 20:33

    gerçek bir şair.şiirlerin efendisi.onu anlatmaya yetecek tek kelime bulamıyorum..

  • Ayşe Öz
    Ayşe Öz 23.04.2009 - 08:16

    'Başkası gibi olma'nın olmamak, olmayacak birşey olduğuna inanan, bunu haykıran ve diğer zümre şairlerinden farklılığını mısralarında kanıtlayan şair.

  • Nagihan Şahin
    Nagihan Şahin 08.02.2009 - 01:25

    şiirlerinde kendimi buldum.müthiş bir şair....

  • Yakup Uğur
    Yakup Uğur 28.01.2009 - 15:13

    Sezai Karakoç aklıma gelen ilk şiiri Mona Roza aşkı, sedayı, sitemi dolayısıyla hayatı anlatan çok güzel bi şiir... sonra anladım ki her şiiri bi başka hayatmış, en büyük üzüntüm onu geç tanımış olmak...

  • Cem Cemal
    Cem Cemal 04.11.2008 - 21:31

    Diriliş Mimarı.Seküler dünyanın şairi olsaydı adını ağza almaktan korkacağımız büyüklükte,kendine ulaşamayacağımız uzaklıkta olacak olan,ama İslam'ın onuru için bize bir Tanrı lütfu olan şair.

    Geçmiş ve gelecek nesiller için gösterilebilecek olan anıtlardan öte Diriliş Kahramanı.

  • Halime
    Halime 09.10.2008 - 14:16

    Necip Fazılla Sezai Karakoç benim için ekol! ! ! bütün şiirlerini seviyorummmmmmm

  • Cevriye Cebiryırtılmaz
    Cevriye Cebiryırtılmaz 17.11.2007 - 22:14

    mecnun, mum ve pervane..sağlam şiir..o bir üstad.

  • Necdet Karasevda
    Necdet Karasevda 16.10.2007 - 22:25

    doğunun yedinci oğlu.
    şiirin haysiyetini korumuş, bir anıt insan.
    kainat sırlarının özsuyuyla yıkadığı şiirleriyle yüreklere yürüyen bir diriliş dellalı.
    aşkın ve ateşin oğlu.
    zarif ve naif adam.
    yüreğimin suskun süvarisi.
    anladım diyenlerin yalancı kesildikleri bir muamma!
    ilan-ı aşkların serlevha şairi.
    bir çok şairin uğruna öldüğü kıymetleri ayaklar altına alan sarraf-ı bihemta.
    velhasılı kelam, yüreğiyle yüreğimi, dizeleriyle dizelerimi, fikirleriyle fikirlerimi yıkadığım, arındırdığım yüzde yüz insan.
    sezai karakoç.
    vefa ve inancın aşkın şairi.

  • Ahmet Bayrak
    Ahmet Bayrak 19.08.2007 - 18:49

    ...
    'ilân-ı aşk eden dil balıkları
    Aşina suları çabuk terk eder...'

  • Aliye
    Aliye 27.06.2007 - 12:04

    öpüp başıma koyduğum şiirlerin şairi...

  • Leyla Gül
    Leyla Gül 30.04.2007 - 17:16

    'Zambaklar en ıssız yerlerde açarlar'' da Efendim..
    Sahiplerini beklerler..
    Öyle buyurmamış mıydınız 'seneler evvel..'
    'Biz ahir' efendim..?

  • Murat Yılmaz
    Murat Yılmaz 16.01.2007 - 23:47

    tabiii ki mona roza

  • Ebrar Hasene
    Ebrar Hasene 07.01.2007 - 16:09

    'Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.

    Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın

    Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum.

    Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.'

    kelimelerin kavuşması....yakıcı bir yazılım.......

  • Melek Kara
    Melek Kara 29.07.2006 - 21:44

    senin kalbinde sürgün oldum ilkin,
    bütün sdürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin,şölenlerin, ayinlerin,yortuların dışında
    sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim,
    af dilemeye geldim, affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim.........


    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim......
    ............

  • Nihade Sıfır
    Nihade Sıfır 15.06.2006 - 17:03

    yittiğim....

    Bir de bakalım Leyla köşesinden

    Aşkın kadın adlı penceresinden

    Bırakmıştı kendini yazılmış olana

    Susmak ve konuşmamak denen cana

    Evlenmişti ve görünüşte mutlu

    Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu

    Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta

    Kalbi kurcalıyordu hala

    Mecnun ne olmuştu neredeydi

    Nasıldı ne yapıyordu hali neydi

    Geceleri loş gölgeler arasında

    Kum tepelerinde ay yarasında

    Mecnuna benzeyen hayaller olurdu

    Bu anlarda sanki kalbi dururdu

    Bitmiş olan bir daha mı başlayacak

    Ne çare başlayan başlamamış

    Bitmiş bitmemiş olacak

    Gibi gelirdi Ona

    Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura

    Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura

    Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu

    Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu

    Gün kırmıştı siyah çerçevesini

    Yarmıştı ışıkta ötesini berisini

    Baskın korkusuyla ürperen çadırların

    Bugün düzen ve güven, ama yarın! !

    Yarına bir güvence olmayan

    Neye yarar böyle bir şimdiki zaman

    Acıyla da olsa dopdolu olan hayat

    Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat

    Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda

    Agızdaki tad benzemiyor eski tada

    Irmak kurumuş rüzgar esmiyor

    Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor

    Arzu ve korku iki karanlık duygu

    Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu

    Ya bir gün geri dönerse Mecnun

    Yine altüst olursa ortalık bütün

    Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu

    Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu

    Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini

    Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini

    Eski oldu diyelim ama neydi yeni

    Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni

    Nasıl öldürmeli ölmeyeni

    Nasıl diri sayarsın ölü olanı

    Eski bir zehirdi belki ama yeni

    Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi

    Beklemek neyi bekledigini bilmeden

    Gün günü ay ayı kovalarken

    Beklemek bir vaktin dolusunu

    Öç alan kaderin zalim oyunu

    Her şey akılla kurulu akılla düzgün

    Ama aklın içinde olmalı baharat gibi

    Bir parça delilik

    Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş

    Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş

    Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet

    Yetmez olur insana bir gün elbet

    İnsan hep birşey umar bekler

    Ne oldugunu bilmez fakat

    Fakat sonradan duruldu Leyla

    Tevekkülle huzuru buldu Leyla

    Ruhta kopan fırtınalar dindi

    Gökten gönle sükunet indi

    Anladı ki acı tatlı soguk sıcak

    Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak

    Hep aynı varoluşun dönüşümleri

    Aydınlanışları ve sönüşümleri

    Her şey havada döner durur

    Sonunda Tanrı varlıgında yok olur

    Ruh hürdür vücut esir

    Ruh baldır beden zehir

    Ruh hürdür Tanrı aşkıyla

    Baglı degil yer ve zaman kaydıyla

    Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona

    Gitse gitmese Ona Leyla

    Tanrı katında buluşmuşlardır

    Hakikat yurduna kavuşmuşlardır



    daha ne söylemeli bilmem ki yada söylenenler üstüne söz söylemek bize düşermi?

  • Kağan Katalay
    Kağan Katalay 26.05.2006 - 19:43

    Kıymetini bilmiyoruz.

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 13.05.2006 - 20:40

    'Yitik Cennet'...ısrarla tavsiye edilir..muhteşem tespitleri var yazarın..

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan 13.05.2006 - 20:39

    kelimelerim fakir anlatmak için onu...

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan 13.05.2006 - 20:37

    bir pikniktir yeraltı gençliğine gözlerin...

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan 13.05.2006 - 20:36

    saçlarını kimin için bölük bölük yapmışsın
    saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
    tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
    gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
    sen kaç köşeli yıldızsın

  • Buket
    Buket 11.05.2006 - 19:02

    ...Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim...

  • Ceylan Pervin
    Ceylan Pervin 28.04.2006 - 11:01

    ...mona roza...nasıl bir aşkla sevmiş..ve bu harikulade şiiri yazmış..

  • Duney Neuh
    Duney Neuh 16.04.2006 - 01:05

    balkon şiirini okuyupta sarsılmayan beri gelsin.çoook iyi...

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 04.04.2006 - 22:48

    SEZAİ KARAKOÇ’UN ŞİİR COĞRAFYASI
    M.NİHAT MALKOÇ

    Türk şiirinin bereketli pınarlarından birisidir Sezai Karakoç… Şiirimizin tükenmez rezervlerinden biri olan bu onurlu kalemi şiirimizde yer alan grupların birine dâhil etmek zorlama bir gayret olur. Onu İkinci yeni içerisinde ansalar da bu onun şiir dünyasını ifade etmekte yetersiz bir sınıflandırmadır. Doğrusunu söylemek gerekirse o başlı başına bir ekoldür. İkinci Yeni sınıfına dâhil edilenlerin hiçbiri Sezai Karakoç’la aynı dinî inançları paylaşmamaktadır. Bu bile onları aynı safta gösterme gayretlerine engeldir. Onun şiirini ancak şekil açısından İkinci Yeni grubunun içerisinde sayabilirsiniz. İçerik olarak farklı kaynaklardan beslenmişlerdir. Karakoç, Necip Fazıl’ın dünya görüşünden ve üslûbundan etkilenmiş olmasına rağmen şiirleri bambaşka bir renkte ve tattadır. Bu iki şairi bağdaştırmak sadece fikir yönüyle doğrudur.
    Diriliş adını verdiği bir fikir kozasını örmekle geçirmiştir ömrünü. Bu koza ilimde, fikirde, sanatta, siyasette, kısaca her alanda ruhların kıyama kalkmasını ifade etmektedir. Öyle ki bir ara aktif siyasetin mücadelesine girişmiş bu kozanın kelebeği… Fakat gayesi politika çarklarından geçip ilerlemek, görüşlerinden taviz vererek bir yerlere gelmek olmadığı için tez zamanda vazgeçmiştir bu çıkmaz yolun kavşağından.
    Karakoç, Doğunun haysiyetli çocuğudur. Aslen Diyarbakır’ın Ergani kazasındandır. Çocukluğu ve ilk gençliği bu topraklarda geçmiştir. Onun için dünyaya ve eşyaya hep Doğulu bir gözle bakmıştır hayatı boyunca. Bunun yanında yörenin pek çok hususiyetini taşır karakterinde. İçine kapanıktır, sıkılgan ve kırılgan bir ruh yapısına sahiptir. Kalabalıklardan, övgüden ve ön planda görülmekten rahatsız olur. Şöhretinin onurunu ağız tadıyla yaşayamaz. Ağızlarda dolaşan adını unutturmayı yeğler. Kimliğinin ve şiirinin, adından önde yürümesini tercih eder. Şayet şöhretten hoşlansaydı bugün milletin dilinde dolaşıp dururdu adı.
    Sezai Karakoç her yönüyle, eskilerin deyimiyle şahsına münhasır(özgün) bir insandır. Etkisi altında kaldığı isimler olsa da bu onun özgünlüğüne zarar getirmez. Kendi şiir ağını büyük bir gayret ve emekle ören bu büyük şahsiyet, kendisinden sonra gelecek olan sanatkâr ruhlu nesle de güzel bir numune olmuştur.
    Onun şiire el attığı yıllarda Türk şiiri kısır bir döngünün sancılarını yaşıyordu. Böyle bir dönemde şiirimize güçlü bir soluk olarak hayat vermiştir. Seven kalplerin yüreğini titreten “Monna Rosa “şiiri uzun yıllar elde çoğaltılarak gönüllerin tercümanı olmuştur. Bu adı taşıyan kitaptaki şiirler çok sonraki yıllarda iki kapak arasına alınarak yayınlanmıştır. Karakoç, Monna Rosa’yı yayınlamamakla sanki okurlarının sevgisini ve samimiyetini test etmiştir. Fakat kendisini sevenler bu şiiri elle veya fotokopi ile çoğaltarak yakın ve uzak çevresindekilere dağıtmayı bir vazife olarak addetmişlerdir. Günümüzde kitapları rafları doldurmasına rağmen yine de okunmayan şairlerin Karakoç’tan ders almaları gerekir.
    Şiirimizin can çekiştiği bir dönemde ortaya çıkarak şiire ivme ve hareket kazandıran Sezai Karakoç, Diriliş dergisini ve aynı adla kurduğu yayınevini şiirin ve genel anlamda İslâmî sanatın emrine sunmuştur. Millî ve manevî duygularla beslenen fikir doktrini etrafında yepyeni bir neslin filizlenmesine zemin hazırlamıştır. Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu, Körfez, Şahdamar, Sesler, Zamana Adanmış Sözler, Ayinler, Çeşmeler, Leyla ile Mecnun, Ateş Dansı, Alınyazısı Saati, Monna Rosa, Hızırla Kırk Saat adlı şiir kitapları onun değişik dönemlerde ortaya koyduğu ve her biri kendine mahsus özellikler taşıyan özgün şiir anıtlarıdır. Bunlarda onun keskin çizgilerini ve hayata bakışını kapalı bir şekilde de olsa görebilirsiniz. “Hızırla Kırk Saat” adlı eserinde İslâm tarihine ayna tutan Üstat Karakoç, şiirini faydacı bir anlayışla okuyucunun sesine dönüştürmüştür. Onun imgeleri zordur. Vasat okuyucu ondan çabuk sıkılabilir. Şiirlerini anlamak için belli bir birikim şarttır. Ama imge yumağını bir çözdünüz mü okuması ve fikretmesi bambaşka haz verir insana.
    Onun şiirlerinde insanımızın asırlardır çekmiş olduğu sancılar ağırlıklı bir yer tutar. Kendisi de Doğu kökenli olduğu için bu yöre insanının yaşama tutunma çabasını ve karşılaştığı maddî ve manevî güçlükleri şiirine yansıtır. Bazı şiirlerinde Doğu-Batı çatışmasını konu edinir. Bunları yaparken şiirin olmazsa olmazlarından taviz vermez; şiirselliği ön planda tutar.
    O, Doğu kaynaklarından beslenmiş olmasına rağmen Batının fikir ve sanat akımlarına yabancı değildir. Aydın bir insan olmanın getirdiği sorumluluk içerisinde hareket ederek iki farklı medeniyetin analizini ve sentezini yaparak geniş bir yelpaze oluşturmuştur. Çok zengin ve esnek bir dil kullanmıştır eserlerinde. O, dil konusunda hiçbir zaman aşırıya kaçmadı. Eski dilin imkânlarından yararlanırken yeni dilin güzel yanlarına sırtını dönmedi. Bu konuda da denge politikası güttü. Bunu inanarak yaptı ve kelimeleri kullanırken çok titiz davrandı. Kelimelerin milliyeti onun için belirleyici bir unsur olmadı. Şiire yakışanı, iç ahengi sağlayanı tercih etti. Bir sanatkâra da bu yakışırdı.
    Karakoç’un şiirine biçim açısından da özgünlük hâkimdir. Ne Osmanlı şiirindeki şekil unsurlarına körü kürüne bağlanmış, ne de Batı şiir formlarını olduğu gibi tercih etmiştir. Onun şiiri bunlardan izler taşımasına rağmen tek başına bunların hiçbiri değildir. O bütün şiir geleneklerinden yararlanarak kendi şiir formlarını oluşturmuştur. Onu başkalarından ayıran ve zamana karşı güçlü kılan herhalde her konuda kendi olma çabasıdır. Bu tavır edebiyatta ve genel anlamda sanatta ayakta kalmanın en önemli şartıdır.
    Karakoç’un şiirlerinde konu zenginliği dikkat çeken unsurlardan biridir. O bazen metafizik kaygılarla alır başını gider, bazen de aşkın deriliklerinde kaybolur. Maddenin sınırlarına hapsolmaz hiçbir zaman… Duygularını dizginlemez ama hissiyatın dağılmasına, başıboş seyretmesine de izin vermez. Coşkuyla hüzün, vuslatla ayrılık, sevgiyle nefret, kâinatı yorumlamadaki derinlikle sığlık iç içedir mısralarında. Birini öbürüne tercih etmez. Bu hususta müdahaleci değildir, her şeyi doğal akışına bırakır. Her mısrada çağın insanının buhranlarına ve genel manada iç dünyasına ayna tutar.
    O, maziye sığınıp kalmadı hiçbir zaman. Daima dinamik olmayı, geçmişle gelecek arasında köprü kurmayı yeğledi. Zamanı uzun bir süreç olarak gördü ve zamanın bir noktasında kalakalmadı. Metafizik öğeleri kullanması, şiirin imkânlarını zorladıysa da dizeleri kütük kalmaktan kurtardı. Capcanlı, diri ve estetik bir içyapı çıktı ortaya
    Onun şiirlerinde hecenin zorlayıcı kalıpları yoktur. Serbest şiir yazmasına rağmen hiçbir zaman şiirin iplerini boş bırakmaz, dizginler daima elindedir. Şiirlerindeki iç ahenk, ölçülü ve kafiyeli şiirlerdeki ahengi aratmaz. Hafızalarda kalan şiirler yazması, onun kelimeleri ustalıkla, adeta oya işler gibi dizmesinden kaynaklanır. Onun şiir üzerine söylediği şu sözler bize sanat anlayışıyla ilgili olarak pek çok ipucu verecek değerdedir:
    “Şair, düşünceyi, ya olağan dışı bir zekâyla donatarak, ya aptallaştırarak kullanır. Yani, anlam, yeni şiirde kendi öz fonksiyonlarını yitirmiştir. Bir uyurgezerdir. Hafızasını kaybetmiştir belki. Şüphesiz şiir mantığı, düz yazı mantığı ile başlar; en az odur. Ama onunla yetinmez; onu, kendi yapısının gereği işlerle yükler. Gerçi yeni şiir, yer yer anlamsızlığı dener. Yer yer anlam boşlukları bırakabilir, anlam tatilleri yapabilir. Ama büsbütün anlamsız şiir düşünülemez. Çünkü şiir mantığı ne kadar değişik olursa olsun, genel mantıktan çıkmadır. Yeni şiirin klasik şiirden farkı, fon olarak, düşüncenin yanı sıra, şuuraltını, davranışları, benliğin en geniş anlamıyla vaziyet alışını da seçmesidir. Yeni şiirin oluşunda zekânın payı eski şiiri kat kat aşkındır gerçi. Ama günümüz şiirinde zekânın hüküm payı, şiiri bağlamaktadır daha çok. Şiirin çıkışı, klasik şiirdeki gibi yalnız zekâdan ötürü değil. Klasik şiir, düşünceyle başlıyor, kafiye ve ölçü ile dinlendiriliyordu. Yeni şiir ise, en az düşünceyle başlıyor, bütün oluş ötesi harekete geçiyor, ancak zekâ ile dinlendiriliyor. Düşünce dediğim, genel mantığa göre düzenlenen ilk kütle.”
    Sezai Karakoç şairliğinin yanında düşünce adamıdır da… Onun değişik yazılarında Müslümanlığının, taşralılığının, Anadolu’nun sesini yakalayabilirsiniz. O fetihler ve bozgunlar arasında gidip gelen milletinin talihini şu dizelerde dile getirir:
    “Halkım yalnız iki duyguyu tanıdı
    Ya birini yaşadı ya öbürünü yaşadı
    Fetih veya bozgun.”
    Gerçekten de doğru bir tespittir bu… Tarihimiz bu çizgide gelişmiştir. Zaferlerle coşmuşuz, bozgunlarla yıkılmışız. Genelleme yaparsak zaferlerimiz bozgunlarla kıyaslanamayacak kadar çoktur. Onun için bahtiyar bir millet olduğumuz söylenebilir.
    Çetin mücadelelerden geçmiştir Sezai Karakoç… Fakat dağ gibi sıkıntılardan yılmamış, üzerlerine gitmiştir. Çok yorulduğu, bunaldığı, kendini yalnız hissettiği zamanlar olmuştur şüphesiz. Gücünün tükendiğini hissettiğinde bile içindeki umut ışığı hiç sönmemiştir. Halk tabiriyle söylemek gerekirse güvendiği dallar çok kere eline gelmiştir. Lâkin o yılmamış, “yılgınlık” tabirini adeta lügatinden silmiştir.
    Sezai Karakoç her zaman inançlı kesimin çağdaş sesi olmuştur. Bugün bir derviş edasıyla bir köşeye çekilmiş umumî manzarayı temaşa etmektedir. Umarım üretkenliğinden bir şey kaybetmemiştir. Bugün onun sesine ve soluğuna olan ihtiyacımız dünden fazladır. Nice güzel şiirler yazması dileğiyle kendisine Allah’tan uzun ve bereketli bir ömür diliyoruz. Sezai Karakoç ve onun gibi yerli sesler bizim rengimiz, avazımız ve nefesimizdir. Allah onları başımızdan eksik etmesin

  • Cevdet Kemal Durmuşoğlu
    Cevdet Kemal Durmuşoğlu 26.03.2006 - 18:59

    ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi maliye bölümü mezunu 2.yeni akımının kurucularından daha sonra yeni islami şiirin öncülerinden oluyor.mona rosa şiiri çok etkileyiçi şiiri şekilsel açısından ikinci yeni şiirine benzesede muhteva açısından ikinçi yeni şiirinden farklı,şiirlerinde aile kavramı türk kültürü ön plana çıkarılıyor. ikinci yeni şiirinin tam tersi bir şiir anlayışı olarak,şiirlerinde anti komünist öğeler ön plana çıkıyor.

  • Bahar Canbakış
    Bahar Canbakış 04.01.2006 - 09:10

    harikaaaaaa....

    ne büyük bir şair ne büyük bir insan......
    her şiiri ayrı güzelll

    siyah güller, ak güller....

  • Ahmet Kulu
    Ahmet Kulu 15.06.2005 - 02:07

    Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim;
    Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura.
    Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim,
    İtimat edeceğim şu belalı yağmura.
    Ruhuma bayrak yapıp ben teslim edeceğim
    Asılmış bir adamın iki eli yağmura.
    Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim.

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 01.06.2005 - 15:47

    Fikir adami, dava adami, şair

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 29.04.2005 - 20:40

    Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark
    Bir yanda şehir,bir yanda kiraz bahçeleri...

  • Nurkamer Kamisli
    Nurkamer Kamisli 19.11.2004 - 14:07

    begendigim bir sair ve yazar. mona rosayi ilk okudugumda cok etkilenmistim. halada benim icin cok fazla sey ifade eder ve alippp götürür eskilere.
    zaman ne cabuk geciyor mona
    saat on ikidir
    söndü lambalar
    uyuda turnalar girsin rüyana
    bakma tuhaf tuhaf göge bu kadar
    zaman ne cabuk geciyor mona.
    harbiden daha ötesi yok, sevgideki son nokta :)))

  • Serkan Selçuk
    Serkan Selçuk 18.11.2004 - 01:35

    SESSIZ MÜZIK

    Sen kis günesi misin
    Yakarsin isitmazsin

    Bir irmagin ortasi yoksa
    Seni mi hatirlayacagim

    Bu dünyada olup bitenlerin
    Olup bitmemis olmasi için
    Ne yapiyorsun

    Sizin evin duvarlari tastan
    Dumani da mi tastan

    Seni kiz arkadaslarindan
    Sevinç gözyaslari içinde
    Öpen olmayacak mi

    Ezberledigin siir
    Bekledigin adam

    Sezai Karakoç
    (Körfez)

  • Demet Hocaoğlu
    Demet Hocaoğlu 18.11.2004 - 01:14

    hayatta, beni en çok etkileyen şaairlerin başında gelir kendisi..
    Sezai karakoç...
    mükemmel bi ruhu var..
    bi erkek bu kadar güsel ve tam anlatabilirdi aşkı ve de duyguları...

  • Soner Ünal
    Soner Ünal 29.10.2004 - 22:47

    Sezai Karakoçu tanıdığım üniversitenin ilk yıllarında bir şairin beni bu kadar etkileyebilecek ve ruh dünyamdaki benin aksini bu kadar güzel dillendirecek birini tanımış olmaktan ve şiirlerini (Mona Rosa başta olmak üzere) okumaktan çok mutluyum..

    Özellikle Mona Rosa'daki şu mısraları

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar

    Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

    Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

    Işıksız ruhumu sallar da durur

    Zambaklar en ıssız yerlerde açar



    Ellerin ellerin ve parmakların

    Bir nar çiçeğini eziyor gibi

    Ellerinden belli oluyor bir kadın

    Denizin dibinde geziyor gibi

    Ellerin ellerin ve parmakların



    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Saat onikidir söndü lambalar

    Uyu da turnalar girsin rüyana

    Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

    Bir sevgiyi en iyi anlatan dizeler. Gerçek sevgiler için..

  • Yusuf Altındağ
    Yusuf Altındağ 04.08.2004 - 21:31

    Üstad Necip Fazıl'ın 'ruhumun çocuğu'diye hitap ettiği büyük şair ve dava adamı

  • Monna Rosa
    Monna Rosa 22.07.2004 - 12:33

    o ki çoğundan en muhteşem o

  • Sait Diyapoğlu
    Sait Diyapoğlu 11.04.2004 - 20:28

    Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine derim başka da bir şey demem.. ne muhteşemdir sonu... 'yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır...'

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut 06.02.2004 - 04:02

    cok buyuk mutefekkir cok...degeri gun gectikce daha iyi anlasilacak...

  • Yasin Doğan
    Yasin Doğan 18.12.2003 - 11:30

    ..
    ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
    gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanım
    ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

    süt içmeye çağırıyorum seni parmaklarımdan
    kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut 27.05.2003 - 20:50

    bu siir inanilmaz birsey....her buyuk sair boyle bir siir yazmak icin herhalde 10 siirini verirdi....

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut 27.05.2003 - 20:49

    SURGUN ULKEDEN BASKENTLER BASKENTINE

    IV

    Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakima bu sürgünün bir süregi
    Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim
    Günesi bahardan koparip
    Askin bu en onulmazindan koparip
    Bir tuz bulutu gibi
    Savuran yüregime
    Ah uzatma dünya sürgünümü benim
    Nice yoruldugum ayakkabilarimdan degil
    Ayaklarimdan belli
    Lambalar egri
    Aynalar akrep melegi
    Zaman çarpilmis atin son hayali
    Ev miras degil mirasin hayaleti
    Ey gönlümün dogurdugu
    Büyüttügü emzirdigi
    Kus tüyünden
    Ve kus sütünden
    Geceler ve gündüzlerde
    Insanliga anit gibi yükselttigi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Bütün siirlerde söyledigim sensin
    Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
    Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
    Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
    Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
    Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
    Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
    Ey gönüllerin en yumusagi en derini
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Yillar geçti sapan olumsuz iz birakti toprakta
    Yildizlara uzanip hep seni sordum gece yarilarinda
    Çati katlarinda bodrum katlarinda
    Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
    Hep Kanlica'da Emirgan'da
    Kandilli'nin kursuni safaklarinda
    Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
    Simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Ey çagdas Kudüs (Meryem)
    Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
    Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
    Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
    Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
    Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
    Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
    Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
    Verilmemis hesaplarin korkusuyla
    Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
    Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
    Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
    Yoktan da vardan da ötede bir Var vardir
    Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
    O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
    Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
    Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
    Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
    Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
    Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
    Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
    Sendan ümit kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut 26.05.2003 - 21:44

    '
    Öncü kuşakların öncüsü: Sezai Karakoç

    Türkiye'nin ve İslâm dünyasının tatile çıktığı tarihten 'ev'e dönebilmesi, uyuduğu 'kış uykusu'ndan uyanarak 'kendine gelebilmesi', silkinerek yeniden ayağa kalkabilmesi, yeniden tarih sahnesindeki onurlu yerini alabilmesi, hakîkî rolünü oynayabilmesi ve kanatlandırıcı bir yürüyüşe öncülük edebilmesi için yaratıcı bir ruha ve kurucu bir iradeye ihtiyacı var; hem de şiddetle. Türkiye'de de İslâm dünyasında da siyasette, kültürde, sanatta, ekonomide ve her şeyden önce ve öte düşünce hayatında dünyanın bile kayıtsız kalamayacağı, tüm dünyaya kanatlandırıcı, ufuk ve çığır açıcı bir ruh üfleyecek böylesi bir yaratıcı ruhun ve kurucu iradenin İslâm olduğu artık karşı konulmaz bir şekilde ortaya çıkmıştır.

    Türkiye'de bize bu yakıcı gerçeği gösteren ve her dâim hatırlatan tek bir kişiden sözetmemiz gerekirse, bu kutlu kişi hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde üstad Sezai Karakoç'tur derim. Ben böyle düşünüyorum düşünmesine ama Sezai Karakoç'un genç kuşaklar tarafından hakettiği ilgiyi görmediğini, Türkiye'deki düşünce hayatı konusunda bir şeyler söyleme makamında olan kişilerce de hakettiği yerin ıslandığını görüyor ve kahroluyorum.

    Derslerimde, sohbetlerimde, konferanslarımda muhataplarıma ilk sorduğum sorulardan biri Sezai Karakoç'u ne kadar tanıdıkları sorusu oluyor. Bugüne kadar aldığım cevaplar, beni şoke eden türden cevaplar oldu.

    Ben, modernliğin meydan okumasından sonraki son iki-üç asırlık süreçte çıkarabildiğimiz en büyük düşünürlerden biri, belki de birincisi olarak görülmesi gereken Sezai Karakoç'un bütün kuşaklar tarafından iyi tanındığı şeklinde bir kanaate sahiptim... İngiltere'deyken öyle anlar oluyordu ki, geceleri uykum kaçıyor, 'mutlaka üstada gitmem gerekir; hayır arkadaş, derhal toparlan, atla uçağa ve soluğu üstadın yanında al' diyordum kendi kendime... Üstadın zamana ve mekâna meydan okuyan o 'kavrayan duyguyu onaran', 'metafizik ürperti' ve 'metafizik gerilim şartı' aşılayan metinleri, şiirleri, zihnî keşifleri ve yolculukları beni yerimde hop oturtup hop kaldırtıyor, uykularımı alt üst ediyordu...

    Ancak İngiltere'den döndüğümde üstadın yılardır bende çaktırdığı kıvılcımların özellikle genç kuşaklarda ve öncekilerinde benzerlerini göremeyince tek kelimeyle yıkıldım. Bu kadar ruhsuzlaşabilecek insanlar mıydık biz?

    Ve medeniyet tasavvuru çalışmasına hasbel kader soyununca bütün arkadaşlara işe önce Sezai Karakoç'un külliyatını devirmekle başlamamızın kaçınılmaz olduğunu söyledim.

    Bu satırları yazarken bile fena halde tedirgin edici bir hâlet-i ruhiye içinde olduğumu açıkça itiraf etmek zorundayım: Sezai Karakoç'un böyle bir yazıya ihtiyacı var mı? Elbette ki yok... Ben Sezai Karakoç'u hakkıyla anlatabilecek biri olduğumu da pek sanmıyorum.

    Ancak yapılması gereken bir şey var: Vefâ borcumu ödemek. Hiç olmazsa bunu yapabilirim; yapmak zorundayım.

    Sezai Karakoç, en az iki kuşağın öncülüğünü yapmış bir düşünürdür: Bizden önceki kuşak ve bizim içinde yeraldığımız kuşak. Bu iki kuşak Sezai Karakoç'un diriliş ruhunu ve ilhamını hakkıyla kavrayabildi mi, bundan pek emin değilim. Ama bizden sonraki kuşakların Sezai Karakoç'u daha iyi kavrayabileceğini düşünüyorum: Üstad Necip Fazıl'ın çaktığı, Sezai Karakoç'un tutuşturduğu kıvılcımı, bizden sonraki kuşakların bir 'yitik cennet' icadı, bir 'kıyamet aşısı' aşılaması yapabilecek bir susuzluğa, bir susamışlığa sahip olduğunu görüyorum. Bu kuşağın sahip olduğu susuzluğun, susamışlığın diriliş ruhunun vereceği ilhama, o yaratıcı ruha ve kurucu iradeye diğer kuşaklardan çok daha fazla ihtiyaç hissettiğini, bu ihtiyacı farkettiği an bu kuşağın kutlu atlara binip dört nala koşmaya başlayacağını görüyor gibiyim...

    O yüzden bu yeni kuşağın Sezai Karakoç'u çok iyi tanıması gerekiyor; hemen, derhal ve şimdi!

    Peki, Sezai Karakoç neden önemli?

    Her şeyden önce, Sezai Karakoç, öncü kuşakların öncüsüdür: Dün, bugün ve gelecek öncü kuşakların. Çünkü daha önce özetlemeye çalıştığım 'peygamberî misyon'un tanık, özne ve öncü özelliklerini kişiliğinde, eserlerinde ve eylemlerinde toplayabilen, son iki-üç asırlık zaman diliminin en büyük mütefekkiridir.

    Burada 'abarttığımı düşünenler çıkabilir mi acaba? ' diye kendi kendime sormadan edemiyorum. Hayır, abartmıyorum. Zaman geçtikçe bunun abartıyla filan ilgisinin olmadığı daha iyi anlaşılacak...

    Sezai Karakoç, vahyi, vahyin kaynağını oluşturduğu İslâm medeniyetini bütün yönleriyle ve boyutlarıyla, bütün incelikleriyle ve derinlikleriyle, bütün pınarlarıyla ve damarlarıyla kavrayabilmiş; çağa yaratıcı bir ruh ve kurucu bir irade üfleyebilecek bir dille sunabilmiş büyük bir mütefekkir, sanatçı, tarih felsefecisi ve estettir: Şeyh Galip'ten sonra Leylâ ve Mecnûn'u yazabilmiş tek sanatçıdır. İbn Haldun'dan sonra İslâm medeniyetinin yüzü aynı anda geçmişe ve geleceğe dönük gramerini çıkarabilmiş tek tarih felsefecisidir.

    Bütün bunları mümkün kılan ve İbn Haldun'dan bu yana sadece Sezai Karakoç'un yaptığı bir şey var: Başta hâkim Batı kültürü olmak üzere, insanlık tarihindeki belli başlı gelmiş geçmiş medeniyetlerin sanattan günlük hayatın işleyişine, düşünce ufuklarından tarihî derinliklerine kadar anlam haritalarını ve anlamlandırma pratiklerini özlü bir şekilde çıkarabilmiş, medeniyetlerin destanını yazabilmiş en büyük bilge kişimizdir. Hem çağının; hem de kadîm medeniyetlerin çağlarının tanığı bir bilge kişi.

    Üstad Sezai Karakoç'ta İslâm dünyasının çağdaş düşünürlerinde ve öncülerinde gözlenen ufuk darlığının izlerini bile görebilmek, Batılı, özellikle de Marksist literatürün gelip geçici izlerine bile rastlayabilmek imkânsızdır. O yüzden aşıladığı diriliş ruhu ve mayası, çağdaşlarında gözlenen reaksiyoner ve savunmacı marazîleklerle malûl değildir. Bu nedenledir ki, çağdaşlarında gözlenen, ideolojilerin yan ürünü olan selefîliğin yol kesen tuzaklarının, nefes tıkayan bariyerlerinin izlerini, Sezai Karakoç'ta göremezsiniz.

    Üstad, dünün, bugünün ve geleceğin kuşaklarının her dâim yeni bir ruh bulabilecekleri, her dâim yeniden kanatlanmalarını mümkün kılabilecek geleceğin çağlarına yön ve şekil verecek, yaratıcı bir ruh ve kurucu bir irade hediye edecek, aynı anda hem fizik, hem de metafizik dünyaların kıvrımlarında, labirentlerinde, derinliklerinde, ufuklarında 'at koşturabilen' hakîkatin sınır tanımaz gücüyle gergef gibi örülen bir medeniyet tasavvuru anıtı armağan etmiştir hepimize: Bize düşen bu anıtı, bütün bir insanlık ülkesine dikebilecek ve bütün insanlığın ülküsü katına yükseltebilecek sarsılmaz ve muhkem yolculuklara çıkmaktır. Hiçbir şeyin, hiçbir şerrin engel olamayacağı, çağları kuşatacak ve kucaklayacak, herkesi sulayacak ve kanatlandıracak yolculuklara çıkabilmek. Bariyerleri birer birer aşarak, herkesin yürüyebileceği koridorlar açabilmek ve herkesin konaklayabileceği kutlu konaklar inşâ edebilmek... '

    Yusuf Kaplan

  • Murat Yamtar
    Murat Yamtar 24.05.2003 - 12:04

    Ve yalnızlık
    Sigara külü kadar yalnızlık
    Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
    Sana da Mona Roza taş bebeği bıraktık
    Ellerinde kılçıklı balıkların bir dişi
    Senin hatıran kadar yeri büyük ve karanlık
    Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi
    Ve yalnızlık...

  • Nurdan Çubukçu
    Nurdan Çubukçu 21.05.2003 - 23:03

    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünüm benim

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut 20.05.2003 - 22:02

    ustad herseyiyle bambaskadir, tatlidir, ictendir, gayretlidir...onun en cok bu ruya gorur gibi yazmasina hayranim...

  • Muhammed Ali Bir
    Muhammed Ali Bir 01.01.2003 - 14:50

    'Diriliş ki asadır / Yılanları yutandır / Firavun saltanatı / Yılandır dirilişe'...