Kültür Sanat Edebiyat Şiir

fazıl hüsnü dağlarca sizce ne demek, fazıl hüsnü dağlarca size neyi çağrıştırıyor?

fazıl hüsnü dağlarca terimi Barış Çalışkan tarafından 01.07.2003 tarihinde eklendi

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu 23.07.2011 - 22:51

    Babam vefat ettiğinde (1977) 8 yaşındaki küçük kardeşim yanındaymış ve babam yolda aniden düşüp kalp krizinden vefat etmiş, gözlükleri de yere çarpıp kırılmış, bu olayı bir kaç gün sonra yakın arkadaşı olan Fazıl Hüsnü Dağlarcaya amcam (Turan Oflazoğlu) beni yetiştiren oydu, diye anlatmış üzüntüyle, Dağlarcanın gözlerinden yaşlar süzülmüş ve bir peçeteye aşağıdaki dizeleri yazmış. İlk kez yayınlanıyor.

    'Biri çıktı kocaman biri,
    yürek dediğimiz inden,
    duymadı gözleri sımsıcak,
    gözlüğü kırıldı kendiliğinden.'

    O peçeteyi uzun yıllar sakladık, şimdi nerdedir bilmem.

    Dünya şiirinde de eşsiz olan, özellikle 'Çocuk ve Allah' kitabıyla Türk şiir üretiminin doruklarına çıkan Dağlarcaya selam olsun.

  • Hüzünbaz Yüzler
    Hüzünbaz Yüzler 31.08.2009 - 12:02

    söyle sevda içinde türkümüzü
    aç bembeyaz bir yelken
    neden herkes güzel olmaz
    yaşamak bu kadar güzelken.......

  • Şükran Beşışık
    Şükran Beşışık 06.01.2009 - 12:39

    Yedi kollu şamdan şiir dünyasının devlerinden biri.Ruhu şad olsun.

  • İbrahim Kıbrıs
    İbrahim Kıbrıs 05.01.2009 - 00:54

    Sevgili Dağlarca hiç gitmeyecek gibi duruyordu Kadıköy'de kendi adını taşıyan sokaktaki perdeleri çoğu zaman kapalı duran, şiirlere çağrılı loş ışıklı evinde. Şiirleriyle ölmeyeceğine inandığım Dağlarca'nın beden olarak da ölümsüz olduğuna inanmıştım artık. Ama bir başka ozanın '... adın kalleş olsun' dediği ölüm beni haksız çıkardı. Türk edebiyatı dostları onu hiç unutmayacak, o şiir çınarının dallarından hep yararlanacak. Güle güle BÜYÜK USTA!

  • Fevzi Günenç
    Fevzi Günenç 04.01.2009 - 07:38

    22 Ekim 2008 Pazartesi
    Melekler dinlesin artık şiirlerini
    Ekim’i severim, güzel Cumhuriyetim Ekim ayında ilan edildi. Ekim Devrimi kendi adını taşıyor zaten.
    13 sayısını severim. Genelde “uğursuz sayıdır” derlerse de inanmayın. Bu batılıların tevatürü. İstanbul 29 Mayıs 1453’te Rumi takvimin 13’üne denk gelen günde Türkler’in olmuş. O yüzden uğursuz sayar batılılar güzelim 13 sayısını. Uğurlu mu uğursuz mu siz karar verin artık.
    Ekimi de, 13’ü de ne denli seversem seveyim, ikisi bir araya gelince sevmez oldum. 2008 yılı Ekim’inin 13’ünde dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı yitirdik de onun için.
    Şairin aramızdan ayrılmasının üstünden 80 gün geçmiş. “Onu yitirdiğimizde yazmıştın zaten, bugün nereden çıktı bu? ” deyin. O zaman ben de sudan bir yanıt bulurum elbet.
    Yitirdiklerimizi hep kırkında mı anacağız? Kıkında da anarız, 80’inde de… Dahası, 134’ünde de anacağız, 169’unda da... “Öbürlerini anladık da 134, 139 niye? ” diye sorun.
    Yanıt: Dağlarca’nın sağlığında 134 şiir kitabı Türk şiir severleriyle, dünya okurlarıyla buluşmuştu da onun için… Yayınlanmamış 35 kitabı daha bulunan büyük şairimizin, bu betikleri de basılmış olsaydı şiir kitabının sayısı 169’a ulaşacaktı.
    Dünyada başka bir şair daha gösterebilir misiniz bana bu kadar çok şiir kitabı olan? Eğer kitaplı şairler peygamber sayılsaydı, herhalde Dağlarca 169 kere peygamber sayılırdı. Tanrı’nın şairlere doğru dürüst şiir yazmasını belletmek için gönderdiği şiirin peygamberi olurdu o zaman.
    Bir örneğini daha gösterebilir misiniz bana, ömrünün her gününde hiç aksatmadan her gün güzel bir şiir yazan başka bir şair daha? İstanbul’da yaşadığım yıllarda fırsat buldukça onun Aksaray’daki Kitap Kitabevi’ne gider, cama astığı o günün şiirini keyifle okurdum.
    O şiirlerden unutamadığım şiirlerden biri sanırım “Söyle sevda içinde türkümüzü”ydü. Şiir işliğimizin en genç bayan şairi Ayça Atay’a gitsin.
    ”Söyle sevda içinde türkümüzü,
    Aç bembeyaz bir yelken
    Neden herkes güzel olmaz,
    Yaşamak bu kadar güzelken?

    İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
    Ayrı maviliklerden geçmiştir
    İnsan nasıl ölebilir,
    Yaşamak bu kadar güzelken? ”
    Bizim GASET (Gaziantep Kültür, Sanat, Edebiyat Derneği) bünyesinde kurduğumuz bir Şiir işliğimiz oldu. Şair arkadaşlarımız her hafta belirli bir konuda şiir yazıyor.
    İlk haftanın konusu “fark etmez” idi. fark etmezli üç şiir yazdık. Sonra katılmalar oldu. Arkadan gelenler de eklediler kendi “fark etmez”lerini. Onları da astık işliğimizin duvarına. Bir yazı konusu da onu yaparım sonra.
    Haftada bir başa çıkamadık da 15 günde bire uzattık şiir çalışmalarımızı. Kim bilir, belki de yarın bir gün ayda bire uzatırız. Hepimiz Dağlarca olabilir miyiz?
    Dağlarca’mızın 80’inci gününde (bugün) onun sevdiğim şiirlerinden bir demet yaptım. İşliğimizin şairlerine, çiçek niyetine birer tane dağıtacağım.
    “ANIMSAMALAR
    Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun
    Mektebe ilk gittiğim o altın sabah
    Omzumda kalmıştı el sıcaklığıyla
    Anamın okşarken söylediği bir “Bismillah”

    İlk ders bir bayramın sonu gibi soğuktu
    Gördük karatahtada “Hesap” denen karaltıyı
    Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese
    Ben de öğrendim iki haneli seksen altı’yı

    Oyunlar ve neşelerle geçti o gün
    Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep
    Bilgimi düşürmeden eve götürmek için
    İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep”
    Kendime armağan ettim 86’nın bu şiirini ilk başta. Neden? Aramızda hemen bir akrabalık kurdum da ondan. Benim ilkokul birinci sınıftaki numaram da 219’du. Bakın, ben de anımsıyorum. Öyleyse akrabayım büyük şairle.
    Rahime Kaya, eleştiriye dayanıklı, kendine güveni olan bir şair. “Şiirimi ben onarırım, noktasına, virgülüne bile kimseyi dokundurtmam,” diyenlerden değil.
    Eleştiriye açık olması, şiiri için söylenenleri kulak ardı etmemesi, kendisinde şiirini yenileştire, ileriye, yükseklere taşıma sevdası, çabası varken bu ereğine ulaşacak da o.
    Şiirin, duygudan çok düşünce işi olduğunu yakalayan Rahime Kaya’ya da kendi şiirini anımsatan bir Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri getirdim:
    “SULAR BİZDEN AKILLIDIR
    Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı,
    İner havadan önce, karanlığa,
    Büyük bir balık gibi ortadan silinir,
    Kaçışırken hayvanlar dağa.

    Sular bizden akıllıdır, memnun olur,
    Sadece ağaçlardan.
    Başka insanlardan değil,
    Bizi yalnız bırakan.

    Sular bizden akıllıdır, uyumaz,
    Açar maviliğe, iri gözlerini.
    Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
    Kendi hayatının yerini.”
    Dağlarca’ya sormuşlar. “En çok sevdiğin şiirin hangi şiirin? ” diye. Hiçbir şair şu şiirimi öbürler,nden çok severim” diyemez. Şiirleri çocukları gibidir şairlerin. Hangi baba “şu çocuğumu öbürlerinden fazla seviyorum,” diyebilir.
    Dağlarca der ama. Sözün acısını da esirgemez, sevgisini de. “Asu” demiş hiç duraksamadan. Şiir İşliğimizin yeni katılımcısı Başak Tarım. Daha ilk şiirini okur okumaz “şair bu” demiştim. Gaziantep’imizin çok havasını kokladı, çok suyunu içti bu Eskişehşir toprağından kopup gelen şair. Biliyoum onun da en çok hangi şiirini sevfiğini Dağlarca’nın. Ben de o şiirini armağam ediyorum büyük şairirmizin kendisine, ASU:
    Suçu büyüktü Âsû'nun göklerecek
    Taş atmıştı güneşe doğru
    Bilinmeyen türküsünde
    Bilinmeyen çağından

    Açtı uykusuzdu sayrıydı
    Dolmuştu şeytanların soluğu derisine
    Kötü bir ışık
    Ve mavilikte duruşu çarpık ağaçların

    Sövmüş Tanrısına sövmüş
    Âsû Âsû
    Yakılacak yakılacak
    Âsû Âsû

    Doymuşlar bir ilk zaman içinde
    Ki sürer sıcaklığı karın karın
    Kartalla doymuşlar yılanla doymuşlar
    Doymuşlar yellerle yıldızla yalazla

    Var olmanın yeğnikliği alna çizilmiş
    Kötü ruhlar uyusun türlü boyalar içre
    Ve ta masallara uzanır
    Dudakların kızıl süsleri

    Agaç, davulların seslerinden
    Âsû Âsû
    Yeşiller allar sarılar
    Âsû Âsû

    Halay çeker korku
    Uzak kuşakların acısına karışık
    Yontulmuş taşlarda susar
    Güçsüz yumuşaklığı etin

    Büyünün kara kanını üfler boynuzlara
    Toprakta kök
    Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan
    Ve avın kurtuluşu işte

    Kişinin gücü Tanrının büyüklüğüne
    Âsû Âsû
    Yankılanır dağdan dağa insandan insana
    Âsû Âsû

    Devrilmiş gözleri ak
    Patlamış ürküden göğsü
    Bütün oba ateş bütün oba ölüm
    Bütün oba çırılçıplak

    Açlığı uykusuzluğu sayrılığı tükenmez ama
    Düşer elleri
    Yaşaması parlamaz ama Âsû'nun
    Ölüsü parlar

    Aydınlık yitiverir yeryüzü yalnızlığından
    Âsû Âsû
    Seni senin karanlığın sever ancak
    Âsû Âsû
    Dikkatli, gözlemci, sözcükleri imbikten geçirerek altın yüzük, gümüş bilezik yapan Pınar Atay’a sunuyorum dördüncü Dağlarca çiçeğini:
    GEÇEN ŞEY
    Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
    Ve minnacık bir ``hane´´:
    Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
    Anısız, uykusuz,
    Kokar nane.

    Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
    Bir bakıma her şey ``mestane´´.
    Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
    Aşk ile kuşlar süzülür,
    Değisir gökler şahane.

    Farkında değil gönül,
    Sanki hepten divane;
    İçimizden, dışımızdan
    Geçer vakit
    Zalim, zalimane! ”
    Çok bilinen, pek çok ders kitabından aşinalığımız olan aşağıdaki Dağlarca şiirini, işliğimizin çok genç yeni şairine, Vahittin Bozgeyik’in yeğeni İbrahim Akmelek’e armağan ediyorum.
    Çocukluğunu bilirim onun. Hasta yattığı günlerden birinde, içtenlikli dostum Vahittin’le hasta bellemeye girmiştik.
    Birkaç kilo meyve, bir şişe kolonya ile… Sanmam ki ne o meyvelerden tatabilmiş, ne de kolanyayı koklayabilmiş olsun.
    O da sayıklıyordu esrimiş halde, alnı boncuk boncuk terlerken, o hasta yatağında. Bilseydi bu şiiri sayıklardı İbrahim. Hastalıktan bir takım yitiklerle çıktı ama genlerindeki şiir yeteneğini yitirmedi o.
    Bugünlerde ayrı bir yazıyla, “Gaziantepli 30 Şair/SİMURG” Güldesteme katacağım şiirleriyle size tanıtacağım kendisini.
    AĞIR HASTA
    “Üfleme bana anneciğim korkuyorum
    Dua edip edip, geceleri.
    Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

    Niçin böyle örtmüşler üstümü
    Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
    Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
    Oyuncaklar gibi şehir.

    Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
    Ağlıyorsun, nur gibi.
    Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
    Duvardaki resimlerle, nasibi.

    Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
    Büyüyor göllerde kamış.
    Fakat değnekten atım nerde
    Kardeşim su versin ona, susamış.”
    Ben şair değilim der ama şiiri gözünden tanır. Okunu attı mı da onu alnından vurur Gılman Kahyaoğlu. İşte şu Dağlarca çiçeği gibi kırmızı, kadife renginde.
    SAVCIYA
    Savcı, nedir düşündün mü,
    Dağları sorguçlu kılan?
    Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
    Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
    Seni bile içli kılan.

    Savcı, nedir düşündün mü,
    Bıçakları uçlu kılan?
    Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
    Şunun bunun alın teri,
    Alınları taçlı kılan.

    Savcı, nedir düşündün mü?
    Yazıları suçlu kılan?
    Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
    Ama nedir çağlar üzre,
    Beni senden güçlü kılan.
    Şiirlerinde toplumun önemli yaralarını deşmekten geri durmayan Ahmet Ayaz’a bu dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri de:
    “DIŞARDAN GAZEL
    Siz Ali Bey, Veli Beyefendi busunuz,
    Gelecekler önünde suçlusunuz.

    Yöneteceksiniz de ulaşacak ha,
    Çağdaş Uygarlığa ulusunuz.

    Ön karanlık, art karanlık, Sağ karanlık, sol karanlık
    Kara toprak içine mi gömülüyoruz.

    Bir ülke, yarısı çırılçıplak,
    Yarısının yediği ekmek tuz.

    Uyur itleri, inekleri, ayıları,
    Bütün aydınları uykusuz.

    Milyonu trahom toplumun, milyonu sıtma,
    Milyonu verem, bilmiyor muyuz?

    Ne olmuşuz, ne yapmışlar bize,
    Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.

    Böyle giderse biline hep.
    Mustafa Kemal'le bile yokuz.

    De, yüreğin nice yanarsa yansın,
    Efendilerin yüreği buz.”
    Sanki vedalaşmak için gitmiştim İstanbul’a. Kadıköy rıhtımındaki bütün kahvehaneleri dolaştım. “Dağlarca ile arkadaşları burada mı buluşuyor diue sordu giriğim her kıraathanenin garsonlarına.
    Bulamadı bu beceriksiz adam o kıraathaneyi. Vedalaşamadan yitirdi o büyük ozanı.
    Ne mutlu ona şiirle dopdolu 94 yıl ömür sürdü.
    Teşekkürler sana şiirimizin büyük ustası, Türk edebiyatına yüzlerce, binlerce çok iyi şiirler kattığın için. Melekler dinlesin artık şiirlerini.
    FEV

  • Cemali Hikmet Aksu
    Cemali Hikmet Aksu 26.12.2008 - 13:11

    Fazıl Hüsnü Dağlarca
    Behçet Kemal Çağlar
    Hasan Ali Yücel
    Yahya Kemal Beyatlı
    Arif Nihat Asya
    ............... ve uzadıkça uzar, ister bir özet boyutunda, isterseniz sayfalar dolusu dizelerce destan olur. Alt alta yazıp ard arda okuyunca şiir olur, şiir tadı kalır dimağda. Şöyle bir sentezleyin, sonra her sözcüğün analizini yapın, sonucu tek sözcükle ifade edebilir misiniz? Kolunuz yorulup da şöyle bir soluklanayım dediğinizde ancak yazmaya başladığınızdan beri bir şiir yazıyor olduğunuzun farkına varırsınız.Fazl Hüsnü Dağlarca, tek başına bile okuduğumda şiirsel bir tat bulkuyorum bu isimde. Onlar ve onlar gibiler o denli şairdirlerki, o denli şiirle özdeşleşmiştirler ki, şairlikleri şiir'in içinde kaynamıştır; şiir olmuşlardır.

  • Halil Çolak
    Halil Çolak 22.12.2008 - 12:18

    RAHMETLE ANIYORUM VATAN ŞAİRİNİ
    YANLIZLIK ŞİİRİNİ ÇOK SEVERİM ONDAN ESİNLENEREK BU DA BENİM YALNIZLIĞIM
    Kalabalıklar olsa da içimde yalnızlığım,
    Rabbim hariç herkesle var yalnızlığım,
    Bitmeyen bir özlem gibi benim yalızlığım,
    Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

    Ne ay var ne güneş sadece yalnızlığım,
    Gece özlemi çekerim ben olur yalnızlığım
    Memleket özlemim bitmeyen yalnızlığım,
    Sevdalarla yüklü gönlüm birde yalnızlığım,

    Solmasın dedim hep açsın dedim güllerim,
    Bitsin dedim senle birlikte benim yalnızlığım.
    Bil ki gerçek sevgileri gönlümde ben İşlerim
    Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

    Yağmurun damlasıyla akar gider yalnızlığım
    Düşüncem sevgi,sevdadır bir de yalnızlığım
    Belki zaman olur ki,senle biter bu yalnızlığım
    Fakat senden başka uzak kalacak,yalnızlığım.

    Halil ÇOLAK

  • Bayram Ali Bayram
    Bayram Ali Bayram 20.12.2008 - 22:21

    Çağımızın en büyük şairidir.Günümüz Türkçesini en iyi biçimde kullanarak geride ölümsüz yapıtlar bırakmış,soyadı gibi Dağlarca bir şairdir.

  • Canan Onuş
    Canan Onuş 04.12.2008 - 12:58

    Türk edebiyat dünyasının degerli duayenlerinden biri, yeri doldurulamayacak bir değer.

    En sevdiğim şiiri.........

    YALNIZLIĞIM


    Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
    Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
    Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
    Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

    Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
    Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
    Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
    Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

    Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
    Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
    İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
    Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

    Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
    Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
    Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
    Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.


    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

  • Sebahattin Günday
    Sebahattin Günday 01.12.2008 - 19:40

    Ölünceye kadar sadece sanatı ve şiirleriyle tanıyordum şairimizi. Güzel şiirleri var tabii. Ama son zamanlarda daha fazla hayat hikayesi, sanat ve siyasi faaliyetler içinde okudum kendisini. Keşke sadece şiirle kalsaydı... Ama sadece şiir için şiir... Dev gibi bir adam o kadar küçülmezdi gözümde o zaman.

  • Fizanlı Necip Fîyakalı
    Fizanlı Necip Fîyakalı 29.11.2008 - 22:33

    ilkokulda belirli gün ve haftalarda okurduk habire...inanılmaz sıkıcı bulurdum adamcağızı...şimdilerde duru türkçesine hayranlığımı gizleyememekteyim...

  • Yasemin Atan
    Yasemin Atan 26.11.2008 - 21:42

    Bana gerçek bir şairin gönlünden geçenleri hiçbirşeye boyun eğmeden sadece kendi hissiyatını dile getirmek için manevi bir ihtişamla sunmasını hatrlatıyor.Yattığı yer cennet olsun.

  • Davut Köksoy
    Davut Köksoy 22.11.2008 - 20:40

    Türk şiirinin yaşayan efsanesiydi o. Çocukluğıumda bir çok şiirini okumuştum. Yattığı yer ışıklı olsun.

  • Şüheda Çakır
    Şüheda Çakır 22.11.2008 - 10:06

    Benim için şiirleriyle ve insanlığıyla çook büyük bir insandı
    Allah rahmet eylesin
    Türiyede nice nice FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCAlarına...

  • İmren İyem Aslan
    İmren İyem Aslan 20.11.2008 - 22:37

    'yarısı şiir olan bir yaratığım ben' diye kendini tanımlamış, 94 yaşında bile şiir yazmış, bu büyük şairin önünde kıskançlık ve saygıyla eğiliyorum.....

  • Arzu S Arıyer
    Arzu S Arıyer 13.11.2008 - 07:24

    BU GECE ANITKABİR
    Korkunç bir gürültü vardı Anıtkabir'de
    Sözcükler avluyu doldurmuştu çatlak ağız
    Sesleri pis mi pis
    Kargaya benzeyen kel kafalı birer kuştular

    Ata'nın devrimleri bekçisidir yaşamın
    Kim yalancı
    Kim değil
    Araya araya bulmuştular

    Yazılan sözcükler yüzleştirilmişti gerçekle
    Uygulanmasız olanları
    Anıtkabir'deki defterden
    Kovulmuştular


    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
    Sevgili Dağlarca; böyle kısa ama derin anlam ve duygu yüklü şiirleriyle hep yaşayacaktır.

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu 13.11.2008 - 01:43

    Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...

    Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...

    Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
    Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
    Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
    Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
    Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
    Tütün kokar,
    Toprak kokar çocuklar'
    Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
    Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
    Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
    Onlar bu ülkede yaşarlar....

    Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
    Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
    Harman yeri,dünyanın merkezi,
    Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
    Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
    Ve ne adamlar vardı!
    Tek anısı askerliğe dair,
    Yolculuğu da...

    Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
    İçimi acıttılar!
    Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
    Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
    Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
    Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
    Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
    harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
    ve...
    Tatil anıları da hiç olmamıştı...

    1994 BATMAN

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu 13.11.2008 - 01:40

    Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...

    Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...

    Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
    Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
    Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
    Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
    Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
    Tütün kokar,
    Toprak kokar çocuklar'
    Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
    Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
    Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
    Onlar bu ülkede yaşarlar....

    Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
    Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
    Harman yeri,dünyanın merkezi,
    Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
    Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
    Ve ne adamlar vardı!
    Tek anısı askerliğe dair,
    Yolculuğu da...

    Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
    İçimi acıttılar!
    Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
    Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
    Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
    Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
    Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
    harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
    ve...
    Tatil anıları da hiç olmamıştı...

    1994 BATMAN

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu 13.11.2008 - 01:37

    Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...

    Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
    Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
    Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
    Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
    Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
    Tütün kokar,
    Toprak kokar çocuklar'
    Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
    Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
    Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
    Onlar bu ülkede yaşarlar....

    Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
    Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
    Harman yeri,dünyanın merkezi,
    Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
    Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
    Ve ne adamlar vardı!
    Tek anısı askerliğe dair,
    Yolculuğu da...

    Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
    İçimi acıttılar!
    Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
    Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
    Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
    Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
    Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
    harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
    ve...
    Tatil anıları da hiç olmamıştı...

    1994 BATMAN

  • Berivan Bulut
    Berivan Bulut 11.11.2008 - 22:50

    allah rahmet eylesin bir insan daha göç etti

  • Serdal Çalışkan
    Serdal Çalışkan 10.11.2008 - 22:05

    Ulu bir çınarımızın kıymetini bilemedik.Yeni nesillere bari eserlerini okutturalım

  • Melek Kara
    Melek Kara 10.11.2008 - 22:05

    .........
    Ne ağaçlar uzanmış mevsimlerimce
    Ne yıldızlar gerçek, aydınlığım kadar.
    Aşkla kımıldayan küçücük ışıklar uçusur içimde yön yön,
    Yaşadığımın farkındayım.

  • Ahmet Necat Ucur
    Ahmet Necat Ucur 10.11.2008 - 20:34

    FAZİLETİYLE, HÜSNÜNİYETİYLE ANILACAKTIR, Ç A Ğ L A R C A.......

    Özelliklede,ölümü münasebetiyle,şair dostu,şiir sevdalısı Başbakanımız
    R.Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı büyük gafla....

    Yüce Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...

    ŞAİRCİK, Ahmet Necat UCUR, Bozüyük 10.11.2008

  • Hüseyin Arslan
    Hüseyin Arslan 09.11.2008 - 13:39

    Büyük bir sairin aramizdan ayrilmasi Türk siirseverleri icin kayiptir. Siirden baska bir sey yazmayan bu üstad seni hep saygiyla anacagiz, anacagim, ruhun sad olsun, saygideger 'Kocacinar'

    Saygilarimla...

  • Aysen Manisalı
    Aysen Manisalı 09.11.2008 - 10:33

    YALNIZCA....

  • Murat Arğun
    Murat Arğun 07.11.2008 - 22:44

    Allah rahmet eylesin...

  • Selami Ateş
    Selami Ateş 06.11.2008 - 13:56

    Türk edebiyatında çok önemli bir yere sahip bir şairimiz...' Bu Eller miydi? ','Çocuk ve Allah', 'Havaya Çizilen Dünya', 'Mustafa Kemal'in Kağnısı', 'Üç Şehitler Destanı..' ve daha niceleri... Şiirlerle örülmüş uzun bir ömür...Geleceğe miras bırkılmış yüzlerce şiir... Edebiyatımıza altın harflere yazılmış bir isim: FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA...
    Kendisine ALLAH'tan rahmet diliyorum...Nur içinde yatsın!

  • Zilan Kara
    Zilan Kara 06.11.2008 - 01:31

    Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş bir şairimizdir..

    Bir sözü:'Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir'

  • Zekeriya Keles
    Zekeriya Keles 04.11.2008 - 22:02

    Fazil Hüsnü Daglarcayi tarif etmeye benim gücüm yetmez benim acimdan gösterisli bir cinar agaciydi ve devrildi ama degerli,mükemmel eserleri ileyasayayacaktir

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 04.11.2008 - 17:46

    Geçen ay içinde kaybettiğimiz ünlü şairimiz.
    Allah rahmet eylesin.

  • Sedat Demirkaya
    Sedat Demirkaya 04.11.2008 - 03:21

    Savcıya - Fazıl Hüsnü Dağlarca... Bir Şiir / Bir Yorum

    Savcı, nedir düşündün mü,
    Dağları sorguçlu kılan?
    Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
    Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
    Seni bile içli kılan.

    Savcı, nedir hiç düşündün mü,
    Bıçakları uçlu kılan?
    Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
    Şunun bunun alın teri,
    Alınları taçlı kılan.

    Savcı, nedir düşündün mü?
    Yazıları suçlu kılan?
    Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
    Ama nedir çağlar üzre,
    Beni senden güçlü kılan.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca



    Savcıya

    Savcı, bir sav (iddia) ileri süren hukuk görevlisidir. Savcı, devlet ve millet adına gördüğü “yasaya aykırılıklara” savaş açan görevli kişidir.

    Yasa ve hukuk aynı şey değildir. Yasa “var olan düzenleme”, hukuk ise “olması gereken, vicdanları tatmin eden düzenleme”dir. Olan ile olması gereken arasında her zaman bir fark vardır; her toplumda vardır… Bize düşen olanı, olması gerekene doğru olabildiğince yaklaştırmak ve aynılaştırmaya çalışmaktır. Bu, toplumda adaleti sağlayacak, adaleti mükemmelliğe yaklaştıracaktır.

    Ne var ki, yeryüzünde adalet perisinin “Azrail veya kötülük tanrısı” kadar hızlı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun vebali de bir parça savcılaradır. Adalet perisine kanat takacak onlardır… Savcılar yavaş davrandığında; özgürlük ve adalet “savcının dizi dibinde, savcının gölgesinde, şehirlerde, adliye saraylarında” olmaz dağlara doğru kaçar nefes almak için…

    Türkülere geçmiştir: “Benim meskenim dağlardır, dağlar! ” Dağlar özgürlüğün mekânı ve simgesi olmaya başlar yeniden… Bu her çağda ve her sistemde olabilir. Yoksul insan, mazlum insan senin kapına gelmiş ve adalet istemiştir… Ve sen ey savcı, o insanlara sırtını döndün! Adalet de senin ellerinden uçtu gitti… Sen artık “adalet dağıtan” şefkatli el değilsin…

    İnsanlar, haklarını kendisi aramak zorunda kalır ey savcı! İnsanlar tırnak uzatırlar, bıçak taşımaya başlarlar… Çünkü hakları alınmamıştır. Senin yavaşlığından… Kanları yerde kalmış, hesabı sorulmamıştır. Alın teri horlanmış, emeği karşılıksız kalmıştır…

    Ey savcı, bir de çağlardan beri yazıyı-şiiri suçlu sayarsın; neden?
    Aydınlar, akıl ve cesaretle cehalete, haksızlığa karşı savaş açmışlardır. En eski çağlardan beri işte bu yüzden bir milletin şairleri yasalarını yapanlardan ve yönetenlerden daha güçlüdür. Daha kalıcıdırlar.

    Şairin son şiirlerinden biri olarak bu şiir vasiyet gibidir. İnsanlar farkında değildir belki; ama “adalet halkın ekmeği”dir.

    Sedat Demirkaya

  • Özgür
    Özgür 01.11.2008 - 20:31

    Pek aşina olmadığım bir dünyada,
    olmasa da bilgim, onun büyüklüğüne ne gerek,
    sadece fani olsan kâfi, yeter bu açmaya gözlerini
    bir fazıl,bir fani,bir şiir, bir de fazlı...

  • Metin Baş
    Metin Baş 01.11.2008 - 16:02

    bir çınar daha düştü toprağa. ilham alarak daglar(CA) dan yeniden filizlenecek FAZILet ve erdem.

  • Osman Demircan
    Osman Demircan 31.10.2008 - 20:20

    Önce kendisine rahmet diliyorum.Benim dikkatimi çeken şey Türk şairlerinde(Divan edebiyatı şairleri hariç) bir kısır düşünce olduğudur.Şiir şiir yazdırmalı ama ben Türk şairlerinin şiirlerini okuduğumda- birkaç örnek şiir dışında- bana yeni ufuklar açana, beni büsbütün etkileyene pek rastlamadım.Bunu da düşünce özgürlüğünün olmamasına ve toplumsal yapımızdaki çoraklığa bağlıyorum.Yoksa Türk milletinin midesini doldurmaktan, sokağa tükürmekten başka şeyler de yapacağı kanaatindeyim.

  • Alpaslan Akdağ
    Alpaslan Akdağ 31.10.2008 - 13:28

    her kimki şiir kalesine insanlık adına bir tuğla koymuşsa,
    adı yadigar kalır dünyaya
    sonsuza kadar söylenir dillerde
    anlamlı sözlerle...

    allah rahmet eylesin...

  • Feyzullah Seçkin
    Feyzullah Seçkin 31.10.2008 - 10:44

    'Köroğlu İzin Ver İçimdeki Yasa / Geçeyim Sivas'a'
    diyen edebiyatımızın 'Dağlarca'sı bizlerin içindeki yasa da izin verdi!
    Ruhu şad olsun..

  • Deniz Aral
    Deniz Aral 30.10.2008 - 08:06

    DENİZ FENERİ

    Uzanmış koca burun açık denize doğru,
    Lacivert ve gri gecenin değerinde.
    Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi,
    Deniz feneri parlar,
    Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.

    Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde,
    Çöker uzak limanlardan bir sis.
    Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin,
    Bildirir, yanınca yanınca,
    Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?

    Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
    Bırak anılar gitsin biraz daha geri.
    Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
    Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl,
    Hep bu benekte bu deniz feneri.

    Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
    Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış,
    Bir tek göz kadar kara ve mavi,
    Enginle boş,
    Kısmetsiz balıkçılara bakmış.

    Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
    Yüzünde bir fırtına tadı.
    Durursun yorgun, umutsuz,
    Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
    Bir şey, belki de yaşaman uzadı.

    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

  • Bahadır Güreş
    Bahadır Güreş 28.10.2008 - 11:52

    Bir kuştu,
    Allı allı bir kuş.
    Her tüyüne bir çiçek bağladılar
    Uçmadı o.
    Bir kuştu,
    Mavili mavili bir kuş.
    Her tüyüne bir boncuk bağladılar
    Uçmadı o.
    Bir kuştu,
    Yeşilli yeşilli bir kuş.
    Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar
    UÇTU O! !

    Allah rahmet eylesin! ! ..

  • Çiğdem Acar
    Çiğdem Acar 25.10.2008 - 15:18

    fazıl hüsnü dağlarca kocaman ömrüne sayısız şiir sığdıran kocaman bir şair,şiir ustası ama o da konar göçer insanoğlundan biri sadece ve yalnız dikkat ederseniz insanlar yalnız ölür genelde 94 yaşında bir çınar gibi ayakta gitti o da allah rahmet eylesin onun edebiyata verdiği önem çerçevesinde devam etmeyi umarım

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 25.10.2008 - 07:18

    BİR DAĞ(LARCA) DEVRİLDİ

    M.NİHAT MALKOÇ

    Şiir burçları şairlerin omzunda göklere yükselir. Duygu ve düşüncelerimize tercüman olan şairler dilin bayraktarıdırlar aynı zamanda. Onlar ölünce dil bayrağı düşer mi? Şairin ölümü şiirin ölümü değildir elbette. Şair ölünce eserleri konuşmaya başlar. Şair yarınlara dair sözlerini şiirleriyle ebedileştirir. Şiirler yarınlara yazılan mektuplardır aslında. Okuyucu o mektupları okuyarak dünle bugün arasında sağlam köprüler kurmaya çalışır. O şiir mektupları okunmaz olunca dünle bugün arasında kurulan köprüler atılır. Dilin en güzel numuneleri olan şiirler hayattan çekilince sadece nefes alıp vermekten ibaret kalır hayat.

    Şair söyleyecek sözü olan insandır. O, söyleyeceklerini şiirin kalıpları içerisinde az ve öz sözle, sağlam bir dille ifade etmeye çalışır. Kelimeler yoğun anlamlar yüklenir şiirin satır aralarında. Şair manayı yoğuran ve ondan yeni şekiller kuran insandır. Bu şekiller ruh dünyamızda yeni açılımlar kazanırlar. Şiir evreninde yeni dünyalar kurulur her seferinde.

    ‘Şairler az mı yaşıyor? ’ sorusu hep zihnimizi meşgul eder durur. Şairlerin az yaşadığından yakınıp dururuz hep… Gerçekten de öyledir. Şairler az yaşıyor. Elli yaşını gören şairler o kadar da çok değil. Onlar vereceklerini verip bir an evvel çekilirler iyilerle kötülerin kavgasına sahne olan dünyadan. Durum bu iken çağımızın yaşayan en büyük şairi geçti gözümün önünden. O, bu tezi uzun bir ömür sürerek çürütüyordu sanki. Doksanını aşan, yüze yaklaşan Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan bahsediyorum. Keşke yüz yaşını görseydi de şairlerin ‘dalya’ diyenlerinin arasına alabilseydik onu. Çok yaklaştı ama olmadı işte.

    Türk şiir çınarının yapraklarından biri daha hüzünle döküldü toprağa. Ölümü çağrıştıran sonbahar avcısı, dalında sararan yapraklardan bir tanesini daha avladı. Hayatını şiire adayan ve hemen her konuda muhakkak bir veya birkaç şiiri bulunan Dağlarca, adeta bir şiir makinesiydi. Türk şiir kitaplığına birbirinden kıymetli eserler kazandıran bu duygu adamı Cumhuriyet tarihinin de canlı tanıklarından biriydi. Zira Cumhuriyetten daha yaşlıydı kendisi.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde apayrı bir yeri vardı. Bugüne kadar 138 kitabı yayınlanan şairi büyük küçük tanımayan yoktur sanırım. O, şiirde hiçbir akıma ve edebî gruba dâhil olmamıştı. “Çocuk ve Allah, Daha, Çakır’ın Destanı, Kaçaklar, Çiçek Seli, Batı Acısı, Akdeniz, Üç Şehitler Destanı, Haydi, Aç Yazı, Toprak Ana, Kınalı Kuzu Ağıdı, Mevlâna’da Olmak, Uzay Çağında Olmak, Türk Olmak, Dışardan Gazel, Bağımsızlık Savaşı, Asu, Çukurova, Dört Kanatlı Kuş, İstanbul Fetih Destanı, Çanakkale Destanı, İzmir Yollarında...” adlı kitaplar ondan bize miras kalan dil şaheserleridir.

    Uzun ve bereketli bir ömrün ardından aramızdan ayrılan Dağlarca’yı daha çok “Çocuk ve Allah” adlı eseriyle özdeşleştirmiştik. O, bu kitabında çocuklara Türkçenin sade ve gülen yüzüyle seslendi. O, bu kitaptaki şiirleriyle çocuklara kelimelerden yeni dünyalar inşa etti.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca bir şiir aşığıydı. Adeta şiir için yaşadı. Onun dünyasında şiirin apayrı bir yeri vardı. Duygu ve düşüncelerini şiirin imkânlarıyla geniş kitlelere aktardı. Başka şairler gibi şiirin yanında roman, hikâye, deneme gibi türlerde yazmadı. Sade ve sadece şiir yazdı uzun ömrü boyunca. Şiire sadakati kelimelerle ifade edilecek cinsten değildi.

    Dağlarca Türkçeyi en doğal haliyle en güzel kullanan şairlerin başında geliyordu. Onun “Türkçe benim ses bayrağım” deyişi herkes tarafından sevilerek benimsenmişti. O, yaşayan Türkçenin yaşayan en büyük şairlerinden biriydi. Kelimelerle kavgası yoktu, O, kelimelere dosttu, kelimeler de ona. Türkçenin saflığını ve pınar duruluğundaki berraklığını onun bütün dizlerinde görebilirsiniz. Bir konuşmasında kendisini “Yarısı şiir olan bir yaratık olarak” tanımlıyordu. Onun ölümüyle Türkçemiz ta yüreğinden yara aldı.

    Hayat-ölüm… Her şey bu iki çizgi arasında saklı… 26 Ağustos 1914’te doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 15 Ekim 2008’de 94 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. O şimdi Karacaahmet’te belki yeni şiirlerini yazıyordur… Çocuğa, vatana, ölüme, hayata dair şiirler…

  • Melahat Kaya
    Melahat Kaya 24.10.2008 - 20:56

    Ülkenin şair ruhlu,bulduğu her ortamda şiir okumaya meraklı başbakanı Dağlarca yı anmak adına onun olduğunu sandığı,Çamlıbel in Sanat adlı şiirini okudu.

  • Burhan Gündoğan
    Burhan Gündoğan 24.10.2008 - 18:35

    Berfin Bahar'a şiirlerini yollardı. Sıradan bir insan gibi,derdi İsmet Arslan.Bu kadar da engin yürekliydi. Dergide şiirlerini her okuduğumda doksanları aşan bu insanda bu yürek! İnanılmaz, derdim. Ve onun kendi söyleşilerinde şiir yazmak için zamanın işte tam da içinde olduğunu belirtmesi, hayatabağlılığının göstergesi değil miydi. Onun son yıllarda yazdığı şiirlerin tadında hiç de ölüm havası yoktu.

    Oruç çok eski birisi
    Bütün ramazanlarda kenti doldurur
    Çoğumuz onu görmez
    İşitiriz geldiğini gittiğini

    Şiirle ilgili olarak Edebiyat ve Eleştiri Dergisindeki söyleşisinde: Şiir yazmak dikkat işidir. Araba sürmekten uçak kullanmaktan daha dikkat ister. Şiirin hızı, ışığın hızından bile çoktur.İçkili adam, durum böyleyken nasıl şiir yazar.

    İki Yerde Olmalar

    Arada bir
    Anılarım öyle yakışıyor ki bana
    Orada olurum
    Annemdir
    Kardeşimi kucağında taşıyan
    Onu öperken olurum

    Üç yaş büyüğü ablamdır
    Çantası erikle dolu
    Amerikan okulundan dönmekte
    Kapıyı açerken olurum

    Kırk ikindi yağmuru başlar
    Tatlıdır ıslanırken
    Gözlerim büyür sanki
    Ipıslak olurum
    En güzeli bu
    En uzak sokaktayımdır
    Evdeymişim gibi
    Kendimi beklerken olurum. 21.02.2007 (Berfin Bahar)

    Şiire bakın yaşlılığı anımsatan yalnızca anılar. Onun dışında ' çantası erikle dolu' Sıcacık içten insancıl biri. Evet şairler yaşarken bir başka elvada derken bir başkadır.

    Burhan GÜNDOĞAN

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu 24.10.2008 - 08:06

    Eylüllerine Bahar, Dağlarına Kardelen Olurum….

    Duydum ki eylül hüzün taşımış gözlerine
    Hazan rengi şiirlerinde ağlıyorsun
    Umutların duvar diplerinde ağlayan çocuk
    Eylüllerine bahar olurum bitanem
    Gözyaşlarına mendil, üşümelerine şefkat olurum
    Acıkırsan çayın çorban olurum

    Hani kahvaltıda dizlerini karnına çekerdin
    En çok o halini özledim
    Bir de yarım tebessümlerini
    Şiirlerine aşk olmak isterim
    Biletin olurum yolculuklarında
    Hüzünlerine sigara olurum duman duman
    Gözlerin hala tek sığınağım
    Gözlerine kurban olurum

    Kalemin, şiirin, yalnızlığın, yağmurun olurum
    Tuz basarım yitik yıllarıma
    Yeniden yaşama MERHABAN olurum
    Sen oruç ol ben su
    Sen çocuk ol ben şeker
    Sen Dicle ol ak deli deli ben de Hasankeyf
    Sen yaşam ol ben de nefes
    Bitmeyen öykün olurum
    Ölürüm ıslak gözlerine ölürüm ölürüm…

    Duydum ki bitirmişsin sendeki beni
    Şarkıların rengi solmuş Dağ yüreklin ölmüş
    Dağlarıma kardelen ol
    Yaşatırım seni dört mevsim
    şiirlerime can ol şarkılarıma beste
    Mırıldanırım seni gurbet sokaklarında
    Sesim soluğum ol,
    Seni bağıracağım sevgisiz coğrafyalara
    Seni anlatacağım öğrencilerime çocuklarıma….


    Geceleri yalnız kalmaktan korkardın
    Dualarımı hisset
    Dört kitap üzerine yemin ediyorum
    Kol kanat olurum yarınlarına
    Seni üzen rüzgarları yaradana şikayet ederim
    Yalnız kalırsan evin barkın olurum
    sen olurum sen sen SEN…

    Biliyorum bana kırgınsın
    Emanetini bıraktın kaçtın diyorsun
    Bir bilsen ah bir bilsen….
    Hep senden sana kaçtığımı
    Bir bilsen ah bir bilsen
    Masum bir göçmenim ben
    Gözlerine iltica ettim
    Polis jandarma bir de töreler
    Sakla beni sakla engin düşlerimi
    Yoksa yoksa
    Vatansız kalırım musalla taşında

    2 Ekim 2008
    Yalıkavak-Bodrum

    İbrahim Eroğlu

  • İbrahim Eroğlu
    İbrahim Eroğlu 24.10.2008 - 08:05

    şiir şiir şiir...

    Arjantin'in Borges'ı vardı bizİm de Dağlarca'mız

    Dağlarca nur içinde yatsın...

  • Naim Yalnız
    Naim Yalnız 22.10.2008 - 21:01

    Özgün Şiir Abidemiz,Ses Bayrağı Şairimiz; Ulu Çınar,merhum
    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA'nın manevi huzurunda sonsuz say
    gıyla eğiliyor,ruhu şad olsun diyorum.Naim Yalnız.

  • Hamit Türkan
    Hamit Türkan 22.10.2008 - 20:21

    önünde saygıyla eğildiğimiz birçınar daha göçtü hayat sahnesinden.mekanı cennet olsun.

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 22.10.2008 - 14:59

    Hangi mahallede imam yok,
    Ben orada öleceğim.
    Kimse görmesin ne kadar güzel,
    Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

    Olüler namına, azade ve temiz,
    Meçhul denizlerde balık;
    Müslüman değil miyim, haşa,
    Fakat istemiyorum, kalabalık.

    Beyaz kefenler giydirmesinler,
    Sızlamasın karanlığım havada.
    Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
    Ki bütün azalarım hülyada.

    Hiçbir dua yerine getiremez,
    Benim kainatlardan uzaklığımı.
    Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
    Cılgınca seviyorum sıcaklığımı...


    ........ Sozun bittigi yer boyle bir yer olsa gerek...

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 22.10.2008 - 14:55

    Bu gece beni terk ettin çocuğum
    Ki hala ellerimde bir şafak.
    Herkes ölürken son anda
    Bir gece hatırlayacak.

    Birikti serçeler saçaklara
    Davetler gibi uzaklardan.
    Ulkeler midir ki varılmaz
    Uykular içre kalan.

    Vaktin saadetiyle durmuş
    Kağıt gemilerim ve rüzgar.
    Seyretsin sonsuz hudutları,
    Harap kalelerinde krallar.

    Cocuğum tarlalar sarardı,
    Nur gibi olgun başak.
    Herkes ölürken son anda
    Bir çocuk hatırlayacak.

    Cocuk degilim ama, seni hep hatirlayacagim...

    Rahat uyu guzel insan...

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 22.10.2008 - 14:52

    'savaş çıkmıştı
    orduya aldılar onu
    tüfek verdiler
    mermi verdiler
    süngü verdiler
    bomba verdiler
    gaz maskesi verdiler
    tanımadığı adını bilmediği
    bütün gereçleri verdiler
    dağ başında gözcüydü o
    aşağıda ırmak sanki bir gelin-
    sanki bir kuş - yeryüzünde akan bir kuş
    orman koyu yeşil - yeşil - açık yeşil
    sanki bilgeler arası çağsal toplantı
    ki mavi söylencelere benzemektedir
    yarısı görünen göl
    işte başaklar sallana sallana
    sürezi yenilemekte evrensel bir devinim
    hepsi bir severlik içinde sessiz
    ötelere ulaşmaktadırlar kendi varlıklarından
    baktı yeni er üstüne başına mırıldandı:
    peki niye
    bunca güzelliklere karşı
    böylesine çirkin giyinmek..'

  • Egemen Cumhur
    Egemen Cumhur 20.10.2008 - 20:35

    Türkiye'nin yaşayan en büyük çınarı...Ses bayrağının şairi...aydınlığın,çağdaşlığın,ulusal devrtimlerin,sosyalizmin yıkılmaz kalesi,çocukların şair dedesi,aşkı en güzel anlatan adam....Huzur ve ışık içinde uyu....Eserlerin sensiz de olsa yaşamaya devam edecek...