Kültür Sanat Edebiyat Şiir

gençliğe hitabe sizce ne demek, gençliğe hitabe size neyi çağrıştırıyor?

gençliğe hitabe terimi Cem Nizamoglu tarafından 11.01.2003 tarihinde eklendi

  • mkncd
    mkncd 17.09.2018 - 20:11

    ıfcuu

  • Şinasi Akay
    Şinasi Akay 12.11.2013 - 11:07

    Bir zamanlar Atatürk'ün kaleme aldığı Gençliğe Hitabesindeki gençlik profiline tırnaklarıyla sıkı sıkıya tutunmuş görünenlerin 'bertaraf olmama' uğruna patır patır hitabeden düşüşlerine şahit olmak acı vericidir.

  • Ebru Karasu
    Ebru Karasu 05.02.2012 - 12:31

    Ufuklu,öngörülü,aklı selim,farkındalı ve hisli,harikulade öğütler..Okunacak en güzel eserlerden biri...Bu haklı sözler de düzene yenik düşürülmeye çalışılıyor,ama O güzellere güzeli insanı yüreğinden sevenler,sevdirecek ve saklayıp,koruyacaklardır...

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 04.02.2012 - 23:48

    hz.muhammed'in 'veda hutbesine'takabul ettirilmistir.

  • Bahadır Ay
    Bahadır Ay 06.10.2009 - 08:52

    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE! ! !

  • 123
    123 11.02.2009 - 17:59

    Gençliğe Hitabeyi yorumlayacak olursak; ilk cümlesiyle Türk Gençliğinin ilk sorumluluğunun bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi korumak ve savunmak olduğunu Büyük Atatürk vurgulamaktadır. Bu gerçekten de en doğru ve keskin ifadelerden birisidir. Türk Milleti tarihinden bugüne her zaman hür ve bağımsız yaşamıştır. Bundan sonra da yaşayabilmesi de bu en önemli özelliğini korumasıyla mümkün olacaktır. En büyük Türk Mustafa Kemalin 'Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir' sözü de Türk Milletinin bir ferdi olarak Atatürkümüzün de bu hürriyet mevzusunu ne kadar içselleştirdiğini gösterir. Aynı şekilde bağımsızlığımızın bir ifadesi, şekillenmesi manasına gelen Türkiye Cumhuriyetini korumak ve savunmak da bağımsızlığımızı savunmakla eşdeğer tutulmalıdır. Bizim geçmişimizin, bugünümüzün ve geleceğimizin temeli bu anlayıştır.

    Türk Milletinin en büyük serveti olan bağımsızlık ve cumhuriyetimize tarihte olduğu gibi bugün de iç veya dış düşmanlar çıkacaktır. Türk Milletini ortadan kaldırmak isteyen hainlerin de, bizim en önemli hazinemiz olan bağımsızlık ve cumhuriyetrimize göz dikmesi de doğal bir sonuç olarak düşünülmelidir. Biz, bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi yitirdiğimizde gerçekten yok olma noktasına gelecek olan bir büyük Türk Milletinin evlatlarıyız çünkü. Peki Türk Milletinin genç evlatları, varlığımızı böylesine ciddiyetle tehdit eden iç ve dış düşmanlar karşısında ne yapmalıdır? Elbette ki, Milli Mücadele döneminde olduğu gibi, bulunduğumuz koşulları hiç dikkate almadan, ne olursa olsun bu en önemli hazinemizi korumalı, ve korumak için de gereken şeyi kayıtsız şartsız yerine getirmeliyiz. Gençliğe Hitabede Büyük Atatürk'ün de vurguladığı gibi bizim hürriyetimize ve cumhuriyetimzie kastedecek olan düşmanlar, eşi benzeri olmayan bir galibeyet elde edebilirler. Yurdumuzun en önemli kurumlarına yuvalanabilirler, ordumuzu, donanmamızı etkisiz hale getirebilirler. Gerçketen de şöyle bir düşünüldüğünde ülkemizin gittiği süreç bu süreçtir. Vatanımızın en önemli kaleleri olarak adlettiğimiz birimlere, kurumlara dış güçler kancayı atmış vaziyettedir. Ülkemizde yaşanan olaylar, yıkımlar ve değerli aydınalrımızın ve vatansever devlet görevlilerimiz hep bu noktaya dikkat çekmektedir. Kardeş kanı döktürmek için milleti önceleri Sağ-Sol, Laik-Antilaik diye ayıranlar şimdi de etnik unsurları azdırarak Türkiye üzerindeki hain planlarını uygulamaya sokmaya çalışmakatdırlar. Vatanın en sağlam ve en güvenilir unsurları bile Türkiyemizin aleyhine işleyecek şekilde emperyalist güçlerce yönlendirilmeye çabalanmaktadır. İrticacılar, bölücüler aynı komprador gücün maşası haline getirilip kullanılmaktadırlar. Sözde demokrasi, eşitlik, hürriyet satanlar da, yine sözde karşı oldukları güçlerin himayesine girmiş vaziyetteler. Tarihsel süreçte önümüze çıkan kırmızı ve yeşil tehlikeleri önümüze süren güçler Türk devletinin düşmanlarıdır. Bu yeşil ve kırmızı tehlikelerin ve önümüze konulacak olan diğer tehlikelerin yurdumuzdaki taşeronları da bir nevi bu hainlerin uzantısıdır. Tıpkı geçmişte Şeyh Saitlerle, Delibaşlarla, çerkez Ethemlerle Türk Milleti uğraşmak zorunda kaldığı gibi, dış düşmanlarla uğraşırken Türk genci bugün de yine benzer iç düşmanlarla karşı karşıyadır.

    Mustafa Kemal Atatürk'ün bu hitabının en can alıcı noktası; aziz vatanımızın her köşesinin düşman eline geçmesinden daha önemlisinin, memleketi yönetenlerin(iktidar sahipleri) cahillik, gafillik ve hatta vatana ihanet içinde bulunabileceğine işaret edilmesidir. Bu durum gerçekten de Türk Milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin başına gelebilecek en büyük tehlikelerden birisi olarak görülmeli ve halkımız ona göre hareket etmelidir. İktidar sahiplerinin, demokrasi veya insan hakları adına yapacağı vatanın vazgeçilmez değerlerini sarsma çabalarına hangi durumda olursa olsun karşı çıkılmalı ve böyle bir iktidarın ülkemizi yönetmesine izin verilmemelidir. Yolsuzluklarla, sorumsuzluklarla hareket edenlere halkımız gereken cevabı vermeli ve bu türde olabilecek iktidarlara karşı daima tetikte ve uyanık olmalıdır. Çünkü böyle bir gücün ülkemizi çok kötü, fakirlik ve bitkinlik durumuna getirmesi Atamızın da belirttiği gibi işten bile değildir.

    Tarih, şartlar, iç ve dış düşmanların çabalarıyla ülkemiz bu sefil duruma düşerse bir gün; Türk Genci, sadece vatanının bağımsızlığını ve cumhuriyetinin varlığını düşünerek hemen yurdunu bu durumdan kurtarmalıdır. Bunun için ihtiyacı olan gücü damarlarındaki kanda bulabilecektir. Çünkü onun damarlarındaki akan bu kanla, bu bağımsızlık, bu topraklar kazanılmıştır. Çünkü bu kanın sahipleri tarihin en eski medeniyetlerini kurmuş, yıllarca dünyaya hükmetmiş, düzen vermiş, gittiği yerlere adalet ve hoşgörü götürmüş, ve zalimlere karşı en büyük zaferleri kazanmış kimselerdir, yani Türk Milletidir. Türk Milleti için bağımsızlık, bir yaşam ölüm meselesidir. Bu her zaman böyle olmuştur ve dünya durdukça da böyle olacaktır. Memletinin ve milletinin sefalet durumuna düştüğünü gören bir Türk Genci; Mete Hanları, Atillaları, Kürşadları, Alparslanları, Fatihleri ve Mustafa Kemalleri hatırlayacak, milletinin büyüklüğünün izlerini kanında bulacak ve milletini hak ettiği noktaya taşımak için hiç birşeyden çekinmeyecektir. Atalarımızın genç, yaşlı, kadın, erkek demeden o azmiyle yedi düvele, emperyalizme, zalimliğe karşı verdiği o büyük mücadeleyi o Kurtuluş Savaşımızı, o Kuvay-i Milliyecileri ve Ulu Önderi ruhunda ve benliğinde hissettikçe kendini vatanını ve bağımsızlığını savunmaya mecbur hissedecektir.

    Türk Milletinin her ferdi, Atamızın büyük NUTUK'unu ve de bu nutkunun en önemli varışını yani Gençliğe Hitabesini çok iyi özümsemelidir. Çünkü bu hitabe beynelminel bir hitabe değildir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük liderinin Türk Gençliğe vasiyeti niteliğindedir çünkü. Ve çünkü, burda anlatılanların benzerlerini Türk Milleti tarihin farklı dönemlerinde hep yaşadı ve hep bağımsızlık bilinciyle bugüne kadar var oldu. Yarın da var olması bu hitabenin anlamını bilmekle, kavramakla yakından ilişkili olacaktır. Bizim bu hitabedeki şuuru ve bilinci özümsememiz yalnızca Ulu Önderin ve Atalarımızın vasiyeti değil, aynı zamanda çocuklarımıza ve geleceğimize bırakacağımız miras olmalıdır. Türk Milletinin mensubu olmak bunu gerektirir.

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 26.10.2008 - 14:12

    Bir onceki Genclige Hitabe belki yeni yetmeler tarafindan anlasilamayabilir, bir kez de gunumuz Turkcesi ile yazalim...

    'Ey Türk Gençliği!

    Birinci ödevin Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

    Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır.

    Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyeti'ni savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin!

    Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyeti'ne kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.

    Zorla, ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir.

    Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler.

    Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

    Ey Türk geleceğinin genç kuşakları!

    Işte bu ortam ve koşullarda bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve cumhuriyeti'ni kurtarmaktır.

    Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.

    Mustafa Kemal Ataturk.'

  • Oktay Avşin
    Oktay Avşin 16.09.2008 - 18:12

    hiç okumadım.

  • Naz Kalaycıoğlu
    Naz Kalaycıoğlu 14.09.2008 - 05:43

    Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, Cumhuriyetin ve devrimlerinin (inkılâplarının) yılmaz bekçileriyiz.

    Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız! ! !
    NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE! ! !

  • Nesrin Gelincik
    Nesrin Gelincik 14.09.2008 - 01:02

    O dersane bu kurs ya da dizilerle yarışmalarla uyuşturulan gençlik!

    o Kadar azınlıkta kaldı ki Gençliğe Hitabe'nin farkında olan..

  • Eren Eren
    Eren Eren 10.09.2008 - 13:33

    tüm satırlarını,cümlelerini, kelimelerini vicdanıma ve gönlüme kazığım bir kutlu öğüt! . son cümlesinde olduğu gibi; 'Ne mutlu Türküm diyene...'

  • Eren Eren
    Eren Eren 10.09.2008 - 13:30

    tüm satırlarını,cümlelerini, kelimelerini vicdanıma ve gönlüme kazığım bir kutlu öğüt! . son cümlesinde olduğu gibi; 'Ne mutlu Türküm diyene...'

    NOT:zannedersem; eirene isimli üye, uydurma olduğu defalarca ispatlanmış olan bursa nutkuna atıfta bulunmuş.. Atatürkçü geçinen fakat ne hikmetse Atatürkün en büyük vasfı olan milliyetçilikten nasibini almamış olanların; Gençliğe Hitabenin karşısına uydurdukları bir safsatadır bursa nutku! .

  • Esat Erbil
    Esat Erbil 09.09.2008 - 23:17

    Gençleri düz bir yöne getirmek... Onları temelli eğitim,insan hakları, saygı ve değer öğretmemiz sağlam gencler ortaya koya biliriz,çünkü onlar geleceğin adamlarıdırlar.

  • Ali Erdal Acar
    Ali Erdal Acar 09.09.2008 - 17:34

    Atatürk'ün gençliğe hitabesi ilk aklıma gelen elbette... daha bir çok şahıs gençliğe hitap etmiştir ancak benim gözümde hiçbirisi Ata'nın ki kadar muteber değildir! ! !

  • Selin
    Selin 20.01.2008 - 10:05

    Türk Milletinin her ferdi, Atamızın büyük NUTUK'unu ve de bu nutkunun en önemli varışını yani Gençliğe Hitabesini çok iyi özümsemelidir. Çünkü bu hitabe beynelminel bir hitabe değildir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük liderinin Türk Gençliğe vasiyeti niteliğindedir çünkü. Ve çünkü, burda anlatılanların benzerlerini Türk Milleti tarihin farklı dönemlerinde hep yaşadı ve hep bağımsızlık bilinciyle bugüne kadar var oldu. Yarın da var olması bu hitabenin anlamını bilmekle, kavramakla yakından ilişkili olacaktır. Bizim bu hitabedeki şuuru ve bilinci özümsememiz yalnızca Ulu Önderin ve Atalarımızın vasiyeti değil, aynı zamanda çocuklarımıza ve geleceğimize bırakacağımız miras olmalıdır. Türk Milletinin mensubu olmak bunu gerektirir.....

  • Pınar Yaya
    Pınar Yaya 20.01.2008 - 09:08

    yaa arkadaşlar bence herkes düşünsün şimdi atatürk olsaydı bu vatan nasıl olurdu? ? ?

  • Sim
    Sim 24.10.2007 - 20:33

    okumamız ve beynimize nakşetmemiz gerekiyor.

    EY TÜRK GENÇLİĞİ!

    Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.

    Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli (güven) kaynağındır. Gelecekte de,YURT İÇİNDE ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde bulunacağın ortamın olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler. Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün gemi yapım yerleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine eylemli olarak girilmiş olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim başında bulunan böyleleri, kişisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmış olan (dış) düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

    EY TÜRK GELECEĞİNİN GENÇ KUŞAKLARI! İŞTE BU ORTAM VE KOŞULLARDA BİLE ÖDEVİN,TÜRK BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR.

    GEREKSİNDİĞİN GÜÇ DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 27.09.2007 - 15:21

    Türk Gencine...

    ...

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Istırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
    Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında...


    -Hüseyin Nihal ATSIZ-

  • Eda Baykul
    Eda Baykul 23.09.2007 - 03:40

    siz laiklikten bahsedersiniz fakat Atatürkle Said Nursinin yerini bilmessiniz biri siyasi önder diğeri dini bi önder ikisinin de yeri farklı sen kimsin ki karşılaştırma yapıyorsun? ? ? ?

  • Vera Kramer
    Vera Kramer 22.09.2007 - 19:19

    ORTAOKULA GİDERKEN EZBERLEMİŞTİM. HALA DA EZBERİMDEDİR.(SEN RAHAT UYU ATAM İZİNDEYİZ.)

  • Fatih Günay
    Fatih Günay 21.09.2007 - 22:24

    gençliğe hitepe tam anlamıyla geleçeği gören mükemel bir yazıdır ve neyazi ATAMIZIN gördükleri şun adım adım oluyor...

    EY BİZ GENÇLER NE OL DU BİZE UYANALIM VE KENDİMİZE GELELİM BU SEZİLİĞİMİZ NEDEN UYANALIM ARTIK (BUNA BEN DEN DAHİL) MEVCUT OLAN DAMARALARIMIZ DA MEVCUT ama neden böyle olduk? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?

  • Gülseren Çitak
    Gülseren Çitak 20.09.2007 - 20:58

    gençliğe hitabe nin anlamı

  • Cgl Cgl
    Cgl Cgl 18.09.2007 - 15:24

    odamda asılı olan yazılardan biri...Atam'ın verdiği ödevi hergün görüp,hatırlamalıyım....
    -
    hazırlıktayken ingilicesini de asmıştım odama...hazılıktaki öğretmenim; bize paragraf yazmayı öğretebilecek en 'sıkı' yazı oldugunu söylemişti...gerçekten öyle,bütün anlamlar bütün kelimeler birbirini takip ediyor...hiç bir kopukluk yok...evet,hocamız haklıydı...Atatürk'ün 'nutuk' eserinin yanında, bir kez daha farkettim hitabet sanatını ne kadar iyi kullandıgını....

  • Birgül Meral
    Birgül Meral 04.08.2007 - 22:57

    (22.07.2007 Özel)
    '...memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler.'

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 05.02.2007 - 01:01

    Ne dediysen çıkıyor Atam farkındayız ve biliyoruz.......Muhtaç olduğumuz kuvvet damarımızdaki asil kanda mevcut..........

  • Nurfer Yıldız
    Nurfer Yıldız 01.10.2005 - 16:07

    Bu kadar güncel bir içeriği olan bu mesajı Atatürk gibi uzağı gören bir devlet adamından başka hiç kimse söyleyemedi...

    '...Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.....
    İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
    Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! '

  • Halime Kara
    Halime Kara 01.10.2005 - 12:11

    ey yükselen yeni nesil! !
    inin lan aşşa ;))

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 04.07.2005 - 23:18

    Ömürler kısa,vaktiniz dar,vazife ve mes'uliyetleriniz ağır,bünye zayıf,düşman kavî,devr alacağınız miras bir enkaz yığını.Yani dış görünüşü itibariyle bütün şartlar aleyhte..
    Lakin,çok güzel ilahi müjdeler var:
    'Allah mü'minlerin dostudur' (mâîde/55)
    'Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz,Allah da size nusret verecektir.' (Muhammed/7)
    'Allah size yardım ettiği takdirde,size kimse galip gelemez.' (Âl-i İmran/160)
    'Aziz yapan da Allah'dır,zelil eden de O.' (Âl-i İmran/26)
    'Hak gelince bâtıl zevâl bulacaktır.Çünkü bâtılın kaderi sonunda yok olmaktır.' (İsra/81)
    ................

  • Tufan Canözer
    Tufan Canözer 25.04.2005 - 18:58

    ARKADAŞLAR SİZDEN BİR RİCAM OLUCAK. BANA LÜTFEN ATATÜRK'ün GENÇLİ'ğe HİTABESİ'nin yorumu acele lazım perşembe günü dönem ödevi vermem gerekiyor her yerde arıyorum bulamadım lütfen vicdanı olan arkadaşlar hemen e-mail atsın..E-mailim:
    fbtufan@mynet.com

  • Oguzcan Demir
    Oguzcan Demir 13.04.2005 - 12:35

    ey gençlik

    okulunu adam gibi oku babanın terekesi yoksa
    eğitimini aksatma ensesi kalın dayın yoksa
    illa ki mesleğim kravatlı olacak deme
    bulursan hamallığı öp başının üstüne koy

    çalma çırpma başkasının malında gözün olmasın
    özün sözün yamuk olmasın
    bak yarın kalırsın sokak ta
    sonra yanarsın yanarsın haline

    şansın varsa çırak
    yoksa
    bir prens aranıyor
    o da olmazsa
    semra hanım
    hangisini istersin

    ye iç gez toz
    hayat senin de hakkın
    ama herkes hakkı baba değil
    sonra alırsın....

    vatanına sahip çık
    veme izin talana
    inanma yalana
    dikkat et kapana

    sen şehid oğlusun unutma
    unutursan zor bulursun.
    samsuna gidecek bir atan
    yoksa sahip çık yurduna

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 10.04.2005 - 13:53

    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
    ''Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ''şuurunda bir gençlik...

  • Kathleen Kelly
    Kathleen Kelly 26.02.2005 - 16:21

    Ey Türk Gençliği!
    Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    20 Ekim 1927
    M.K.ATATÜRK

  • Ahmet Fazıl
    Ahmet Fazıl 21.09.2004 - 21:49

    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
    'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik...
    Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
    Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...
    İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet...
    Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında 'belhümadal - hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? ...
    Son yarım asır! .. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet...
    İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
    Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
    Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
    Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
    Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
    Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek...
    Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek...Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
    Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
    'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik...
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl' ını ve 'ne idüğü' nü her haliyle gösterecek bir gençlik...
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu,hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...
    İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

    Allahın selâmı üzerine oIsun...

    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..

    Necip Fazıl

  • F
    F 17.06.2004 - 12:17

    Prof. Dr. Afet İnan'ın, Atatürk'ün Büyük Söylevi'nin 50. Yılı Semineri'nde sunduğu 'Atatürk'ün Büyük Nutku'nun Müsveddeleri Üzerinde Arkadaşlarının Eleştirilerini Dinlemesi ve Gençliğe Seslenişi' başlıklı bildirinin 'Gençliğe Sesleniş' ile ilgili bölümü:
    (İnan, bildirisinde, Atatürk'ün, 1 Temmuz 1927'de Dolmabahçe Sarayı'na geldiğini ve o tarihten sonra her gece yakın arkadaşlarıyla toplanarak Nutuk'un müsveddelerini okuduğunu ve üzerinde tartışma açtığını belirtmektedir.)

    'Şimdi benim tanık olduğum olay şöyle. Sıcak bir yaz gününün gecesi; Atatürk'ün çevresinde daha kalabalık bir aydınlar topluluğu vardı.

    O, adeta arkadaşlarına bir sürpriz hazırlamanın sevinci içinde 'oturunuz ve dinleyiniz' dedi. Nutuk’un sonuna koyacağı satırları yüksek sesle okumaya başladı.

    Dinleyicilerin nefes dahi almadıklarını sanıyorum, yahut bana öyle geldi; çünkü ben kendimi öyle hissediyor ve milli bir heyecanın etkisinde yaşıyordum. Bütün milli mücadelenin tarihi olan Nutuk, bu satırlarla son bulacaktı.

    Atatürk, bu metni okuyup bitirdiği zaman, derin bir nefes almış, fakat iki damla gözyaşını da bizlerden saklamamıştı. Bunu da gayet iyi hatırlıyorum.

    Fakat okuduktan sonra şöyle bir durum oldu. Bu Gençliğe Hitabe okunduğu akşam tarih olmuş olaylar, konuşma konusu değildi.

    Atatürk, coşmuş konuşuyor ve başkalarına konuşma fırsatı vermiyordu. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği üzerinde duruyordu. Tarihi yaşadığımız gibi yazdık; fakat geleceği cumhuriyete inananlara onu koruyanlara ve yaşatacak olanlara emanet etmek gerekiyor diyordu.

    Gençliğe Hitabe yazısını ilk dinleyenlere methetmek fırsatını dahi verdiğini hatırlamıyorum. Zaten methedilmeyi pek sevmezdi. Bir gün, bu arada söyleyeyim, 'Beni methetme sözlerini bırakınız, gelecek için neler yapacağız onları söyleyin' demişti. Sözleri hala bugün dahi kulaklarımda akisler yapmaktadır: 'Gençliği yatıştırınız. Onlara ilim ve irfanın müsbet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler uygulamaya geçtiği vakit, Türk milleti yükselecektir' diye telkinlerde bulundu. O,Türk gençliğinin sağduyusuna, milliyetçiliğine, vatan sevgisine inandığını ve onlara güvendiğini söylüyordu.

    505-506 sayfa numarasını taşıyan bu son yapraklarda (müsveddeler) hemen hiçbir düzeltme yoktur. Yazı Atatürk’ündür. Üç yerdeki düzeltme ise yazarken yapılmıştır. Evvela 'Ey Türk Genci' denmiş; fakat hemen genci kelimesi silinerek 'gençliği' olarak düzeltilmiştir. İkincisi ise 'Galipler cebren ve hile ile' cümlelerini başındaki 'galipler' kelimesini silmiştir. Fakat en sonunda yarım bıraktığı bir cümle var 'Efendiler' diyor. 'Son kuvvetini kendi mefkuresinden ve damarlarında bulan Türk evladının elinde istiklal ve cumhuriyetin ilanihaye mafhuz ve masun olacağına ve sancağımızın itibarı daima yüksek bulunacağına' demiş, onu bitirmeden burada kesmiş.'


    (Atatürk'ün Büyük Söylevi'nin 50. Yılı Semineri, Bildiriler ve Tartışmalar, Türk tarih Kurumu Yayınları, Ankara-1980)

  • Reyhan Sarı
    Reyhan Sarı 05.05.2004 - 10:13

    ATATÜRK TÜRK GENÇLERİNE ARMAĞAN ETMİŞTİR AMA KIYMETİNİ BİLEN PEK FAZLA GENÇ GÖREMİYORUM.....

  • F
    F 05.05.2004 - 09:42

    Günümüz Türkçesine uyarlamış hali:

    Ey türk gençliği,
    Birinci görevin, Türk BAĞIMSIZLIĞINI, Türk cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve savunmaktır.
    Var olmanın ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel senin, en değerli hazinendir. Gelecekte de seni bu hazineden yoksun bırakmaya çalışacak, yurtta ve yurt dışında kötü yürekliler olacaktır. Bir gün BAĞIMSIZLIK ve cumhuriyeti koruma zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunduğun durumun olanak ve şartlarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve şartlar çok uygunsuz nitelikte belirebilir. BaAĞIMSIZLIK ve cumhuriyetine zarar vermek isteyecek düşmanlar, bütün dünyada eşi benzeri görülmemiş bir üstünlüğün temsilcisi olabilirler. Zorla ve üç kağıt ile, aziz vatanın bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi gerçekten zorla ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu şartlardan daha üzücü ve daha beter olmak üzere, MEMLEKETİN İÇİNDE GÜCE SAHİP OLANLAR kendini bilmezlik ve sapkınlık ve hatta kalleşlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını, zorla ele geçirip idaresi altına alanların siyasi amaçlarıyla birleştirebilirler. millet, yoksulluk ve çaresizlik içinde mahvolmuş ve halsiz düşmüş olabilir.
    Ey Türk BAĞIMSIZLIĞININ evladı! İşte bu haller ve şartlar içinde dahi, görevin Türk BAĞIMSIZLIĞI ve cumhuriyetini kurtarmaktır! muhtaç olduğun güç, damarlarındaki asil kanda vardır!

  • F
    F 05.04.2004 - 12:31

    Atatürk, 'memleketin dahilinde iktidara sahip olanların' gaflet, delalet ve hatta hiyanet içinde olmasını, hatta bu iktidar sahiplerinin, şahsi menfaatlerini, müstevililerin siyasi emelleriyle tevhit edebilmesini, 'memleketin her köşesinin bilfiil işgal edilmiş' olmasından DAHA ELİM ve DAHA VAHİM görmektedir.

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 07.03.2004 - 13:51


    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
    'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik...
    Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal' dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...
    Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir nida kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
    Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...
    Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...
    Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardıcı olamzsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! '; Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
    Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...
    'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dörmüş ailesi ailesi, ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek destanlık bir meydan savaşı içinde ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara 'siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'ne idüğü'nü ve 'nasıl'ını gösterecek bir gençlik...
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, sarınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...
    Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım.
    Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!

    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ...

    Allahın selâmı üzerine olsun...

    Necip Fazıl KISAKÜREK

  • Murat Dalgın
    Murat Dalgın 05.03.2004 - 23:18

    BÜYÜK ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.