Kültür Sanat Edebiyat Şiir

sezai karakoç sizce ne demek, sezai karakoç size neyi çağrıştırıyor?

sezai karakoç terimi tarafından tarihinde eklendi

  • Şaban Mortaş
    Şaban Mortaş

    Şiirin uç beyi...

  • Gül İz Sokak
    Gül İz Sokak

    Şehrazat

    Sen gecenin gündüzün dışında
    Sen kalbin atışında kanın akışında
    Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında
    Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

    Sen bir rüya geceleyin gündüzün
    Sen bir yağmur ince hazin
    Sen şarkılarca büyük hüzün
    Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne
    Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

    Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın
    Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın
    Sen başını çeviren cellatbaşının günü
    Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız
    Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat
    Sen sevgili sen can sen yarsın

    Sezai Karakoç

  • Hasan Ayar
    Hasan Ayar

    Liliyar

    Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
    Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
    Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
    Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
    Kuklalar titremesin ne yapsın
    Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
    Kuklaların kukla olmadığı besbelli
    Lilinin çekip gideceği besbelli
    Lilinin dönüp geleceği besbelli

    Ekmek ha bakkalın olmuş ha Cabaret de Paris'nin
    Sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte Lili
    Ekmek ne kadar Allahınsa Lili de o kadar Allahın Lili
    Yüzün ruhun kadar aydınlık ya Lili
    Gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya Lili
    Anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
    Olamaz Üsküdardan geçeriken bulduğun mendil

    -Bizi bırakıp nereye gidiyorsun Lili
    Demek bizi bırakıp gidiyorsun Lili
    Sen daima güzeller güzelini bulursun Lili
    Sen istesen de taş yürekli olamazsın
    Sen daima güzeller güzeli olursun Lili
    Demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
    Hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
    Öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü Lili
    Tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
    Sen daima Sultanlar Sultanı olursun Lili
    Demek sen gidiyorsun Lili
    Bizi öpmeden mi gideceksin Lili

    Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
    Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
    Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
    Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
    Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
    Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
    Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
    Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
    Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
    Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu

    Ben konuşmasını bilmem Lili

    Sezai Karakoç

  • Hasan Ayar
    Hasan Ayar

    İnci Dakikaları

    Sen bana yeni yılsın her dakika
    Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

    Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
    Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
    Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
    Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
    Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
    Erkek ağlar mı diyeceksin
    Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
    Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
    Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
    Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
    Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
    Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
    Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
    Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
    Sen benim ağlamamı erkeklığıme
    Uyanan ölmeyen yenilenen
    Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
    Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

    Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
    Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

    Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
    Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
    Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
    Şehrin ölümünü yanlış anlama
    Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
    Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

    Senin odan günışığı en güzel müzik bana
    Farklılıklar odası
    Giden tren buharları içinde örümcek ağı
    Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
    Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
    Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

    Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
    Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
    Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
    İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
    Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
    Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
    Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
    Oldukları yerde bile

    Sezai Karakoç

  • Ömürlük Misafir
    Ömürlük Misafir

    uzatma dünya sürgünümü benim..

  • Gürgen Çınar
    Gürgen Çınar

    gerçek bir şair.şiirlerin efendisi.onu anlatmaya yetecek tek kelime bulamıyorum..

  • Ayşe Öz
    Ayşe Öz

    'Başkası gibi olma'nın olmamak, olmayacak birşey olduğuna inanan, bunu haykıran ve diğer zümre şairlerinden farklılığını mısralarında kanıtlayan şair.

  • Nagihan Şahin
    Nagihan Şahin

    şiirlerinde kendimi buldum.müthiş bir şair....

  • Yakup Uğur
    Yakup Uğur

    Sezai Karakoç aklıma gelen ilk şiiri Mona Roza aşkı, sedayı, sitemi dolayısıyla hayatı anlatan çok güzel bi şiir... sonra anladım ki her şiiri bi başka hayatmış, en büyük üzüntüm onu geç tanımış olmak...

  • Cem Cemal
    Cem Cemal

    Diriliş Mimarı.Seküler dünyanın şairi olsaydı adını ağza almaktan korkacağımız büyüklükte,kendine ulaşamayacağımız uzaklıkta olacak olan,ama İslam'ın onuru için bize bir Tanrı lütfu olan şair.

    Geçmiş ve gelecek nesiller için gösterilebilecek olan anıtlardan öte Diriliş Kahramanı.

  • Halime
    Halime

    Necip Fazılla Sezai Karakoç benim için ekol! ! ! bütün şiirlerini seviyorummmmmmm

  • Cevriye Cebiryırtılmaz
    Cevriye Cebiryırtılmaz

    mecnun, mum ve pervane..sağlam şiir..o bir üstad.

  • Necdet Karasevda
    Necdet Karasevda

    doğunun yedinci oğlu.
    şiirin haysiyetini korumuş, bir anıt insan.
    kainat sırlarının özsuyuyla yıkadığı şiirleriyle yüreklere yürüyen bir diriliş dellalı.
    aşkın ve ateşin oğlu.
    zarif ve naif adam.
    yüreğimin suskun süvarisi.
    anladım diyenlerin yalancı kesildikleri bir muamma!
    ilan-ı aşkların serlevha şairi.
    bir çok şairin uğruna öldüğü kıymetleri ayaklar altına alan sarraf-ı bihemta.
    velhasılı kelam, yüreğiyle yüreğimi, dizeleriyle dizelerimi, fikirleriyle fikirlerimi yıkadığım, arındırdığım yüzde yüz insan.
    sezai karakoç.
    vefa ve inancın aşkın şairi.

  • Ahmet Bayrak
    Ahmet Bayrak

    ...
    'ilân-ı aşk eden dil balıkları
    Aşina suları çabuk terk eder...'

  • Aliye
    Aliye

    öpüp başıma koyduğum şiirlerin şairi...

  • Leyla Gül
    Leyla Gül

    'Zambaklar en ıssız yerlerde açarlar'' da Efendim..
    Sahiplerini beklerler..
    Öyle buyurmamış mıydınız 'seneler evvel..'
    'Biz ahir' efendim..?

  • Murat Yılmaz
    Murat Yılmaz

    tabiii ki mona roza

  • Ebrar Hasene
    Ebrar Hasene

    'Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.

    Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın

    Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum.

    Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.'

    kelimelerin kavuşması....yakıcı bir yazılım.......

  • Melek Kara
    Melek Kara

    senin kalbinde sürgün oldum ilkin,
    bütün sdürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin,şölenlerin, ayinlerin,yortuların dışında
    sana geldim, ayaklarına kapanmaya geldim,
    af dilemeye geldim, affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim.........


    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim......
    ............

  • Nihade Sıfır
    Nihade Sıfır

    yittiğim....

    Bir de bakalım Leyla köşesinden

    Aşkın kadın adlı penceresinden

    Bırakmıştı kendini yazılmış olana

    Susmak ve konuşmamak denen cana

    Evlenmişti ve görünüşte mutlu

    Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu

    Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta

    Kalbi kurcalıyordu hala

    Mecnun ne olmuştu neredeydi

    Nasıldı ne yapıyordu hali neydi

    Geceleri loş gölgeler arasında

    Kum tepelerinde ay yarasında

    Mecnuna benzeyen hayaller olurdu

    Bu anlarda sanki kalbi dururdu

    Bitmiş olan bir daha mı başlayacak

    Ne çare başlayan başlamamış

    Bitmiş bitmemiş olacak

    Gibi gelirdi Ona

    Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura

    Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura

    Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu

    Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu

    Gün kırmıştı siyah çerçevesini

    Yarmıştı ışıkta ötesini berisini

    Baskın korkusuyla ürperen çadırların

    Bugün düzen ve güven, ama yarın! !

    Yarına bir güvence olmayan

    Neye yarar böyle bir şimdiki zaman

    Acıyla da olsa dopdolu olan hayat

    Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat

    Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda

    Agızdaki tad benzemiyor eski tada

    Irmak kurumuş rüzgar esmiyor

    Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor

    Arzu ve korku iki karanlık duygu

    Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu

    Ya bir gün geri dönerse Mecnun

    Yine altüst olursa ortalık bütün

    Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu

    Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu

    Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini

    Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini

    Eski oldu diyelim ama neydi yeni

    Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni

    Nasıl öldürmeli ölmeyeni

    Nasıl diri sayarsın ölü olanı

    Eski bir zehirdi belki ama yeni

    Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi

    Beklemek neyi bekledigini bilmeden

    Gün günü ay ayı kovalarken

    Beklemek bir vaktin dolusunu

    Öç alan kaderin zalim oyunu

    Her şey akılla kurulu akılla düzgün

    Ama aklın içinde olmalı baharat gibi

    Bir parça delilik

    Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş

    Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş

    Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet

    Yetmez olur insana bir gün elbet

    İnsan hep birşey umar bekler

    Ne oldugunu bilmez fakat

    Fakat sonradan duruldu Leyla

    Tevekkülle huzuru buldu Leyla

    Ruhta kopan fırtınalar dindi

    Gökten gönle sükunet indi

    Anladı ki acı tatlı soguk sıcak

    Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak

    Hep aynı varoluşun dönüşümleri

    Aydınlanışları ve sönüşümleri

    Her şey havada döner durur

    Sonunda Tanrı varlıgında yok olur

    Ruh hürdür vücut esir

    Ruh baldır beden zehir

    Ruh hürdür Tanrı aşkıyla

    Baglı degil yer ve zaman kaydıyla

    Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona

    Gitse gitmese Ona Leyla

    Tanrı katında buluşmuşlardır

    Hakikat yurduna kavuşmuşlardır



    daha ne söylemeli bilmem ki yada söylenenler üstüne söz söylemek bize düşermi?

  • Kağan Katalay
    Kağan Katalay

    Kıymetini bilmiyoruz.

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun

    'Yitik Cennet'...ısrarla tavsiye edilir..muhteşem tespitleri var yazarın..

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan

    kelimelerim fakir anlatmak için onu...

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan

    bir pikniktir yeraltı gençliğine gözlerin...

  • Baran Çaçan
    Baran Çaçan

    saçlarını kimin için bölük bölük yapmışsın
    saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
    tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
    gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
    sen kaç köşeli yıldızsın

  • Buket
    Buket

    ...Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim...

  • Ceylan Pervin
    Ceylan Pervin

    ...mona roza...nasıl bir aşkla sevmiş..ve bu harikulade şiiri yazmış..

  • Duney Neuh
    Duney Neuh

    balkon şiirini okuyupta sarsılmayan beri gelsin.çoook iyi...

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç

    SEZAİ KARAKOÇ’UN ŞİİR COĞRAFYASI
    M.NİHAT MALKOÇ

    Türk şiirinin bereketli pınarlarından birisidir Sezai Karakoç… Şiirimizin tükenmez rezervlerinden biri olan bu onurlu kalemi şiirimizde yer alan grupların birine dâhil etmek zorlama bir gayret olur. Onu İkinci yeni içerisinde ansalar da bu onun şiir dünyasını ifade etmekte yetersiz bir sınıflandırmadır. Doğrusunu söylemek gerekirse o başlı başına bir ekoldür. İkinci Yeni sınıfına dâhil edilenlerin hiçbiri Sezai Karakoç’la aynı dinî inançları paylaşmamaktadır. Bu bile onları aynı safta gösterme gayretlerine engeldir. Onun şiirini ancak şekil açısından İkinci Yeni grubunun içerisinde sayabilirsiniz. İçerik olarak farklı kaynaklardan beslenmişlerdir. Karakoç, Necip Fazıl’ın dünya görüşünden ve üslûbundan etkilenmiş olmasına rağmen şiirleri bambaşka bir renkte ve tattadır. Bu iki şairi bağdaştırmak sadece fikir yönüyle doğrudur.
    Diriliş adını verdiği bir fikir kozasını örmekle geçirmiştir ömrünü. Bu koza ilimde, fikirde, sanatta, siyasette, kısaca her alanda ruhların kıyama kalkmasını ifade etmektedir. Öyle ki bir ara aktif siyasetin mücadelesine girişmiş bu kozanın kelebeği… Fakat gayesi politika çarklarından geçip ilerlemek, görüşlerinden taviz vererek bir yerlere gelmek olmadığı için tez zamanda vazgeçmiştir bu çıkmaz yolun kavşağından.
    Karakoç, Doğunun haysiyetli çocuğudur. Aslen Diyarbakır’ın Ergani kazasındandır. Çocukluğu ve ilk gençliği bu topraklarda geçmiştir. Onun için dünyaya ve eşyaya hep Doğulu bir gözle bakmıştır hayatı boyunca. Bunun yanında yörenin pek çok hususiyetini taşır karakterinde. İçine kapanıktır, sıkılgan ve kırılgan bir ruh yapısına sahiptir. Kalabalıklardan, övgüden ve ön planda görülmekten rahatsız olur. Şöhretinin onurunu ağız tadıyla yaşayamaz. Ağızlarda dolaşan adını unutturmayı yeğler. Kimliğinin ve şiirinin, adından önde yürümesini tercih eder. Şayet şöhretten hoşlansaydı bugün milletin dilinde dolaşıp dururdu adı.
    Sezai Karakoç her yönüyle, eskilerin deyimiyle şahsına münhasır(özgün) bir insandır. Etkisi altında kaldığı isimler olsa da bu onun özgünlüğüne zarar getirmez. Kendi şiir ağını büyük bir gayret ve emekle ören bu büyük şahsiyet, kendisinden sonra gelecek olan sanatkâr ruhlu nesle de güzel bir numune olmuştur.
    Onun şiire el attığı yıllarda Türk şiiri kısır bir döngünün sancılarını yaşıyordu. Böyle bir dönemde şiirimize güçlü bir soluk olarak hayat vermiştir. Seven kalplerin yüreğini titreten “Monna Rosa “şiiri uzun yıllar elde çoğaltılarak gönüllerin tercümanı olmuştur. Bu adı taşıyan kitaptaki şiirler çok sonraki yıllarda iki kapak arasına alınarak yayınlanmıştır. Karakoç, Monna Rosa’yı yayınlamamakla sanki okurlarının sevgisini ve samimiyetini test etmiştir. Fakat kendisini sevenler bu şiiri elle veya fotokopi ile çoğaltarak yakın ve uzak çevresindekilere dağıtmayı bir vazife olarak addetmişlerdir. Günümüzde kitapları rafları doldurmasına rağmen yine de okunmayan şairlerin Karakoç’tan ders almaları gerekir.
    Şiirimizin can çekiştiği bir dönemde ortaya çıkarak şiire ivme ve hareket kazandıran Sezai Karakoç, Diriliş dergisini ve aynı adla kurduğu yayınevini şiirin ve genel anlamda İslâmî sanatın emrine sunmuştur. Millî ve manevî duygularla beslenen fikir doktrini etrafında yepyeni bir neslin filizlenmesine zemin hazırlamıştır. Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu, Körfez, Şahdamar, Sesler, Zamana Adanmış Sözler, Ayinler, Çeşmeler, Leyla ile Mecnun, Ateş Dansı, Alınyazısı Saati, Monna Rosa, Hızırla Kırk Saat adlı şiir kitapları onun değişik dönemlerde ortaya koyduğu ve her biri kendine mahsus özellikler taşıyan özgün şiir anıtlarıdır. Bunlarda onun keskin çizgilerini ve hayata bakışını kapalı bir şekilde de olsa görebilirsiniz. “Hızırla Kırk Saat” adlı eserinde İslâm tarihine ayna tutan Üstat Karakoç, şiirini faydacı bir anlayışla okuyucunun sesine dönüştürmüştür. Onun imgeleri zordur. Vasat okuyucu ondan çabuk sıkılabilir. Şiirlerini anlamak için belli bir birikim şarttır. Ama imge yumağını bir çözdünüz mü okuması ve fikretmesi bambaşka haz verir insana.
    Onun şiirlerinde insanımızın asırlardır çekmiş olduğu sancılar ağırlıklı bir yer tutar. Kendisi de Doğu kökenli olduğu için bu yöre insanının yaşama tutunma çabasını ve karşılaştığı maddî ve manevî güçlükleri şiirine yansıtır. Bazı şiirlerinde Doğu-Batı çatışmasını konu edinir. Bunları yaparken şiirin olmazsa olmazlarından taviz vermez; şiirselliği ön planda tutar.
    O, Doğu kaynaklarından beslenmiş olmasına rağmen Batının fikir ve sanat akımlarına yabancı değildir. Aydın bir insan olmanın getirdiği sorumluluk içerisinde hareket ederek iki farklı medeniyetin analizini ve sentezini yaparak geniş bir yelpaze oluşturmuştur. Çok zengin ve esnek bir dil kullanmıştır eserlerinde. O, dil konusunda hiçbir zaman aşırıya kaçmadı. Eski dilin imkânlarından yararlanırken yeni dilin güzel yanlarına sırtını dönmedi. Bu konuda da denge politikası güttü. Bunu inanarak yaptı ve kelimeleri kullanırken çok titiz davrandı. Kelimelerin milliyeti onun için belirleyici bir unsur olmadı. Şiire yakışanı, iç ahengi sağlayanı tercih etti. Bir sanatkâra da bu yakışırdı.
    Karakoç’un şiirine biçim açısından da özgünlük hâkimdir. Ne Osmanlı şiirindeki şekil unsurlarına körü kürüne bağlanmış, ne de Batı şiir formlarını olduğu gibi tercih etmiştir. Onun şiiri bunlardan izler taşımasına rağmen tek başına bunların hiçbiri değildir. O bütün şiir geleneklerinden yararlanarak kendi şiir formlarını oluşturmuştur. Onu başkalarından ayıran ve zamana karşı güçlü kılan herhalde her konuda kendi olma çabasıdır. Bu tavır edebiyatta ve genel anlamda sanatta ayakta kalmanın en önemli şartıdır.
    Karakoç’un şiirlerinde konu zenginliği dikkat çeken unsurlardan biridir. O bazen metafizik kaygılarla alır başını gider, bazen de aşkın deriliklerinde kaybolur. Maddenin sınırlarına hapsolmaz hiçbir zaman… Duygularını dizginlemez ama hissiyatın dağılmasına, başıboş seyretmesine de izin vermez. Coşkuyla hüzün, vuslatla ayrılık, sevgiyle nefret, kâinatı yorumlamadaki derinlikle sığlık iç içedir mısralarında. Birini öbürüne tercih etmez. Bu hususta müdahaleci değildir, her şeyi doğal akışına bırakır. Her mısrada çağın insanının buhranlarına ve genel manada iç dünyasına ayna tutar.
    O, maziye sığınıp kalmadı hiçbir zaman. Daima dinamik olmayı, geçmişle gelecek arasında köprü kurmayı yeğledi. Zamanı uzun bir süreç olarak gördü ve zamanın bir noktasında kalakalmadı. Metafizik öğeleri kullanması, şiirin imkânlarını zorladıysa da dizeleri kütük kalmaktan kurtardı. Capcanlı, diri ve estetik bir içyapı çıktı ortaya
    Onun şiirlerinde hecenin zorlayıcı kalıpları yoktur. Serbest şiir yazmasına rağmen hiçbir zaman şiirin iplerini boş bırakmaz, dizginler daima elindedir. Şiirlerindeki iç ahenk, ölçülü ve kafiyeli şiirlerdeki ahengi aratmaz. Hafızalarda kalan şiirler yazması, onun kelimeleri ustalıkla, adeta oya işler gibi dizmesinden kaynaklanır. Onun şiir üzerine söylediği şu sözler bize sanat anlayışıyla ilgili olarak pek çok ipucu verecek değerdedir:
    “Şair, düşünceyi, ya olağan dışı bir zekâyla donatarak, ya aptallaştırarak kullanır. Yani, anlam, yeni şiirde kendi öz fonksiyonlarını yitirmiştir. Bir uyurgezerdir. Hafızasını kaybetmiştir belki. Şüphesiz şiir mantığı, düz yazı mantığı ile başlar; en az odur. Ama onunla yetinmez; onu, kendi yapısının gereği işlerle yükler. Gerçi yeni şiir, yer yer anlamsızlığı dener. Yer yer anlam boşlukları bırakabilir, anlam tatilleri yapabilir. Ama büsbütün anlamsız şiir düşünülemez. Çünkü şiir mantığı ne kadar değişik olursa olsun, genel mantıktan çıkmadır. Yeni şiirin klasik şiirden farkı, fon olarak, düşüncenin yanı sıra, şuuraltını, davranışları, benliğin en geniş anlamıyla vaziyet alışını da seçmesidir. Yeni şiirin oluşunda zekânın payı eski şiiri kat kat aşkındır gerçi. Ama günümüz şiirinde zekânın hüküm payı, şiiri bağlamaktadır daha çok. Şiirin çıkışı, klasik şiirdeki gibi yalnız zekâdan ötürü değil. Klasik şiir, düşünceyle başlıyor, kafiye ve ölçü ile dinlendiriliyordu. Yeni şiir ise, en az düşünceyle başlıyor, bütün oluş ötesi harekete geçiyor, ancak zekâ ile dinlendiriliyor. Düşünce dediğim, genel mantığa göre düzenlenen ilk kütle.”
    Sezai Karakoç şairliğinin yanında düşünce adamıdır da… Onun değişik yazılarında Müslümanlığının, taşralılığının, Anadolu’nun sesini yakalayabilirsiniz. O fetihler ve bozgunlar arasında gidip gelen milletinin talihini şu dizelerde dile getirir:
    “Halkım yalnız iki duyguyu tanıdı
    Ya birini yaşadı ya öbürünü yaşadı
    Fetih veya bozgun.”
    Gerçekten de doğru bir tespittir bu… Tarihimiz bu çizgide gelişmiştir. Zaferlerle coşmuşuz, bozgunlarla yıkılmışız. Genelleme yaparsak zaferlerimiz bozgunlarla kıyaslanamayacak kadar çoktur. Onun için bahtiyar bir millet olduğumuz söylenebilir.
    Çetin mücadelelerden geçmiştir Sezai Karakoç… Fakat dağ gibi sıkıntılardan yılmamış, üzerlerine gitmiştir. Çok yorulduğu, bunaldığı, kendini yalnız hissettiği zamanlar olmuştur şüphesiz. Gücünün tükendiğini hissettiğinde bile içindeki umut ışığı hiç sönmemiştir. Halk tabiriyle söylemek gerekirse güvendiği dallar çok kere eline gelmiştir. Lâkin o yılmamış, “yılgınlık” tabirini adeta lügatinden silmiştir.
    Sezai Karakoç her zaman inançlı kesimin çağdaş sesi olmuştur. Bugün bir derviş edasıyla bir köşeye çekilmiş umumî manzarayı temaşa etmektedir. Umarım üretkenliğinden bir şey kaybetmemiştir. Bugün onun sesine ve soluğuna olan ihtiyacımız dünden fazladır. Nice güzel şiirler yazması dileğiyle kendisine Allah’tan uzun ve bereketli bir ömür diliyoruz. Sezai Karakoç ve onun gibi yerli sesler bizim rengimiz, avazımız ve nefesimizdir. Allah onları başımızdan eksik etmesin

  • Cevdet Kemal Durmuşoğlu
    Cevdet Kemal Durmuşoğlu

    ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi maliye bölümü mezunu 2.yeni akımının kurucularından daha sonra yeni islami şiirin öncülerinden oluyor.mona rosa şiiri çok etkileyiçi şiiri şekilsel açısından ikinci yeni şiirine benzesede muhteva açısından ikinçi yeni şiirinden farklı,şiirlerinde aile kavramı türk kültürü ön plana çıkarılıyor. ikinci yeni şiirinin tam tersi bir şiir anlayışı olarak,şiirlerinde anti komünist öğeler ön plana çıkıyor.