- Şairlerin üstüne şiir yazdıkları aşkı irdeleme üzerine düşünceler-
Tanımını yapmaya kalkışsak aşkın, ya deli derler ya da divane. Gerçi baktığınız noktaya göre değişken olsa da, her iki kelime de aynı manaya gelir, ama kendimce bir tanım yapmaktan ziyade, oturup saatlerce ve belki günlerce kafa patlatacağıma şimdi hatırladığım bir skeçteki “hazırı varken” esprisini benimseyerek zaten az olan ve yokluğunu çektiğimiz zamanı değerlendirme yönümüzü de göz önünde tutarak, geçmiş âlemlerden dünyaya çivisini çakmış üstatların aşk ile ilgili tanımlamalarının bazılarını size aktaracağım.
İlginç Bazı Tanımlamalar.
Newton: Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar. Mevlana: Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı Konfüçyüs: Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden, toplumdan, hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır. Freud: Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır. Gerald: Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır. Dante: Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yaşam, zihinsel yaşam... Hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. Aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aşka uyar. Kötülükler aşktan uzaklaşma oranında birtakım derecelere sahiptir ve kötülük aşka yaklaşmak için sarf ettiği güç oranında erdeme yaklaşmış olur... Cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir. Balzac: Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar. Basta: Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever. Aristo: Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir, ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur. Shakspeare; Değişiklikle karşılaşınca değişen ask, ask değildir... Ask gözle değil ruhla görülür.
Oturup düşünmüş insanlar, hem de dediğim gibi bu dünyaya çivisini çakmış insanlar. Bu zatı kiramlar sizlerin de bildiğiniz üzere avare avare dolaşan aylak kişiler değil muhakkak. Söylenen söz kesinlikle düşünce süzgecinden belki birkaç kez geçirildikten sonra dile gelmiş, ardından da ak kâğıt, kara kalem şekillenmiştir.
Her ne kadar kimi aşkı bilimselleştirerek nesnellik kazandırmaya çabalamışsa da elle tutamayınca, bu defa köprülere, engin deniz kıyılarına, müzik aletlerine, ıssız sahillere benzeterek işin özünden belki biraz saparak hissiyatın göbeği kesmiş, aşkın ismini kendilerince koymuşlardır.
Önemli olan günümüzün, çağdaş ve ileri seviye teknolojisinin bilinçsiz tüketicisinin, Jurnalci zihniyetlerin, basmakalıp taklitçi yaşamların, sosyetik mekân meraklılarının değil sizlerin ve hatta sizden biri olan benim aşk için ne düşündüğü değilmi dir.
Bakınız, çok uzak değil, belki bundan birkaç yıl öncesi. Ben diyeyim 20–25, siz deyin 30–40 yıl evveliyatına kadar Anadolu’nun neresine giderseniz gidin. Bilindik yazılı olmayan yargılama sistemleri, düzen sağlayıcı normları veya beşeri münasebetleri ya da toplumsal yaşamdaki yaşam alanımızı ve onun sınırlarını belirleyen çok keskin kaideler hüküm sürmez miydi?
Ataerkil aile yapısı yetmezmiş gibi bu toplumun bağımsız, hür iradeye sahip, dilediğine inanan ya da aynı şartlar dâhilinde dilediğine inanmayan birer özgür ferdi olarak yaratılmış olmamıza rağmen bu tür hükümlerle yargılanıp ve hatta çoğu kez ifadesi bile alınmadan mahkûm edilmedik mi?
Belki çoğunuz aşk için o sadece bir efsane ya da “masal işte” diyebilirsiniz. Hatta bir adım daha atarak aşk sadece müelliflerin hayallerinden başka hiçbir şeydir, diyebilirsiniz. Aşka yoktur. Aşkı sadece yazıtlardadır. Kelimelerle gayet güzelce süslenmiş, içine biraz hasret, biraz gam, biraz keder serpiştirilmiş sonunda da genellikle vuslatı olmayan zamanınızı öldürmek için okuyabileceğiniz “eh işte fena sayılmaz” eleştirisine maruz kalan sıradan bir romandır da diyebilirsiniz.
Ama aslında işin özü öyle değil. Bence bütün aşklar birer masal, birer efsanedir. Buradaki efsanelik ve masallık boyutu şayet bizler de o masal ya da efsanelerde ki kahramanlar kadar cesaretli, kararlı ve taviz vermez bir tutum sergileyebilseydik, aşklarımızın boyutunu eninden boyuna kadar içinde yaşadığımız topluma anlatabilseydi, karşımıza çıkan bazı dere tepeleri azimle tereddütsüz aşabilseydik, bizler de efsaneyi gerçekleştirebilirdik.
Mesela; Ferhat, Şirin’i sizini aşkınızı sevdiğiniz boyutun üstünde bir başka boyutla sevmemiştir. Yani; Ferhat’ın, Şirin’i severken kullandığı yürek sizin yüreğinizden anatomik, fizyoloji, kimyasal ya da DNA’sal yapı olarak temelde farklı değildir. Farklılık cesaret, kararlılık ve fedakârlıktan geçmektedir. Zira Ferhat aşkını dile getirmeyip, tüm insanların bunu duymalarını sağlamasaydı, aşkının başkaları tarafından reddinde ise mücadeleyi seçmeseydi aşkı efsane olabilirimiydi. Sizler de şayet bu fedakârlığı, bu azmi bu cesareti gösterebilseydiniz edebiyat tarihimiz hayat hikâyelerinizle süslenirdi. Ama bakıyorum da küçücük bazı engebeler karşımıza çıktığında fedakârlığı yanlış anladığımız gibi yine yanlışı uygulayarak tek taraflı ya da karşılıklı aşkımızı içimize gömmüyor muyuz?
Babamız, anamız ya da toplumumuz istediği için veya bize bunu daha yakıştırdığı için kalbimizin kapılarını kilitleyip aşkı kendi topraklarımızdan sürgüne göndermiyor muyuz?
Kaçımız istemeye istemeye toplumun görünmeyen heykeltıraşına kendimizi biçimlendirdik. Biraz içimizden, biraz ruhumuzdan tıraşlatarak bizim için hazırlanan çelik zırh içindeki beton kalıba kendimizi uydurduk. Belki sığdı bazılarımız. Belki ruhumuz dışarıda kaldı. Ama aslında girdiğimiz yerin bir deli ya da divanenin toplum üzerinde kendi hegemonyasını sağlamak üzere hazırladığı bir politizmanın, sırtında kurma ayarı bulunan ve her an için kurulmaya hazır, yasakçı zihniyetlerin pasifize edilmiş, duyguları minimize hale getirilmiş, komut almaya hazır oyuncak asker safları değimlidir.
Şayet birer “çelik zırhlı beton adam” olmaya niyetimiz yoksa fedakârlılık göstermeyi, devrimci bir ruhla mücadeleci olmayı alfabenin “A” sını öğrenmeden önce öğrenmeliyiz.
Mücadele aslında insanın ruhaniyetinde vardır. İlk yaratılıştan günümüze kadar insanoğlu her şeyiyle yine her şeye karşı mücadele etmiştir. Yozlaşmış, artık kabulü mümkün olmayan, hele hele evrenselliğe sığmayan bütün kural, kaide, öngörü ve değer yargılarını haziran ortası gibi kızaran kızıl başakları biçer gibi hayatımızdan kesip atmalıyız.
Sığdırılmaya çalışıldığımız o dar kalıpların inadına alnımız açık, başımız dik pervasızca SENİ SEVİYORUM diyebilmeliyiz. Materyalizm’e, Kapitalizm’e, Kategorize’me ve Ruhanizm’e rağmen insan olduğumuzun bilinciyle Freud’un “Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır” vecizini unutmamalıyız.
Dilim kordan bir heykel; ölüm döktüğüm kurşun; Seninle çıkıyorum en uzun yolculuğa, İçim aydınlık ülke; seninle bakıyorum; Gözlerin her tanrının kabul ettiği dua...
Ateşe veriyorum eski giysilerimi; Kalbimde çekmeceler yeni acılar için Her gece kapılardan soruyorum kendimi Anlıyorum acı mı, aşk mıdır içirdiğin?
İNSANIN BİNLR ÇEŞİT LATİFELERİNDEN biri aslında insan kendini öz eleştriye tutarsa aşktan keskin duygulara sahip şefkat gibi aşk çaresizliken başka birşey olmasa gerek
AŞK ÜÇ HARF NEDEN ACABA.BU KADAR KISA SÜRMESİMİ ONU BU DENLİ KOLAY SÖYLETİYOR.SEVGİDE BEŞ HARF .ÇOK UZUN SÖYLENEMEZMİYDİ BU SÖZCÜKLER ANLAMI BİR ÖMÜRSÜREN İFADELERE DAHA UZUN KELİMELER TÜRETMELİYİZ DEMMEKİ BOŞUNA ÇABAMIZ. BİR RÜZGAR ESER AŞKLA YOK OLURUZ.BİZE YALNIZ ADI KALIR
aşk ekmek sıcaklığında ki ellerdir ellerin üşüdüğünde ısıtacak birinin olmasıdır aşk gözlerine bakamamak gözlerini kaçırmak aşk utanmaktır VE AŞK DOKUNUNCA BOZULAN GELİNCİK ÇİÇEĞİDİR..... aşk 3 harfinde 29 harfin ağırlığını taşıyan en mukaddes kelimedir...
Yüreğinde isyan varsa gel yanıma, yanıma, yanıbaşıma Gizli bir rüyan varsa gel yanıma,yanıma, yanıbaşıma Kendinle kavgan varsa gel yanıma, yanıma, yanıbaşıma İmkanız bir sevdan varsa gel yanıma,yanıma, yanıbaşıma
Ateşe baca lazım kitaba hoca lazım Bana bi koca lazım o da bu gece lazım
Anlatsın da roman olsun hediyesi zaman olsun Yalnız beni sevdiğini söylesin de yalan olsun
Aaaaaaa yanaklarım kiraz çilek Düşlerim pembe bulutlar Açıyorum çiçek miçek Eteklerim mor salkımlar ________Aaaaaaaa aşkın zamanı mı var? ? ? ? ? ? ? ? {aşkın zamanı mı var}
Yüreğinden Gözyaşlarını akıtmaktır Aşk oysa... Kan gelirklen Gözlerinden Silmektir onları bir çırpıda Aşk... Uçurumun Kenarından Atlarken Seni seviyorum demek Aşk...
asırlardır herkezin birbirine sorduğu, uğruna delirdiği, gözünün karardığı, cevabı aranan, arandıkça aranan, olan fakat bulmasıda zor olan bir duygu, içgüdü,soru,cevap aşk çok su kaldıran bir hamur. ama aşk ne değil dersek kesinlikle bir hitap ünlemi değil derim...
aşk yüzünde oluşan acı bir gülümseme ya da kalbince açılan yaranın içinde boğulup gitmektir... görünmez bir elin seni yavaş yavaş sonsuzluğa sürüklemesidir ya da sessiz sedasız akana bir damla göz yaşıdır...
aşk risktir...karşınızda duran kişinin sizin için yaratıldığını düşünürken, onunla her zaman beraber olabilmek için bir bedende yaşamanız gerektiğini anlatırken, karşınızdaki gözlerde de görmek istersiniz aynı şeyleri.Görememeniz felaketiniz olur.Ama bir kere olsun görebilme ihtimaline değer...
İzle daim izlerini,işit güzel sözlerini Görem dirsen yüzlerini Can ü dilden sevmek gerek... Can ü dilden sevmek gerek... ..............................................................................................
ask cok cekici bir seydir...ama yanlis akin bedeli buyuk olur....odemeye degmez........ki askin yanlis oldugu gorulmemmistir sadece verdigi pismanlikla kalir insan yani kendini avutma cabasin.......ask guzel bir seydir eger iki kisilikse
var eşrefoğlu rumi bil hakikat vucudü fani etmektir adı aşk
varın gidin siz de öyleyse düşün yollara hakikati bilmek için hakikat adına aşk adına aşkın adına...mecali kalmamış ellerinizi hiç değilse son bir defa kaldırın da kapı yüzünüze kapanmadan evvel o kapıyı siz kendi yüzünüze kapamayı deneyin! ! varlığa gelen her ademin kendini varlığa getirene ihtiyacı iki cihettendir..ilki varlığa getirdiği için ikincisi varlığını sürdürmesini sağladığı için...evet varlığa gelmenin bir sebebi olduğu gibi var kalmanın varlıklı olmanın da bir sebebi vardır..iki farklı sebbeten değil bir sebebin iki cihetinden sözediyoruz aslında..varolabilmemeiz için muhtaç olduğumuza varlığımızı sürdürebilmemiz için de muhtaç olmaktan...böylelikle varolanların tümü iki sıfatla muttasıf olmak zorunda: vucud ve beka... demekki aşk vucudu baki kılmak için çırpınanların değil vucudu fani kılmak için çabalayanların mesleği... o halde Cenab-ı Aşk yâriniz ve yardımcınız olsun efendim! !
Çelik Zırhı Beton Adam
- Şairlerin üstüne şiir yazdıkları aşkı irdeleme üzerine düşünceler-
Tanımını yapmaya kalkışsak aşkın, ya deli derler ya da divane. Gerçi baktığınız noktaya göre değişken olsa da, her iki kelime de aynı manaya gelir, ama kendimce bir tanım yapmaktan ziyade, oturup saatlerce ve belki günlerce kafa patlatacağıma şimdi hatırladığım bir skeçteki “hazırı varken” esprisini benimseyerek zaten az olan ve yokluğunu çektiğimiz zamanı değerlendirme yönümüzü de göz önünde tutarak, geçmiş âlemlerden dünyaya çivisini çakmış üstatların aşk ile ilgili tanımlamalarının bazılarını size aktaracağım.
İlginç Bazı Tanımlamalar.
Newton: Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar.
Mevlana: Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı
Konfüçyüs: Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden, toplumdan, hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır.
Freud: Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır.
Gerald: Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır.
Dante: Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yaşam, zihinsel yaşam... Hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. Aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aşka uyar. Kötülükler aşktan uzaklaşma oranında birtakım derecelere sahiptir ve kötülük aşka yaklaşmak için sarf ettiği güç oranında erdeme yaklaşmış olur... Cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir.
Balzac: Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar.
Basta: Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever.
Aristo: Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir, ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur.
Shakspeare; Değişiklikle karşılaşınca değişen ask, ask değildir... Ask gözle değil ruhla görülür.
Oturup düşünmüş insanlar, hem de dediğim gibi bu dünyaya çivisini çakmış insanlar. Bu zatı kiramlar sizlerin de bildiğiniz üzere avare avare dolaşan aylak kişiler değil muhakkak. Söylenen söz kesinlikle düşünce süzgecinden belki birkaç kez geçirildikten sonra dile gelmiş, ardından da ak kâğıt, kara kalem şekillenmiştir.
Her ne kadar kimi aşkı bilimselleştirerek nesnellik kazandırmaya çabalamışsa da elle tutamayınca, bu defa köprülere, engin deniz kıyılarına, müzik aletlerine, ıssız sahillere benzeterek işin özünden belki biraz saparak hissiyatın göbeği kesmiş, aşkın ismini kendilerince koymuşlardır.
Önemli olan günümüzün, çağdaş ve ileri seviye teknolojisinin bilinçsiz tüketicisinin, Jurnalci zihniyetlerin, basmakalıp taklitçi yaşamların, sosyetik mekân meraklılarının değil sizlerin ve hatta sizden biri olan benim aşk için ne düşündüğü değilmi dir.
Bakınız, çok uzak değil, belki bundan birkaç yıl öncesi. Ben diyeyim 20–25, siz deyin 30–40 yıl evveliyatına kadar Anadolu’nun neresine giderseniz gidin. Bilindik yazılı olmayan yargılama sistemleri, düzen sağlayıcı normları veya beşeri münasebetleri ya da toplumsal yaşamdaki yaşam alanımızı ve onun sınırlarını belirleyen çok keskin kaideler hüküm sürmez miydi?
Ataerkil aile yapısı yetmezmiş gibi bu toplumun bağımsız, hür iradeye sahip, dilediğine inanan ya da aynı şartlar dâhilinde dilediğine inanmayan birer özgür ferdi olarak yaratılmış olmamıza rağmen bu tür hükümlerle yargılanıp ve hatta çoğu kez ifadesi bile alınmadan mahkûm edilmedik mi?
Belki çoğunuz aşk için o sadece bir efsane ya da “masal işte” diyebilirsiniz. Hatta bir adım daha atarak aşk sadece müelliflerin hayallerinden başka hiçbir şeydir, diyebilirsiniz. Aşka yoktur. Aşkı sadece yazıtlardadır. Kelimelerle gayet güzelce süslenmiş, içine biraz hasret, biraz gam, biraz keder serpiştirilmiş sonunda da genellikle vuslatı olmayan zamanınızı öldürmek için okuyabileceğiniz “eh işte fena sayılmaz” eleştirisine maruz kalan sıradan bir romandır da diyebilirsiniz.
Ama aslında işin özü öyle değil. Bence bütün aşklar birer masal, birer efsanedir. Buradaki efsanelik ve masallık boyutu şayet bizler de o masal ya da efsanelerde ki kahramanlar kadar cesaretli, kararlı ve taviz vermez bir tutum sergileyebilseydik, aşklarımızın boyutunu eninden boyuna kadar içinde yaşadığımız topluma anlatabilseydi, karşımıza çıkan bazı dere tepeleri azimle tereddütsüz aşabilseydik, bizler de efsaneyi gerçekleştirebilirdik.
Mesela; Ferhat, Şirin’i sizini aşkınızı sevdiğiniz boyutun üstünde bir başka boyutla sevmemiştir. Yani; Ferhat’ın, Şirin’i severken kullandığı yürek sizin yüreğinizden anatomik, fizyoloji, kimyasal ya da DNA’sal yapı olarak temelde farklı değildir. Farklılık cesaret, kararlılık ve fedakârlıktan geçmektedir. Zira Ferhat aşkını dile getirmeyip, tüm insanların bunu duymalarını sağlamasaydı, aşkının başkaları tarafından reddinde ise mücadeleyi seçmeseydi aşkı efsane olabilirimiydi. Sizler de şayet bu fedakârlığı, bu azmi bu cesareti gösterebilseydiniz edebiyat tarihimiz hayat hikâyelerinizle süslenirdi. Ama bakıyorum da küçücük bazı engebeler karşımıza çıktığında fedakârlığı yanlış anladığımız gibi yine yanlışı uygulayarak tek taraflı ya da karşılıklı aşkımızı içimize gömmüyor muyuz?
Babamız, anamız ya da toplumumuz istediği için veya bize bunu daha yakıştırdığı için kalbimizin kapılarını kilitleyip aşkı kendi topraklarımızdan sürgüne göndermiyor muyuz?
Kaçımız istemeye istemeye toplumun görünmeyen heykeltıraşına kendimizi biçimlendirdik. Biraz içimizden, biraz ruhumuzdan tıraşlatarak bizim için hazırlanan çelik zırh içindeki beton kalıba kendimizi uydurduk. Belki sığdı bazılarımız. Belki ruhumuz dışarıda kaldı. Ama aslında girdiğimiz yerin bir deli ya da divanenin toplum üzerinde kendi hegemonyasını sağlamak üzere hazırladığı bir politizmanın, sırtında kurma ayarı bulunan ve her an için kurulmaya hazır, yasakçı zihniyetlerin pasifize edilmiş, duyguları minimize hale getirilmiş, komut almaya hazır oyuncak asker safları değimlidir.
Şayet birer “çelik zırhlı beton adam” olmaya niyetimiz yoksa fedakârlılık göstermeyi, devrimci bir ruhla mücadeleci olmayı alfabenin “A” sını öğrenmeden önce öğrenmeliyiz.
Mücadele aslında insanın ruhaniyetinde vardır. İlk yaratılıştan günümüze kadar insanoğlu her şeyiyle yine her şeye karşı mücadele etmiştir. Yozlaşmış, artık kabulü mümkün olmayan, hele hele evrenselliğe sığmayan bütün kural, kaide, öngörü ve değer yargılarını haziran ortası gibi kızaran kızıl başakları biçer gibi hayatımızdan kesip atmalıyız.
Sığdırılmaya çalışıldığımız o dar kalıpların inadına alnımız açık, başımız dik pervasızca SENİ SEVİYORUM diyebilmeliyiz. Materyalizm’e, Kapitalizm’e, Kategorize’me ve Ruhanizm’e rağmen insan olduğumuzun bilinciyle Freud’un “Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır” vecizini unutmamalıyız.
12/11/2007 - İzmir
O bir yalnız o bir kendine has
Önlenemez durdurulamaz
O hepimizin efendisi elinden
Kalbi olanlar kurtulamaz
O bir özgür o bir kahraman
Dün bugün yarın her zaman
O bir kural yıkıcı yasak delici
Onun adı aşk gerisi yalan
Yan sevmediğine yan
Yazık onca zaman isyan isyan
Oyalama kendini sen bittin
Teslim bayrağını çektin
Ey kalbim aşkına sağlık
Anadilimi bana sen öğrettin
Çabalama boşuna hiç mümkünü yok
Sen onu ıslah edemezsin
O bir bohem o bir isyankar
Onu ehlileştiremezsin
Provası yok antresi ani
Yazıp bozup temize çekemezsin
O bir kaçık o bir utanmaz
Asla kontrol edemezsinnnnn
.
AŞK aylar geçsede unutamamaktır...Vazgeçtim sansanda vaz geçemediğini anlamak...nefret etmemektir kızsanda...gurur yoktur...ayrılıklarda bile ateşin sönmemiş olduğunu anlamak...belkide affedebilmektir..her şeye rağmek beklentisiz sevmek....çıkarsız..riyasız.....AŞK öyle kutsaldır ki...kirletmeden sevmektir...arsız otlar sarsada her yanı..hep masum ve özenli kalabilmektir...onurlu olabilmektir...AŞK sonsuz ve sınırsızdır.....
İnsanın iradesi dışında gelişen ve bir anda yoğun duygularla beraber,kendini tanımakta zorlandığı ruh halleri...
hastayım, yaşıyorum
görünmez hayaline
belki bir gün, bir gün diye
beklerim ümid ile
bir şarkı...........
HORMONAL TE’ESİR ALTINDAKİ İKİ KİŞİNİN, BİRBİRLERİNDEKİ KUSURLARI GÖREMEME / GÖRMEME DÖNEMİNE AŞK, GÖREBİLME / GÖRME DÖNEMİNE İSE İZDİVAÇ DENİR.
aşk köprü kurmaktır.
insanlar köprü kuracakları yerde,
duvar ördükleri için yanlız kalırlar
YILDÖNÜMÜ
Dilim kordan bir heykel; ölüm döktüğüm kurşun;
Seninle çıkıyorum en uzun yolculuğa,
İçim aydınlık ülke; seninle bakıyorum;
Gözlerin her tanrının kabul ettiği dua...
Ateşe veriyorum eski giysilerimi;
Kalbimde çekmeceler yeni acılar için
Her gece kapılardan soruyorum kendimi
Anlıyorum acı mı, aşk mıdır içirdiğin?
Mehmet Aycı
İNSANIN BİNLR ÇEŞİT LATİFELERİNDEN biri aslında insan kendini öz eleştriye tutarsa aşktan keskin duygulara sahip şefkat gibi aşk çaresizliken başka birşey olmasa gerek
Varlığı ve yokluğu en çok tartışılan konulardan biridir. Gerçekte doğada var mıdır yoksa sadece bizim beynimizde ürettiğimiz bir kavram mıdır?
Yani soyut bir kavram mıdır somut bir kavram mıdır?
Galiba daha çok tartışılacak.
AŞK ÜÇ HARF NEDEN ACABA.BU KADAR KISA SÜRMESİMİ ONU BU DENLİ KOLAY SÖYLETİYOR.SEVGİDE BEŞ HARF .ÇOK UZUN SÖYLENEMEZMİYDİ BU SÖZCÜKLER ANLAMI BİR ÖMÜRSÜREN İFADELERE DAHA UZUN KELİMELER TÜRETMELİYİZ DEMMEKİ BOŞUNA ÇABAMIZ. BİR RÜZGAR ESER AŞKLA YOK OLURUZ.BİZE YALNIZ ADI KALIR
aşşşşkmı hım bulan var bulamıyan var ulu orta yenmezki canım
Karşındakini bulunmaz hint kumaşı sanmanla,sersemin teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır.. :)))
aşk ekmek sıcaklığında ki ellerdir
ellerin üşüdüğünde ısıtacak birinin olmasıdır
aşk gözlerine bakamamak gözlerini kaçırmak aşk utanmaktır
VE AŞK DOKUNUNCA BOZULAN GELİNCİK ÇİÇEĞİDİR.....
aşk 3 harfinde 29 harfin ağırlığını taşıyan en mukaddes kelimedir...
Ey aşk neresin,güzel yerdesin....
Tamamda neerdeeeeesinnnnnnnnnn? ? ? ? ? ?
Yüreğinde isyan varsa gel yanıma, yanıma, yanıbaşıma
Gizli bir rüyan varsa gel yanıma,yanıma, yanıbaşıma
Kendinle kavgan varsa gel yanıma, yanıma, yanıbaşıma
İmkanız bir sevdan varsa gel yanıma,yanıma, yanıbaşıma
Ateşe baca lazım kitaba hoca lazım
Bana bi koca lazım o da bu gece lazım
Anlatsın da roman olsun hediyesi zaman olsun
Yalnız beni sevdiğini söylesin de yalan olsun
Aaaaaaa yanaklarım kiraz çilek
Düşlerim pembe bulutlar
Açıyorum çiçek miçek
Eteklerim mor salkımlar
________Aaaaaaaa aşkın zamanı mı var? ? ? ? ? ? ? ?
{aşkın zamanı mı var}
ben inanmıyorum aşka nasıl birşey olduğunuda bilmiyorum inanmadığım içinde anlamını yazamıyorum bence ulaşılması güç birşey
Aşk öyle bir duygu ki, ya vurgun yer düşersin, ya da kanat takar uçarsın...
Yüreğinden Gözyaşlarını akıtmaktır Aşk oysa...
Kan gelirklen Gözlerinden Silmektir onları bir çırpıda Aşk...
Uçurumun Kenarından Atlarken Seni seviyorum demek Aşk...
asırlardır herkezin birbirine sorduğu, uğruna delirdiği, gözünün karardığı, cevabı aranan, arandıkça aranan, olan fakat bulmasıda zor olan bir duygu, içgüdü,soru,cevap aşk çok su kaldıran bir hamur. ama aşk ne değil dersek kesinlikle bir hitap ünlemi değil derim...
Ask..ezelde bir merhaba idi,hala ki odur....
I.P
aşk bi dengesizlik oyunu...
aşk yüzünde oluşan acı bir gülümseme ya da kalbince açılan yaranın içinde boğulup gitmektir... görünmez bir elin seni yavaş yavaş sonsuzluğa sürüklemesidir ya da sessiz sedasız akana bir damla göz yaşıdır...
aşk risktir...karşınızda duran kişinin sizin için yaratıldığını düşünürken, onunla her zaman beraber olabilmek için bir bedende yaşamanız gerektiğini anlatırken, karşınızdaki gözlerde de görmek istersiniz aynı şeyleri.Görememeniz felaketiniz olur.Ama bir kere olsun görebilme ihtimaline değer...
..............................................................................................
......Vuslatta fırak,fırakta vuslat hülyaları
Bir sihirli düş ki,hiç uyanmak istemezler! ...
Yar yolunda yanıp kül olmaktır rüyaları
Cennete gir! denilse,ihtimal dilemezler! ...
İzle daim izlerini,işit güzel sözlerini
Görem dirsen yüzlerini
Can ü dilden sevmek gerek...
Can ü dilden sevmek gerek...
..............................................................................................
Aşk karşılıklıysa mutluluktan havaya uçmaktır eğer platonikse olduğun yere çakılıp kalmaktır...
aşk çılgınlıktır çünkü insan aşık olunca gözü hiç birşeyi görmez ve her türlü zorluğa sıkıntıya katlanır hayatta hiç yapmıyacağı şeyleri yapar
ask cok cekici bir seydir...ama yanlis akin bedeli buyuk olur....odemeye degmez........ki askin yanlis oldugu gorulmemmistir sadece verdigi pismanlikla kalir insan yani kendini avutma cabasin.......ask guzel bir seydir eger iki kisilikse
aşk eski bir yalan,
Adem'le Havva'dan kalan
var eşrefoğlu rumi bil hakikat
vucudü fani etmektir adı aşk
varın gidin siz de öyleyse düşün yollara hakikati bilmek için hakikat adına aşk adına aşkın adına...mecali kalmamış ellerinizi hiç değilse son bir defa kaldırın da kapı yüzünüze kapanmadan evvel o kapıyı siz kendi yüzünüze kapamayı deneyin! !
varlığa gelen her ademin kendini varlığa getirene ihtiyacı iki cihettendir..ilki varlığa getirdiği için ikincisi varlığını sürdürmesini sağladığı için...evet varlığa gelmenin bir sebebi olduğu gibi var kalmanın varlıklı olmanın da bir sebebi vardır..iki farklı sebbeten değil bir sebebin iki cihetinden sözediyoruz aslında..varolabilmemeiz için muhtaç olduğumuza varlığımızı sürdürebilmemiz için de muhtaç olmaktan...böylelikle varolanların tümü iki sıfatla muttasıf olmak zorunda: vucud ve beka...
demekki aşk vucudu baki kılmak için çırpınanların değil vucudu fani kılmak için çabalayanların mesleği...
o halde Cenab-ı Aşk yâriniz ve yardımcınız olsun efendim! !
...........................................................................................................