Kültür Sanat Edebiyat Şiir

fazıl hüsnü dağlarca sizce ne demek, fazıl hüsnü dağlarca size neyi çağrıştırıyor?

fazıl hüsnü dağlarca terimi Barış Çalışkan tarafından 01.07.2003 tarihinde eklendi

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu23.07.2011 - 22:51

    Babam vefat ettiğinde (1977) 8 yaşındaki küçük kardeşim yanındaymış ve babam yolda aniden düşüp kalp krizinden vefat etmiş, gözlükleri de yere çarpıp kırılmış, bu olayı bir kaç gün sonra yakın arkadaşı olan Fazıl Hüsnü Dağlarcaya amcam (Turan Oflazoğlu) beni yetiştiren oydu, diye anlatmış üzüntüyle, Dağlarcanın gözlerinden yaşlar süzülmüş ve bir peçeteye aşağıdaki dizeleri yazmış. İlk kez yayınlanıyor.

    'Biri çıktı kocaman biri,
    yürek dediğimiz inden,
    duymadı gözleri sımsıcak,
    gözlüğü kırıldı kendiliğinden.'

    O peçeteyi uzun yıllar sakladık, şimdi nerdedir bilmem.

    Dünya şiirinde de eşsiz olan, özellikle 'Çocuk ve Allah' kitabıyla Türk şiir üretiminin doruklarına çıkan Dağlarcaya selam olsun.

  • Hüzünbaz Yüzler
    Hüzünbaz Yüzler31.08.2009 - 12:02

    söyle sevda içinde türkümüzü
    aç bembeyaz bir yelken
    neden herkes güzel olmaz
    yaşamak bu kadar güzelken.......

  • Şükran Beşışık
    Şükran Beşışık06.01.2009 - 12:39

    Yedi kollu şamdan şiir dünyasının devlerinden biri.Ruhu şad olsun.

  • İbrahim Kıbrıs
    İbrahim Kıbrıs05.01.2009 - 00:54

    Sevgili Dağlarca hiç gitmeyecek gibi duruyordu Kadıköy'de kendi adını taşıyan sokaktaki perdeleri çoğu zaman kapalı duran, şiirlere çağrılı loş ışıklı evinde. Şiirleriyle ölmeyeceğine inandığım Dağlarca'nın beden olarak da ölümsüz olduğuna inanmıştım artık. Ama bir başka ozanın '... adın kalleş olsun' dediği ölüm beni haksız çıkardı. Türk edebiyatı dostları onu hiç unutmayacak, o şiir çınarının dallarından hep yararlanacak. Güle güle BÜYÜK USTA!

  • Fevzi Günenç
    Fevzi Günenç04.01.2009 - 07:38

    22 Ekim 2008 Pazartesi
    Melekler dinlesin artık şiirlerini
    Ekim’i severim, güzel Cumhuriyetim Ekim ayında ilan edildi. Ekim Devrimi kendi adını taşıyor zaten.
    13 sayısını severim. Genelde “uğursuz sayıdır” derlerse de inanmayın. Bu batılıların tevatürü. İstanbul 29 Mayıs 1453’te Rumi takvimin 13’üne denk gelen günde Türkler’in olmuş. O yüzden uğursuz sayar batılılar güzelim 13 sayısını. Uğurlu mu uğursuz mu siz karar verin artık.
    Ekimi de, 13’ü de ne denli seversem seveyim, ikisi bir araya gelince sevmez oldum. 2008 yılı Ekim’inin 13’ünde dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı yitirdik de onun için.
    Şairin aramızdan ayrılmasının üstünden 80 gün geçmiş. “Onu yitirdiğimizde yazmıştın zaten, bugün nereden çıktı bu? ” deyin. O zaman ben de sudan bir yanıt bulurum elbet.
    Yitirdiklerimizi hep kırkında mı anacağız? Kıkında da anarız, 80’inde de… Dahası, 134’ünde de anacağız, 169’unda da... “Öbürlerini anladık da 134, 139 niye? ” diye sorun.
    Yanıt: Dağlarca’nın sağlığında 134 şiir kitabı Türk şiir severleriyle, dünya okurlarıyla buluşmuştu da onun için… Yayınlanmamış 35 kitabı daha bulunan büyük şairimizin, bu betikleri de basılmış olsaydı şiir kitabının sayısı 169’a ulaşacaktı.
    Dünyada başka bir şair daha gösterebilir misiniz bana bu kadar çok şiir kitabı olan? Eğer kitaplı şairler peygamber sayılsaydı, herhalde Dağlarca 169 kere peygamber sayılırdı. Tanrı’nın şairlere doğru dürüst şiir yazmasını belletmek için gönderdiği şiirin peygamberi olurdu o zaman.
    Bir örneğini daha gösterebilir misiniz bana, ömrünün her gününde hiç aksatmadan her gün güzel bir şiir yazan başka bir şair daha? İstanbul’da yaşadığım yıllarda fırsat buldukça onun Aksaray’daki Kitap Kitabevi’ne gider, cama astığı o günün şiirini keyifle okurdum.
    O şiirlerden unutamadığım şiirlerden biri sanırım “Söyle sevda içinde türkümüzü”ydü. Şiir işliğimizin en genç bayan şairi Ayça Atay’a gitsin.
    ”Söyle sevda içinde türkümüzü,
    Aç bembeyaz bir yelken
    Neden herkes güzel olmaz,
    Yaşamak bu kadar güzelken?

    İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
    Ayrı maviliklerden geçmiştir
    İnsan nasıl ölebilir,
    Yaşamak bu kadar güzelken? ”
    Bizim GASET (Gaziantep Kültür, Sanat, Edebiyat Derneği) bünyesinde kurduğumuz bir Şiir işliğimiz oldu. Şair arkadaşlarımız her hafta belirli bir konuda şiir yazıyor.
    İlk haftanın konusu “fark etmez” idi. fark etmezli üç şiir yazdık. Sonra katılmalar oldu. Arkadan gelenler de eklediler kendi “fark etmez”lerini. Onları da astık işliğimizin duvarına. Bir yazı konusu da onu yaparım sonra.
    Haftada bir başa çıkamadık da 15 günde bire uzattık şiir çalışmalarımızı. Kim bilir, belki de yarın bir gün ayda bire uzatırız. Hepimiz Dağlarca olabilir miyiz?
    Dağlarca’mızın 80’inci gününde (bugün) onun sevdiğim şiirlerinden bir demet yaptım. İşliğimizin şairlerine, çiçek niyetine birer tane dağıtacağım.
    “ANIMSAMALAR
    Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun
    Mektebe ilk gittiğim o altın sabah
    Omzumda kalmıştı el sıcaklığıyla
    Anamın okşarken söylediği bir “Bismillah”

    İlk ders bir bayramın sonu gibi soğuktu
    Gördük karatahtada “Hesap” denen karaltıyı
    Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese
    Ben de öğrendim iki haneli seksen altı’yı

    Oyunlar ve neşelerle geçti o gün
    Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep
    Bilgimi düşürmeden eve götürmek için
    İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep”
    Kendime armağan ettim 86’nın bu şiirini ilk başta. Neden? Aramızda hemen bir akrabalık kurdum da ondan. Benim ilkokul birinci sınıftaki numaram da 219’du. Bakın, ben de anımsıyorum. Öyleyse akrabayım büyük şairle.
    Rahime Kaya, eleştiriye dayanıklı, kendine güveni olan bir şair. “Şiirimi ben onarırım, noktasına, virgülüne bile kimseyi dokundurtmam,” diyenlerden değil.
    Eleştiriye açık olması, şiiri için söylenenleri kulak ardı etmemesi, kendisinde şiirini yenileştire, ileriye, yükseklere taşıma sevdası, çabası varken bu ereğine ulaşacak da o.
    Şiirin, duygudan çok düşünce işi olduğunu yakalayan Rahime Kaya’ya da kendi şiirini anımsatan bir Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri getirdim:
    “SULAR BİZDEN AKILLIDIR
    Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı,
    İner havadan önce, karanlığa,
    Büyük bir balık gibi ortadan silinir,
    Kaçışırken hayvanlar dağa.

    Sular bizden akıllıdır, memnun olur,
    Sadece ağaçlardan.
    Başka insanlardan değil,
    Bizi yalnız bırakan.

    Sular bizden akıllıdır, uyumaz,
    Açar maviliğe, iri gözlerini.
    Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
    Kendi hayatının yerini.”
    Dağlarca’ya sormuşlar. “En çok sevdiğin şiirin hangi şiirin? ” diye. Hiçbir şair şu şiirimi öbürler,nden çok severim” diyemez. Şiirleri çocukları gibidir şairlerin. Hangi baba “şu çocuğumu öbürlerinden fazla seviyorum,” diyebilir.
    Dağlarca der ama. Sözün acısını da esirgemez, sevgisini de. “Asu” demiş hiç duraksamadan. Şiir İşliğimizin yeni katılımcısı Başak Tarım. Daha ilk şiirini okur okumaz “şair bu” demiştim. Gaziantep’imizin çok havasını kokladı, çok suyunu içti bu Eskişehşir toprağından kopup gelen şair. Biliyoum onun da en çok hangi şiirini sevfiğini Dağlarca’nın. Ben de o şiirini armağam ediyorum büyük şairirmizin kendisine, ASU:
    Suçu büyüktü Âsû'nun göklerecek
    Taş atmıştı güneşe doğru
    Bilinmeyen türküsünde
    Bilinmeyen çağından

    Açtı uykusuzdu sayrıydı
    Dolmuştu şeytanların soluğu derisine
    Kötü bir ışık
    Ve mavilikte duruşu çarpık ağaçların

    Sövmüş Tanrısına sövmüş
    Âsû Âsû
    Yakılacak yakılacak
    Âsû Âsû

    Doymuşlar bir ilk zaman içinde
    Ki sürer sıcaklığı karın karın
    Kartalla doymuşlar yılanla doymuşlar
    Doymuşlar yellerle yıldızla yalazla

    Var olmanın yeğnikliği alna çizilmiş
    Kötü ruhlar uyusun türlü boyalar içre
    Ve ta masallara uzanır
    Dudakların kızıl süsleri

    Agaç, davulların seslerinden
    Âsû Âsû
    Yeşiller allar sarılar
    Âsû Âsû

    Halay çeker korku
    Uzak kuşakların acısına karışık
    Yontulmuş taşlarda susar
    Güçsüz yumuşaklığı etin

    Büyünün kara kanını üfler boynuzlara
    Toprakta kök
    Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan
    Ve avın kurtuluşu işte

    Kişinin gücü Tanrının büyüklüğüne
    Âsû Âsû
    Yankılanır dağdan dağa insandan insana
    Âsû Âsû

    Devrilmiş gözleri ak
    Patlamış ürküden göğsü
    Bütün oba ateş bütün oba ölüm
    Bütün oba çırılçıplak

    Açlığı uykusuzluğu sayrılığı tükenmez ama
    Düşer elleri
    Yaşaması parlamaz ama Âsû'nun
    Ölüsü parlar

    Aydınlık yitiverir yeryüzü yalnızlığından
    Âsû Âsû
    Seni senin karanlığın sever ancak
    Âsû Âsû
    Dikkatli, gözlemci, sözcükleri imbikten geçirerek altın yüzük, gümüş bilezik yapan Pınar Atay’a sunuyorum dördüncü Dağlarca çiçeğini:
    GEÇEN ŞEY
    Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
    Ve minnacık bir ``hane´´:
    Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
    Anısız, uykusuz,
    Kokar nane.

    Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
    Bir bakıma her şey ``mestane´´.
    Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
    Aşk ile kuşlar süzülür,
    Değisir gökler şahane.

    Farkında değil gönül,
    Sanki hepten divane;
    İçimizden, dışımızdan
    Geçer vakit
    Zalim, zalimane! ”
    Çok bilinen, pek çok ders kitabından aşinalığımız olan aşağıdaki Dağlarca şiirini, işliğimizin çok genç yeni şairine, Vahittin Bozgeyik’in yeğeni İbrahim Akmelek’e armağan ediyorum.
    Çocukluğunu bilirim onun. Hasta yattığı günlerden birinde, içtenlikli dostum Vahittin’le hasta bellemeye girmiştik.
    Birkaç kilo meyve, bir şişe kolonya ile… Sanmam ki ne o meyvelerden tatabilmiş, ne de kolanyayı koklayabilmiş olsun.
    O da sayıklıyordu esrimiş halde, alnı boncuk boncuk terlerken, o hasta yatağında. Bilseydi bu şiiri sayıklardı İbrahim. Hastalıktan bir takım yitiklerle çıktı ama genlerindeki şiir yeteneğini yitirmedi o.
    Bugünlerde ayrı bir yazıyla, “Gaziantepli 30 Şair/SİMURG” Güldesteme katacağım şiirleriyle size tanıtacağım kendisini.
    AĞIR HASTA
    “Üfleme bana anneciğim korkuyorum
    Dua edip edip, geceleri.
    Hastayım ama ne kadar güzel
    Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

    Niçin böyle örtmüşler üstümü
    Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
    Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
    Oyuncaklar gibi şehir.

    Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
    Ağlıyorsun, nur gibi.
    Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
    Duvardaki resimlerle, nasibi.

    Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
    Büyüyor göllerde kamış.
    Fakat değnekten atım nerde
    Kardeşim su versin ona, susamış.”
    Ben şair değilim der ama şiiri gözünden tanır. Okunu attı mı da onu alnından vurur Gılman Kahyaoğlu. İşte şu Dağlarca çiçeği gibi kırmızı, kadife renginde.
    SAVCIYA
    Savcı, nedir düşündün mü,
    Dağları sorguçlu kılan?
    Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
    Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
    Seni bile içli kılan.

    Savcı, nedir düşündün mü,
    Bıçakları uçlu kılan?
    Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
    Şunun bunun alın teri,
    Alınları taçlı kılan.

    Savcı, nedir düşündün mü?
    Yazıları suçlu kılan?
    Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
    Ama nedir çağlar üzre,
    Beni senden güçlü kılan.
    Şiirlerinde toplumun önemli yaralarını deşmekten geri durmayan Ahmet Ayaz’a bu dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri de:
    “DIŞARDAN GAZEL
    Siz Ali Bey, Veli Beyefendi busunuz,
    Gelecekler önünde suçlusunuz.

    Yöneteceksiniz de ulaşacak ha,
    Çağdaş Uygarlığa ulusunuz.

    Ön karanlık, art karanlık, Sağ karanlık, sol karanlık
    Kara toprak içine mi gömülüyoruz.

    Bir ülke, yarısı çırılçıplak,
    Yarısının yediği ekmek tuz.

    Uyur itleri, inekleri, ayıları,
    Bütün aydınları uykusuz.

    Milyonu trahom toplumun, milyonu sıtma,
    Milyonu verem, bilmiyor muyuz?

    Ne olmuşuz, ne yapmışlar bize,
    Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.

    Böyle giderse biline hep.
    Mustafa Kemal'le bile yokuz.

    De, yüreğin nice yanarsa yansın,
    Efendilerin yüreği buz.”
    Sanki vedalaşmak için gitmiştim İstanbul’a. Kadıköy rıhtımındaki bütün kahvehaneleri dolaştım. “Dağlarca ile arkadaşları burada mı buluşuyor diue sordu giriğim her kıraathanenin garsonlarına.
    Bulamadı bu beceriksiz adam o kıraathaneyi. Vedalaşamadan yitirdi o büyük ozanı.
    Ne mutlu ona şiirle dopdolu 94 yıl ömür sürdü.
    Teşekkürler sana şiirimizin büyük ustası, Türk edebiyatına yüzlerce, binlerce çok iyi şiirler kattığın için. Melekler dinlesin artık şiirlerini.
    FEV

  • Cemali Hikmet Aksu
    Cemali Hikmet Aksu26.12.2008 - 13:11

    Fazıl Hüsnü Dağlarca
    Behçet Kemal Çağlar
    Hasan Ali Yücel
    Yahya Kemal Beyatlı
    Arif Nihat Asya
    ............... ve uzadıkça uzar, ister bir özet boyutunda, isterseniz sayfalar dolusu dizelerce destan olur. Alt alta yazıp ard arda okuyunca şiir olur, şiir tadı kalır dimağda. Şöyle bir sentezleyin, sonra her sözcüğün analizini yapın, sonucu tek sözcükle ifade edebilir misiniz? Kolunuz yorulup da şöyle bir soluklanayım dediğinizde ancak yazmaya başladığınızdan beri bir şiir yazıyor olduğunuzun farkına varırsınız.Fazl Hüsnü Dağlarca, tek başına bile okuduğumda şiirsel bir tat bulkuyorum bu isimde. Onlar ve onlar gibiler o denli şairdirlerki, o denli şiirle özdeşleşmiştirler ki, şairlikleri şiir'in içinde kaynamıştır; şiir olmuşlardır.

  • Halil Çolak
    Halil Çolak22.12.2008 - 12:18

    RAHMETLE ANIYORUM VATAN ŞAİRİNİ
    YANLIZLIK ŞİİRİNİ ÇOK SEVERİM ONDAN ESİNLENEREK BU DA BENİM YALNIZLIĞIM
    Kalabalıklar olsa da içimde yalnızlığım,
    Rabbim hariç herkesle var yalnızlığım,
    Bitmeyen bir özlem gibi benim yalızlığım,
    Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

    Ne ay var ne güneş sadece yalnızlığım,
    Gece özlemi çekerim ben olur yalnızlığım
    Memleket özlemim bitmeyen yalnızlığım,
    Sevdalarla yüklü gönlüm birde yalnızlığım,

    Solmasın dedim hep açsın dedim güllerim,
    Bitsin dedim senle birlikte benim yalnızlığım.
    Bil ki gerçek sevgileri gönlümde ben İşlerim
    Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

    Yağmurun damlasıyla akar gider yalnızlığım
    Düşüncem sevgi,sevdadır bir de yalnızlığım
    Belki zaman olur ki,senle biter bu yalnızlığım
    Fakat senden başka uzak kalacak,yalnızlığım.

    Halil ÇOLAK

  • Bayram Ali Bayram
    Bayram Ali Bayram20.12.2008 - 22:21

    Çağımızın en büyük şairidir.Günümüz Türkçesini en iyi biçimde kullanarak geride ölümsüz yapıtlar bırakmış,soyadı gibi Dağlarca bir şairdir.

  • Canan Onuş
    Canan Onuş04.12.2008 - 12:58

    Türk edebiyat dünyasının degerli duayenlerinden biri, yeri doldurulamayacak bir değer.

    En sevdiğim şiiri.........

    YALNIZLIĞIM


    Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
    Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
    Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
    Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

    Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
    Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
    Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
    Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

    Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
    Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
    İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
    Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

    Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
    Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
    Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
    Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.


    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

  • Sebahattin Günday
    Sebahattin Günday01.12.2008 - 19:40

    Ölünceye kadar sadece sanatı ve şiirleriyle tanıyordum şairimizi. Güzel şiirleri var tabii. Ama son zamanlarda daha fazla hayat hikayesi, sanat ve siyasi faaliyetler içinde okudum kendisini. Keşke sadece şiirle kalsaydı... Ama sadece şiir için şiir... Dev gibi bir adam o kadar küçülmezdi gözümde o zaman.