İlerleme tarihin en büyük yalanıdır. İnsanlık sadece biçim değiştirir. Sefaleti ve sığlığı ise baki kalır. Bir yanılsama yıkılınca yerini başka bir yanılsamaya bırakır. (Emil Michel Cioran-Çürümenin Kitabı)
Narsist denilen tip yoğun değersizlik, suçluluk, sevilmeye layık olmama gibi duygular nedeniyle ya da bunlara inandırıldığı için kendine karşı müthiş bir öfke ve nefret geliştirir. Bu yüzden kendisi ile asla başbaşa ve yalnız kalamaz. Böyle bir durumda narsistin tek bir çaresi kalır: Kusursuz bir imaj yaratmak.
Marjinal ya da sıradışı bir görüşle karşılaştığında, birilerinin genel kanaatlerin dışına taştığını fark ettiğinde onu şeytanlaştırma yoluna gider bazı topluluklar. İşte öyle toplulukların medenileşme, modern olma ihtimali yok denecek kadar azdır.
Devrim sırasında diğerlerinin bencilliklerine ilişkin keskin şikayetlerde bulundum. Bu bencillikler çıkarcılık, yolsuzluk, makamların kişisel kazanç uğruna kullanılması, ulusal kaynakların bireysel kullanım nedeniyle kötüye kullanılmasıdır. (The political philosophy of George Washington-Jeffrey Morrison)
Tarihimizin en hazin tarafı neresidir bilir misin Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması! Bütün dünya onun üzerinde kuruluyor. Dışarıda ve içeride, farkında olsun veya olmasın, insan insanı malzeme gibi kullanıyor. Kinimiz, garezimiz, büyüklük arzumuz, aşkımız, ümidimiz hep onunla. (Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur)
Eğer bir siyasal sistemde, adı Cumhuriyet olan bir sistemde, kişiler kalıcı olurken kurumlar bozuluyorsa, ya da yasalar mevcut kişilerin devamlılığı için yapboz tahtasına dönüştürülüyor ise orada bir sorun var demektir. Orijinal cumhuriyet kurum ve yasaların, kişilerin çok üstünde olduğu bir rejimdir. Yasalar değişmez değildir lakin çok yumuşak da değildir.
Gelişmiş toplumlar, memnun olmadıkları bir hususla karşılaştıklarında yöneticilere rest çekebilirler. Az gelişmiş topluluklar ise rölans bile diyemezler.
Toplumlar farklılıktan korkar. Yasalar ve eğitim sistemleri uyumu teşvik eder. Tüm bu sistemler yaratıcılığı değil itaati ödüllendirir. Okullar standartlaşmayı yaratıcılığın önüne koyar. Kurallara uyan ve sorgulamayan mezunlar yetiştirir. Bu aynılık tercihi ilerlemeyi sağlayan bireyselliği köreltir. Aynı zamanda vasatlardan oluşan çoğunluğun hayatta kalma mekanizmasıdır.
Köyden kente göç etmek nasıl ki insanın hemen kent yaşamına adapte olmasını sağlamıyorsa milyonlarca yıl önce Savanadan çıkıp değişmeye çalışan atalarımızın da o homo habilis kafasından çıkması kolay değildir. Hala o dönemin insanımsılarının ilkel davranış kalıpları üstü kapalı da olsa günümüzde devam etmektedir.
Topraktan doğruldum, Öyle bir haykırışla dünyayı selamladım ki, Bu çığlık, Ancak ölüp de yeniden dirilenin ağzından çıkar! (Edna St. Vincent Millay-Rönesans)
Kapitalizmin başarısı, tüketimi ve üretimi artırmasından öte tüketimin estetizasyonunu hat safhaya çıkarabilmesidir. (Jean Baudrillard-Nesneler sistemi)
Psikanalizcilere göre insan doğduğu andan itibaren ne kadar çok nesne ile, fikir ile, kişi ile ilişki kurarsa libido da o ölçüde parçalanır. Savunulacak bir hakikat kıymeti kalmamaktadır. Bunun sebebi bölünmedir. Libido varoluşun yakıtıdır ve dikkatle kullanılmalıdır.
Gerçek güç onun bunun üzerinde tahakküm kurmak değildir. Gerçek güç, kozayı delebilen kelebeğin, yumurtayı kıran civcivin sarf ettiğidir. Gerçek güç varlığın içindeki potansiyeli dışa yansıtmasıdır. Değersiz varlıkların değersizliklerini örtme çabası değil.
Modern dünya, ne kendi kendiyle ne de başkasıyla ilişkilenmenin bir yolunu bir türlü bulamadı. Bireyin hem nasıl yaşayacağı, hem de başkalarıyla nasıl yaşayacağı, toplumsal bir sorundur. (Michel Foucault-Deliliğin tarihi)
Propagandanın babası olan Edward Bernays’a göre propaganda kötü değildir. Toplumda zayıf ve ahmak çoğunluk, güçlü ve akıllı azınlık tarafından yönlendirilir. Üstelik bunu da isterler. İnsan rasyonel bir varlık değildir. Etkilenen, akli ve mantıki açıklamalarla değil retorikle pozisyon alan bir varlıktır. Bireyler ve toplumlar telkine açık ve dürtüsel varlıklardır. İyi tasarlanmış hikayelerin, masalların ardından gider. Demokrasi kim daha iyi beyin yıkarsa onun üstünlüğü ele geçirdiği bir sistem olur.
Toplumların sosyal adalet talepleri bile tam olarak karşılanamıyorken, yani toplumlar kendi içlerinde adil bir düzen kurmayı bile becerememiş iken uluslararası düzende düşünmeye başlamaları mümkün olmaz. Bu yüzden uluslararası adalet kavramı yalnızca ütopik ve deneysel bir alan olarak kalır. Bu yüzden uluslararası ilişkiler adaletten çok güç dengeleri ile belirlenen kurallar ihtiva ederler.
Bir insanın durumunu kötüleştirmeden diğerinin durumunu iyileştiremiyorsak, artık mümkün olmuyorsa Pareto optimumuna ulaşmışız demektir. Örneğin sizden aldıklarım sizi kötüleştirmiyorsa Pareto optimumuna ulaşılmamış ve alma işlemine devam edilebilir demektir.
Sen kötülüğü yok etmek istiyorsun ama o senin içinde büyüyor. İnsan öldürmek kolay ama kan ruhuna da sıçrıyor. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü birini öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın. Sonra bir bakarsın ki yok ettiğini sandığın kötülük, senin içinde daha beter büyümüştür. (Lev Tolstoy-İnsan ne ile yaşar)
İlerleme tarihin en büyük yalanıdır. İnsanlık sadece biçim değiştirir. Sefaleti ve sığlığı ise baki kalır. Bir yanılsama yıkılınca yerini başka bir yanılsamaya bırakır. (Emil Michel Cioran-Çürümenin Kitabı)
Narsist denilen tip yoğun değersizlik, suçluluk, sevilmeye layık olmama gibi duygular nedeniyle ya da bunlara inandırıldığı için kendine karşı müthiş bir öfke ve nefret geliştirir. Bu yüzden kendisi ile asla başbaşa ve yalnız kalamaz. Böyle bir durumda narsistin tek bir çaresi kalır: Kusursuz bir imaj yaratmak.
Akıl farklı şeylerin benzerliklerini, benzer şeylerin ise farklılıklarını bularak çalışır. (Aristoteles-Sofistik çürütmeler)
Marjinal ya da sıradışı bir görüşle karşılaştığında, birilerinin genel kanaatlerin dışına taştığını fark ettiğinde onu şeytanlaştırma yoluna gider bazı topluluklar. İşte öyle toplulukların medenileşme, modern olma ihtimali yok denecek kadar azdır.
Savaş tarihi ticaret yolları, hazine ve köle toplama tarihidir.
Tarih, ideal devletten yavaş yavaş uzaklaşmanın anlatısıdır Platon felsefesinde.
Devrim sırasında diğerlerinin bencilliklerine ilişkin keskin şikayetlerde bulundum. Bu bencillikler çıkarcılık, yolsuzluk, makamların kişisel kazanç uğruna kullanılması, ulusal kaynakların bireysel kullanım nedeniyle kötüye kullanılmasıdır. (The political philosophy of George Washington-Jeffrey Morrison)
Tarihimizin en hazin tarafı neresidir bilir misin Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması! Bütün dünya onun üzerinde kuruluyor. Dışarıda ve içeride, farkında olsun veya olmasın, insan insanı malzeme gibi kullanıyor. Kinimiz, garezimiz, büyüklük arzumuz, aşkımız, ümidimiz hep onunla. (Ahmet Hamdi Tanpınar-Huzur)
Eğer bir siyasal sistemde, adı Cumhuriyet olan bir sistemde, kişiler kalıcı olurken kurumlar bozuluyorsa, ya da yasalar mevcut kişilerin devamlılığı için yapboz tahtasına dönüştürülüyor ise orada bir sorun var demektir. Orijinal cumhuriyet kurum ve yasaların, kişilerin çok üstünde olduğu bir rejimdir. Yasalar değişmez değildir lakin çok yumuşak da değildir.
Gelişmiş toplumlar, memnun olmadıkları bir hususla karşılaştıklarında yöneticilere rest çekebilirler. Az gelişmiş topluluklar ise rölans bile diyemezler.
Az gelişmiş topluluklarda beka düşüncesi ve biat kültürü bir aradadır. Bu ikisinin birbirini beslediği şeklinde bir düşünce mevcuttur.
Toplumlar farklılıktan korkar. Yasalar ve eğitim sistemleri uyumu teşvik eder. Tüm bu sistemler yaratıcılığı değil itaati ödüllendirir. Okullar standartlaşmayı yaratıcılığın önüne koyar. Kurallara uyan ve sorgulamayan mezunlar yetiştirir. Bu aynılık tercihi ilerlemeyi sağlayan bireyselliği köreltir. Aynı zamanda vasatlardan oluşan çoğunluğun hayatta kalma mekanizmasıdır.
İnsanların senin üstünde bir güçleri yoktur. Ne zaman incindiğini zannedersen o zaman incinirsin. (Epiktetos)
İnsan, toplum ve ahlak tarafından yaratılan sahte kimlikle gerçek kimliğini gömer. (Friedrich Nietzsche-Ahlakın soykütüğü)
Köyden kente göç etmek nasıl ki insanın hemen kent yaşamına adapte olmasını sağlamıyorsa milyonlarca yıl önce Savanadan çıkıp değişmeye çalışan atalarımızın da o homo habilis kafasından çıkması kolay değildir. Hala o dönemin insanımsılarının ilkel davranış kalıpları üstü kapalı da olsa günümüzde devam etmektedir.
Topraktan doğruldum,
Öyle bir haykırışla dünyayı selamladım ki,
Bu çığlık,
Ancak ölüp de yeniden dirilenin ağzından çıkar!
(Edna St. Vincent Millay-Rönesans)
Dünyanın son insanları ruhsuz uzmanlara ve kalpsiz zevk düşkünlerine dönüşecektir. (Max Weber- Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu)
Kapitalizmin başarısı, tüketimi ve üretimi artırmasından öte tüketimin estetizasyonunu hat safhaya çıkarabilmesidir. (Jean Baudrillard-Nesneler sistemi)
Ne kadar mağdur olursanız, ne kadar acı çekerseniz gücü ele geçirdiğinizde o kadar zalim, acımasız ve duyarsız olursunuz.
Psikanalizcilere göre insan doğduğu andan itibaren ne kadar çok nesne ile, fikir ile, kişi ile ilişki kurarsa libido da o ölçüde parçalanır. Savunulacak bir hakikat kıymeti kalmamaktadır. Bunun sebebi bölünmedir. Libido varoluşun yakıtıdır ve dikkatle kullanılmalıdır.
Gerçek güç onun bunun üzerinde tahakküm kurmak değildir. Gerçek güç, kozayı delebilen kelebeğin, yumurtayı kıran civcivin sarf ettiğidir. Gerçek güç varlığın içindeki potansiyeli dışa yansıtmasıdır. Değersiz varlıkların değersizliklerini örtme çabası değil.
Barış, savaşla gelmez. Savaşmazsın olur biter. Barış, savaşın sonunda gelecek bir olgu değildir.
Nachträglichkeit Hep hep hep
Modern dünya, ne kendi kendiyle ne de başkasıyla ilişkilenmenin bir yolunu bir türlü bulamadı. Bireyin hem nasıl yaşayacağı, hem de başkalarıyla nasıl yaşayacağı, toplumsal bir sorundur. (Michel Foucault-Deliliğin tarihi)
Propagandanın babası olan Edward Bernays’a göre propaganda kötü değildir. Toplumda zayıf ve ahmak çoğunluk, güçlü ve akıllı azınlık tarafından yönlendirilir. Üstelik bunu da isterler. İnsan rasyonel bir varlık değildir. Etkilenen, akli ve mantıki açıklamalarla değil retorikle pozisyon alan bir varlıktır. Bireyler ve toplumlar telkine açık ve dürtüsel varlıklardır. İyi tasarlanmış hikayelerin, masalların ardından gider. Demokrasi kim daha iyi beyin yıkarsa onun üstünlüğü ele geçirdiği bir sistem olur.
Toplumların sosyal adalet talepleri bile tam olarak karşılanamıyorken, yani toplumlar kendi içlerinde adil bir düzen kurmayı bile becerememiş iken uluslararası düzende düşünmeye başlamaları mümkün olmaz. Bu yüzden uluslararası adalet kavramı yalnızca ütopik ve deneysel bir alan olarak kalır. Bu yüzden uluslararası ilişkiler adaletten çok güç dengeleri ile belirlenen kurallar ihtiva ederler.
Komşunu sev ama aradaki bahçe duvarını asla kaldırma. (Niccolo Machiavelli-Titus Livius’un İlk On Yılı Üzerine Söylevler)
Bir insanın durumunu kötüleştirmeden diğerinin durumunu iyileştiremiyorsak, artık mümkün olmuyorsa Pareto optimumuna ulaşmışız demektir. Örneğin sizden aldıklarım sizi kötüleştirmiyorsa Pareto optimumuna ulaşılmamış ve alma işlemine devam edilebilir demektir.
Sen kötülüğü yok etmek istiyorsun ama o senin içinde büyüyor. İnsan öldürmek kolay ama kan ruhuna da sıçrıyor. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü birini öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın. Sonra bir bakarsın ki yok ettiğini sandığın kötülük, senin içinde daha beter büyümüştür. (Lev Tolstoy-İnsan ne ile yaşar)
Güce aşık güçsüzler yığınını güce kavuşturacak bir reçete felsefe camiasında bile yoktur.