Kültür Sanat Edebiyat Şiir

kürdoloji sizce ne demek, kürdoloji size neyi çağrıştırıyor?

kürdoloji terimi Burak Can tarafından 21.09.2004 tarihinde eklendi

  • Hamit Kökdağ
    Hamit Kökdağ 10.08.2009 - 09:03

    Ön Asya’da İlk Kürt Adının Kullanılması

    M.S. 5. yy’la kadar Ortadoğu’da Kürt adına rastlanılmaması yukarıda anlatılan gerçeği doğrulamaktadır. Günümüzde Kürtler Sivas’tan Basra’ya kadar olan coğrafyada yaşayan bir halk olarak anlatılmaktadır. Bu bağlamda Ermeni, Gürcü, Arap, Süryani ve İran kaynaklarının bu bölge ve bölgede yaşayan halklar hakkında verdiği coğrafi ve tarihi kayıtları incelemek meselenin ortaya çıkarılmasında kuşkusuz faydalı olacaktır. Bu bölümde Kürdistan adı ve Kürt kelimesinin ne zaman kullanılmaya başlandığını irdeleyeceğiz.
    Ortadoğu Kürtleriyle ilgili bilinen ilk kayıtlardan biri, 943 yılında Mürucü-z Zehab adlı eserini yazan Arap coğrafyacı Mesudi’nin verdiği bilgilerdir. Mesudi Kürt aşiretleri ve onların yaşadıkları bölgeler olarak şu yer isimlerini vermektedir:
    Daynavar ve Hemedan’da (İran’da) Şuhcan Aşireti.
    Kangavar’da Macurdan Aşireti.
    Azerbaycan’da Hazbani ve Sarat aşiretleri.
    Cibal bölgesinde, Şadancan, Lazba, Madacan, Mazdanakan, Barhükmen, Hali, Cabarki, Cavani, Mustakan.
    Suriye’de, Babila.
    Musul ve Cudi’de Hıristiyan Kürtler (Yakubiler ve Curkan/Gurugan) .
    Aynı yazar Tanbih adlı eserinin 88-91. sayfalarında Bazincanları, Naşaviraleri, Büzikanları ve Kikanları da Kürt aşiretleri olarak saymaktadır. (Kikanların Kalaç kökenli olduğunu önceki sayfalarda anlatmıştık.)
    Bununla beraber Kürtlerin yaşadıkları yerler olarak da;
    -Fars
    -Kirman
    -Sicistan
    -Horasan’ın Rumunlar bölgesindeki Asadabat nahiyesinde Kürt köyü
    -İsfahan’da Bazencan kabilesinin bir kısmı ve Kurd isminde Bayındır Sir şehri
    -Cibal bölgesinde Mah Küfa, Mah Basra, Mah Sabazan (Masabazan) ,İki Igar (Karaç Abi Dulaf ve Burc)
    -Hemedan
    -Şehrizur’a bağlı Daraband ve Şamghan (Zimkan)
    -Azerbaycan ve Ermenistan’da Aras sahilinde Kürtlerin kerpiç ve taştan yapılmış evlerde oturduğu belirtilmektedir.
    Aranda, Barda şehrinin kapılarından birinin adı Bab-al Akrad’dır. İbn Miskavayhi’nin iddiasına göre, Rusların 943’teki istilası sırasında valinin emrinde Kürtler bulunmaktadır.
    Bab-al Abvad’da ve El Sugur’da Kürtler yaşamaktaydı. (Abbasiler, Müslüman olup Anadolu’ya gelen Türklere Sugur adını vermişlerdir.) Mesudi’nin anlattığı yerler içerisinde günümüz Türkiye’sinde var olan bir şehir ve bölge sayılmamıştır.
    Mesudi eserini yazdığı zamanda Kürtlerin, Guz (Oğuzlar) ve Karluk Türkleriyle birlikte yaşadıklarını belirtmektedir. Bu Türkler göçebe Türkler olan Guzlar ve Karluklar, Kirmanşah, Garş, Sicistan, Bust, Bestam, Kofs, Beluc, Cet’te yaşamışlardır.
    Paris Üniversitesi öğretim görevlilerinden Dr. Messoud Fany, la Nation Kurde et Son Evolution Sociale adlı eserinde, “Bazı haritalara baktığımızda Kürdistan terimi tahrif edilerek, özellikle Türkiye’nin doğu vilayetlerinde bir Kürt yurdu meydana getirmek hedeflenmektedir. Hâlbuki Kürdistan kelimesi 10 asır evvel Ardelan, Kirmanşah, Hemedan ve Luristan bölgelerini belirtmek gayesiyle kullanılmıştır. Tüm eserlerde Kürtlerden ve Kürdistan’dan söz edildiği zaman, bugün İran toprakları üzerinde bulunan bu Kürt bölgelerinden haber verilmekteydi” şeklinde bir tespitte bulunmuştur. Bu tespit, aslında ortaya konmaya çalışılan hayali Kürdistan’ı ortaya çıkarmaktadır.
    Minorsky’ye göre, Selçuklular zamanına kadar Araplarda Kürdistan adına rastlanılmamıştır. İlk Kürdistan tabiri 12. yy.’da hüküm süren son büyük Selçuklu Sultanı Sencer zamanında telaffuz edilmiştir.12. yy.’daki Selçuklu kayıtlarında o zamanki söylenişiyle “Kurdistan”, bugünkü söylemle “Kürdistan” adına rastlıyoruz. Sultan Sencer tarafından kurulan ve merkezi İran’ın Hemadan şehrinin kuzey batısındaki Bahar Kalesi olan Kürdistan eyaleti, günümüz İran toprakları içerisinde kalan, Zağros sıradağlarının doğusunda Hemedan, Dinavar ve Kermanşah vilayetleri arasını ve batısında ise Şehrizor (Süleymaniye) ve Sincar vilayetlerini kapsıyordu. 12. yüzyıla kadar bu bölge sadece “Cibalül Cezire” adı altında tanınıyordu. Dolayısıyla Sencer İran'daki Hemedan şehrinin batısındaki Bahar Kalesini merkez alan eyalete Kürdistan adını vermiştir.
    Diğer kaynaklarda ise Kürdistan adından ilk defa bahseden Hamdullah Mustafa Kazvini olup, onun ifadelerindeki Kürdistan coğrafyası; Irak-ı Acem, Irak-ı Arap ve Kuzistan ile sınırlı olup, Nüzhet'ül Külub adlı eserinde (14.yy) Kürdistan'ı 16 kasaba olarak şöyle sıralamıştır;
    1-Alani: Aynı adı taşıyan önemli bir şehre sahip olan bölgenin iklimi güzel ve avı boldur.
    2-Alişter: Vaktiyle burada Aruhş veya Ardehş adı verilen bir Ateşgede (Zerdüşt tapınağı) vardı.
    3-Bahar: Yukarıda zikredilen kale.
    4-Kuftiyan: Zap kıyısında bulunan ve civarında birkaç kasabası olan kale.
    5-Derbend-i Taç Hatun: Küçük bir şehir.
    6-Derbend-i Zengi: İklimi güzel ancak halkının tamamı hayduttur.
    7-Dezbil:
    8-Dinever: Üzümü ile ünlü büyük bir şehir.
    9-Sultan Abad-ı Cemcemal: Bisütün dağı eteğinde, Muhammed Hüdabende Olcaytu (14.yy) tarafından kurulmuştur.
    10-Şehrizor: Tarihçi Yakuta göre Zurben-Zohhak adlı birisi tarafından kurulmuştur.
    11-Kirmanşah: Önceleri Karmisin adını taşıyordu.
    12-Krend ve Hoşan adlı iki köy (Sincan’da Hotan adlı bir yer vardır National Geographic, Temmuz, 2002 sayısı) .
    13-Kengüver: Kars’ül Lesus yani Haydutlar kalesi denilen şehir.
    14-Mahideşt veya Maideşt: Elli yerleşim birimi birimini ihtiva etmektedir.
    15-Hersim: Müstahkem bir kale.
    16-Vestam: Büyük bir köy.
    Burada da açıkça görüldüğü gibi 14. yüzyılda Kürdistan adı sadece İran topraklarındaki bir bölgeyi ifade etmekte kullanılmaktadır. Bütün tarihi ve coğrafi kaynaklarda, Kuzey Irak’ın batısı, Suriye ve Anadolu’da yaşayan Kürt varlığından ve Kürt halkından söz edilmemektedir. Yine önemli Ermeni kaynaklarından olan ve Urfa’da yaşayıp, İran-Irak ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinin 952–1162 yılları arasındaki tarihini yazan Urfalı Meteos’un Vakayiname’sinde, Anadolu’da Kürtlerin varlığından kesinlikle bahsedilmemekle birlikte, Semerkant civarında Sultan Alparslan’ı, 1073 yılında öldüren kişinin bir Kürt olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla o zamanda Semerkant’ta Kürtler bir millet olarak anlatılırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürtlerden bahsedilmemiştir. Tarihi kayıtların tamamında Ortadoğu’daki Kürt yurdu olarak İran ülkesi gösterilmiştir.


    (Nahçivan haritası)

    İstahri, Kürtlerin yaşadıkları coğrafyayı, “Kürtler, Fars (İran) ’ta; Kirman, Horasan, İsfahan, Asadabad, Cibal Kufe, Basra, Sabadhan, Hemadan, Şiraz, Azerbaycan’da; Ermenistan’da; Arran’da; Suriye’de; Cezirede ve Çukurova’da otururlar” şeklinde sıralamıştır. Burada çizilen coğrafyada Türkiye toprakları içerisinde sadece Çukurova (Adana-Kilis) tarafları vardır.
    İbn Haldun da, Fırat ile Dicle arasındaki toprakları Musul Ceziresi (Mezopotamya) olarak adlandırır ve Huzistan’ın doğusunda Ekrad (Kürtler) dağlarının bulunduğunu ve bu kısmın İsfahan’a kadar uzandığını, Kürtlerin barındıkları ve göçebelik ederek dönüp dolaştıkları yerlerin buralar olduğunu ve bu dağların Fars ülkesi kısmındaki parçanın Resum (Zemum) adını taşıdığını ifade etmektedir.
    İranlı Nizamüddin Şami, 15. asırda Türk hükümdarı Timur’un seferlerine katılarak o günün tarihini yazmıştır. Bu eser o dönemdeki Türkistan, Irak, İran ve Anadolu’nun tarihini bilmemizde bize ışık tutmaktadır. Günümüzden 600 yıl önce yazılmış bu eserdeki kayıtlar Kürdistan coğrafyasını ortaya koymamız açısından önemli bilgiler içermektedir. Eserde, “…Timur’un askerlerinin Tebriz’e gelmekte olduğunu işiten Sultan Ahmet (Celayirli sultanı) bir haftadan fazla durmayarak Nahcivan güneyinden Kürdistan yolundan Bağdat’a kaçtı…” denmektedir.
    Nahcivan, bugün küçük bir bölge olarak gösterilmişse de İran Azerbaycan’ındaki Azeri topraklarına verilen addır. Haritada görüldüğü gibi Nahcivan-Bağdat arasında İran toprakları var olup, Kürdistan denilen bölgede İran’daki bir coğrafya olarak zikredilmiştir.
    Kitabın devamında ise, “…emir Timur göç ederek Hoy ve Salmas tarafına geldi. Emir, Kürdistan vilayetini Melik İzzettin’e verdi” denilmektedir. Hoy ve Salmas şehirleri günümüz İran topraklarında olup, Urmiye gölü çevresinde bulunmaktadır.
    Nizamettin Şami, Emir Timur’un Bağdat eyaletini veliaht Emirzade Ebubekir’e tevdi ederken, “Oranın mülhakatı olan Kürdistan, Diyarbekir ve Mardin’den Vasıt, Basra ve Uyrat’a kadar olan yerler onun idaresine bırakıldı,” demektedir. Şerefettin Ali Yezdi de aynı hadiseden bahsederken, Mirza Ebubekir’in Bağdat’ı imar ettiğini ve Irak-ı Arap’tan Vasıt’a, Basra’ya, Kürdistan’a, Mardin’e, Diyarbekir’e ve Uyrat İli’ne (Musul’dan Bağdat’a kadar olan yerler) kadar olan yerlerin ona bağlı olduğunu, Kara Yusuf (Karakoyunlu Türkmenlerinden) ve Diyarbekir bölgesinin ise ona muhalefet ettiğini yazmaktadır. Burada da görüldüğü gibi Mardin ve Diyarbakır Kürdistan’dan ayrı bir yer olarak anlatılmıştır. Yine Diyarbakır ve Mardin arasında yerleşen ikinci bir Moğol Uyrat bölgesi var olup Uyrat İli adıyla anılmıştır.
    Yine başta Selçuklulara bağlı Türk topluluklarının Anadolu’ya gelmelerinin öncesinde ve sonrasındaki Ermeni kaynaklarını incelediğimizde hiçbir Ermeni tarih ve coğrafya kitabında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt adında bir topluluğa rastlanılmamaktadır. Mitolojik çağdan 1071 yılına kadar olan zaman diliminde Ermeni tarihini anlatan ve 1947 yılında René Grousset tarafından kaleme alınan eserde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt varlığından bahsedilmemekte olup, Ermeni tarihinde Kürt adına ancak 868 tarihinde rastlamaktayız. Ermeni kaynaklarında, Kürtlerin yaşadıkları alanlar olarak Urmiye gölünün güneydoğusu gösterilmiştir. Ermeni kayıtları, tıpkı Selçuklu, Gürcü ve Arap kayıtları gibi Kürtleri Irak ve Anadolu’da değil de İran’da ve K.Irak’ın doğusunda yaşayan bir topluluk olarak ifade etmiştir.
    Nikitin’e göre, Moğol istilası sırasında ise Kurdistan dağlık Zağros bölgesini kapsıyordu. Kurdistan’ın merkezi olan Bahar bu zamanda önemini kaybetmiş ve yerini Sultan Abad-ı Cemcemal almıştır.15. yy.’da ise Safevilerin tahta çıkması ile Kurdistan eyaleti küçülmüş ve Hemadan ve Luristan bu eyaletten ayrılmıştır. Bu dönemden sonra Kurdistan merkezi Senneh (Senandac) olan Ardelan bölgesine verilmiştir ki burası yukarıda dediğimiz gibi Ardelan, İran Azerbaycan’ının güneyi ile günümüz Bağdat’ının doğusundaki Kermanşah arasındaki bölgeyi kapsamıştır. Burada Kürdistan bölgesinin daralmasındaki ana neden Safevi devleti ile birlikte Türkistan’dan ve özellikle de Anadolu’dan Türkmen ve diğer Türk unsurların İran’a, başta Hemadan, Kermenşah ve Azerbaycan’a yerleşmeleridir. Bu zamanda Türkmen boyları akın akın Kurdistan denilen bölgeye yerleştirilmiş ve Kürt bölgelerini ellerine geçirmişlerdir. Böylece bölgede çoğunluk olan Kürtler, Türkmen, Oğuz, Kalaç, Avşar v.b. Türk gruplarının gelişiyle azınlığa düşmüşlerdir.
    Ebu Bekr-i Tihrani’nin Kitab-ı Diyarbekiriyye adlı eserinde; Karakoyunluların Azerbaycan,

  • Hamit Kökdağ
    Hamit Kökdağ 10.08.2009 - 09:01

    Irak-ı Arap, Kazvin, Hemadan sınırına kadar olan bölge, Diyarbakır, Erzincan, Tercan, İspir, Giresun Şebinkarahisar’a kadar olan yerler, Kürdistan, Mardin, Mezrin, Musul, Sincar, Siirt ve 32 Kale, Süleymani ve Zikri Kürtlerinin oturduğu Bitlis’in Hizan bölgelerinde hüküm sürdüklerini, Akkoyunluların ise ilk etapta Kemah, Ergani, Diyarbakır’da beylik yönettiklerini aktarmıştır. Dolayısıyla Kürdistan terimi günümüz Türkiye’sinin dışında İran’da bir alan olarak sıralanmıştır. Türkiye’de ise sadece Bitlis ilinde bir zümre Kürt’ün yaşadığı anlatılmıştır.
    Carsten Niebuhr “Arabistan ve Komşusu Ülkelere Yolculuk” isimli eserinde Kürdistan’dan bahsederek, Kala-Tehelon şehrinin Osmanlı sultanına bağlı Kürdistan’ın en büyük ili olduğunu, Kürdistan’da yaşayanlara Soran dendiğini, Soranların ise Böbbelerin bir uzantısı olduğunu belirtmiştir. Günümüzde ise Soranlar Kuzey Irak ile İran sınırında ve Celal Talabani’ye bağlı olan bir alandır. Halkına da Soranlar denir. Niebuhr, Kürtleri Soran olarak anmış ve yaşam alanlarını da K. Irak olarak göstermiştir.
    Ebu Bekr-i Tihrani’nin Kitab-ı Diyarbekiriyye adlı eserinde, “1452 yılında Timurlu Devletinin Sultanı Şahruh Mirza, Karakoyunlular üzerine hareket edince Karakoyunlu Cihanşah Mirza Şiraz’dan İsfahan’a gelmiştir. Sultanın öncü birliklerinin kendisini takip ettiğini gören Cihanşah İsfahan’dan batıya, Kürdistan’a geçmiştir” şeklinde kayıt bulunmaktadır. İsfahan’ın batısına bakıldığında ise bahse konu bölgede Hemadan şehrinin olduğu görülmektedir. Dolayısıyla tarihte Kürdistan olarak zikredilen bölgenin burası olduğu da ortaya çıkmaktadır.
    Yine aynı eserde Şahruh Mirza ölünce yerine oğlu Muhammed Mirza’nın geçtiği yeni sultanın Kürdistan’dan Kum şehrine geçtiği belirtilmektedir. Kum şehri İran’da olup Kürdistan’ın sınırı Hemadan şehrinin 200 km doğusundadır. Ebu Bekr-i Tihrani’nin eserinde Rum sultanı Fatih Sultan Mehmet’in Ermeni diyarına hareket ettiği anlatılmaktadır. Burada anlatılan yer Sivas’tan başlayıp Diyarbakır’ı içine alan Kuzey Doğu Anadolu’dur. 1464 yılında Suriye Memlüklülerinin kalelerinden Gerger, buraya göç eden Bazkiye Kürtlerce ele geçirilmiştir. Bu durum Memlüklülerin tepkisini çekince Kürtler sayıca çok az olduklarından ve kaleyi savunmaya güçleri yetmediğinden, kaleyi Akkoyunlu Uzun Hasan’a devretmişlerdir. Türkmenler Gerger’i ellerine geçirmiş ve Kürtleri bu memleketten uzaklaştırmışlardır.
    1468 yılında Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan başkenti Diyarbakır’dan çevre ülkelere mektuplar ve elçiler göndermiştir. Elçilerin gittikleri yerlerden birisi de Kürdistan’dır. 15. yy’da Diyarbakır’da Kürt varlığından söz edilmemektedir.
    Daha öncede andığımız gibi Bitlis’in güneyinde Kürtlerin varlığından bahsedilmektedir. Bu Kürtlerin Reisi Hasan Ali adında birisidir. O tarihte Kürtler Bitlis bölgesinde iki aşiret olarak yaşamakta olup, sonradan Türkmenlerle karışık yaşamaya başlamışlardır.
    1468 Karakoyunlulardan Ebu Yusuf Mirza tahta geçince Karakoyunlu emirleri Hemadan’a hareket etmiştir, buraya geldiklerinde Lur-i Kuçek şehri hâkimi Şah Hüseyinin Hemadan’a hücum ederek Baharlu ulusuna saldırmış ve onları yağmaladıklarını görmüşlerdir. Bu nedenle emirler, Şah Hüseyin’e saldırıp 500 adamını öldürmüşler ve Şah Hüseyin de kaçmak zorunda kalmıştır. Hemadan, tarihte Kürdistan’ın başkenti olarak zikredilmiştir. Ama burada da görüldüğü gibi bu şehrin halkının daha sonra Baharlu Türklerince de yurt olarak sahiplenildiği ortaya çıkmaktadır.
    1518 tarihinde oluşturulan eyalet sisteminde Diyarbakır eyaletine bağlı iller ise; Amid, Mardin, Sincar, Birecik, Urfa, Siverek, Çermik, Ergani, Harput, Arapkir, Kığı ve Çemişgezek illeridir.1526 tarihinde ise Musul, Hana, Hir, Deyr ve Rahbe de bu eyaletin sınırları içerisine alınmıştır. 1518 tarihinde Musul, Ana, Hit, Dyr, Rahbe, Hasankeyf ve Siirt’in de bu eyalete bağlı olması gerekmektedir. Lakin elimizde bu yönlü bir kayıt yoktur. Kürdistan ise bu eyaletin dışında, İran’ın bir bölgesi olarak zikredilmiştir.
    Osmanlı döneminde Kürdistan adı verilerek yazılan fermanlar sayesinde bu coğrafya ile açıklanan yerlerin neresi olduğunu anlayabiliriz. Kanuni Sultan Süleyman’a ait 18.10.1525 tarihli fermanda; ”Akdeniz’in ve Karadeniz’in Rum-Elinin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Haleb’în ve Mısır’ın…”denilmektedir.
    Kanuni Sultan Süleyman’ın 01.08.1553 tarihli başka bir fermanında şu ifadeler yer alır: “Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman’ın ve Rum’un ve Vilayet-i Zülkadriye’nin ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın ve Azerbaycan’ın ve Van’ın ve Budin ve Tamışvar vilayetlerinin…”
    Sultan I.Ahmet’e ait 20.05.1604 tarihli fermandaysa şunları görürüz: “…Haremeyn-i şerifeyn hadimi ve Kuds-i mübarekin hami ve hâkimi ve Rumeli ve Tamışvar ve Vilayet-i Bosna ve zigetvar ve vilayet-i Anadolu ve Karaman ve eyaleti İmadiye (Hakkâri’nin güneyi) ve diyar-ı Arabistan ve umumen Kurdistan ve Kars ve Gürcistan ve Demirkapı… Zülkadriye ve Şehr-i Zor (Süleymaniye) ve Diyarbekir ve Halep ve Rum ve Çaldır ve Erzurum ve Şam...” Bu fermanlarda Kürdistan denilen yer; Şam’ın, Diyarbakır’ın, Azerbaycan’ın, Van’ın, Kars’ın, Erzurum’un, Süleymaniye’nin, Hakkâri’nin güneyindeki İmadiye’nin dışında olan bir yerdir. Burada da görüldüğü üzere bu dönemde Kürdistan olarak yine Irak ve İran sınırındaki Zap’ın doğusu ve İran topraklarının kuzey batısındaki Urmiye gölünün güneyi tarif edilmektedir.
    1609 tarihinde Şah Abbas, Silsüpür Türkmenlerinden Halil Beyi sultanlık unvanı vererek onu Kürdistana göndermiştir. Bu sultan Urmiye’ye yakın Dumdum kalesinin fethine iştirak etmiştir. Bu arada Kürdistan denilen yer Türkiye’den hiçbir alanı kapsamamaktadır.
    18. yüzyılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Maraş, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Kars, Van, Rakka eyaletleri mevcut olup daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi Kürdistan adlı idari ve coğrafi bir bölüm söz konusu değildir.
    Osmanlılar Irak’ı aldıklarında Musul, Erbil ve Kerkük şehirleri de Osmanlıların eline geçmiştir. Bu dönemin eserlerinde Kuzey Irak’ta Türkmen ve Türk nüfusu çoğunlukta bulunurken, Arapların ve Kürtlerin sayıca az oldukları vurgulanmıştır.
    Şemsettin Sami, 1802 yılında yazmış olduğu Kamusu’l A’lam adlı eserinde (el-Cezire, s-3) Musul eyaletini şöyle anlatmaktadır. “…hemen hemen her tarafı nehirle çevrilmiş olan bölge doğuda Kürdistan, güneyde Irakı Arap, batıda Şam çölü yani Halep, kuzeyde Anadolu ve Van bölgeleri ile sınırlıdır.” Bu ifadeye göre günümüzden 100 yıl önce dahi Musul, Van ve Güney Doğu Anadolu Kürdistan toprakları içerisinde değildir.
    Nikitin Kürtlerin 18. yy.’da Kerkük, Erbil, Köysancak, Karaçolan, Revanduz ve Harir’de yaşadığını söylemektedir. Bu bölgelerin adının Türkçe oluşu ve Irak ile İran ülkesinde bulunmaları da Kürt yöresini bizlere anlatmaktadır.
    Kürdistan konusunda en enteresan bilgi, yine Nikitin’in Kürtler adlı eserinde mevcuttur. Nikitin’e göre Kürtlerin anayurtları Botan ve Zağroslar’dır. Nikitin Sivas’a kadar, şimdiki söylemiyle Kürdistan topraklarının varlığını açıklayamadığından, Hoybun örgütünün bir bildirisine dayanarak kendince bir tez ileri sürmüştür. Nikitin’e göre Kürtler İran’da yaşarlarken, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin içerisinde kalan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yerleştirilmişlerdir. Bu cümle Anadolu’da Kürdistan diye ülke oluşturma niyetinde olanların gayretlerini göstermektedir. Hiçbir tarihi vesika böyle bir göç olayını anlatmamaktadır. Dahası 80 yıl önce olacak böyle büyük bir hadisenin hiçbir devletin arşivinde olmamasıdır.
    Anadolu’ya hiçbir zaman Kürdistan denilmemesine karşın 1842 yılında Mustafa Reşit Paşa’nın hazırladığı ve yabancı danışmaların yönlendirdiği yeni idari düzenlemeler Türk siyasi hayatına yeni idari terimler getirmiştir. Bunlar arsında 1847 yılında Kürdistan vilayeti ile 1850 yılında Lazistan Sancağının kurulmasını vurgulayabiliriz.
    Özoğlu’da, “Kürdistan terimi coğrafi bir alandan ziyade Osmanlıda ve öncesinde idari bir alanı tarif etmek amacıyla kullanılmıştır. Selçukluda da bu böyledir” diyerek gerçeği itiraf etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1847 yılında yabancı baskılarla kurulan Kurdistan eyaletine, ertesi yıl Van, Muş ve Bitlis illeri Kürdistan’ın alt vilayetleri olarak dahil edilmiş, 1849 yılında ise bu illere Hakkâri-Dersim ve Diyarbakır eklenmiştir. Görülüyor ki bu eklemeler baskılarla olmuş, yabancıların baskıları Osmanlıyı 150 yıldır devam edecek zor bir sürece sokmuştur.
    Kürdistan coğrafyası ile ilgili olarak Avrupa’daki haritaların yetersiz olduğunu belirten M. Fany, batılı yazarların Kürdistan’ı değişik adlarla zikrettiklerini, Kürdistan terimini tahrif ederek (bozarak) , özellikle Türkiye’nin doğu vilayetlerinde bir “Kürt yurdu” meydana getirmeyi amaçladıklarını vurgulamaktadır.
    Avrupalı seyyahlar, dini misyonerler ve bilim adamları Kürtleri ve Ermenileri Türklere karşı tahrik etmek için yıllarca uğraşmışlardır. Bu gaye ile hayali Ermenistan ve Kürdistan Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisine yerleştirilmeye çalışılmıştır. Şimdiye kadar Rusların sınırları içerisinde bulunan ananevi Ermenistan diyarının büyük bir kısmını ve İran’da bulunan gerçek Kürdistan’ı talep etmedikleri gibi, sürekli Türkiye topraklarına hedeflemişlerdir. Bu durum dahi amacın Kürdistan oluşturmaktan ziyade, yüzyıllarca dünyaya adaleti öğretip, Ortadoğu’nun koruyuculuğunu yapan Türkleri etkisizleştirmektir.

    İyilikten maraz doğar demiş atalarımız. Tarihin hiçbir döneminde yurt edinmemiş ordan oraya sürülenlere acı getir yurt edinmelerini sağla 300-500 sene sonra seni kovmaya kalksın. Kürtler beraber yaşadıkları tüm milletlere ihanet etmişler İranlılara, ıraklılara, Türklere eminim bu karakter başka kimsede yoktur Kürdistan varmış. Kürtler devlet kurmak köklerini araştırmak tarihten izler bulmak istiyorsa gitsin oralarda arasınlar. Kimse kimseye avanta toprak falan vermez. Bu böyle biline.

  • Abdullah
    Abdullah 28.12.2008 - 15:53

    kürdoloji:kendı tarıhımızı vatanımızı gelenek ve goreneklerımızı hatta hak ve özgürluklerımızı tanımamıza yardımcı olan bır bılım dalıdır.. arkadaslar gecmısını bılmeyen bır insan gelecegınde asla basarılı olamaz gecmıste yaptıgımız hatarı tekrarlamak için tarıhımızı iyi bılmemız lazım bunun içinde Kürt Halkı için de Kürdolojinın bıran önce falite gecmesı için ellımızden gelen herseyi yapmamız lazım...Türk halkına verilen özgurluklerın Kürt halkına verilmesi,için LÜTFEN ARKADASLAR ellimizden gelenı yapalım durmayalım bu bızım namus ve seref konusu olmalıdır bence.....! ! !

  • Ali Aksoy
    Ali Aksoy 18.09.2007 - 02:33

    slm
    arkadaşlar burda yorumlarken takım tutar dercede okumadığınız halda kulaktan dolma bilgilrinizle hareket etmeyin yazıktır bu güzelim coğrafyaya
    bu ülkede insanlar yüz yıllaca beraber yaşadılar.kimse topraktan çıkmamış.koca prefesörler bu ülkede menfaatleri uğruna dil üretiler. şairler insanların bir kısmı için mevlitler yazdılar.bir kısmı kariyerleri gerçekleri gizlediler ve insanları yok saymaya çalıştılar.
    ne zaman biz kendimiz dışındakileri kabul edeceğiz. biz ne zaman insanlıktan nasibimizi alacagız.
    ne zaman biz dünyanın hepsinin bize düşmanlık etmek için var olduğu kanısından kurtulacağız. ülkemiz dışında yaşayan insanların % 99 unun bizim ülkemizin yerini bilmediklerini ne zaman anlayacağız.
    ne zaman birlik olup birbirimizi kabul ederek.insanlık medeniyetine katkıda bulunacağız.
    ne zaman biz osmanlının birlikte yaşama seviyesine varacağız.
    yoksa biz hep düşünemeyenmi kalacağız. yoksa biz hep başkasının yerine düşündügü insanlarmı kalacağız.. yoksa biz hep gerimi gideceğiz
    ne zaman..................

  • Ahmet Karadeniz
    Ahmet Karadeniz 05.02.2007 - 22:29

    Kürdoloji Çalışmaları


    Kürdoloji alanında yapılan ilk kapsamlı çalışma 1787'de 'Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü' eserini yayınlayan İtalyan Maurizio Garzoni'dir. Bu eserde yaklaşık 4.600 kelime yer almaktadır. Kürtçe üzerine ilk bilgilerin yer aldığı başka bir çalışma da Rusya‚dan P. S. Pallas da'Tüm Diller ve Lehçelerin Karşılaştırmalı Sözlüğü' çalışmasını yayınlar. Ayrıca 1880 yılında F. Justi 'Kürtçe Grameri' adlı çalışmasını Petersburg'da yayınlar.
    İtalyan, Alessandro Coletti (1925-1985) 'Kürt Dili ve Grameri Sözlüğü' adını verdiği çalışmasının ilk cildini Kürtçe gramerine ve ikinci cildin ikinci bölümünü de Kürtçe-İtalyanca sözlüğe ayırmıştır.

    Kürtçe üzerine çalışmalar yapan Alman bilim-insanlarının birkaçının adlarını zikretmemiz yerinde olacaktır: E. Rödiger, A. F. Pott, Theodor Nöldekc, Albert Socin, Ferdinand Justi, Oscar Man ve Karl Hedank.
    Soane 1913 yılında Londra'da 'Kurmanci veya Kürt Dili Grameri' çalışmasını ve 1919 yılında da Bağdat'ta 'Temel Kurmanci Grameri' adlı çalışmalarını yayınlar. Yine İngiliz C. J. Edmonds da Tevfik Vehbi ile birlikte 'Kürtçe-İngilizce Sözlük' çalışmasını yapar. 1957 yılında 'Kuzey ve Merkezi Kürtçeye Lehçebilimsel Bir Bakış' adı altında doktorasını yapan dilbilimci Davit Neil Mackenzie, sonraları bu çalışmasını iki cilt halinde 'Kürtçe Lehçesel İncelemeler' adıyla yayınlar.

    Avusturyalı profesör Freidrich Müller (1843-1898) 'Kürt Dilinin Kurmanci Lehçesi' ve 'Kürt Dilinin Zazaca Lehçesi' adlı çalışmalarını yayınlar. Viyanalı Hugo Makas dilbilimsel çalışmalar yapmış olup 'Kürtçe Metinler-Kurmanci Lehçesinde' adlı bir eser yayınlamıştır. Bunlardan başka, 'Kürtçe-Fransızca Sözlük'ün yazarı A. Jaba'yı da unutmamak gerekir.

    Amerika'da, Kürt dili üzerine yapılan ilk dilbilimsel çalışmalar misyoner S. A. Rhea tarafından yapıldı. 1851-1865 yılları arasında Hakkari yöresine yerleşmiş olan Rhea, burada Kürtçeyi öğrenmiş ve sonradan Kürtçe gramerini yayınlamış. Rhea bununla yetinmemiş ve 1.600 kelimelik Kürtçe-İngilizce sözlüğü de çalışmasının sonuna eklemiştir.

    Yerli Kürdologlar

    Güney Kürdistan'daki dilbilimsel çalışmalar genellikle Güney Kürtçesi (Sorani) üzerine yapılmıştır. Bu lehçe üzerinde ilk kez Tevfik Vehbi'nin (1891-1984) çalışmaları olmuştur. Vehbi 1926 yılında 'Kürtçe Dilbilgisi' adlı çalışmasını yayınlar.

    Giw Mukriyani de 1950 yılında 'Rehber, Arapça-Kürtçe Sözlük'ü ve 1955 yılında da 'Kürtçe-Farsça Arapça-Fransızca Sözlük'ünü yayınladı.

    M. Xal da 'Xal Sözlüğü' adlı çalışmasını Kürtçe-Kürtçe yayınladı. Nuri Ali Emini de dilbilgisi kitabını 1956 ve 1960 yılında Bağdat ve Süleymaniye'de yayınladı.

    Kürçe üzerine detaylı çalışmalar yapmış bir isim olan Dr. Abdullah Haci Maruf, Cemal Nebez, M. E. Hewremani, Hamid Ferec, Tahır Sadık, İzedin Mustafa Resul'u anmakla yetinelim.

    Doğu Kürdistan'da Kürtçe üzerine yaptıkları çalışmalarla tanınan yazarlarımız Muhamed Mukri, Qadiri Fetahi Qazi, Şex Merduxi Kurdistani, Sadık Safizade Borekeyi ve Hejar'dır. Bu parçada Güney Kürdistan'a nazaran fazla çalışma söz konusu değildir. Eski Sovyet Cumhuriyetleri'nde yaşayan Kürtlerden dil çalışmaları alanında akla gelen ilk isim Qanate Kurdo'dur. Onun dışında Çerkes Bakaev, İsak Sukerman, Kerim Eyubi, Maksime Xemo ve Zera Yusiv gibi isimlerden bahsetmek yerinde olacaktır.

    İstanbul'da kümelenen Kürt aydınları arasında Kürtçe üzerine tartışmaların yaşandığından ve Arap harflerinin Kürtçe'ye uymadığı, Kürtçe için yeni bir alfabeye gereksinim olduğunu ileri süren aydınlardan Xelil Xeyali, Abdullah Cevdet, Salih Bedirxan, Celadet Bedirxan, Kamuran Bedirxan, Reşide Kürt, Osman Sebri, Kemal Badıllı, Feqe Huseyn Sağnıç ve Tori.

    Kürtlerin Kullandığı Alfabeler

    Kürtlerin hangi tarihte hangi alfabeyi kullandıkları bilinmiyor. Bilinen bir gerçek var ki o da, tarih boyunca Kürtlerin birden fazla alfabe kullandıklarıdır. Şimdiye kadar Kürtler tarafından kullanılan alfabeler şunlardır:

    Çivi yazısı; 36 harf olan bu yazıya Medler altı harf daha ekleyerek, 42 harften oluşan bir alfabeyi kullanmışlar.

    Avesta alfabesi; 44 harften oluşan bu alfabe sağdan sola doğru yazılıyordu. Bazı kaynaklar Avesta alfabesinin 48 harften oluştuğuna işaret ediyorlar.

    Arami alfabesi; en fazla Kürtçe yazıların yazıldığı ve Kürtçenin en eski yazılı belgeleri olarak kabul edilen ve Hewreman bölgesindeki mağaralarda bulunan belgeler bu alfabeyle yazılmıştır.

    Eski Pehlevi alfabesi.

    Masi Sorati alfabesi; Arap tarihçi İbn Vahsiye (miladi 856) , Kürtlerin bu alfabeyi kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söylüyor. 36 harf olan bu alfabeye Kürtler altı ses daha ilave etmişlerdir.

    Yezidi Kürtlerin kullandığı alfabe; yüzlerce yıldan beri kullanılan bu alfabe 31 harften oluşuyor. Yezidilerin kutsal dini kitapları Mushefa Reş ve Cilwe, bu alfabeyle yazılmıştır.

    Arap alfabesi
    Latin alfabesi
    Kiril alfabesi

    Bu sıraladığımız alfabeler dışında Doğu Kürdistan'ın Zewe bölgesinde gümüş bir tepsi üzerine yazılı farklı bir yazı türüne rastlanmıştır. Araştırmacılara göre milattan önce 8. yüzyıldan kalan bu yazının Medlere ait olduğu ileri sürülüyor. Bu yazı türüne şimdiye kadar başka bir yerde rastlanmamıştır.

    Kürtlerde Alfabe Tartışmaları

    İslamiyetten sonra Kürtler arasında Kürtçeye uyarlanan Arap alfabesinin kullanımı yaygınlaştı. Kürt klasik edebiyatına ait eserlerin büyük çoğunluğu bu alfabeyle yazılmıştır. Ancak 19. yüzyılın sonlarında 32 harfli olan Osmanlı alfabesinin Kürtçedeki sesleri karşılamada yetersiz kaldığını vurgulayan Salix Bedirxan 8 harf ekleyerek, 40 harfli bir alfabe yaptı. Bu alfabeyle Roji Kurd'de birkaç yazı yayınlanmıştır.

    20. yüzyılda Güneyli Kürtler Kürt Latin alfabesinden de yararlanarak Kürtçe sesleri karşılamada daha gelişkin bir Kürt Arap alfabesi geliştirdiler.

    Yazılı olarak ilk kez Abdullah Cevdet 'Roji Kurd' dergisinde Arap alfabesinin Kürtçeye uymadığını ve kendi alfabelerini değiştirmeleri gerektiğini işaret ediyor.

    Kemal Badıllı'ya göre o dönem Kürt aydınları Latin alfabesine yakın bir Kürt alfabesi üzerinde çalışmış, fakat I. Dünya Savaşı nedeniyle bu alfabe hazırlanamamıştır.

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde Ermeni asıllı Hakop Xaraziyan 1921 yılında Ermeni alfabesini Kürtçeye uyarladı. Bu alfabe 'Şems' adıyla bilinir. Aynı dönemde Asuri asıllı İshak Morogulor tarafından Kürt Latin alfabesi hazırlandı ve 1930 yılında Kürtlerin en uzun süreli yayını olan 'Riya Teze' gazetesinde kullanılmaya başlandı. 1944 yılında Rus merkezi hükümetinin dayatmasıyla bu alfabenin kullanılması durduruldu ve Heciye Cindi başkanlığında bir komisyon oluşturularak Kiril alfabesi Kürtçeye uyarlandı.

    Günümüzde Kuzey ve Güneybatı Kürtleri arasında yaygın olarak kullanılan Kürt Latin alfabesi 1932 yılında Celadet Bedirxan tarafından ilk kez 'Hawar' dergisinde kullanılmıştır. Ancak Celadet Bedirxan bu alfabe üzerinde çalışmalarına 1919 yılında başlamıştır. C. Bedirxan, Fransız alfabesinden esinlenerek alfabesine son şekli vermiştir

    ÜMİT KAYA

  • Şener Ak
    Şener Ak 15.01.2007 - 09:29

    Avrupalılar tarafından uydurulup aslı farsça olan sonra kürtlere verilen onlar tarafındanda ağbakın bizim dilimiz kürtçe diye çıktıkları artık aklım almıyor insanlar nasıl bu kadar oluyor o farsça kürtçe diye birşey yok! Olmadıda

  • Ersen Doğan
    Ersen Doğan 25.12.2006 - 00:28

    kürtçe diye bir dil yok diyen arkadaşlara sadece bir sey soracagım?

    Türklerin anadoluya girişi 1071 malazgirt zaferi ile başlıyor..sanırım buna kimsenin lafı yok..peki o zamandan beri adı malazgirt olan ovanın ve şimdiki ilçenin adı nerden geliyor araştırdınızmı?
    malazgirt(türkçe anlamını bilen varmı) kürtçede melezgırt yani-biz cabuk olduk anlamında..ve savaşın kazanmasına acıklık getirecek bir tabirdir..türklerde o devirde savaşta düşmandan erken davranıp savaşı kazanmışlar anlaşılan...yani kürtçe kullanılıyordu o caglarda..ama şimdi küfür ediyorsunuz..atalarınızın kemikleri sızlıyor:::: :)

  • Esin Altuntaş
    Esin Altuntaş 08.09.2006 - 19:19

    türkoloji varken ne yapacakmışız kürdolojiyi çok lazımdı. bırakın bu boş işleri beeyaaaaa

  • Eray İnman
    Eray İnman 21.08.2006 - 01:30

    S.S.C.B. nin yıkılışından sonra marksizm de ekmek bulamayan bazı eski tüfeklerin bir dönem ki umut kapısı...bir 'trend' di geldi geçti...şimdi moda Türk milliyetçiliği.. :)

  • Ahmet Sogutmaz
    Ahmet Sogutmaz 21.08.2006 - 01:26

    ulusalcılık anlayısımıza aykırı buna bağlı olarak milli bütünlüğümüzü sarsan.onlara siz ayrısınız mesajjları yukleyerek dağlara çıkarak masum askerlerimizi haince şehit etmelerine sebep olan kurum
    böyle tahriklere gelmeyelım biz turkıye cumhurıyeti vatandasıyız turkte olsak laz da olsak çerkez de olsak kürtte olsak el ele

    DAHA GÜZEL Bİ TÜRKİYE İÇİN ANTİ_KÜRDOLOJİ

  • Canan Siyahal
    Canan Siyahal 07.08.2006 - 17:06

    Kürdoloji kürt diliyle alakalı bir bilim dalı,Arkadaşlar aklımın almadığı bir şey var.insan nasıl olur da bir halkın diline 'kötü hatta iğrenç'diyebilir.Bütün dillerde emek vardır,duygu vardır ve hiç bir dil kötü değildir.Kürtçeyi beğenmemek hatta ona 'kötü bir dil'demek Eğitimsizlikten cehaletten başka bir şey değil,Kürtçe asil ve bir o kadar da mükemmel bir dildir.Ayrıca şöyle bilinsin ki yok sayıldıkça inadına büyümeye ve yaygınlaşmaya devam edecektir.Bütün halklar,diller,dinler kardeş diyenlere lafım yok.İnsana pek bir benzerliği olmayan,ırkçılık yapan faşizm kokan insanları da tarih affetmez.

    kürtçe konuşulmaya ve bir halkı anlatmaya her zaman devam edecektir.

  • 05.07.2006 - 19:57

    ürolojinin 1. derecede akrabası...

  • Nihat Taşra
    Nihat Taşra 03.07.2006 - 01:47

    kürdoloji, kürt dilini inceleyen bilim dalları arasında yerini almıştır.her ne kadar bazı........lar kabul etmese bile bu böyledir.kabul edin artık.ne mutlu kürdüm diyen canım insanlara
    sevgilerle....

  • Dilxweş Dilxweş
    Dilxweş Dilxweş 15.12.2005 - 19:12

    jîn tê bi xwînê dara serbestî
    Îdî naxwazin dîlî, bindestî
    Ev êlperestî, ev olperestî
    De rabe ser xwe, kurê min rabe!

    Mirovperestim mîna Cigerxwîn
    Serbest bijîn tev, ne wek 'Mem' û 'Zîn'
    Jîna serbestî, divê me ev jîn
    De rabe ser xwe, kurê min rabe!

    Cigerxwîn


    Sevgili türkoğlutürk kardeşlerim yukarıda yazılanlardan birşey anladınız mı? ? ? anlamadınız tabi anlamayacaksınızda! ! ! işte aramızdaki fark bu...

  • Gamze Altun
    Gamze Altun 02.12.2005 - 15:23

    kürdoloji de neymiş resmen uydurmasyon.Anlayın artık kürt diye birşey olamaz.Bence kürdolojiyi de uyduranlar bu devleti parçalamaya çalışanlardan başkaları değil! !

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 11.11.2005 - 11:21

    Kürtlerin burdaki mısırlıları kovup mezapotamyaya yerleşen bir slav alman ırkı olup asıl yerleşim yerinin Hollanda olduğunu inceleyen bir bilim dalı.

  • Atılım Akbas
    Atılım Akbas 02.11.2005 - 19:10

    _ahandaaa bu kahkaha seesi de nerden geldi? ?

    _kargalar geçti abi.

    _tamam o zaman..

  • Hüseyin Can
    Hüseyin Can 17.08.2005 - 13:45

    bence türkiyede Kürt sorunu diye birşey yok. Sadece SORUNLU KÜRTLER var.

  • Mustafa Turna
    Mustafa Turna 24.06.2005 - 13:51

    Nedense Türkiye'deki Kürt kardeşlerin böyle Kürtlük diye bir derdi yokken kendini halkın savunucusu,emperyalizm karşıtı diye nitelendiren bir grup, emperyalizmin mucidi Avrupa'nın desteğiyle Türkiye'de bölücülük yapıyor.

    Fransa,İngiltere ve Belçika...vb. ülkeler Kürtleri çok seviyor hatta bayılıyor değil mi!

    Bakın sizin alfabeniz var...Bakın sizin tarihiniz de var.Bakın sizin devletlerinizde oldu tarihte...vesaire diyorlar.

    Evet dostlar bu düzenbazların oyunlarına gelmeyelim.

    Türkoloji veya Kürtoloji...Sonuçta aynı vatanı paylaşmıyormuyuz?

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 03.05.2005 - 17:13

    böyle bir dil bilimi ne yazıkki yoktur arkadaşlar bilmem hatırlatmama gerek varmıdır...

  • Eda Baylamazoğlu
    Eda Baylamazoğlu 03.05.2005 - 17:11

    Ahmedi Xani 'Mem u Zin' adlı eserinde 120.000 tane değişik Kürtçe kelime kullanmıştır.Türkçe'yi en iyi konuşan şahıs da Kürt'dür.En eski dillerden biridir.

  • Mcc
    Mcc 05.01.2005 - 18:49

    kaç kelimesi var bu dilin....

  • Rojen
    Rojen 18.11.2004 - 11:14

    Latin harflerini temel alan Kürtçe alfabe 31 harften oluşur.

    1 Büyük harfler (Tîpên girs)
    A B C Ç D E Ê F G H I Î J K L M N O P Q R S Ş T U Û V W X Y Z

    2 Küçük harfler (Tîpên hûr)

    a b c ç d e ê f g h i î j k l m n o p q r s ş t u û v w x y z

    Kürtçe alfabe, 31 sesten; 8'i ünlü, 23'ü de ünsüzden oluşur.

    Kürtçe'de ünlüler (Dengdêrên zimanê Kurdî) : a e ê i î o u û

    Kürtçe'de ünsüzler (Dengdarên zimanê kurdî) : b c ç d f g h j k l m n p q r s ş t v w y x z

    Uzun ünlüler (Dengdêrên dirêj) : a ê î o û

    Kısa ünlüler (Dengdêrên kurt) : e i u

    Ünsüzler de dörde ayrılır:
    -Dudak ünsüzleri

    -Ön damak ve diş ünsüzleri

    -Damak ünsüzleri

    -Arka damak ve gırtlak ünsüzleri

    Dudak ünsüzleri (Dengdarên lêvan) : b f m p v w

    Ön damak ve diş sessizleri (Dengdarên pidî û diranan) : d l n r s t z

    Damak ünsüzleri (Dengdarên ezmanê devî) : c ç j ş y

    Arka damak ve gırtlak ünsüzleri (Dengdarên xidîkê û qirikê/gewriyê) : g k h q x

    Kürt dilinin lehçeleri

    Kurmanci: Türkiye ve Kuzey Irak'ın büyük bir kısmı konuşur.
    Sorani: Güney Kürdistan.
    Zaza: Dersim, Diyarbekir, Sıvas yörelerinde çoğunlukla Alevi Kürtler arasında konuşulur.
    Gorani: İran Kürtlerinin konuştuğu lehçe.

  • Hasan Sun
    Hasan Sun 06.11.2004 - 21:06

    Şerefname



    Şerefname, Bitlis Hükümdarı Şeref Han tarafından 1597 yılında yazılmış bir Kürt tarihidir. 403 yıl önce, bir yönetici ve bilim adamı tarafından yazılmış bulunan bu eser, Kürtler için gerçekten paha biçilmez bir değerdedir. Kürtlerle ilgilenen tüm Kürdoloğ ve araştırmacılar, Şerefname'nin önemini vurgulamaktadırlar. Tarih boyu var olan, ancak İslamiyet'ten sonra, özellikle 9. yüzyıldan bu yana Kürtlük damgasını taşıyan kimi devlet, kimi sultanlık, kimi hükümdarlık veya beylik şeklinde ortaya çıkan kurum ve statüleri birer birer ortaya çıkarmaya çalışan Şeref Han'a; Kürt halkı minnet ve şükran borçludur.

    Şeref Han, Şemseddin Han'ın oğlu ve Osmanlılarla 1514'te ittifak andlaşmasını imzalıyan ünlü Şeref Han'ın torunudur. Bitlis hükümdarlarının ünvanları 'Emir' veya 'Hakim' olarak geçer. Ancak isimlerini saydığım 3 hükümdarın her üçüne de İran Şahı Tahmasp tarafından ve emirname ile bu 'Hanlık' rütbeleri verilmiştir. İşin ilginç yanı bu 3 önemli hükümdar Osmanlılara büyük hizmetler görmüş, ancak rütbe ve ünvanlarını İran Şahlarından almışlardır. Birinci Şeref Han 1508'lerde bir gurup Kürdistan Melik, Emir ve Beylerine öncülük yaparak, bağlılıklarını bildirmek ve Şah İsmail'le anlaşmak üzere gittiğinde, Safevi Şah'ı tarafından zindana atılıyor; bir yolunu bulupta kaçtığında, Bitlis'in Safevi işgalini kaldırmaya çalışarak Roşkanlıkların güçlerinin bir imparatorluğa yetmiyece&curr

    Bu rütbe ve makamını bir 'fermanname' ile resmileştiriyor.(1) Ertesi yıl (1534) Tatık Ovası'nda katledilen bu Şeref Han'ın oğlu Emir Şemseddin, babasının yerine tahta çıktı. Şeref Han'ı katleden Osmanlı ordusu korkudan Bitlis'e girmedi. Daha doğrusu tahta çıkması gereken Ulame, böyle bir riski göze alamadı. Ordu ve beraberindeki Kürdistan Hükümdarları'nın kuvvetleri Van'a doğru hareket ettiler.(Bu tarihte Gevaştan ve Adılcevazdan başlayarak, Hakkari ve tüm o bölgeler İran Şahlığı'nın egemenliğinde idi.)

    1535'te Osmanlı ve Kürdistan orduları İran'a ve Irak'a sefer yapmak üzere Kürdistan'da toplandığında, Bitlis Hakimi Emir Şemseddin, Osmanlı Sultanlığı'na bağlılığını bildirmek üzere İbrahim Paşa'nın karargahına gitti, ilgi gördü, hükümdarlığı onaylandı ve bu sefere kendisi de katılarak, daha sonra sefere katılan Sultan Süleyman'ın yanında aylarca kaldı ve Sultanın ilgisini gördü. Dönüşte ve Bitlis bölgesinde Osmanlı Ordusu karargahını kurup dinlenirken, Sadrazam İbrahim Paşa, Sultanın iradesi ile Bitlis'i saraya bırakıp Malatya ve Maraş vilayetlerini almalarını istedi. Emir Şemseddin teklifi kerhen kabul ederek, Bitlis'i terketti, ancak, Malatya'ya gitmedi. Bütün hızıyla Şah Tahmasp'a iltica etti. Emir Şemseddin İran'da öldü. Şah'ın maiyetinde bir çok bölgede valilik yaptı. 'Hanlık' rütbesini Şah Tahmasp'tan aldı. Orda evlendi. Torun Şeref Han, orda doğ

    Bunun için Şerefname'nin değeri büyüktür ve Kürtler için 'Şerefname', bir onurdur, bir şereftir.

    Çemişkezek hükümdarlığı ve Melkişiler
    '-3 guruba ayrılan Melkişiler, Kürdistan'da, büyük ihtişamları vardır. Hizmetçilerinin, taraftarlarının ve kendilerine bağlı olanların çokluğuyla ün yapmışlardır. Onlar'dan 1000 kadar aile İran hükümdarlarına katıldıları gibi, bir grubu da Şah'ın muhafız subayları arasına katıldılar. Bunların bir kısmı eyaletlerde muhafız oldu. Ülkeleri ise genişlik ve önem bakımından uzak-yakın herkesçe; 'Kürdistan' özel adıyla tanınır. Öyleki; Berat ve Emirnameler'de ve diğer sultanlık belgelerinde bu ad geçtiği zaman yalnız bu önemli vilayet anlaşılır. Ayrıca Kürtler arasında Kürdistan sözcüğü geçince, bundan yalnız Çemişkezek vilayeti kastedilir. Bu ülkenin 32 kale ve 16 nahiyesi vardır ve uzun zamandan beri Melkişiler'in egemenliği altındadır. Cengizhan, Timurleng, Şahruh ve Kara Yusuf dahil hiç bir kuvvet bu ülkeyi istila

    Şah İsmail, Kızılbaş Beylerinden Nur Ali Halife'yi Çemişkezek vilayetini istila etmeye gönderdi. Hacı Rüstem Bey ise hemen ülkeyi çatışmasız ve savaşsız olarak Nur Ali Halife'ye teslim etti ve Şah İsmail Sarayı'na giderek kendisine itaatını ve boyun eğişini sundu. Şahlık tahtına varınca, Şah, değerli bir hil'atla kendisini taltif etti ve.../.../ Çemişkezek Vilayeti yerine Irak'a bağlı bazı kesimlere yönetici tayin etti..' '-Nur Ali Halife ise doğru yoldan saptı ve Çemişkezek Vilayeti'nin halkını sıkıştırmaya, baskı altına almaya başladı, aşiret adamlarından ve Melkişi ailelerinin çocuklarından büyük bir topluluk öldürdü. Bu durum, küçük-büyük bütün ülke halkını ayaklanmaya, karışıklık ve döğüş ateşini alevlendirmeye itti. Halk her şeyden önce Irak ve İsfahan yöresinde bulunan Hacı Rüstem'e haber göndererek gelip a

    Şah İsmail, 23 Ağustos 1514'te Osmanlı Sultanına mağlup olunca, Hacı Rüstem Bey de Merend'e bağlı Yam denilen yerde Sultan Selim Han'a ulaşıyor ve O'na boyun eğiyor. Sultan'ın divanında Ferşah Bey isminde eski bir Akkoyunlu komutan vardır. Bu komutan Hacı Rüstem'i jurnal ediyor, Sultan Selim bu komutanın söylediklerinden dolayı hiddetleniyor ve Hacı Rüstem ile 40 adamının kafalarını vurduruyor. Şeref Han olayı şöyle özetliyor: '-1474 yılında Rum Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet istila için Kemah Kalesi üzerine yürüyünce ve Uzun Hasan kendisiyle savaşıp fena bir yenilgiye uğrayınca kalenin yöneticisi burayı Sultan Mehmet Fatih'e teslim etmek istemiş, fakat Hacı Rüstem buna engel olmuş ve burayı uzun zaman tutmuş, sonunda Şah İsmail'e vermişti. Bayındırlı Ferşah Bey bu fırsattan yararlanarak bu meselenin detaylarını Sultanlık tahtına arzetti ve şöyle dedi: 'Hacı Rüstem bey kaleyi b&uu

    Sultan Selim Han, bu yiğit insanın cesaretine hayran kalıyor; O'nu takdir ve taltif ederek ülkesini ve babasından kalan hükümdarlık mirasını kendisine vererek Maraş Beyler Beyi'ne bir fermanla Pir Hüseyin beye yardım etmek için talimat veriyor. Pir Hüseyin bey, Osmanlı Beyler beyini ve ordusunu beklemeden hemen ülkesine giderek Melkişan Aşiretleri'ni toplayıp Nur Ali Halife'yi yenerek öldürüyor ve Çemişkezek'i düşmandan temizliyor. Bundan sonra Şeref Han şöyle diyor: '-Böylece Pir Hüseyin, cennet vatanını düşman dikenlerinden temizleme işini tamamladı; kendisi ülkenin tek hakimi ve bağımsız beyi haline geldi; onunla ne kimse çatışıyor ne de mücadele ediyordu. Tam 30 yıl ülkeyi yönettikten sonra Allah'ın rahmetine kavuştu, arkasında 16 erkek çocuk bıraktı.' Şeref Han, Çemişkezek statüsünü 'hükümdarlıkla' adlandırıyor. Hük&uu

    Buranın yöneticilerini saray tarafından atanır ve buralar birer Osmanlı merkezleri gibidirler. Yine de buralara Kürt ileri gelenlerden ve prenslerinden atamalar yapıldığını görüyoruz. Aslında bu konu iyice araştırılmalıdır. Martin Van Bruinessen, Pir Hüseyin döneminin çok iyi geçtiğini (1514-1544) ancak Çemişkezek topraklarının 16 kardeş arasında paylaşılması ve Sağman, Mecingera ile Pertek merkezli 3 sancağa bölünmesini hoş karşılamıyor. Hollandalı sosyolog önemli bir noktaya işaret etmiş; ancak; Osmanlı Sultanı daha 1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor: '-Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, ar

    Sultan Selim, Mevlana İdris'e; '-Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler' demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra 'Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne' Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladı

    1000 Yıllık Çemişkezek Devleti

    Sipan yayınınca yayınlanan ve kıymetli araştırmacı yazarlarımızdan sayın Abdullah Varlı tarafından yazılan (Diroka Dugelên Kurdan 600-1500) adlı eserden esinlenerek yukardaki başlığı attım. Sayın Varlı, bu kıymetli eserinde 64 tane Kürd devletini dile getirmiş ve Çemişkezek Kürt devletini, 'Dugelê Çemişkezekiyan' başlığı altında 62 sırada vermiştir. Buna göre; Azerbaycan'dan Dersim yöresine akın eden bu hanedanlık; İslamiyet'in başlangıcında Ermenilerle ve Gürcülerle savaşarak bu yöreye hakim olmuş, kaleler ve şehirler kurmuş, Abbasilerin himayesinde kurumlaşarak bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Bir ara Konya Selçuklularıyla savaşarak sınırlarını muhafaza etmiş, Selçuklu Süleyman Şah tarafından bazı kaleleri alınmış; ancak Eyyubilerin ortaya çıkmasıyla tekrar bu kaleleri geri almışlardır. 1201'de Melik Muhammed Melkişi hükümdardır. Bu Melik'in döneminde Eyyubilerce Ahlat, Do&

    Ülke, kardeşler arasında paylaşılarak parça pörçük oluyor, 1407-1426 Emir Şeyh Hasan döneminde baş gösteren bu acı olaylar çok kısa sürüyor; aileyi barıştarmak için İran'dan Erdebilli Sultan Hoca Ali, Çemişkezek'e gelip bunları barıştırıyor; 'Sultan Eliyê Siyahpuş' denilen bu muhterem zat oradan Hacca giderken yolda vefat ediyor ve aile yine anlaşmayı bozarak biribirleriyle cebelleşiyorlar. Sonunda yönetim hakim oluyor ve ülkeleri dağılmadan birliği sağlanıyor. 1407'de Emir Şeyh Hasan hükümdardır 1426'da Emir Pir Hüseyin ve 1438'de yine başka bir Emir Şeyh Hasan hükümetin başındadır. Dikkat edilirse 1201'lerde Melikler, 1400'lerde Emirler, daha sonra Pirler, Şeyhler ve Hacılar ortaya çıkmıştır. Çemişkezek'in son hükümdarı 1863'te vefat eden Şah Hüseyin Bey'dir.(2) Bu durumda Çemişkezek'in yönetimleri ve ünvanları din, mezhep

    Osmanlılarsa, bütün Balkanlar'a Anadolu'ya, Trabzon'a hakimdirler. Bizans'ın başkenti İstanbul'da taht kurmuşlar ve bu Uzun Hasan denen güçlü sultanı 1470'lerde Erzincan'ın Tercan'ında yenmişlerdir. Savaş meydanından kaçan Uzun Hasan'ı takip etmekte tereddüt ederek, İran ve Kürdistan seferini başka bir mevsime erteleyerek İstanbul'a dönmüşlerdir. Sultan Fatih Mehmet, 1481'de bir 'Doğu Seferi'ne çıkarken ve belkide 1473 Otlukbeli Savaşı'nda eksik kalan fütühatını tamamlamak isterken; Maltepe'de hastalandı, biraz daha yol aldı, ancak Gebze'nin Tekür Çayırı'ndan ileri gidemedi ve 3 Mayıs 1481'de 51 yaşında iken öldü. Sultan Fatih'in Kürtler ve Kürdistan ile ilgili ne düşündüğünü bilemeyiz. Ancak Otlukbeli'nde 1473'de Uzun Hasan'ı yenmesi Kürtler açısından çok faydalı olmuştur. Uzun Hasan yenilmeseydi, belki de Kürtlüğü d&u

    Şah İsmail Maraş'ta Dulkadırları ortadan kaldırdıtan sonra Harputu da almış ve Çemişezek Hükümdarı Hacı Rüstem Bey'e (1502'de) haber göndererek; tüm ülke ve yönetim haklarını Nur Ali Halife'ye teslim ederek, İran'a gelip kendisine katılmasını buyurmuştur. Hacı Rüstem de Şah'ın buyruğuna karşı çıkmadan, yönetimini, ülkesini ve tüm haklarını Safevi Şeyh'ine bırakıp Şah'a katılmış ve Şah tarafından Sistan'a vali olarak görevlendirilmiştir. Hacı Rüstem Bey, Çaldıran Savaşı'nda Şah İsmail yanında Osmanlı ve diğer Kürt kuvvetlerine karşı savaşıyor.(6) Safevilerin mağlubiyeti ve Şah İsmail'in Meydan'ı Osmanlılara bırakıp kaçmasından sonra, Sultan Selim Tebriz'i teslim almaya gideren Merend civarında Sultan'a ulaşıp O'na boyun eğerek, ülke ve ünvanlarını Safevilerden geri alma için yardım ve af talebinde bulunuyor. Sultan'ın meclisinde bulunan eski bir Akkoyunlu komutan daha &

    Çemişkezekliler O'na besledikleri dinsel sempatiden dolayı, bölgelerini sorunsuz bir şekilde O'nun halifelerinden Nur Ali'ye açtılar. Tıpkı diğer Kürt beyleri gibi, Hacı Rüstem Şah'a bağlılığını bildirmek için İran'a gidince, Şah İsmail Onu da ülkesinden uzaklaştırdı ve Irak'ta bir bölgeye yönetici olarak atadı.(8) Nur Ali, bölge idaresini devraldıktan sonra baskıcı bir politika izledi. Uygulamalarının ilk kurbanları, Hacı Rüstem ailesi ve diğer aşiret reislerinden bir çok kişi oldu. Baskılara karşı bölge halkı kısa süre sonra ayaklanıp Hacı Rüstem'i geri istedi. Bu dönemde Hacı Rüstem, Çaldıran Savaşı'nda Şah İsmail'in birlikleri içindeydi. Yenilgiden sonra Rüstem, Selim'den affını istedi. Fakat o, Rüstem'i, Kemah Kalesi'ni kendisine karşı savunduğu (dedesi Fatih Sultan Mehmed'e karşı olacak-Kalecıwan) ama Şah İsmail'e direnç göstermeden aç

    Çemişkezek hükümdarlığı Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han tarafından Amasya'da onaylandı, özel bir emirname ile Çemişkezek Vilayeti tüm kale ve nahiyeleriyle ve tüm irsi haklarıyla Hacı Rüstem Bey'in oğlu Pir Hüseyin'e verildi. Pir Hüseyin çok hızlı bir şekilde davranıp, Dersim aşiretlerini ve dağılmış bulunan askeri kuvvetlerini toplayıp Halife Nur Ali'nin işgaline son vererek ülkesini kurtardı ve yönetimin başına geçti. 1514'te Yavuz Selim, Çaldıran Savaşı'ndan dönerek Amasya'da ikamet etmiş ve kışlığını burada geçirmiş idi. Kürdistan beyleri ile burada ittifak andlaşmasını imzaladı. Bu andlaşma Pir Hüseyin Bey'e verilen onaydan öncesi veya sonrasında da olsa fiili olarak Çemişkezek 1514'te kurtuldu ve diğer Kürdistan statüleri Safevi komutanı Kara Han'ın 24 Mayıs 1516'da, bugün Kızıltepe dediğimiz Koçhisar veya eski ismi

    Çok mahdut ve sınırlı imkanlarımla Çemişkezek'i IX. yüzyıldan alıp XIX. yüzyılın üçüncü çeyreğine, yani 1863'e kadar getirdim. Bu statü bir Kürt, bir Kürdistan kurumudur. 1000 yıldan fazla yaşamıştır. Kimine göre bağımsız bir devlettir. Şeref Han'a göre de, bağımsız yaşamış, kendi adına hutbe okumuş, bütün sultanlar ve krallarca kabul görmüş bir hükümdarlıktır. Sanki dünyadaki bütün halklar Osmanlı ve İran gibi imparatorluktu da sadece Kürdistan bu tip kurumlarla yetinmişti. Ortadoğu'da kimin kendi ulusu adına devleti var idi de Kürtler geri kalmıştı? Kendi coğrafyanda ve bellki bir sınırda kurumlaşmışsın. Tabanında aşiretler federasyonu başta olmak üzere, halkın, şehirlisi ve köylüsüyle herkes yer almış. Her tarafta bir düzen ve disiplin hakimdir. Din ve mezhep farkı gözetilmiyor. Gayri Müslimlerin ibadet, e&

    Bunun için Çemişkezek'te böyle bir kalburüstü aşiret olabilir. Genelde tarihle ilgilenen Kürt aydınlarının kafasında yer etmiş bir görüşde Eyyûbiler meselesidir. Güya Kürdistan Mirlikleri Eyyûbilerden sonra kurulmuş, daha önce böylesine oluşumlar ya hiç yokmuş veya tektük kenar da, köşede varmış. Eyyûbilerin, Kürtlerle ilgili bir eğitim ve medrese düzeni getirdiklerini, yüzyıla yakın uzun bir dönemde Kürdistan kurumlarıyla ilişki kurduğunu, bunları Selçuklular'dan kurtardığını veya koruduğunu, dayanışma ve birliktelikler kurduğunu ve Kürdistan'da iz bıraktıklarını biliyoruz. Bugün aklımızda olan, yukarda bir çoğunun isimleri geçen tüm Kürdistan kurumları içinde Farqin (Silvan) ve Hasankeyf'ten başka Eyyûbiler tarafından yeni baştan bir statünün kurumlaştığına hiç bir ye

    Med İmparatorluğu kurulmadan evvel de, Kürt devletleri, Strapları, Mirlik ve Aşiret federasyon, konfederasyon ve örgütlü kurumları var idi ki, bu imparatorluk için herkesin söylediği 'federasyonlar imparatorluğu' yakıştırması ortada dolaşıyor. Bir düzine devletleri bir araya getiren Medler, bu geleneği ondan sonra gelen Perslere, Partlara, Sasanilere ve İslama da miras bıraktı. Romalılar ve Bizanslılar'da yerli halktan yöneticiler atadılar veya bölgesel statüler kurarak, yaşatarak düzenlerini sürdürdüler. Medlerden sonra 640'larda İslamla tanıştığımız döneme kadar 1000 yıl geçmiştir. Bu bin yıllık uzun zaman birimi boyunca eğer Kürtlerin özerk kurumları olmasaydı veya en azından bir aşiret örgütü içinde kendilerini korumasaydı, acaba bu uzun dönemde Kürtlük diye bir şey kalır mıydı? Kürtler; 640'larda Roma-Bizans'ı ve Sasani

    Ve Mirlerin Kürdistan şehirlerinde baştan başa donattıkları medreseler ve okuma olanaklarıdır. O dönemde çağdaş sayılan ve zamanın üniversiteleri düzeyinde eğitim olanaklarına kavuşturulan külliyeler, medreseler ve okullarda okuyan Kürtler, seslerini ve saygınlıklarını bütün İslam memleketlerine duyurdular ve eğer bugün Müslüman ülkelerde Kürtlere karşı bir sempati emaresi varsa bu sayededir. Bana göre gerek Kadirilik ve gerek Nakşibendilik tarikatlarıda bu konuda katkı sunmuştur. Konuşmaları, vaizleri, zikir ve tüm ayinleri Kürtçe olan ve kendileri de Kürt olan bu müesseselerin bize zarar verdiklerine inanamıyorum. Konumuzu yakından ilgilendiren ve Dr. Naci Kutlay'ın İslami Bakış Dergisi'nin 4/14 sayı ve sayfasından okuduğum bir alıntıyı aktarayım: '- Hollandalı Martin Van Bruniessen, Hammer'den alıntı yaparak, İdris-i Bitlisi'nin oğlu Ebu Fazıl'ın, babasının Heşt-be

    (1) Şerefnamenin bu faslında Şah Tahmasp'ın Fermannamesi'nin tam metni var.
    (2) Erdal Gezik, Alevi Kürtler.
    (3) Bak, Nûbıhar sayı: 84, Gulan-Tebax 2000, sayfa: 22, Kalecıwan; 'Peyayê Hıkımdariya Roşkan, Mıhemed Axayê Kelhoki' başlıklı makalede Akkoyunlu despotluğu iyice işlenmiştir.
    (4) Şeref Han, Roşkanlıları anlatırken bu konuyu işlemiştir.
    (5) Şerefname, Hakari Hükümdarlığı faslında, Şenbo hanedanlığını dile getiriren, Şah İsmail'in Bura yöneticisine 'amca' lakabıyla hitap ettiğini ve kendisine saygı duyduğunu vurgular.
    (6) Çeşitli kaynaklar, Çaldıran Savaşı'nda 14 ile 16 Kürt beyi kuvvetlerinin Osmanlılar yanında yer aldıklarını kaydetmektedirler.
    (7) Nuri Dersimi rahmetli yazdığı; 'Kürdistan Tarihinde Dersim' adlı yapıtının 142. sayfasında kayda değer bulduğum şu tesbitlerini almıştır: '-Umraniye'deki savaş durumu ciddi tedbirler alınmasını gerektirdiğini Dersim, Erzincan ve Malatya aşiretlerine bildirildi. Bunlardan imdat istendi. Hal bu iken mevsim kış olduğundan, acil bir imdadın yetişmesine imkan olmadığı anlaşılıyordu; Antep ve Urfa'ya kadar yetişmiş olan Fransızlardan yardım istemek düşünüldü, fakat Kürt gençliği bu ecnebi kuvvetten yardım istemenin Kürt şerefine bir zül sayarak bu teklifi reddetti ve yalnız başımıza savaşma kararı oy birliğiyle alındı.'
    (8) Hacı Rüstem Bey; 1502'de İran'a bağlılığını bildirmek için gitmiyor. Şah İsmail'in maiyetine giriyor. Diğer Kürt beyleri, Şah ile ittifak etmek ve Şahlığa bağlı özerk kalmak için gitmişlerdi.

  • Meral Soysuren
    Meral Soysuren 01.11.2004 - 23:26

    Kurdlerin kulturel bilim dali.

  • Sîmar Masîcanik
    Sîmar Masîcanik 01.11.2004 - 18:09


    mavi yürekli çocuklar

    maviş yüreklerinden hayat fışkırır
    ellerinde çekici Kawa´nın
    vururlar kafasına zulmün
    kelepçelere, dikenli tellere
    dört tarafından dikenli tellerin

    bir tutku bu
    damarlarında dolaşan
    sevda sığmaz
    üniter hapishanenin surlarına
    ve korkusuz şarkılar filizlenir
    ormanların yakıldığı yerden
    sancılanan her kadını ülkemin
    mavi yürekli çocuklar doğurur

    küllerini ceplerinde taşırlar
    yakılan köylerinin
    o küllerden yine birgün
    köyler yaratmak için
    ve buğulanmasından
    her defa gözlerinin
    özgürlükten bahsedildiğini bilirim

    özgürlüğün çocuklarıdır onlar
    özgür
    rengarenk bir bayrak gibi
    dalgalanır saçları
    saçakları buz kesmiş şehirlerde
    yürek ateşiyle eritirler karları

    bilerler her sabah aşklarını yeniden
    kınından çıkararak
    özlemlerini kuşanırlar
    hergün bin defa çoğalarak
    selam verip dağlarına ülkemin
    şarkılar söylerler coşarak
    amansız sevdamın varisi, onlar
    özgür, mavi yürekli çocuklar


    Mesut YEKTA

  • Gregor Samsa
    Gregor Samsa 28.10.2004 - 20:34

    kürdoloji: Kürt dilini inceleyen bir bilim dalıdır.

  • Sîmar Masîcanik
    Sîmar Masîcanik 27.10.2004 - 21:29

    Kürtçe
    Murad Ciwan

    Günümüzde Kürtçe, Önasya´da, Anadolu, Kafkasya, Fars ve Arap toprakları arasında kalan alanda konuşulur. Bu dile batıda Türkçe, kuzeyde Ermenice, kuzey-doğuda Azerice, doğuda Farsça ve güneyde Arapça komşuluk eder. Kürdistan toprakları, günümüzde parçalanarak İran, Irak, Suriye ve Türkiye devletlerinin sınırları içine alınmıştır. Bu durumda İran´ın batı ve güney-batısı, Irak´ın baştan başa kuzeyi ve kuzeydoğusu, Suriye´nin kuzeyi ve Türkiye´nin doğu ile güney-doğusu Kürtçenin anavatanıdır. Kürtçe konuşan topluluklar ayrıca Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Pakistan (Pakistan Belucistan´ı) , Afganistan, Hindistan, Lübnan gibi ülkelerde bulunurlar.
    Horasan, Tahran, Bağdat, Şam, Ankara, İstanbul, Konya, İzmir gibi başkent ya da büyük kentlerde de Kürtçe konuşan yoğun bir nüfusa rastlanır. Sözkonusu ülke, başkent ya da metropollere bazı Kürtlerin yerleşmesinin tarihi yüzyıllar öncesine dayanırken bir bölümü de içinde bulunduğumuz yüzyılın özellikle de son onyılların zorunlu göç ve sürgünlerinin sonucudur. Bu anlamda Avrupa ülkeleri, Amerika ve Avusturalya’da da toplam yarım milyona varan bir Kürt nüfustan sözedilebilir.

    Hint-Avrupa dil ailesinin Hindu-Irani kolunda Irani bir dildir ve onun kuzey-batı Irani grubundandır.

    Dünya dilleri şu dil ailelerine ayrılırlar:

    1) Hint-Avrupa Dilleri Ailesi
    2) Sami Dilleri Ailesi: Arapça, Ibranice, Akatça gibi dilleri içine alır.
    3) Bantu Dilleri Ailesi: Güney ve orta Afrika bölgelerindeki kimi dilleri içerir.
    4) Çin Dilleri Ailesi: Çin ve Tibet dillerini içine alır.
    5) Ural-Altay Dilleri Ailesi: Bu dil ailesine Fince, Macarca, Estonca, Uygurca, Samuyetçe, Türkçe, Moğolca ve Mançuca girer.

    Dünya dilleri ayrıca yapıları bakımından üçe ayrılırlar:

    1) Tek heceli diller: Çin ve Tibet dilleri
    2) Eklemli diller: Türkçe, Fince ve Macarca
    3) Bükümlü diller: Hint-Avrupa ve Sami dilleri bu gruba girerler.

    Bu sınıflandırmaya göre Kürtçe bükümlü diller grubuna girer.

    Kürtçe´nin konuşulduğu anavatan topraklarının sınırlarını belirlemek istersek şöyle bir tablo çizilebilir: Kuzeyde Ermenistan´da Leninakan´dan başlayarak batıya doğru Kars, Erzurum, Erzincan illeri ile Sivas ilinin doğu yakası ve Kayseri´nin Sarız kazasını, Kahraman Maraş´ı, Hatay ilinin Kırıkhan ilçesini içine alacak biçimde uzaný r, Türkiye-Suriye devlet sınırını aşarak Haleb´in kuzeyindeki Afrin(çiyayê Kurmênc-Kürt Dağı) bölgesine varır. Afrini içine alarak doğuya doğru Kobanî(Ayn Arab) , Serê Kaniyê(Rasulayn) , Dirbêsiyê, Amûd ve Kamışlıya uzanır. Suriye sınırları içindeki Cizre yöresini içine aldıktan sonra Dicle nehri boyunca güneye iner, Musul bölgesini; Sincar dağlarını, Hemrîn sıradağlarının güney eteklerini içine alarak güneyde Irak sınırları içinde Tikrit bölgesine kadar varır. Oradan Mendeli´yi, Piştkêw dağını içine alarak İran´da güneydeki Piştkêw, Pêşkêw, Balagrêwe, Baxtiyarî, Kahgêlû ve Mamesanî yörelerinden oluşan Loristan´ın güneyine dek uzanır. Kuzeyden, doð u yakasý boyunca güneye inerken sý ný rlar, Aras nehrinin doð u yakasý ný , Iran´da Maku ve Xoy´u, Urmiye Gölü´nün batı ve güney kıyılarını, Merexe´nin kuzeyine düşen Sehend Dağı´nı içine alır. Oradan zikzaklı bir biçimde Ahmedawa, Mesîrabad, Bicar (Kuzey-Doğudaki son Kürt şehri) ve Hemedan´ın batısındaki Esedawa´nın köy ve kasabalarından geçer, Karêz, Ali Çadder ve İsfahan´ın batısındaki Şar Kurd´a kadar gider, oradan güneye yönelir, Kûzeyrûn ve Hesar şehirlerine varır.

    Latin harflerini temel alan Kürtçe alfabe 31 harften oluşur.

    1 Büyük harfler (Tîpên girs)
    A B C Ç D E Ê F G H I Î J K L M N O P Q R S Ş T U Û V W X Y Z

    2 Küçük harfler (Tîpên hûr)

    a b c ç d e ê f g h i î j k l m n o p q r s ş t u û v w x y z

    Kürtçe alfabe, 31 sesten; 8'i ünlü, 23'ü de ünsüzden oluşur.

    Kürtçe'de ünlüler (Dengdêrên zimanê Kurdî) : a e ê i î o u û

    Kürtçe'de ünsüzler (Dengdarên zimanê kurdî) : b c ç d f g h j k l m n p q r s ş t v w y x z

    Uzun ünlüler (Dengdêrên dirêj) : a ê î o û

    Kısa ünlüler (Dengdêrên kurt) : e i u

    Ünsüzler de dörde ayrılır:
    -Dudak ünsüzleri

    -Ön damak ve diş ünsüzleri

    -Damak ünsüzleri

    -Arka damak ve gırtlak ünsüzleri

    Dudak ünsüzleri (Dengdarên lêvan) : b f m p v w

    Ön damak ve diş sessizleri (Dengdarên pidî û diranan) : d l n r s t z

    Damak ünsüzleri (Dengdarên ezmanê devî) : c ç j ş y

    Arka damak ve gırtlak ünsüzleri (Dengdarên xidîkê û qirikê/gewriyê) : g k h q x

    Kürt dilinin lehçeleri

    Kurmanci: Türkiye ve Kuzey Irak'ın büyük bir kısmı konuşur.
    Sorani: Güney Kürdistan.
    Zaza: Dersim, Diyarbekir, Sıvas yörelerinde çoğunlukla Alevi Kürtler arasında konuşulur.
    Gorani: İran Kürtlerinin konuştuğu lehçe.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 26.10.2004 - 08:29

    bir kızla hakaret etmeden konuşamayanların yazı yazmaması gerektiğini düşündüğüm terimdir...
    hayır anlamıyorum terimle ne ilgisi var yazılanların...
    kürdolojiye gelince kürt dilini inceler, kürt dilinin başka dillerden alınma bir dil olduğunu söyleyen arkadaşa bide tersini düşünmesini öneririm, günümüzde kavimler göçünün önce mezopotamyadan yapıldığını insanların mezopotamya ovasından asyaya, anadoluya ve afrikaya yayıldığı söylenmektedir, bu tezin en güçlü savunucusuda sümerler ve yazıtlarıdır orta asya türklerinin kullandığı yazı ve kelimelerle sümerce hemen hemen aynıdır, bir milletin atasını bulmak için önce dilini incelersiniz, o yüzden türklerin orta asyaya mezopotamyadan gittiği savı güçlüdür, bazılarına ters gelecek ama bence sümercenin torunu olan kürtçe diğer dillerden kelime almamış diğer dillere kelime vermiştir, yani ana kaynak sümercedir...
    kaynak: 2002 yılında ipek yolunu inceleyen bilim adamları asyalı olmayan (türk) bir kavmin 4. zamanda (nuh tufanı sonrası) asyaya doğru göç ettiklerini bulmuşlardır, discovery kanal olayı naklen yayınlamıştır...

  • Atsız Kurt
    Atsız Kurt 22.10.2004 - 15:52

    Bir konuşma tarzına dil diyebilmek için, bir resmiyeti olması lazım. Bir devleti bir bayrağı olması lazım. Hani nerede?
    40 milyon az demişssin ya 65 milyonun tamamı kürtçe konuşuyor. Bir tek ben konuşmuyorum. Doğrusu bu.

  • Moyun Çur Atsızçerisi
    Moyun Çur Atsızçerisi 21.10.2004 - 00:23

    Kürdoloji bana kürdofiliyi çağrıştırıyor. Kürdofili de hastalığı..

  • Saygın Bayramoğlu
    Saygın Bayramoğlu 14.10.2004 - 18:24

    Evet kürdoloji bilimsel bir olgudur ve kimse bunu inkar edemez. Yapılmış olan çalışmalar hala bunun nasıl bir bilim dalı olduğu hakkında olumlu bir meyve vermemiştir. Ama elde edilen son sonuçlara göre konuşacak olursak efendim Kürdoloji, Kürdan bilimidir. Bağlı bulunduğum şirketimin yapmış olduğu büyük masraflar sonucu elde ettiği elimizdeki bilgileri sizinle paylaşmak isterim. Efendim kürdan dediğimiz bu nesneler ki nesne diyorum zira bunlar cansızdırlar. Uzun uçları sivri ve kıymık yakıştırması yakışmayacağı gibi ona benzeyen insanoğlunun kullan at mantığıyla yaklaştığı marketlerde, bakkallarda ve tahtakalelerde üzerlerinde vasati 1000 adet yazısı ile piyasaya sürülen nesnelerdir efenim. Şimdi diyeceksiniz çok biliyorsun sen! biliyorum evet biliyorum burda bilim konuşuyor efenim. Kürdoloji kelime anlamı ile kürdan bilimidir. Heralde tutup olmayan bir milletin kendine ait dil bilimi demeyeceksiniz. Lütfen lütfen arkadaşlar bana bunlarla gelmeyin bilimi kandıramazsınız. Biz neciyiz efenim burda bilim adamıyız dimi ozaman dediklerime inanın.

  • Levent Baştürk
    Levent Baştürk 13.10.2004 - 21:11

    Dil ise Tamamiyle Farsçadır.Şive farklılığı araya girdiğinde Kürtçe olmaktadır.Günümüzün DÜNYA NÜFUS Memurları tarafından kendilerine FARSÇA resmi dil olarak paketlenmiştir.Ama Adı elbette milliyetçilik kokmak zorunda olduğu için ismi de değiştirilmiştir.Ne diyelim,hayırlı olsun...