Günler sarmal bir yay gibi bunu unutma bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir bunu unutma seni ben her yerinden öperim beni unutma
Kadere inansaydım sana inanırdım düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
öyle kırık bakma bana caddeler nasılda genişliyor sana bunu söyleyecektim bileyli bir makas vardı yanımda sana bunu söyleyecektim hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri sana bunu........ oyyy nasıl söyleyebilirim deliren sevdamızın kısrak huyunu
Elimi tut tuttururlar, o kadarına izin verirler kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
Sayin İlgili, Nicedir adamdan saymadığım için muhatap da almadigim şaYir MÖ(mesut örs) , içinde adı gecmeyen ve kendisiyle ilgisi olmayan mesajima bulaşınca anladigi dille cevabı verilmiştir. Ancak, nedense onun bulasik mesajı hala asılı olmasına rağmen benim cevabım silinmiştir. Neden?
Anadolu bozkırından, Çorum’un bir köyünden Hasanoğlan’a öğrenci olarak gelen Ali Çuhadar. Köyünden okula yeni gelmiş. Öğretmeni ona basımevinin sobasını yakma görevi vermiş. Yakıt kömürdür. Ali, köyünde tezek, odun yakardı. Kömürü öğretmeni anlatmıştı ama, nasıl yakılacağını bilmiyordu. İşin acemisi çocuk, kömürü sobaya doldurur, altından kibriti çakar, kömür bir türlü yanmaz. Bir kutu kibrit biter, ama çocuk sobayı yakamaz. Odada bulunan orta yaşlı bir adam küçük Ali’yi izlemektedir. - Oğlum, sobayı yakamadın. Beraber yakalım mı? Ali, soba yakma işini kendisine görev olarak veren öğretmenine mahcup olmamalıydı. Odadaki adamın önerisi canına minnet oldu. Kömürü birlikte boşalttılar. - Bak oğlum, şu köşede tahta parçaları var, onları getir. Orada keser var, onu da getir. İstenenleri getirdim. Tahtaları birlikte kırdık. Sobaya yerleştirdik. Aralarına kağıt koyduk. - Haydi şimdi yak, dedi. Verdiği kibriti çaktım, kağıtlar anında tutuştu. - Nerelisin? - Çorumluyum, amca. - Kızlar da geldi mi? - Gelmedi amca. Odunlar iyice tutuştu. Soba küreğini aldı, gözüme bakarak bir kürek kömürü sobaya koydu. Beklerken, bana okula ve bana dair başka sorular da sordu. - Haydi, bir kürek de sen at bakalım, dedi. Soba yanmıştı. Bana yardım eden amca artık gitse, iyi olur, diye düşünüyordum. Tam o sırada, bana görev veren öğretmenim içeri geldi. Amcayı görünce hemen hazır ola geçti. Şaşırdım kaldım doğrusu. Amca “Allaha ısmarladık! ” diyerek elimi sıktı. O, daha pek uzaklaşmadan öğretmenimin ceketini tuttum, yavaşça: - Bu amca kim?” diye sordum. - Hasan Ali Yücel, oğlum. Milli Eğitim Bakanımız. Okulumuzu ziyarete gelmiş. Kibirsiz, alçak gönüllü, davranışları içten adam işte böyle olur. Tam bir halk adamıydı Yücel. Baba adamdı. Bu olayı, anlatan ve anlatırken de bizzat yaşayan Mehmet Şener, Yücel’e dair konuşmasına şöyle devam etti: Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel, Aksu’ya da geldi. Okulu gezip görmesi bittikten, gerekli denetimleri tamamladıktan sonra, bizleri idare binasının önünde topladılar. Hepimize hitaben güzel bir konuşma yaptı. Çeşitli nasihatlerde bulundu, bilgece sözler söyledi. Ayrılmadan önce bize son sözü şu oldu: - “HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL, GÜNEŞ OLMAK” Kendisi güneş olmuş, bizlere güneş olmayı hedef göstermiş aydınlık insan Hasan Ali Yücel.
Kürsü serbest olamaz , çünkü yapılması kurallara tabi olan imalatı ölçüsü olan bir şeydir serbest olamaz serbest olursa kürsü olmaz .aynı şekilde serbest meslek diye bir şeyde yoktur.
Antoloji Yönetimine bir sorum var Şiirlerime yorum yazan şair dostlarıma teşekkür babında yanıt yazıyordum ama şimdi yazılmıyor neden acaba ? cevap yaz sil diye iki seçenek var ve cevap yaza girip yazmak istediğimde yazılmıyor bunu yeniden işler hale getirir misiniz lütfen Bunu size özel mesajla sormak istedim ama böyle bir seçenek de olmayınca buradan yazmak zorunda kaldım Bu konuda bana yardımcı olur musunuz ?
Hep sonradan mı gelir? Gelecek olan, Hani küçük mutlulukların içini sararcasına doldurduğu yaşamlar vardı Evvelce zaman için de Şimdi hep zemheri bir siyahın içinde dolaşıyorum Huzur sokağının kapısı kilitli Cennetin anahtrı tanrının boynunda Ve bana biçilmiş ömürdür cebim de taşıdığım servetim Hayaller hep kaçışıyor pandoranın kutusuna Vazgeçilmeyenler iki metrelik çukur da An mirim an, bu yolculuğun tek durağı Bekleme mutluluk gemisi gelmez mirim Anılar pırıldar gökyüzünün koynundan sana
Uzun süredir "begenme/like" ve "begenmeme/dislike" kutucuklari etrafındaki entrikalarla, dolaplarla, tezgahlarla ilgili açıklamaları okuyoruz. Ve okudukça, şaYirlerin begenilerinin neden zirvede(!) dolastigini veya şaYirlere yönelik eleştirilerin neden beğenilmeme bombardımanına tutulduğunu çok iyi anlamış bulunuyoruz :))) Hala anlamayanlar?
Sayın Antoloji yetkilileri ! Beğenme ,beğenmeme tuşunu kaldırabilirseniz çok iyi olur. Madem ki ,bir kişi bile defalarca beğenme beğenmeme şeklinde yapabiliyorsa hiçbir gerçekliği yansıtmayan bu tuşlar anlam ifade edemez. Ayrıca kimin beğenip ,kimin beğenmediğini görmek hakkımız olduğunu düşünüyorum .
Kedileri çok seviyordu desinler yeter
Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim
beni unutma
Kadere inansaydım
sana inanırdım
düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
öyle kırık bakma bana
caddeler nasılda genişliyor
sana bunu söyleyecektim
bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu........
oyyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu
Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
Biliyor musun Semta bazı mezarlar dağ gibidir
Anne olmadan ölmeyi seçti genç kızlar
Dalga seslerini dinlemekten neden hiç sıkılmadığımızı merak ediyorum. Büyülü bir şey bu.
Küfür bilinen en eski ayindir
''Gitmekle kalmak arasında bir düştün sen!''
fkç
Sev kendini,
Kendinden ötesini,
Kendinden başkasını,
Kendinden gideni,
Kendini kaybedeni,
Kendine geleni SEV!
Korkma! Sevmekten ölmez İnsan..
...
Sayin İlgili,
Nicedir adamdan saymadığım için muhatap da almadigim şaYir MÖ(mesut örs) , içinde adı gecmeyen ve kendisiyle ilgisi olmayan mesajima bulaşınca anladigi dille cevabı verilmiştir. Ancak, nedense onun bulasik mesajı hala asılı olmasına rağmen benim cevabım silinmiştir. Neden?
Darbe yapmakla turşu kurmak arasındaki fark nedir?
TURSU KURMAK için 100 hiyar ayarlamak gerekir... DARBE YAPMAK içinse 3 hiyar yeter.
Selamün Aleyküm Kürsü Ahalisi ... Herkese Hayırlı Günler...
"HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL, GÜNEŞ OLMAK. "
Hasan Ali Yücel
“HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL,GÜNEŞ OLMAK”
Anadolu bozkırından, Çorum’un bir köyünden Hasanoğlan’a öğrenci olarak gelen Ali Çuhadar. Köyünden okula yeni gelmiş. Öğretmeni ona basımevinin sobasını yakma görevi vermiş. Yakıt kömürdür. Ali, köyünde tezek, odun yakardı. Kömürü öğretmeni anlatmıştı ama, nasıl yakılacağını bilmiyordu.
İşin acemisi çocuk, kömürü sobaya doldurur, altından kibriti çakar, kömür bir türlü yanmaz. Bir kutu kibrit biter, ama çocuk sobayı yakamaz. Odada bulunan orta yaşlı bir adam küçük Ali’yi izlemektedir.
- Oğlum, sobayı yakamadın. Beraber yakalım mı?
Ali, soba yakma işini kendisine görev olarak veren öğretmenine mahcup olmamalıydı. Odadaki adamın önerisi canına minnet oldu. Kömürü birlikte boşalttılar.
- Bak oğlum, şu köşede tahta parçaları var, onları getir. Orada keser var, onu da getir.
İstenenleri getirdim. Tahtaları birlikte kırdık. Sobaya yerleştirdik. Aralarına kağıt koyduk.
- Haydi şimdi yak, dedi.
Verdiği kibriti çaktım, kağıtlar anında tutuştu.
- Nerelisin?
- Çorumluyum, amca.
- Kızlar da geldi mi?
- Gelmedi amca.
Odunlar iyice tutuştu. Soba küreğini aldı, gözüme bakarak bir kürek kömürü sobaya koydu. Beklerken, bana okula ve bana dair başka sorular da sordu.
- Haydi, bir kürek de sen at bakalım, dedi.
Soba yanmıştı. Bana yardım eden amca artık gitse, iyi olur, diye düşünüyordum. Tam o sırada, bana görev veren öğretmenim içeri geldi. Amcayı görünce hemen hazır ola geçti. Şaşırdım kaldım doğrusu. Amca “Allaha ısmarladık! ” diyerek elimi sıktı. O, daha pek uzaklaşmadan öğretmenimin ceketini tuttum, yavaşça:
- Bu amca kim?” diye sordum.
- Hasan Ali Yücel, oğlum. Milli Eğitim Bakanımız. Okulumuzu ziyarete gelmiş.
Kibirsiz, alçak gönüllü, davranışları içten adam işte böyle olur. Tam bir halk adamıydı Yücel. Baba adamdı.
Bu olayı, anlatan ve anlatırken de bizzat yaşayan Mehmet Şener, Yücel’e dair konuşmasına şöyle devam etti:
Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel, Aksu’ya da geldi. Okulu gezip görmesi bittikten, gerekli denetimleri tamamladıktan sonra, bizleri idare binasının önünde topladılar. Hepimize hitaben güzel bir konuşma yaptı. Çeşitli nasihatlerde bulundu, bilgece sözler söyledi. Ayrılmadan önce bize son sözü şu oldu:
- “HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL, GÜNEŞ OLMAK”
Kendisi güneş olmuş, bizlere güneş olmayı hedef göstermiş aydınlık insan Hasan Ali Yücel.
Böyle Yaşayanlar Ölmez ki!
Kürsü serbest olamaz , çünkü yapılması kurallara tabi olan imalatı ölçüsü olan bir şeydir serbest olamaz serbest olursa kürsü olmaz .aynı şekilde serbest meslek diye bir şeyde yoktur.
Malum kisiler, "buyrun" davetini hiç ikiletmeden ve beklendiği gibi teker teker dökülmeye başlamislar "sahneye" :))) Sürüsüne. bereket. :)))
Bir tiyatro oyununda krali oynayan aktör, rolu icabı usaklarina bağırır, :"Atımı getirin!"
Hadsiz bir seyirci, aklınca espri yapmak için "Eşek olsa olmaz mı?" diye seslenir.
Oyuncu, seyirciye dönüp, hic istifini bozmadan cevap verir, "Olur tabii beyefendi, buyrun!"
Şimdi biz buna inanalım mı? :)
Özel insanların alıp verdiği her nefes şiire dönüşür...
Susar, zayıf olan; korkar zulümden,
Kalbinden geçeni dökmez dilinden,
Bir tas suda boğar gelse elinden,
Sabır, sığınağı çaresizliğin...
Özcan İŞLER
Antoloji Yönetimine bir sorum var Şiirlerime yorum yazan şair dostlarıma teşekkür babında yanıt yazıyordum ama şimdi yazılmıyor neden acaba ?
cevap yaz
sil
diye iki seçenek var ve cevap yaza girip yazmak istediğimde yazılmıyor bunu yeniden işler hale getirir misiniz lütfen
Bunu size özel mesajla sormak istedim ama böyle bir seçenek de olmayınca buradan yazmak zorunda kaldım
Bu konuda bana yardımcı olur musunuz ?
Hep sonradan mı gelir?
Gelecek olan,
Hani küçük mutlulukların içini sararcasına doldurduğu yaşamlar vardı
Evvelce zaman için de
Şimdi hep zemheri bir siyahın içinde dolaşıyorum
Huzur sokağının kapısı kilitli
Cennetin anahtrı tanrının boynunda
Ve bana biçilmiş ömürdür cebim de taşıdığım servetim
Hayaller hep kaçışıyor pandoranın kutusuna
Vazgeçilmeyenler iki metrelik çukur da
An mirim an, bu yolculuğun tek durağı
Bekleme mutluluk gemisi gelmez mirim
Anılar pırıldar gökyüzünün koynundan sana
İklimler değişti,barajlar göletler kurudu. Kokuşmuş bataklığınız da kurbağalar yeni yuvalar yapıyor...
NAMAZ
Af, aman harici laflar hoş olmaz,
Metafizik soluk, almaktır namaz.
Umutla açılmış eller boş kalmaz,
Metafizik soluk, almaktır namaz.
Bedenden öncedir, aklın abdesti,
Ha bozuk bir iman ha kırık desdi.
Gönlüne bir meltem, estiyse esti,
Metafizik soluk, almaktır namaz...
Uzun süredir "begenme/like" ve "begenmeme/dislike" kutucuklari etrafındaki entrikalarla, dolaplarla, tezgahlarla ilgili açıklamaları okuyoruz. Ve okudukça, şaYirlerin begenilerinin neden zirvede(!) dolastigini veya şaYirlere yönelik eleştirilerin neden beğenilmeme bombardımanına tutulduğunu çok iyi anlamış bulunuyoruz :))) Hala anlamayanlar?
Sayın Antoloji yetkilileri !
Beğenme ,beğenmeme tuşunu kaldırabilirseniz çok iyi olur.
Madem ki ,bir kişi bile defalarca beğenme beğenmeme şeklinde yapabiliyorsa hiçbir gerçekliği yansıtmayan bu tuşlar anlam ifade edemez.
Ayrıca kimin beğenip ,kimin beğenmediğini görmek hakkımız olduğunu düşünüyorum .
Yazdıklarımı dikkate alabilirseniz memnun olurum.