Kültür Sanat Edebiyat Şiir

kürdoloji sizce ne demek, kürdoloji size neyi çağrıştırıyor?

kürdoloji terimi Burak Can tarafından 21.09.2004 tarihinde eklendi

  • Hamit Kökdağ
    Hamit Kökdağ10.08.2009 - 09:03

    Ön Asya’da İlk Kürt Adının Kullanılması

    M.S. 5. yy’la kadar Ortadoğu’da Kürt adına rastlanılmaması yukarıda anlatılan gerçeği doğrulamaktadır. Günümüzde Kürtler Sivas’tan Basra’ya kadar olan coğrafyada yaşayan bir halk olarak anlatılmaktadır. Bu bağlamda Ermeni, Gürcü, Arap, Süryani ve İran kaynaklarının bu bölge ve bölgede yaşayan halklar hakkında verdiği coğrafi ve tarihi kayıtları incelemek meselenin ortaya çıkarılmasında kuşkusuz faydalı olacaktır. Bu bölümde Kürdistan adı ve Kürt kelimesinin ne zaman kullanılmaya başlandığını irdeleyeceğiz.
    Ortadoğu Kürtleriyle ilgili bilinen ilk kayıtlardan biri, 943 yılında Mürucü-z Zehab adlı eserini yazan Arap coğrafyacı Mesudi’nin verdiği bilgilerdir. Mesudi Kürt aşiretleri ve onların yaşadıkları bölgeler olarak şu yer isimlerini vermektedir:
    Daynavar ve Hemedan’da (İran’da) Şuhcan Aşireti.
    Kangavar’da Macurdan Aşireti.
    Azerbaycan’da Hazbani ve Sarat aşiretleri.
    Cibal bölgesinde, Şadancan, Lazba, Madacan, Mazdanakan, Barhükmen, Hali, Cabarki, Cavani, Mustakan.
    Suriye’de, Babila.
    Musul ve Cudi’de Hıristiyan Kürtler (Yakubiler ve Curkan/Gurugan) .
    Aynı yazar Tanbih adlı eserinin 88-91. sayfalarında Bazincanları, Naşaviraleri, Büzikanları ve Kikanları da Kürt aşiretleri olarak saymaktadır. (Kikanların Kalaç kökenli olduğunu önceki sayfalarda anlatmıştık.)
    Bununla beraber Kürtlerin yaşadıkları yerler olarak da;
    -Fars
    -Kirman
    -Sicistan
    -Horasan’ın Rumunlar bölgesindeki Asadabat nahiyesinde Kürt köyü
    -İsfahan’da Bazencan kabilesinin bir kısmı ve Kurd isminde Bayındır Sir şehri
    -Cibal bölgesinde Mah Küfa, Mah Basra, Mah Sabazan (Masabazan) ,İki Igar (Karaç Abi Dulaf ve Burc)
    -Hemedan
    -Şehrizur’a bağlı Daraband ve Şamghan (Zimkan)
    -Azerbaycan ve Ermenistan’da Aras sahilinde Kürtlerin kerpiç ve taştan yapılmış evlerde oturduğu belirtilmektedir.
    Aranda, Barda şehrinin kapılarından birinin adı Bab-al Akrad’dır. İbn Miskavayhi’nin iddiasına göre, Rusların 943’teki istilası sırasında valinin emrinde Kürtler bulunmaktadır.
    Bab-al Abvad’da ve El Sugur’da Kürtler yaşamaktaydı. (Abbasiler, Müslüman olup Anadolu’ya gelen Türklere Sugur adını vermişlerdir.) Mesudi’nin anlattığı yerler içerisinde günümüz Türkiye’sinde var olan bir şehir ve bölge sayılmamıştır.
    Mesudi eserini yazdığı zamanda Kürtlerin, Guz (Oğuzlar) ve Karluk Türkleriyle birlikte yaşadıklarını belirtmektedir. Bu Türkler göçebe Türkler olan Guzlar ve Karluklar, Kirmanşah, Garş, Sicistan, Bust, Bestam, Kofs, Beluc, Cet’te yaşamışlardır.
    Paris Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. Messoud Fany, la Nation Kurde et Son Evolution Sociale adlı eserinde, “Bazı haritalara baktığımızda Kürdistan terimi tahrif edilerek, özellikle Türkiye’nin doğu vilayetlerinde bir Kürt yurdu meydana getirmek hedeflenmektedir. Hâlbuki Kürdistan kelimesi 10 asır evvel Ardelan, Kirmanşah, Hemedan ve Luristan bölgelerini belirtmek gayesiyle kullanılmıştır. Tüm eserlerde Kürtlerden ve Kürdistan’dan söz edildiği zaman, bugün İran toprakları üzerinde bulunan bu Kürt bölgelerinden haber verilmekteydi” şeklinde bir tespitte bulunmuştur. Bu tespit, aslında ortaya konmaya çalışılan hayali Kürdistan’ı ortaya çıkarmaktadır.
    Minorsky’ye göre, Selçuklular zamanına kadar Araplarda Kürdistan adına rastlanılmamıştır. İlk Kürdistan tabiri 12. yy.’da hüküm süren son büyük Selçuklu Sultanı Sencer zamanında telaffuz edilmiştir.12. yy.’daki Selçuklu kayıtlarında o zamanki söylenişiyle “Kurdistan”, bugünkü söylemle “Kürdistan” adına rastlıyoruz. Sultan Sencer tarafından kurulan ve merkezi İran’ın Hemadan şehrinin kuzey batısındaki Bahar Kalesi olan Kürdistan eyaleti, günümüz İran toprakları içerisinde kalan, Zağros sıradağlarının doğusunda Hemedan, Dinavar ve Kermanşah vilayetleri arasını ve batısında ise Şehrizor (Süleymaniye) ve Sincar vilayetlerini kapsıyordu. 12. yüzyıla kadar bu bölge sadece “Cibalül Cezire” adı altında tanınıyordu. Dolayısıyla Sencer İran'daki Hemedan şehrinin batısındaki Bahar Kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir.
    Diğer kaynaklarda ise Kürdistan adından ilk defa bahseden Hamdullah Mustafa Kazvini olup, onun ifadelerindeki Kürdistan coğrafyası; Irak-ı Acem, Irak-ı Arap ve Kuzistan ile sınırlı olup, Nüzhet'ül Külub adlı eserinde (14.yy) Kürdistan'ı 16 kasaba olarak şöyle sıralamıştır;
    1-Alani: Aynı adı taşıyan önemli bir şehre sahip olan bölgenin iklimi güzel ve avı boldur.
    2-Alişter: Vaktiyle burada Aruhş veya Ardehş adı verilen bir Ateşgede (Zerdüşt tapınağı) vardı.
    3-Bahar: Yukarıda zikredilen kale.
    4-Kuftiyan: Zap kıyısında bulunan ve civarında birkaç kasabası olan kale.
    5-Derbend-i Taç Hatun: Küçük bir şehir.
    6-Derbend-i Zengi: İklimi güzel ancak halkının tamamı hayduttur.
    7-Dezbil:
    8-Dinever: Üzümü ile ünlü büyük bir şehir.
    9-Sultan Abad-ı Cemcemal: Bisütün dağı eteğinde, Muhammed Hüdabende Olcaytu (14.yy) tarafından kurulmuştur.
    10-Şehrizor: Tarihçi Yakuta göre Zurben-Zohhak adlı birisi tarafından kurulmuştur.
    11-Kirmanşah: Önceleri Karmisin adını taşıyordu.
    12-Krend ve Hoşan adlı iki köy (Sincan’da Hotan adlı bir yer vardır National Geographic, Temmuz, 2002 sayısı) .
    13-Kengüver: Kars’ül Lesus yani Haydutlar kalesi denilen şehir.
    14-Mahideşt veya Maideşt: Elli yerleşim birimi birimini ihtiva etmektedir.
    15-Hersim: Müstahkem bir kale.
    16-Vestam: Büyük bir köy.
    Burada da açıkça görüldüğü gibi 14. yüzyılda Kürdistan adı sadece İran topraklarındaki bir bölgeyi ifade etmekte kullanılmaktadır. Bütün tarihi ve coğrafi kaynaklarda, Kuzey Irak’ın batısı, Suriye ve Anadolu’da yaşayan Kürt varlığından ve Kürt halkından söz edilmemektedir. Yine önemli Ermeni kaynaklarından olan ve Urfa’da yaşayıp, İran-Irak ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinin 952–1162 yılları arasındaki tarihini yazan Urfalı Meteos’un Vakayiname’sinde, Anadolu’da Kürtlerin varlığından kesinlikle bahsedilmemekle birlikte, Semerkant civarında Sultan Alparslan’ı, 1073 yılında öldüren kişinin bir Kürt olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla o zamanda Semerkant’ta Kürtler bir millet olarak anlatılırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtlerden bahsedilmemiştir. Tarihi kayıtların tamamında Ortadoğu’daki Kürt yurdu olarak İran ülkesi gösterilmiştir.


    (Nahçivan haritası)

    İstahri, Kürtlerin yaşadıkları coğrafyayı, “Kürtler, Fars (İran) ’ta; Kirman, Horasan, İsfahan, Asadabad, Cibal Kufe, Basra, Sabadhan, Hemadan, Şiraz, Azerbaycan’da; Ermenistan’da; Arran’da; Suriye’de; Cezirede ve Çukurova’da otururlar” şeklinde sıralamıştır. Burada çizilen coğrafyada Türkiye toprakları içerisinde sadece Çukurova (Adana-Kilis) tarafları vardır.
    İbn Haldun da, Fırat ile Dicle arasındaki toprakları Musul Ceziresi (Mezopotamya) olarak adlandırır ve Huzistan’ın doğusunda Ekrad (Kürtler) dağlarının bulunduğunu ve bu kısmın İsfahan’a kadar uzandığını, Kürtlerin barındıkları ve göçebelik ederek dönüp dolaştıkları yerlerin buralar olduğunu ve bu dağların Fars ülkesi kısmındaki parçanın Resum (Zemum) adını taşıdığını ifade etmektedir.
    İranlı Nizamüddin Şami, 15. asırda Türk hükümdarı Timur’un seferlerine katılarak o günün tarihini yazmıştır. Bu eser o dönemdeki Türkistan, Irak, İran ve Anadolu’nun tarihini bilmemizde bize ışık tutmaktadır. Günümüzden 600 yıl önce yazılmış bu eserdeki kayıtlar Kürdistan coğrafyasını ortaya koymamız açısından önemli bilgiler içermektedir. Eserde, “…Timur’un askerlerinin Tebriz’e gelmekte olduğunu işiten Sultan Ahmet (Celayirli sultanı) bir haftadan fazla durmayarak Nahcivan güneyinden Kürdistan yolundan Bağdat’a kaçtı…” denmektedir.
    Nahcivan, bugün küçük bir bölge olarak gösterilmişse de İran Azerbaycan’ındaki Azeri topraklarına verilen addır. Haritada görüldüğü gibi Nahcivan-Bağdat arasında İran toprakları var olup, Kürdistan denilen bölgede İran’daki bir coğrafya olarak zikredilmiştir.
    Kitabın devamında ise, “…emir Timur göç ederek Hoy ve Salmas tarafına geldi. Emir, Kürdistan vilayetini Melik İzzettin’e verdi” denilmektedir. Hoy ve Salmas şehirleri günümüz İran topraklarında olup, Urmiye gölü çevresinde bulunmaktadır.
    Nizamettin Şami, Emir Timur’un Bağdat eyaletini veliaht Emirzade Ebubekir’e tevdi ederken, “Oranın mülhakatı olan Kürdistan, Diyarbekir ve Mardin’den Vasıt, Basra ve Uyrat’a kadar olan yerler onun idaresine bırakıldı,” demektedir. Şerefettin Ali Yezdi de aynı hadiseden bahsederken, Mirza Ebubekir’in Bağdat’ı imar ettiğini ve Irak-ı Arap’tan Vasıt’a, Basra’ya, Kürdistan’a, Mardin’e, Diyarbekir’e ve Uyrat İli’ne (Musul’dan Bağdat’a kadar olan yerler) kadar olan yerlerin ona bağlı olduğunu, Kara Yusuf (Karakoyunlu Türkmenlerinden) ve Diyarbekir bölgesinin ise ona muhalefet ettiğini yazmaktadır. Burada da görüldüğü gibi Mardin ve Diyarbakır Kürdistan’dan ayrı bir yer olarak anlatılmıştır. Yine Diyarbakır ve Mardin arasında yerleşen ikinci bir Moğol Uyrat bölgesi var olup Uyrat İli adıyla anılmıştır.
    Yine başta Selçuklulara bağlı Türk topluluklarının Anadolu’ya gelmelerinin öncesinde ve sonrasındaki Ermeni kaynaklarını incelediğimizde hiçbir Ermeni tarih ve coğrafya kitabında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt adında bir topluluğa rastlanılmamaktadır. Mitolojik çağdan 1071 yılına kadar olan zaman diliminde Ermeni tarihini anlatan ve 1947 yılında René Grousset tarafından kaleme alınan eserde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt varlığından bahsedilmemekte olup, Ermeni tarihinde Kürt adına ancak 868 tarihinde rastlamaktayız. Ermeni kaynaklarında, Kürtlerin yaşadıkları alanlar olarak Urmiye gölünün güneydoğusu gösterilmiştir. Ermeni kayıtları, tıpkı Selçuklu, Gürcü ve Arap kayıtları gibi Kürtleri Irak ve Anadolu’da değil de İran’da ve K.Irak’ın doğusunda yaşayan bir topluluk olarak ifade etmiştir.
    Nikitin’e göre, Moğol istilası sırasında ise Kurdistan dağlık Zağros bölgesini kapsıyordu. Kurdistan’ın merkezi olan Bahar bu zamanda önemini kaybetmiş ve yerini Sultan Abad-ı Cemcemal almıştır.15. yy.’da ise Safevilerin tahta çıkması ile Kurdistan eyaleti küçülmüş ve Hemadan ve Luristan bu eyaletten ayrılmıştır. Bu dönemden sonra Kurdistan merkezi Senneh (Senandac) olan Ardelan bölgesine verilmiştir ki burası yukarıda dediğimiz gibi Ardelan, İran Azerbaycan’ının güneyi ile günümüz Bağdat’ının doğusundaki Kermanşah arasındaki bölgeyi kapsamıştır. Burada Kürdistan bölgesinin daralmasındaki ana neden Safevi devleti ile birlikte Türkistan’dan ve özellikle de Anadolu’dan Türkmen ve diğer Türk unsurların İran’a, başta Hemadan, Kermenşah ve Azerbaycan’a yerleşmeleridir. Bu zamanda Türkmen boyları akın akın Kurdistan denilen bölgeye yerleştirilmiş ve Kürt bölgelerini ellerine geçirmişlerdir. Böylece bölgede çoğunluk olan Kürtler, Türkmen, Oğuz, Kalaç, Avşar v.b. Türk gruplarının gelişiyle azınlığa düşmüşlerdir.
    Ebu Bekr-i Tihrani’nin Kitab-ı Diyarbekiriyye adlı eserinde; Karakoyunluların Azerbaycan,

  • Hamit Kökdağ
    Hamit Kökdağ10.08.2009 - 09:01

    Irak-ı Arap, Kazvin, Hemadan sınırına kadar olan bölge, Diyarbakır, Erzincan, Tercan, İspir, Giresun Şebinkarahisar’a kadar olan yerler, Kürdistan, Mardin, Mezrin, Musul, Sincar, Siirt ve 32 Kale, Süleymani ve Zikri Kürtlerinin oturduğu Bitlis’in Hizan bölgelerinde hüküm sürdüklerini, Akkoyunluların ise ilk etapta Kemah, Ergani, Diyarbakır’da beylik yönettiklerini aktarmıştır. Dolayısıyla Kürdistan terimi günümüz Türkiye’sinin dışında İran’da bir alan olarak sıralanmıştır. Türkiye’de ise sadece Bitlis ilinde bir zümre Kürt’ün yaşadığı anlatılmıştır.
    Carsten Niebuhr “Arabistan ve Komşusu Ülkelere Yolculuk” isimli eserinde Kürdistan’dan bahsederek, Kala-Tehelon şehrinin Osmanlı sultanına bağlı Kürdistan’ın en büyük ili olduğunu, Kürdistan’da yaşayanlara Soran dendiğini, Soranların ise Böbbelerin bir uzantısı olduğunu belirtmiştir. Günümüzde ise Soranlar Kuzey Irak ile İran sınırında ve Celal Talabani’ye bağlı olan bir alandır. Halkına da Soranlar denir. Niebuhr, Kürtleri Soran olarak anmış ve yaşam alanlarını da K. Irak olarak göstermiştir.
    Ebu Bekr-i Tihrani’nin Kitab-ı Diyarbekiriyye adlı eserinde, “1452 yılında Timurlu Devletinin Sultanı Şahruh Mirza, Karakoyunlular üzerine hareket edince Karakoyunlu Cihanşah Mirza Şiraz’dan İsfahan’a gelmiştir. Sultanın öncü birliklerinin kendisini takip ettiğini gören Cihanşah İsfahan’dan batıya, Kürdistan’a geçmiştir” şeklinde kayıt bulunmaktadır. İsfahan’ın batısına bakıldığında ise bahse konu bölgede Hemadan şehrinin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla tarihte Kürdistan olarak zikredilen bölgenin burası olduğu da ortaya çıkmaktadır.
    Yine aynı eserde Şahruh Mirza ölünce yerine oğlu Muhammed Mirza’nın geçtiği yeni sultanın Kürdistan’dan Kum şehrine geçtiği belirtilmektedir. Kum şehri İran’da olup Kürdistan’ın sınırı Hemadan şehrinin 200 km doğusundadır. Ebu Bekr-i Tihrani’nin eserinde Rum sultanı Fatih Sultan Mehmet’in Ermeni diyarına hareket ettiği anlatılmaktadır. Burada anlatılan yer Sivas’tan başlayıp Diyarbakır’ı içine alan Kuzey Doğu Anadolu’dur. 1464 yılında Suriye Memlüklülerinin kalelerinden Gerger, buraya göç eden Bazkiye Kürtlerce ele geçirilmiştir. Bu durum Memlüklülerin tepkisini çekince Kürtler sayıca çok az olduklarından ve kaleyi savunmaya güçleri yetmediğinden, kaleyi Akkoyunlu Uzun Hasan’a devretmişlerdir. Türkmenler Gerger’i ellerine geçirmiş ve Kürtleri bu memleketten uzaklaştırmışlardır.
    1468 yılında Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan başkenti Diyarbakır’dan çevre ülkelere mektuplar ve elçiler göndermiştir. Elçilerin gittikleri yerlerden birisi de Kürdistan’dır. 15. yy’da Diyarbakır’da Kürt varlığından söz edilmemektedir.
    Daha öncede andığımız gibi Bitlis’in güneyinde Kürtlerin varlığından bahsedilmektedir. Bu Kürtlerin Reisi Hasan Ali adında birisidir. O tarihte Kürtler Bitlis bölgesinde iki aşiret olarak yaşamakta olup, sonradan Türkmenlerle karışık yaşamaya başlamışlardır.
    1468 Karakoyunlulardan Ebu Yusuf Mirza tahta geçince Karakoyunlu emirleri Hemadan’a hareket etmiştir, buraya geldiklerinde Lur-i Kuçek şehri hâkimi Şah Hüseyinin Hemadan’a hücum ederek Baharlu ulusuna saldırmış ve onları yağmaladıklarını görmüşlerdir. Bu nedenle emirler, Şah Hüseyin’e saldırıp 500 adamını öldürmüşler ve Şah Hüseyin de kaçmak zorunda kalmıştır. Hemadan, tarihte Kürdistan’ın başkenti olarak zikredilmiştir. Ama burada da görüldüğü gibi bu şehrin halkının daha sonra Baharlu Türklerince de yurt olarak sahiplenildiği ortaya çıkmaktadır.
    1518 tarihinde oluşturulan eyalet sisteminde Diyarbakır eyaletine bağlı iller ise; Amid, Mardin, Sincar, Birecik, Urfa, Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapkir, Kığı ve Çemişgezek illeridir.1526 tarihinde ise Musul, Hana, Hir, Deyr ve Rahbe de bu eyaletin sınırları içerisine alınmıştır. 1518 tarihinde Musul, Ana, Hit, Dyr, Rahbe, Hasankeyf ve Siirt’in de bu eyalete bağlı olması gerekmektedir. Lakin elimizde bu yönlü bir kayıt yoktur. Kürdistan ise bu eyaletin dışında, İran’ın bir bölgesi olarak zikredilmiştir.
    Osmanlı döneminde Kürdistan adı verilerek yazılan fermanlar sayesinde bu coğrafya ile açıklanan yerlerin neresi olduğunu anlayabiliriz. Kanuni Sultan Süleyman’a ait 18.10.1525 tarihli fermanda; ”Akdeniz’in ve Karadeniz’in Rum-Elinin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Haleb’în ve Mısır’ın…”denilmektedir.
    Kanuni Sultan Süleyman’ın 01.08.1553 tarihli başka bir fermanında şu ifadeler yer alır: “Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Van’ın ve Budin ve Tamışvar vilayetlerinin…”
    Sultan I.Ahmet’e ait 20.05.1604 tarihli fermandaysa şunları görürüz: “…Haremeyn-i şerifeyn hadimi ve Kuds-i mübarekin hami ve hâkimi ve Rumeli ve Tamışvar ve Vilayet-i Bosna ve zigetvar ve vilayet-i Anadolu ve Karaman ve eyaleti İmadiye (Hakkâri’nin güneyi) ve diyar-ı Arabistan ve umumen Kurdistan ve Kars ve Gürcistan ve Demirkapı… Zülkadriye ve Şehr-i Zor (Süleymaniye) ve Diyarbekir ve Halep ve Rum ve Çaldır ve Erzurum ve Şam...” Bu fermanlarda Kürdistan denilen yer; Şam’ın, Diyarbakır’ın, Azerbaycan’ın, Van’ın, Kars’ın, Erzurum’un, Süleymaniye’nin, Hakkâri’nin güneyindeki İmadiye’nin dışında olan bir yerdir. Burada da görüldüğü üzere bu dönemde Kürdistan olarak yine Irak ve İran sınırındaki Zap’ın doğusu ve İran topraklarının kuzey batısındaki Urmiye gölünün güneyi tarif edilmektedir.
    1609 tarihinde Şah Abbas, Silsüpür Türkmenlerinden Halil Beyi sultanlık unvanı vererek onu Kürdistana göndermiştir. Bu sultan Urmiye’ye yakın Dumdum kalesinin fethine iştirak etmiştir. Bu arada Kürdistan denilen yer Türkiye’den hiçbir alanı kapsamamaktadır.
    18. yüzyılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Maraş, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Kars, Van, Rakka eyaletleri mevcut olup daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi Kürdistan adlı idari ve coğrafi bir bölüm söz konusu değildir.
    Osmanlılar Irak’ı aldıklarında Musul, Erbil ve Kerkük şehirleri de Osmanlıların eline geçmiştir. Bu dönemin eserlerinde Kuzey Irak’ta Türkmen ve Türk nüfusu çoğunlukta bulunurken, Arapların ve Kürtlerin sayıca az oldukları vurgulanmıştır.
    Şemsettin Sami, 1802 yılında yazmış olduğu Kamusu’l A’lam adlı eserinde (el-Cezire, s-3) Musul eyaletini şöyle anlatmaktadır. “…hemen hemen her tarafı nehirle çevrilmiş olan bölge doğuda Kürdistan, güneyde Irakı Arap, batıda Şam çölü yani Halep, kuzeyde Anadolu ve Van bölgeleri ile sınırlıdır.” Bu ifadeye göre günümüzden 100 yıl önce dahi Musul, Van ve Güney Doğu Anadolu Kürdistan toprakları içerisinde değildir.
    Nikitin Kürtlerin 18. yy.’da Kerkük, Erbil, Köysancak, Karaçolan, Revanduz ve Harir’de yaşadığını söylemektedir. Bu bölgelerin adının Türkçe oluşu ve Irak ile İran ülkesinde bulunmaları da Kürt yöresini bizlere anlatmaktadır.
    Kürdistan konusunda en enteresan bilgi, yine Nikitin’in Kürtler adlı eserinde mevcuttur. Nikitin’e göre Kürtlerin anayurtları Botan ve Zağroslar’dır. Nikitin Sivas’a kadar, şimdiki söylemiyle Kürdistan topraklarının varlığını açıklayamadığından, Hoybun örgütünün bir bildirisine dayanarak kendince bir tez ileri sürmüştür. Nikitin’e göre Kürtler İran’da yaşarlarken, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde kalan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yerleştirilmişlerdir. Bu cümle Anadolu’da Kürdistan diye ülke oluşturma niyetinde olanların gayretlerini göstermektedir. Hiçbir tarihi vesika böyle bir göç olayını anlatmamaktadır. Dahası 80 yıl önce olacak böyle büyük bir hadisenin hiçbir devletin arşivinde olmamasıdır.
    Anadolu’ya hiçbir zaman Kürdistan denilmemesine karşın 1842 yılında Mustafa Reşit Paşa’nın hazırladığı ve yabancı danışmaların yönlendirdiği yeni idari düzenlemeler Türk siyasi hayatına yeni idari terimler getirmiştir. Bunlar arsında 1847 yılında Kürdistan vilayeti ile 1850 yılında Lazistan Sancağının kurulmasını vurgulayabiliriz.
    Özoğlu’da, “Kürdistan terimi coğrafi bir alandan ziyade Osmanlıda ve öncesinde idari bir alanı tarif etmek amacıyla kullanılmıştır. Selçukluda da bu böyledir” diyerek gerçeği itiraf etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1847 yılında yabancı baskılarla kurulan Kurdistan eyaletine, ertesi yıl Van, Muş ve Bitlis illeri Kürdistan’ın alt vilayetleri olarak dahil edilmiş, 1849 yılında ise bu illere Hakkâri-Dersim ve Diyarbakır eklenmiştir. Görülüyor ki bu eklemeler baskılarla olmuş, yabancıların baskıları Osmanlıyı 150 yıldır devam edecek zor bir sürece sokmuştur.
    Kürdistan coğrafyası ile ilgili olarak Avrupa’daki haritaların yetersiz olduğunu belirten M. Fany, batılı yazarların Kürdistan’ı değişik adlarla zikrettiklerini, Kürdistan terimini tahrif ederek (bozarak) , özellikle Türkiye’nin doğu vilayetlerinde bir “Kürt yurdu” meydana getirmeyi amaçladıklarını vurgulamaktadır.
    Avrupalı seyyahlar, dini misyonerler ve bilim adamları Kürtleri ve Ermenileri Türklere karşı tahrik etmek için yıllarca uğraşmışlardır. Bu gaye ile hayali Ermenistan ve Kürdistan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisine yerleştirilmeye çalışılmıştır. Şimdiye kadar Rusların sınırları içerisinde bulunan ananevi Ermenistan diyarının büyük bir kısmını ve İran’da bulunan gerçek Kürdistan’ı talep etmedikleri gibi, sürekli Türkiye topraklarına hedeflemişlerdir. Bu durum dahi amacın Kürdistan oluşturmaktan ziyade, yüzyıllarca dünyaya adaleti öğretip, Ortadoğu’nun koruyuculuğunu yapan Türkleri etkisizleştirmektir.

    İyilikten maraz doğar demiş atalarımız. Tarihin hiçbir döneminde yurt edinmemiş ordan oraya sürülenlere acı getir yurt edinmelerini sağla 300-500 sene sonra seni kovmaya kalksın. Kürtler beraber yaşadıkları tüm milletlere ihanet etmişler İranlılara, ıraklılara, Türklere eminim bu karakter başka kimsede yoktur Kürdistan varmış. Kürtler devlet kurmak köklerini araştırmak tarihten izler bulmak istiyorsa gitsin oralarda arasınlar. Kimse kimseye avanta toprak falan vermez. Bu böyle biline.

  • Abdullah
    Abdullah28.12.2008 - 15:53

    kürdoloji:kendı tarıhımızı vatanımızı gelenek ve goreneklerımızı hatta hak ve özgürluklerımızı tanımamıza yardımcı olan bır bılım dalıdır.. arkadaslar gecmısını bılmeyen bır insan gelecegınde asla basarılı olamaz gecmıste yaptıgımız hatarı tekrarlamak için tarıhımızı iyi bılmemız lazım bunun içinde Kürt Halkı için de Kürdolojinın bıran önce falite gecmesı için ellımızden gelen herseyi yapmamız lazım...Türk halkına verilen özgurluklerın Kürt halkına verilmesi,için LÜTFEN ARKADASLAR ellimizden gelenı yapalım durmayalım bu bızım namus ve seref konusu olmalıdır bence.....! ! !

  • Ali Aksoy
    Ali Aksoy18.09.2007 - 02:33

    slm
    arkadaşlar burda yorumlarken takım tutar dercede okumadığınız halda kulaktan dolma bilgilrinizle hareket etmeyin yazıktır bu güzelim coğrafyaya
    bu ülkede insanlar yüz yıllaca beraber yaşadılar.kimse topraktan çıkmamış.koca prefesörler bu ülkede menfaatleri uğruna dil üretiler. şairler insanların bir kısmı için mevlitler yazdılar.bir kısmı kariyerleri gerçekleri gizlediler ve insanları yok saymaya çalıştılar.
    ne zaman biz kendimiz dışındakileri kabul edeceğiz. biz ne zaman insanlıktan nasibimizi alacagız.
    ne zaman biz dünyanın hepsinin bize düşmanlık etmek için var olduğu kanısından kurtulacağız. ülkemiz dışında yaşayan insanların % 99 unun bizim ülkemizin yerini bilmediklerini ne zaman anlayacağız.
    ne zaman birlik olup birbirimizi kabul ederek.insanlık medeniyetine katkıda bulunacağız.
    ne zaman biz osmanlının birlikte yaşama seviyesine varacağız.
    yoksa biz hep düşünemeyenmi kalacağız. yoksa biz hep başkasının yerine düşündügü insanlarmı kalacağız.. yoksa biz hep gerimi gideceğiz
    ne zaman..................

  • Ahmet Karadeniz
    Ahmet Karadeniz05.02.2007 - 22:29

    Kürdoloji Çalışmaları


    Kürdoloji alanında yapılan ilk kapsamlı çalışma 1787'de 'Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü' eserini yayınlayan İtalyan Maurizio Garzoni'dir. Bu eserde yaklaşık 4.600 kelime yer almaktadır. Kürtçe üzerine ilk bilgilerin yer aldığı başka bir çalışma da Rusya‚dan P. S. Pallas da'Tüm Diller ve Lehçelerin Karşılaştırmalı Sözlüğü' çalışmasını yayınlar. Ayrıca 1880 yılında F. Justi 'Kürtçe Grameri' adlı çalışmasını Petersburg'da yayınlar.
    İtalyan, Alessandro Coletti (1925-1985) 'Kürt Dili ve Grameri Sözlüğü' adını verdiği çalışmasının ilk cildini Kürtçe gramerine ve ikinci cildin ikinci bölümünü de Kürtçe-İtalyanca sözlüğe ayırmıştır.

    Kürtçe üzerine çalışmalar yapan Alman bilim-insanlarının birkaçının adlarını zikretmemiz yerinde olacaktır: E. Rödiger, A. F. Pott, Theodor Nöldekc, Albert Socin, Ferdinand Justi, Oscar Man ve Karl Hedank.
    Soane 1913 yılında Londra'da 'Kurmanci veya Kürt Dili Grameri' çalışmasını ve 1919 yılında da Bağdat'ta 'Temel Kurmanci Grameri' adlı çalışmalarını yayınlar. Yine İngiliz C. J. Edmonds da Tevfik Vehbi ile birlikte 'Kürtçe-İngilizce Sözlük' çalışmasını yapar. 1957 yılında 'Kuzey ve Merkezi Kürtçeye Lehçebilimsel Bir Bakış' adı altında doktorasını yapan dilbilimci Davit Neil Mackenzie, sonraları bu çalışmasını iki cilt halinde 'Kürtçe Lehçesel İncelemeler' adıyla yayınlar.

    Avusturyalı profesör Freidrich Müller (1843-1898) 'Kürt Dilinin Kurmanci Lehçesi' ve 'Kürt Dilinin Zazaca Lehçesi' adlı çalışmalarını yayınlar. Viyanalı Hugo Makas dilbilimsel çalışmalar yapmış olup 'Kürtçe Metinler-Kurmanci Lehçesinde' adlı bir eser yayınlamıştır. Bunlardan başka, 'Kürtçe-Fransızca Sözlük'ün yazarı A. Jaba'yı da unutmamak gerekir.

    Amerika'da, Kürt dili üzerine yapılan ilk dilbilimsel çalışmalar misyoner S. A. Rhea tarafından yapıldı. 1851-1865 yılları arasında Hakkari yöresine yerleşmiş olan Rhea, burada Kürtçeyi öğrenmiş ve sonradan Kürtçe gramerini yayınlamış. Rhea bununla yetinmemiş ve 1.600 kelimelik Kürtçe-İngilizce sözlüğü de çalışmasının sonuna eklemiştir.

    Yerli Kürdologlar

    Güney Kürdistan'daki dilbilimsel çalışmalar genellikle Güney Kürtçesi (Sorani) üzerine yapılmıştır. Bu lehçe üzerinde ilk kez Tevfik Vehbi'nin (1891-1984) çalışmaları olmuştur. Vehbi 1926 yılında 'Kürtçe Dilbilgisi' adlı çalışmasını yayınlar.

    Giw Mukriyani de 1950 yılında 'Rehber, Arapça-Kürtçe Sözlük'ü ve 1955 yılında da 'Kürtçe-Farsça Arapça-Fransızca Sözlük'ünü yayınladı.

    M. Xal da 'Xal Sözlüğü' adlı çalışmasını Kürtçe-Kürtçe yayınladı. Nuri Ali Emini de dilbilgisi kitabını 1956 ve 1960 yılında Bağdat ve Süleymaniye'de yayınladı.

    Kürçe üzerine detaylı çalışmalar yapmış bir isim olan Dr. Abdullah Haci Maruf, Cemal Nebez, M. E. Hewremani, Hamid Ferec, Tahır Sadık, İzedin Mustafa Resul'u anmakla yetinelim.

    Doğu Kürdistan'da Kürtçe üzerine yaptıkları çalışmalarla tanınan yazarlarımız Muhamed Mukri, Qadiri Fetahi Qazi, Şex Merduxi Kurdistani, Sadık Safizade Borekeyi ve Hejar'dır. Bu parçada Güney Kürdistan'a nazaran fazla çalışma söz konusu değildir. Eski Sovyet Cumhuriyetleri'nde yaşayan Kürtlerden dil çalışmaları alanında akla gelen ilk isim Qanate Kurdo'dur. Onun dışında Çerkes Bakaev, İsak Sukerman, Kerim Eyubi, Maksime Xemo ve Zera Yusiv gibi isimlerden bahsetmek yerinde olacaktır.

    İstanbul'da kümelenen Kürt aydınları arasında Kürtçe üzerine tartışmaların yaşandığından ve Arap harflerinin Kürtçe'ye uymadığı, Kürtçe için yeni bir alfabeye gereksinim olduğunu ileri süren aydınlardan Xelil Xeyali, Abdullah Cevdet, Salih Bedirxan, Celadet Bedirxan, Kamuran Bedirxan, Reşide Kürt, Osman Sebri, Kemal Badıllı, Feqe Huseyn Sağnıç ve Tori.

    Kürtlerin Kullandığı Alfabeler

    Kürtlerin hangi tarihte hangi alfabeyi kullandıkları bilinmiyor. Bilinen bir gerçek var ki o da, tarih boyunca Kürtlerin birden fazla alfabe kullandıklarıdır. Şimdiye kadar Kürtler tarafından kullanılan alfabeler şunlardır:

    Çivi yazısı; 36 harf olan bu yazıya Medler altı harf daha ekleyerek, 42 harften oluşan bir alfabeyi kullanmışlar.

    Avesta alfabesi; 44 harften oluşan bu alfabe sağdan sola doğru yazılıyordu. Bazı kaynaklar Avesta alfabesinin 48 harften oluştuğuna işaret ediyorlar.

    Arami alfabesi; en fazla Kürtçe yazıların yazıldığı ve Kürtçenin en eski yazılı belgeleri olarak kabul edilen ve Hewreman bölgesindeki mağaralarda bulunan belgeler bu alfabeyle yazılmıştır.

    Eski Pehlevi alfabesi.

    Masi Sorati alfabesi; Arap tarihçi İbn Vahsiye (miladi 856) , Kürtlerin bu alfabeyi kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söylüyor. 36 harf olan bu alfabeye Kürtler altı ses daha ilave etmişlerdir.

    Yezidi Kürtlerin kullandığı alfabe; yüzlerce yıldan beri kullanılan bu alfabe 31 harften oluşuyor. Yezidilerin kutsal dini kitapları Mushefa Reş ve Cilwe, bu alfabeyle yazılmıştır.

    Arap alfabesi
    Latin alfabesi
    Kiril alfabesi

    Bu sıraladığımız alfabeler dışında Doğu Kürdistan'ın Zewe bölgesinde gümüş bir tepsi üzerine yazılı farklı bir yazı türüne rastlanmıştır. Araştırmacılara göre milattan önce 8. yüzyıldan kalan bu yazının Medlere ait olduğu ileri sürülüyor. Bu yazı türüne şimdiye kadar başka bir yerde rastlanmamıştır.

    Kürtlerde Alfabe Tartışmaları

    İslamiyetten sonra Kürtler arasında Kürtçeye uyarlanan Arap alfabesinin kullanımı yaygınlaştı. Kürt klasik edebiyatına ait eserlerin büyük çoğunluğu bu alfabeyle yazılmıştır. Ancak 19. yüzyılın sonlarında 32 harfli olan Osmanlı alfabesinin Kürtçedeki sesleri karşılamada yetersiz kaldığını vurgulayan Salix Bedirxan 8 harf ekleyerek, 40 harfli bir alfabe yaptı. Bu alfabeyle Roji Kurd'de birkaç yazı yayınlanmıştır.

    20. yüzyılda Güneyli Kürtler Kürt Latin alfabesinden de yararlanarak Kürtçe sesleri karşılamada daha gelişkin bir Kürt Arap alfabesi geliştirdiler.

    Yazılı olarak ilk kez Abdullah Cevdet 'Roji Kurd' dergisinde Arap alfabesinin Kürtçeye uymadığını ve kendi alfabelerini değiştirmeleri gerektiğini işaret ediyor.

    Kemal Badıllı'ya göre o dönem Kürt aydınları Latin alfabesine yakın bir Kürt alfabesi üzerinde çalışmış, fakat I. Dünya Savaşı nedeniyle bu alfabe hazırlanamamıştır.

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde Ermeni asıllı Hakop Xaraziyan 1921 yılında Ermeni alfabesini Kürtçeye uyarladı. Bu alfabe 'Şems' adıyla bilinir. Aynı dönemde Asuri asıllı İshak Morogulor tarafından Kürt Latin alfabesi hazırlandı ve 1930 yılında Kürtlerin en uzun süreli yayını olan 'Riya Teze' gazetesinde kullanılmaya başlandı. 1944 yılında Rus merkezi hükümetinin dayatmasıyla bu alfabenin kullanılması durduruldu ve Heciye Cindi başkanlığında bir komisyon oluşturularak Kiril alfabesi Kürtçeye uyarlandı.

    Günümüzde Kuzey ve Güneybatı Kürtleri arasında yaygın olarak kullanılan Kürt Latin alfabesi 1932 yılında Celadet Bedirxan tarafından ilk kez 'Hawar' dergisinde kullanılmıştır. Ancak Celadet Bedirxan bu alfabe üzerinde çalışmalarına 1919 yılında başlamıştır. C. Bedirxan, Fransız alfabesinden esinlenerek alfabesine son şekli vermiştir

    ÜMİT KAYA

  • Şener Ak
    Şener Ak15.01.2007 - 09:29

    Avrupalılar tarafından uydurulup aslı farsça olan sonra kürtlere verilen onlar tarafındanda ağbakın bizim dilimiz kürtçe diye çıktıkları artık aklım almıyor insanlar nasıl bu kadar oluyor o farsça kürtçe diye birşey yok! Olmadıda

  • Ersen Doğan
    Ersen Doğan25.12.2006 - 00:28

    kürtçe diye bir dil yok diyen arkadaşlara sadece bir sey soracagım?

    Türklerin anadoluya girişi 1071 malazgirt zaferi ile başlıyor..sanırım buna kimsenin lafı yok..peki o zamandan beri adı malazgirt olan ovanın ve şimdiki ilçenin adı nerden geliyor araştırdınızmı?
    malazgirt(türkçe anlamını bilen varmı) kürtçede melezgırt yani-biz cabuk olduk anlamında..ve savaşın kazanmasına acıklık getirecek bir tabirdir..türklerde o devirde savaşta düşmandan erken davranıp savaşı kazanmışlar anlaşılan...yani kürtçe kullanılıyordu o caglarda..ama şimdi küfür ediyorsunuz..atalarınızın kemikleri sızlıyor:::: :)

  • Esin Altuntaş
    Esin Altuntaş08.09.2006 - 19:19

    türkoloji varken ne yapacakmışız kürdolojiyi çok lazımdı. bırakın bu boş işleri beeyaaaaa

  • Eray İnman
    Eray İnman21.08.2006 - 01:30

    S.S.C.B. nin yıkılışından sonra marksizm de ekmek bulamayan bazı eski tüfeklerin bir dönem ki umut kapısı...bir 'trend' di geldi geçti...şimdi moda Türk milliyetçiliği.. :)

  • Ahmet Sogutmaz
    Ahmet Sogutmaz21.08.2006 - 01:26

    ulusalcılık anlayısımıza aykırı buna bağlı olarak milli bütünlüğümüzü sarsan.onlara siz ayrısınız mesajjları yukleyerek dağlara çıkarak masum askerlerimizi haince şehit etmelerine sebep olan kurum
    böyle tahriklere gelmeyelım biz turkıye cumhurıyeti vatandasıyız turkte olsak laz da olsak çerkez de olsak kürtte olsak el ele

    DAHA GÜZEL Bİ TÜRKİYE İÇİN ANTİ_KÜRDOLOJİ