Erich Fromm, “Sevme Sanatı” isimli kitabında şöyle der; ”Bir insana kendi kendime yetemediğim için bağlıysam, o kişi ancak bir can simidi olabilir, aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilme becerisi, sevme becerisinin koşuludur.”
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel ya da kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için 'en' değilim, 'daha' değilim. Bu devasa iddiasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım..
1. Dalaganın ötesine geçmekle oldu hayat Kanın aktığını görmekle. Kimsenin soluğu kesmiyor soluğumu Otların dilinden anlayan bir kadın tanıyorum Kuyuların gözlerinden öpen. Toprağın dilsiz neminden bana ulaşan buğu Biliyor, O gece ölebilirdim seninle. Ormanın karanlık şarkısı büyürken. Ama ben, Orada o taş merdivende Ölmek istedim İbret ey İbret. Gece gibi olacağım Karanlığımı örterek Seslere tutunacağım. Dokundum kalbime Kimsenin ruhuna fısıldayacak büyüsü yok. Olmasın Olmasın.
2. O gece ölebilirdim seninle Karanlık ormanda ilerleyen suda Suya düşen ay ve seslerle.Ormanın fısıltısı Birleşirken sonsuzlukla Dedim bak, kimse yok Bu yolun ölüme dönen kıvrımında. Karanlık çağırıyor bizi İstek yürüyor göcdelerimize Ölelim bu demirden kayıkta. Ölelim.Biz sanıyorduk ki, Bir yaradılış varsa aşkadır Ne hata. Sonsuzluğaymış meğer Sonsuzluğun koyu yapışkanlığınaHerkes sussun Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi Dursun her şey yatağımda. Ben neye ağlayacağımı bilirim Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini. Bu son Artık uykusundayım herkesin Yaradılışı değilse de Yokoluşu gördüm.
Uğuldayan ve hep uğuldayan bir orman kadar üşüyorum şimdi yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda yanlış ve zehirli çiçekler açıyor Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık
Su ve ses kadar beklediğim ne kaldı geride, bilmiyorum uzanıp uyumak istiyorum gölgeme ve sarınmak o kocaman gözlerin uğuldayan rüzgarlarına
Bir acıyı yaşarım ve zehrinden çiçekler üretirim kömür karası uçurum kadar bir yalnızlık yaratırım kendime, atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgarların Yapraklarım yok artık kuşlarım yok büsbütün viran oldu dağlarım ezberimdeki türküler de savrulup gitti ömrümün karşılığı kalmadı sesimde sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü
Yanlış, daha baştan yanlış bir şiirdi bu, biliyorum ve belki ömrümüzün yakın geçmişi bu kadar doğruydu ancak, kimbilir Kalbim unut bu şiiri
Yarın Gece Yarın gece gideceğim bu kentten Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri
Sözüm yok işte yüzüm işte akşam Sesimde anıların sessizliği
İçimde acıyla yürüyorum yolları Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten Yorulsam da bir daha binmem o trenlere Kimse karşılamasın istasyonlarda beni
Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi Ardımda usulca akan küçücük sular Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa
Sözüm yok işte yüzüm işte akşam Sesimde anıların sessizliği
Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?
Akıllı nasa bırakıp uzun bir süre susarak dinlendirmeden sonra, ekip biçmeye başlayınca çözülen dil.
Yıllar nasıl geçip gitti. Bir yıl daha devrildi. Antolojiyle yaşlandık...
.... zatıma,iyi niyetli korkuluklarla yaşıyorum.
Bana bir parça; Yüreği güzel samimi insan lazım.....
Gah göynüme vurmuş
Gah arz u semaya
Onu ak etmiş
Özümü ise
Keşmekeşten bir hâl üzere ...
... kapısına unutulmuş hikâyeler
Ve sesler bırakılan avcı
evcilleştirilmiş kusurlu kuşkularınla
Vurdun o ceylanı...
... boşver sen, kimsenin merhameti yetmiyor bazen.
..
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
..
Bizim kadınlarımız...
Kâlbin hâli bir serçe gibidir ki her saat hayırda ve şerde, gamda ve sürurda yuvarlanıp gider.
Su kaynarken patatesi yumuşatır ama yumurtayı sertleştirir. Önemli olan içinde bulunduğun şartlar değil, senin ne olduğundur..
...susmak daha iyi
.... taşlar, kediler ve hece
elbet yine dönecektir denize
ya insan...
ah alnındaki kader.!
....................
........
şiirlerimi okursanız nefes alırım saygılar.
Asla Vazgeçme....Bir gün mutlaka olur.
Vakit de geç oldu, sabah mesai var. Biz kalkalım artık
Erich Fromm, “Sevme Sanatı” isimli kitabında şöyle der; ”Bir insana kendi kendime yetemediğim için bağlıysam, o kişi ancak bir can simidi olabilir, aradaki bağın sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur. Mantığa aykırı görünse de yalnız kalabilme becerisi, sevme becerisinin koşuludur.”
Bir insanın yüreğinden uçan
o üzgün güvercinin adını
kendi ellerinizle
"güven" koymayın..
Eskiden hayatın bir trajedi olduğunu düşünürdüm ancak şimdi anlıyorum ki bir komediden ibaret..
Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel ya da kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için 'en' değilim, 'daha' değilim. Bu devasa iddiasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım..
Sonra döndüm dedim ki,
Acısı da öldürmez,
Cehenneme döndürmez,
Hayatını söndürmez.
Gideni de, döndürmez artık. ?? ??
Tamam , bir ayranı içer kalkarım.
Gönül istemişse sebep yüklemek zor olur..
Orjinal olarak doğdunuz bir kopya olarak ölmeyin..
Gece Gibi Olacagim
1.
Dalaganın ötesine geçmekle oldu hayat
Kanın aktığını görmekle.
Kimsenin soluğu kesmiyor soluğumu
Otların dilinden anlayan bir kadın tanıyorum
Kuyuların gözlerinden öpen.
Toprağın dilsiz neminden bana ulaşan buğu
Biliyor,
O gece ölebilirdim seninle.
Ormanın karanlık şarkısı büyürken.
Ama ben,
Orada o taş merdivende
Ölmek istedim
İbret ey
İbret.
Gece gibi olacağım
Karanlığımı örterek
Seslere tutunacağım.
Dokundum kalbime
Kimsenin ruhuna fısıldayacak büyüsü yok.
Olmasın
Olmasın.
2.
O gece ölebilirdim seninle
Karanlık ormanda ilerleyen suda
Suya düşen ay ve seslerle.Ormanın fısıltısı
Birleşirken sonsuzlukla
Dedim bak, kimse yok
Bu yolun ölüme dönen kıvrımında.
Karanlık çağırıyor bizi
İstek yürüyor göcdelerimize
Ölelim bu demirden kayıkta. Ölelim.Biz sanıyorduk ki,
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığınaHerkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağımda.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.
Bejan Matur
Uğuldayan ve hep uğuldayan
bir orman kadar üşüyorum şimdi
yanlış rüzgarlar esiyor dallarımda
yanlış ve zehirli çiçekler açıyor
Kanımda kocaman gözleriyle bir çığlık
Su ve ses kadar beklediğim
ne kaldı geride, bilmiyorum
uzanıp uyumak istiyorum gölgeme
ve sarınmak o kocaman gözlerin
uğuldayan rüzgarlarına
Bir acıyı yaşarım ve zehrinden
çiçekler üretirim kömür karası
uçurum kadar bir yalnızlık
yaratırım kendime, atlarım
Anısı yoktur küçük rüzgarların
Yapraklarım yok artık kuşlarım yok
büsbütün viran oldu dağlarım
ezberimdeki türküler de savrulup gitti
ömrümün karşılığı kalmadı sesimde
sesimde yalnız ormanların gümbürtüsü
Yanlış, daha baştan yanlış
bir şiirdi bu, biliyorum
ve belki ömrümüzün yakın geçmişi
bu kadar doğruydu ancak, kimbilir
Kalbim unut bu şiiri
Ahmet Telli
"Hangi yalana inanacığını şaşırdıkça
yalnızca inanmaya inanıyor insan
ve hiç bir yalan kalmıyor sonunda
herşeyin gerçek olduğundan başka"
Yarın Gece
Yarın gece gideceğim bu kentten
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri
Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği
İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni
Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda
Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi
Ardımda usulca akan küçücük sular
Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa
Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği
Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle
Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim
Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı
Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?
Haydar Ergülen
Neden bazı şeyler hâlâ dün gibi akılda..
Canalıcı noktasında fikrimin,
Sızımın bile yitmişliğinde...
Hatlar ince, sanata mugayir
Bakma öyle sen kal içinde..
...pes etmek istediğin zaman neden bu yola çıktığını hatırla! ve sonra yine dedim ki boş ver kendini yorma boşuna.her şey olacağına varır