Gözlem, deney ve sonuça bağlı olup dünyanın içinde veya dışında olanın bir kısmını veya ortaya çıkan durumun - ilgiyi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü işin - bir bölümü konu alarak ya da sözlüğün dediği gibi seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.
Belli bir konuyu bilme isteğiyle yola çıkan ya da öğrenme arzusuyla başlayan, belli bir amaca yönelik bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci...
Herkesin yararlanabileceği değeri sürdürme durumu ile bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumunun bir şekilde nasıl olduğunu belirten ve onu başka şeylerden ayıran özellikleri, vasıfları gösteren metotlu ve sistematik malûmat. Kısaca sözlüğün dediği gibi Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.
Küçükken bilim kurgu kitaplarıyla beni büyüleyen Jules Verne'nin İstabulla ilgili romanını olduğunu görünce çok şaşırmıştım. İki ciltten oluşan İnatçı adlı roman küçük yaşta okumak ne kadar zor olsada, ünlü yazarın ülkemde geçtiği romanını okudukça gururlanmıştım. Hele o zamanın İslambol'uyla şimdi ki İstanbul arasında ki dağlarca farkı olduğunu küçük yaşta göstermişti...
İnatçı Keraban 1. ve 2. cildin netteki tanıtımı:
Bir Hollandalı, uşağıyla birlikte İstanbul'a gelir. Burada, dostu tütün tüccarı Keraban Ağa ile buluşur, onun Üsküdar'daki konağına yemeğe gideceklerdir. Tam da o gün, Boğaz'dan karşıya geçiş için yeni bir vergi konur. On paralık vergiyi ödememekte kararlı olan Keraban Ağa'nın bu inadı, kendisine yüzlerce altına mal olacak zorlu ve ilginç bir Karadeniz yolculuğunu başlatır... Jules Verne, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, Türkler ve Karadeniz'le ilgili düşüncelerini serpiştirdiği bu romanında 'Osmanlıların en inatçısını' anlatıyor...
Direngen, ayak direyici anlamına gelen inatçı deyince akla eşek, katır, keçi geliyor. Hani çekseniz gitmez, itseniz çifteler. Hele ünlü hikayeleri vardır, en bilindik herhalde akla azgın nehrin üzerinden dar bir kütükten karşidan karşıya geçemeye çalışan keçilerin hali gelir.
Benim favori hikayem, Jules Verne İnatçı romanından bir sahnedir: Keraban Ağa nehire düşer boğulmak üzeridir ki hollandalı kahramanız kurtarmak için elini ver der, İnatçı vermez, inadından boğulmak üzereyken olayı anlayan kahramanımız kolumu al der ver Kerban ağayı kurtarır :)
La Sagrada Familia, dua ediyoruz, fırtına birazdan geçecek La Sagrada Familia, aslanlar ve kuzular için Rüzgarın bizi nereye sürükleyeceğini kim bilir Yalnızca bir aptal söyleyebilir Sahile ulaşıp ulaşmayacağımızı kim bilebilir Yalnızca bir aptal söyleyebilir.
Çocukken ve hala hiç sıkılmadan bir daha bir daha dinlediğim şarkıda esasında yapımı bitmemiş bir kiliseden bahsedildiğiniği bilmiyordum. Sonradan öğrendim ki adı Barselona'yı yaratan mimar olarak geçen Gaudi tarafından yapılmış ve Fuat Oburoğlu'nun bir yazısında dediği gibi ‘‘Gaudi'nin yapılarında, biçimler şeker küpleri ya da termit karıncalarının yuvaları gibi büyümekte, çatılar dalgalar ya da yılanlar gibi eğilip bükülmekte, tabak çanak kırıklarından yapılmış mozaiklerle doldurulmaktadır. Buna bir zevksizlik örneği de denebilir ama her nokta ağzına kadar canlılık, yenilik, özgünlük doludur ve gözünü budaktan esirgemeyen bir cesaretle ele alınmıştır’’ muhteşem bir eser. Zaten yetenekli Gaudi'nin kendisi 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında yaşamış ama bir zamana sığdıralamayıp çoğu mimarları etkilemiştir, Salvador Dali tarafından ‘‘Gerçeküstücülüğün babası’’ olarak tanımlanan, ve denildiği kadarıyla sürprizleri, mizahi duygusu olan bir mimar, aynı zamanda ressam ve heykeltıraş; eserleri de bunların hepsini yansıtıyor.
La Sagrada Familia yani Kutsal Aile adı verdiği Kiliseyi 40 yılını ayırdığı için eserleri araşında ayrı bir yere sahiptir. Daha BİTİRİLMEMİŞ olan bu eser özelliği hala korumaktadır.1866'da yapımına başlanmıştır,1882'de Villar üstlenir yapımını.1883'te 1926'da kadar ise Antoni Gaudi bir tramvayın altında kalana kadar devam eder. Hala yapımı devam ediyor. Sanki hiç bitmeyecek gibi... çünkü bitirilip bitirilmemesi üzerine süren tartışmalar var. Gaudi her şeyi kafasına göre yaptığından geride yapımın bitmesi için yardımcı olacak bir not bile kalmamış ve bu tartışmalarda Gaudi'nin eseri sadık bir şekilde nasıl bitirilir üzerenedir. Fakat bu bitirilip bitirlememesi tartışması bile daha çok turist çekmeye devam ediyor.
Beni en çok etkiliyen, belki sahilde siz yapmışınızdır, kumu avcunuzdan sızdırarak kuleler yapılır hani aynı onu anımsatan yerleri var... Yapının tasvirini Emel Amutçu herhalde benden daha iyi yapar: Fransa'nın Eyfel Kulesi neyse Barselona'nın Sagrada Familia Kilisesi de o. Bu egzantrik yapı, kentin turistik tur listelerinin en başında yer alıyor. Yüzyılın, mimari kurallara en uymayan, en spontane, en değişken, en dolambaçlı, sonuç olarak en sıradışı eseri. Çan kuleleri bir yandan bizim peri bacalarını ya da deniz kabuklarını çağrıştırıyor, bir yandan sanki ‘‘pasta hamuru’’yla yapılmış izlenimini veriyor. Ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi'nin imzasını taşıyan eserde, hiçbir duvar dik inmiyor, hiçbir kolon düz çıkmıyor, kesinlikle tek renk kullanılmıyor, bütün iç ve dış mekanlar birbirine geçiyor. Neresinden baksanız ilk anda ‘‘çelişki’’yi görüyorsunuz. Gaudi'nin diğer eserleriyle birlikte düşündüğünüzde, bazen kendinizi Hansel ve Graetel'in şekerlemeden yapılmış evinin karşısındaymış gibi hissediyorsunuz. Ya da bu kadar ‘‘süs’’ karşısında ‘‘galiba alay ediyor’’ fikrine kapılıyorsunuz.
Kendiside bitmeyen eser hakkında herhalde söyleyeceklerimde bitmeyecek... En güzel yanı bu eseri ve mimarını tanıdıkça bu şarkı beni etkilemeye devam edecek:
La Sagrada Familia (Lead vocal - John Miles)
Who knows where the read may lead us, only a fool would say Who knows if we'll meet along the way Follow the brightest star as far as the brave may dare What will we find when we get there
La Sagrada Familia we pray the storm will soon be over La Sagrada Familia for the lion and the lamb
Who knows where the winds will blow us, only a fool would say Who knows if we'll ever reach the shore Follow a rising sun with eyes that may only stare What kind of fire will burn us there? What kind of fire? Only a fool would say
La Sagrada Falilia the wind has changed the storm is over La Sagrada Familia for the lion and the lamb La Sagrada Familia we thank the lord the danger's over La Sagrada Familia there's peace throughout the land
Under clear blue skies our voices rise in songs of glory And for all those years our eyes and ears were filled with tears
Who knows where the world may turn us, only a fool would say Who knows what the fates may have in store Follow the light of truth as far as our eyes can see How should we know where that may be? How should we know?
Then the angry skies, the battle cries, the sounds of glory And for all those years our eyes and ears were filled with tears
Who knows where the road may lead us, only a fool would say Who knows wha's been lost along the way Look for the promised land in all of the dreams we share How will we know when we are there? How will we know? Only a fool would say
La Sagrada Falilia the war is won the battle's over La Sagrada Familia for the lion and the lamb La Sagrada Familia we thank the lord the danger's over La Sagrada Familia behold the mighty hand La Sagrada Familia the night is gone the waiting's over La Sagrada Familia there's peace throughout the land
Banet Suat rumuzlu arkadaşımızın sayesinde tanıdığım Esed muhteşem bir hazine... Esed'in 'Kur'an Mesajı (Meal-Tesfir) ' değerli kitabı hediye eden Banet'den Esed'i tanımak tabi ki daha yararlı olur, fakat bu başlığın boş kalmasına artık dayamadığımdan umarım çok bilgili olmadığım bir konuda aktarma yaptığım için hoş görün.
Yine de Kur'an Mesajı (Message of the Quran) Meal-Tesfir kitabını okudukça şimdiden diyebilirim ki The Road to Mecca (Mekke'ye Giden Yol) , Islam at the Crossroads (Yolların Ayrılış Noktasında İslam) kitaplarını en kısa zamanda almaya can atıyorum.
Nedir bölümünde bizlere değerli düşünürleri tanıtanlardan Allah razı olsun, sayenizde gerçekten her gün daha da öğreniyorum. Belki sırf bu yüzden Antoloji'ye kendimi borçlu hissediyorum.Umarım Cemil Meriç'teki ve diğer mesajlarınız geri dönüp, bilgilerinizi bizle paylaşmaya devam edersiniz.
Bir milletin edebiyatı o milletin sosyal hayatına, bu hayatın karakterini tayin eden sosyal münasebetlere bağlıdır. Tıptı iç ve dış politikası da aynı suretle sosyal hayatına ve bu hayatı karakterize eden münasebetlere nasıl bağlıysa..
Neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. Yanıldığının ispatını bile..
Yığını anlamak insanı anlamak değildir. İnsanı anlamayınca yığını anlıyorum sanmak, kendini aldatmaktır.
www.geocities.com/harikasozler/tahir2.htm
Bilimde, fende, kısacası bütün insan yaratıcılığının ürünlerinde olduğu gibi, bütün batı sanat eserlerinin yaratılmasında, yeniden anlamlandırılmasında, bütün insanlık gibi, bizim de, Türk insanının da gerçek alın terimiz, gerçek payımız vardır. Bu paya ancak, onları kendi milli kültürümüzle aşarak sahip çıkabiliriz.
Milletin dili ruhudur, ruhu da dili...
Bildiğimiz kadar yaşarız.
www.geocities.com/harikasozler/tahir3.htm
Aldanmak ehemmiyetsiz bir cezadır. Aldatmak mühim bir azap.
Eski zaferlerden çok bahsediliyorsa, artık yeni zafer ümitleri kalmamış demektir
Yalnız kendini düşünmek, cenazesinin köpekler tarafından paralanmasına razı olmaktır.
Gözlem, deney ve sonuça bağlı olup dünyanın içinde veya dışında olanın bir kısmını veya ortaya çıkan durumun - ilgiyi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü işin - bir bölümü konu alarak ya da sözlüğün dediği gibi seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.
Belli bir konuyu bilme isteğiyle yola çıkan ya da öğrenme arzusuyla başlayan, belli bir amaca yönelik bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci...
Herkesin yararlanabileceği değeri sürdürme durumu ile bir kanaatin şüpheye düşmeden onaylanması durumunun bir şekilde nasıl olduğunu belirten ve onu başka şeylerden ayıran özellikleri, vasıfları gösteren metotlu ve sistematik malûmat. Kısaca sözlüğün dediği gibi Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.
Allah Diyene
Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene
Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü 'nasıl' ve 'niçin'...
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene...
Necip Fazıl Kısakürek
1972
Çile
Güzel Allahım
Ovaları, dağları, aşıp geçerken.
Uzak yakın, konaklayıp göçerken.
Kevser ırmağından, şerbet içerken.
Doyum olmaz, nimetine Allahım...
Aşkın, ile tutuşup, yanar iken.
Badeler içip, içip kanar iken.
Vücudu şehrim, sana çınlarken.
Doyum olmaz sevgine Allahım..
İki gözüm iki çeşme çağlarım,
Bir sana secde eder bel bağlarım,
Deli çaylar gibi coşar çağlarım,
Doyum olmaz senin aşkına Allahım..
Nail olsam, cemaline nuruna,
Kanılmaz ki, senin yüce varına,
Komşular eyle, sadıkların yanına,
Doyum olmaz, himmetine Allahım..
Koklar iken, gonca, gonca gülünden,
Yüzer iken derya, umman gölünden,
Mevlevim korkmaz, asla ölümden,
Doyum olmaz, hikmetine Allahım.
Nuri Uzun (Aşık Mevlevi
Dağlara çıkam dedim
Dosta ulaşam dedim
Dost ben senin derdinden
Dağlara mekan dedim
Söz: Hasan Hüseyin
Küçükken bilim kurgu kitaplarıyla beni büyüleyen Jules Verne'nin İstabulla ilgili romanını olduğunu görünce çok şaşırmıştım. İki ciltten oluşan İnatçı adlı roman küçük yaşta okumak ne kadar zor olsada, ünlü yazarın ülkemde geçtiği romanını okudukça gururlanmıştım. Hele o zamanın İslambol'uyla şimdi ki İstanbul arasında ki dağlarca farkı olduğunu küçük yaşta göstermişti...
İnatçı Keraban 1. ve 2. cildin netteki tanıtımı:
Bir Hollandalı, uşağıyla birlikte İstanbul'a gelir. Burada, dostu tütün tüccarı Keraban Ağa ile buluşur, onun Üsküdar'daki konağına yemeğe gideceklerdir. Tam da o gün, Boğaz'dan karşıya geçiş için yeni bir vergi konur. On paralık vergiyi ödememekte kararlı olan Keraban Ağa'nın bu inadı, kendisine yüzlerce altına mal olacak zorlu ve ilginç bir Karadeniz yolculuğunu başlatır... Jules Verne, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu, Türkler ve Karadeniz'le ilgili düşüncelerini serpiştirdiği bu romanında 'Osmanlıların en inatçısını' anlatıyor...
Jules Verne bu kez Osmanlı topraklarında...
Direngen, ayak direyici anlamına gelen inatçı deyince akla eşek, katır, keçi geliyor. Hani çekseniz gitmez, itseniz çifteler. Hele ünlü hikayeleri vardır, en bilindik herhalde akla azgın nehrin üzerinden dar bir kütükten karşidan karşıya geçemeye çalışan keçilerin hali gelir.
Benim favori hikayem, Jules Verne İnatçı romanından bir sahnedir: Keraban Ağa nehire düşer boğulmak üzeridir ki hollandalı kahramanız kurtarmak için elini ver der, İnatçı vermez, inadından boğulmak üzereyken olayı anlayan kahramanımız kolumu al der ver Kerban ağayı kurtarır :)
La Sagrada Familia, dua ediyoruz,
fırtına birazdan geçecek
La Sagrada Familia, aslanlar ve kuzular için
Rüzgarın bizi nereye sürükleyeceğini kim bilir
Yalnızca bir aptal söyleyebilir
Sahile ulaşıp ulaşmayacağımızı kim bilebilir
Yalnızca bir aptal söyleyebilir.
Çocukken ve hala hiç sıkılmadan bir daha bir daha dinlediğim şarkıda esasında yapımı bitmemiş bir kiliseden bahsedildiğiniği bilmiyordum. Sonradan öğrendim ki adı Barselona'yı yaratan mimar olarak geçen Gaudi tarafından yapılmış ve Fuat Oburoğlu'nun bir yazısında dediği gibi ‘‘Gaudi'nin yapılarında, biçimler şeker küpleri ya da termit karıncalarının yuvaları gibi büyümekte, çatılar dalgalar ya da yılanlar gibi eğilip bükülmekte, tabak çanak kırıklarından yapılmış mozaiklerle doldurulmaktadır. Buna bir zevksizlik örneği de denebilir ama her nokta ağzına kadar canlılık, yenilik, özgünlük doludur ve gözünü budaktan esirgemeyen bir cesaretle ele alınmıştır’’ muhteşem bir eser. Zaten yetenekli Gaudi'nin kendisi 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında yaşamış ama bir zamana sığdıralamayıp çoğu mimarları etkilemiştir, Salvador Dali tarafından ‘‘Gerçeküstücülüğün babası’’ olarak tanımlanan, ve denildiği kadarıyla sürprizleri, mizahi duygusu olan bir mimar, aynı zamanda ressam ve heykeltıraş; eserleri de bunların hepsini yansıtıyor.
La Sagrada Familia yani Kutsal Aile adı verdiği Kiliseyi 40 yılını ayırdığı için eserleri araşında ayrı bir yere sahiptir. Daha BİTİRİLMEMİŞ olan bu eser özelliği hala korumaktadır.1866'da yapımına başlanmıştır,1882'de Villar üstlenir yapımını.1883'te 1926'da kadar ise Antoni Gaudi bir tramvayın altında kalana kadar devam eder. Hala yapımı devam ediyor. Sanki hiç bitmeyecek gibi... çünkü bitirilip bitirilmemesi üzerine süren tartışmalar var. Gaudi her şeyi kafasına göre yaptığından geride yapımın bitmesi için yardımcı olacak bir not bile kalmamış ve bu tartışmalarda Gaudi'nin eseri sadık bir şekilde nasıl bitirilir üzerenedir. Fakat bu bitirilip bitirlememesi tartışması bile daha çok turist çekmeye devam ediyor.
Beni en çok etkiliyen, belki sahilde siz yapmışınızdır, kumu avcunuzdan sızdırarak kuleler yapılır hani aynı onu anımsatan yerleri var... Yapının tasvirini Emel Amutçu herhalde benden daha iyi yapar: Fransa'nın Eyfel Kulesi neyse Barselona'nın Sagrada Familia Kilisesi de o. Bu egzantrik yapı, kentin turistik tur listelerinin en başında yer alıyor. Yüzyılın, mimari kurallara en uymayan, en spontane, en değişken, en dolambaçlı, sonuç olarak en sıradışı eseri. Çan kuleleri bir yandan bizim peri bacalarını ya da deniz kabuklarını çağrıştırıyor, bir yandan sanki ‘‘pasta hamuru’’yla yapılmış izlenimini veriyor. Ünlü Katalan mimar Antoni Gaudi'nin imzasını taşıyan eserde, hiçbir duvar dik inmiyor, hiçbir kolon düz çıkmıyor, kesinlikle tek renk kullanılmıyor, bütün iç ve dış mekanlar birbirine geçiyor. Neresinden baksanız ilk anda ‘‘çelişki’’yi görüyorsunuz. Gaudi'nin diğer eserleriyle birlikte düşündüğünüzde, bazen kendinizi Hansel ve Graetel'in şekerlemeden yapılmış evinin karşısındaymış gibi hissediyorsunuz. Ya da bu kadar ‘‘süs’’ karşısında ‘‘galiba alay ediyor’’ fikrine kapılıyorsunuz.
Kendiside bitmeyen eser hakkında herhalde söyleyeceklerimde bitmeyecek... En güzel yanı bu eseri ve mimarını tanıdıkça bu şarkı beni etkilemeye devam edecek:
La Sagrada Familia
(Lead vocal - John Miles)
Who knows where the read may lead us, only a fool would say
Who knows if we'll meet along the way
Follow the brightest star as far as the brave may dare
What will we find when we get there
La Sagrada Familia we pray the storm will soon be over
La Sagrada Familia for the lion and the lamb
Who knows where the winds will blow us, only a fool would say
Who knows if we'll ever reach the shore
Follow a rising sun with eyes that may only stare
What kind of fire will burn us there? What kind of fire?
Only a fool would say
La Sagrada Falilia the wind has changed the storm is over
La Sagrada Familia for the lion and the lamb
La Sagrada Familia we thank the lord the danger's over
La Sagrada Familia there's peace throughout the land
Under clear blue skies our voices rise in songs of glory
And for all those years our eyes and ears were filled with tears
Who knows where the world may turn us, only a fool would say
Who knows what the fates may have in store
Follow the light of truth as far as our eyes can see
How should we know where that may be? How should we know?
Then the angry skies, the battle cries, the sounds of glory
And for all those years our eyes and ears were filled with tears
Who knows where the road may lead us, only a fool would say
Who knows wha's been lost along the way
Look for the promised land in all of the dreams we share
How will we know when we are there? How will we know?
Only a fool would say
La Sagrada Falilia the war is won the battle's over
La Sagrada Familia for the lion and the lamb
La Sagrada Familia we thank the lord the danger's over
La Sagrada Familia behold the mighty hand
La Sagrada Familia the night is gone the waiting's over
La Sagrada Familia there's peace throughout the land
Until the next time
Until the next time
La Sagrada Familia
(The Alan Parsons Project - Gaudi albümünden)
22.5.2003 15: 59 itibari ile Bugün en çok tıklananlar:
01 - sezai karakoç (25)
02 - cemil meriç (71)
03 - hilmi yavuz (2)
04 - kemal tahir (2)
05 - ismet özel (84)
06 - ahmed arif (6)
07 - mahsuni şerif (5)
08 - filistin (4)
09 - necip fazıl (206)
10 - fuzuli (12)
11 - avarız vakıfları (1)
12 - alia izzetbegoviç (15)
13 - edgar allan poe (7)
14 - beyrut kasabı (2)
15 - muhammed esed (2)
16 - nazım hikmet (432)
17 - aşk (717)
18 - bediüzzaman (15)
19 - ölüm (255)
20 - sex (105)
bir umuttu yaşatan insanı...
Bugün En Çok Okunanlar:
1 - sezai karakoç
2 - cemil meriç
3 - hilmi yavuz
4 - kemal tahir
5 - ismet özel
6 - ahmed arif
7 - mahsuni şerif
8 - filistin
9 - necip fazıl
10 - fuzuli
aldım elime sazımı :)))))))))))))))
Banet Suat rumuzlu arkadaşımızın sayesinde tanıdığım Esed muhteşem bir hazine... Esed'in 'Kur'an Mesajı (Meal-Tesfir) ' değerli kitabı hediye eden Banet'den Esed'i tanımak tabi ki daha yararlı olur, fakat bu başlığın boş kalmasına artık dayamadığımdan umarım çok bilgili olmadığım bir konuda aktarma yaptığım için hoş görün.
Yine de Kur'an Mesajı (Message of the Quran) Meal-Tesfir kitabını okudukça şimdiden diyebilirim ki The Road to Mecca (Mekke'ye Giden Yol) , Islam at the Crossroads (Yolların Ayrılış Noktasında İslam) kitaplarını en kısa zamanda almaya can atıyorum.
Nedir bölümünde bizlere değerli düşünürleri tanıtanlardan Allah razı olsun, sayenizde gerçekten her gün daha da öğreniyorum. Belki sırf bu yüzden Antoloji'ye kendimi borçlu hissediyorum.Umarım Cemil Meriç'teki ve diğer mesajlarınız geri dönüp, bilgilerinizi bizle paylaşmaya devam edersiniz.
www.geocities.com/harikasozler/tahir.htm
Bir milletin edebiyatı o milletin sosyal hayatına, bu hayatın karakterini tayin eden sosyal münasebetlere bağlıdır. Tıptı iç ve dış politikası da aynı suretle sosyal hayatına ve bu hayatı karakterize eden münasebetlere nasıl bağlıysa..
Neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. Yanıldığının ispatını bile..
Yığını anlamak insanı anlamak değildir. İnsanı anlamayınca yığını anlıyorum sanmak, kendini aldatmaktır.
www.geocities.com/harikasozler/tahir2.htm
Bilimde, fende, kısacası bütün insan yaratıcılığının ürünlerinde olduğu gibi, bütün batı sanat eserlerinin yaratılmasında, yeniden anlamlandırılmasında, bütün insanlık gibi, bizim de, Türk insanının da gerçek alın terimiz, gerçek payımız vardır. Bu paya ancak, onları kendi milli kültürümüzle aşarak sahip çıkabiliriz.
Milletin dili ruhudur, ruhu da dili...
Bildiğimiz kadar yaşarız.
www.geocities.com/harikasozler/tahir3.htm
Aldanmak ehemmiyetsiz bir cezadır. Aldatmak mühim bir azap.
Eski zaferlerden çok bahsediliyorsa, artık yeni zafer ümitleri kalmamış demektir
Yalnız kendini düşünmek, cenazesinin köpekler tarafından paralanmasına razı olmaktır.
www.geocities.com/harikasozler/tahir.htm