Kültür Sanat Edebiyat Şiir

küçük iskender sizce ne demek, küçük iskender size neyi çağrıştırıyor?

küçük iskender terimi Kubilay Devrim tarafından 25.07.2002 tarihinde eklendi

  • Necmettin Yılmaz
    Necmettin Yılmaz 02.10.2012 - 11:21

    Birini gerçekten sevdin mi;
    Yaşı, ne kadar uzakta olduğu, boyu, kilosu sadece lanet birer sayıdır..'

    - Küçük İskender

  • Kayıp Yıldız
    Kayıp Yıldız 18.08.2011 - 23:48

    Ben senin eşkıyanım Barudî, menzilime el ver;
    Suretimin gölgesi yok, pençelerim zırnık kokuyor.
    Aşkımın eşkaline uymuyor vurdumduymaz yağmur
    ...Gecenin albenisi yok; al beni Barudî, rahleme geri ver!

    Teninin karanlığına cephane gibi inerken yılan dudaklarım
    Zehrinle emzir beni, varsın yeni bir çağ başlatmasın
    İçimde gasbedilen Tanrı ırmakları; sen bana ruhun öğrettiği
    ilk harfsin Barudî; yüzümdeki denizleri ikiye ayıran asadır
    bakışlarındaki zifiri şahadet! Beni zulme sen teslim et Barudî,
    Cesedimdeki sevda viraneleri bir tek sana emanet!

    Ağzımdaki ölüm kokusu
    Gövdemdeki cennet kapısı
    Nefretimdeki kan sızıntısı
    Sırtımdaki hançerin etten kabzası
    Seni ayyuka çıkartsın Barudî; öyle bir seviş ki benimle
    birbirine karışsın genetik şifrelerimiz ve herhangi bir klasik gitarın
    herhangi bir tınısında
    Şaha kalksın acıda verdiğimiz firelerimiz!
    Ben senin hayata karşı işlenmiş bütün suçlarındaki
    kaza süsünüm Barudî, ifademe el ver;
    Teslimiyetimin ceremesi yok, kesik bileklerim gül kokuyor.
    Son şehrimin ikazlarına uymuyor darmadağınık hatıralarım
    Gecenin terbiyesi yok; al beni Barudî, cehaletime geri ver!

    Toprağın kafatasıdır gökyüzü;
    Gökyüzüne sıkılan birkaç mermi gibi
    Sık beni şaibeli kara parçalarına,
    Barudî, beni salt kötülüğüme geri ver!


    k.iskender / B a r u d î

  • Düşler Şatosu
    Düşler Şatosu 30.01.2011 - 12:41

    Şiirleri aradan yıllar geçtikten sonra bir kitabın arasından düşen eski sevgilinin fotoğrafı gibi acı veriyor...

  • Sanalizasyon Faresi
    Sanalizasyon Faresi 07.01.2011 - 11:17

    en büyük küçük...

  • Limonî Erz
    Limonî Erz 08.06.2010 - 21:58

    Bizim senle hukukumuz var...
    Avukatımız var, suçumuz var...
    Bizim senle bir ömrü paylaşmaya andımız;
    Bu andı çiğneyip iç yüzümüzü ifşa eden ihanetlerimiz,
    Birbirimizi kolayca harcamanın lüksü,
    Bu lükse sığan baş önde boş boş oturuşlarımız var.
    Konuşamayışlarımız, hiçbir şeyi açıklayamayışlarımız,
    Kaçıp gitmeyi erdem sayışlarımız var.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 24.03.2010 - 14:55

    karanlıkta herkes biraz zencidir

  • Krampa Cimcik
    Krampa Cimcik 03.03.2010 - 11:35

    inanılmaz bir yorumlama ve bakış açısına sahip, dili ironik ve çok başarılı bir şekilde kullanan, 5 yıl tıp okuduktan sonra bırakıp sosyolojiye devam eden, anlatımına ve bakış açısına hayran olduğum, kendime çok yakın bulduğum, çok etkilendiğim ve ayrıca ağır roman'ı izlerken, 'bu replikleri iskender yazmış olmalı' deyip haksız çıkmadığım için beni mutlu eden yazar, şair, yarı doktor, yarı sosyolog, dahi...

  • Hüzünbaz Yüzler
    Hüzünbaz Yüzler 15.08.2009 - 18:29

    Ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceler
    Aramıza bir hançer bırakacağım, belki küflü bir hançer
    Onun küfüyle paslanırken gizli saklı yalnızlığımız
    Rüyamıza giren prensler
    İçimizdeki mutsuzluğu içecekler

    Ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler............

  • Hüzünbaz Yüzler
    Hüzünbaz Yüzler 15.08.2009 - 18:28

    Ben jiletin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler
    Puhuların üstünden gece vardiyaları ve rıhtım görülüyor
    Üstündeki kan kokusu bütün cesetleri buraya çekecek
    Öyle şehvetli ki dudaklarını saran atmosfer
    Diplerine kömür çökmüş tırnaklarıyla küçük serseriler
    Senin ellerinden kabusun matarasını kapacak ve
    İçindeki sessizliği içecekler.............

  • Blase Blase
    Blase Blase 10.07.2009 - 21:58

    kilidine sıkışmış bir anahtarın,
    kapıya bakışındaki çocuksu ifade kadar
    seviyorum seni...


    hayranım benzetmelerine...
    olayları çok farklı açılardan yorumluyor.

  • Blase Blase
    Blase Blase 10.07.2009 - 21:49

    ovdun ve okşadın beni.
    çıktı içimdeki cin.
    ondan ölümümü diledin.
    :/

  • Blase Blase
    Blase Blase 10.07.2009 - 21:47

    ...
    bugün hep ağlıyorsam kızmayın.
    çünkü doğarken hiç ağlamadım ben!
    bunu söylemiş olmalıyım!
    çünkü doğarken hiç ağlamaz ibneler!
    ...

    buna benzer bir çok şiire sahip, kitaplarını uluorta okumaktan çekindiğim şahıs.
    karmakarışık yazıyor gibi görünse de aslında birçok şeyi derin bir şekilde ifade ediyor.

    bir de eşcinsel...

  • Nazende Ten
    Nazende Ten 20.06.2009 - 04:07

    ağzında kir taşıyorsa bir kuş,masumiyetinden değil dünyadan şüphe duymalı....küçüksün,iskendersin,ağzında kir taşıyan kuşsun...bir akla mezardır deliliğin...

  • Yaşar Özcan
    Yaşar Özcan 25.09.2008 - 18:42

    anlamak okumaktır.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 19.09.2007 - 16:50

    masum değiliz hiçbirimiz...

  • Geron-imo
    Geron-imo 18.09.2007 - 16:40

    Onlar, okurlarım.
    Onlar, okur olmayı edebiyatı sevdikleri için seçmediler. Mideleri yıkansın diye okudular.
    Bileklerindeki kesikler dikilsin diye okudular.
    Potansiyel negatif enerji dağılsın diye okudular.
    Benden korkmak için okudular.
    Bir kez daha haklılıklarına ağlamak için okudular.
    Doğru düşündükleri onaylansın diye okudular.
    Dertleşebilmek için okudular. İçlerini dökebilmek için okudular.
    Yaptıklarının yasak, ayıp, günah olmadığına bir başkası da arka çıkabildiği için okudular.
    Yabancı altkültür yazarlarından sıkıldıkları için okudular.
    Bana haykırabilmek, benimle itişip kakışabilmek, arkadaşlarından, benzerlerinden haber alabilmek için okudular.

    Beni bir gazetenin üçüncü sayfası gibi, o, ölümle yüzyüze gelebilme cesareti taşımanın gururunun bedenleri nasıl kavurduğunu kanıtlamak için okudular.

    Son sigarayı, son alkol yudumunu paylaşabileceklerini öngördükleri için okudular.

    Şehirlerine gittiğimde beşinci sınıf otel odaları yerine onların küçük bekar evlerinde bir yer yatağında uyuyacağıma yemin edebildikleri için okudular.

    Beni 1 mayıs meydanında, bir gay clupta, bir rock barda görebildikleri için okudular.

    Sahici olduğum, onlara yalan söylemediğim, söyleyemeyeceğim, çok azarlarsa yatağa atabilecekleri için okudular. Çok gençtiler. Onlar ta yolun başında terkedilindi; bu unutuş, bu yok sayma kabullenemez, bağışlanamaz. Çünkü yanlarında ne bir harita, ne bir pusula ne de güvenecekleri bir yandaş vardı.


    Ben bu insanları tanımadan sevmek mecburiyetinde bırakıldım; olumsuz bir mecburiyet değildi bu elbette, tam tersine kavmini bulmuş, uzun zamandır yalnız yaşayan bir adam gibiydim. Gittiğim en uçlarda bile bana saldıracak ya da sevecek birileri vardı mutlaka. Yukarı aşağı, yatay her noktada yeterince düşman ve dost! Sesimi, gitgide çığlığa dönüşen sesimi duyurabilmiştim. Onlar biliyordu: Marksist kökenli bir anarşisttim artık. Onlar biliyordu: Çocukken tacize uğramadan, kadınlarla birlikte ola ola gayliğimi keşfetmiştim ve herkes kadar mutlu, herkes kadar aşk acılarıyla derbederdim. Onlar biliyordu: Keyif verici maddelerle haşır neşirdi. Haşır neşir arkadaşlarımdan kimileri ölmüştü. Onların da arkadaşları ölmüştü. Hepimizin birileri ölüp ölüp duruyordu. Ve işin boktan yanı, tutkuyla bağlı olduğumuz, güzel insanlardı gidenler. Hırçındık bize saldıranlara. Şevkatliydik kollarını açıp bekleyenlerin karşısında hep. Hep özledik. Huzurdan gebermeyi, eşitliği, özgürlüğü, paylaşmanın fevkaladeliğini. Olmayacağını bile bile bekledik. Onlar biliyordu: İntiharın zembereğine çomak sokuyordum kırılmak pahasına. Hüznü kızıştırmak, üstümüze çekmenin altında elbette puştluk vardı. Farkındaydık. Çünkü zayıftık ve karşımızdakine vurabileceğimiz tek bir yumruktu. Gücümüz ortadaydı işte. Onlar biliyordu: Ölümle burun burunaydım. Peşimdeki faşist kiralık katillerle, yatağımda zincirle beni boğmaya kalkanlarla, evimi soyanlarla, kleptomanlarla, ihanetlerle, sahtekarlıklarla cebelleşiyorduö. Onlar biliyordu: Önceleri asker kaçağıydım. Ve yurtdışına çıkıp orada yaşananları görüp yazılarıma aktarmak için ani bir kararla askere gittim. Param yoktu. Bu ülkede kalemiyle, ek bir iş yapmadan ayatka durmaya çabalayan tek adam olduğumun bilincindeydiler. Onlar biliyordu: Popüler kültüre de düşkündüm. Sarhoş olup zırlarken Chopin dinlenmeyeceğini anlayacak kadar zekiydim. Batıdan çalıntı bir altkültürün bize, Ortadoğu'ya uymayacağını, bunun yapmacık, sahte kaçacağını söylediğimi işitmişlerdi. Onlar biliyordu: Sinemaya da gönüllüydüm. Ayrıca komiktik de. Dalga geçmesini Öğrenmiştik. Onlar biliyordu: Yaşamadığım halde başımdan geçmiş gibi anlatılan ve kulaktan kulağa yayılan olaylar vardı. Oysa ben hiçbir şeyi saklayamayacak kadar tek hücreliydim. Basitten iğreniyordum. Kolaycılıkatn iğreniyordum. İçten pazarlık ve sömürgecilik, insani değerlerin hiçe sayılması, bağımsızlığın kısıtlanması midemi kaldırmakla kalmıyordu. Bütün bu anlamlara açtığım savaşta sürüyü avucunda tutma yöntemlerinden gelenekselcilik ve ahlak da paylarını alıyordu. Onlar biliyordu: Rock tabanlıydım. Otonom oluşumlardan yanaydım. İşgal evleri düşleri kuruyordum. Seksin pervasızca kullanılmasını istiyordum. Töreye anne, devlete baba dediğimin altını onlar çiziyordu zaten. Onlar biliyordu: Biz bir bütündük. Kırılmış bir bardaktan etrafa saçılmış cam parçacıklarıydık. Üstümüze basmaya çalışanın ayağını kanatmak ödevimizdi.

    Aslında çoktular. Suskunlukları yüzünden az gibi görünüyorlardı. Çünkü onlar bir darbenin içine doğmuşlardı. 1980'in çocuklarıydı onlar. En ağır koşullardan geçen ailelerin, ezilmiş, işkence görmüş, ruhsal bunalımlar geçirmiş anne-babaların evlatlarıydılar. İsyanlarını politik merkezde değil, sosyal hayatta göstermenin güzelliğine kapıldılar. Kısmen haklıydılar da. Kimse onlarla konuşmuyor ve asla anlatmıyordu.

    Yalnızca gördüklerini yorumlama şansına sahiptiler. Yol göstericiler yoktu, kaybolmuşlardı. Müzik, uyuşturucu ve bir parça kitapla, seyredebildikleri altkültür filmleriyle kendilerine bir ifade biçimi geliştirme uğraşına girdiler. Ne ebeveynler, ne politikacılar, ne sanatçılar ne de hızla gelişen teknoloji onların utangaç ama isyankar olmalarını engelleyebildi. Odalarına kapanmak, hücrelerini oluşturmak ve oradan kişisel anlamlar çıkarmak tek yol gibiydi.

    Sonra buluştuk. Mektuplar, mailler, kapıma bırakılmış notlar, imzalanıp gönderilmiş kitaplar, kolajlanmış resimler, imza günleri, telefon görüşmeleri, cep telefonu mesajları, söyleşiler, bana hazırlanmış defterlerle buluştuk. Zarflardan çıkan kanlı cam parçacıkları, akineton tabletleri, kurutulmuş böcekler aslında herşeyi ifade etmeye yetiyordu. Benim bildiğimi onlar da biliyordu: Artık söylenebilecek söz kalmasa da, ortak bir dilimizin varlığı kesindi. Bu tükenişte, bu yere çakılmış uçağın enkazında belalı şizofrenler gibi karnımızı doyurmak için birbirimizi yiyecektik. Bizim kriterlerimiz kendiliğinden oluşmuştu. Küçük, saldırgan ve naif bir orduyduk.

    Karşılıklı sevdalar, nefretlerle çoğaldık. Onlar biliyordu: Hissettiklerini benim önüme sürdüler. Onları anladığımı, bununla birlikte bir çare bulamadığımı onlar da biliyordu.

    Onların bildiklerini, onların ürettiklerini onlara ve onları merak etmeyenlere sunmak için hazırladım bu kitabı. Kelimelere dokunmadan, imlaları düzeltmeden. Tıpkı bana geldikleri gibi. Amaç ne: Hem kardeşlerin birbirlerini tanımaları, hem ürettikleriyle bir sese dönüşmeleri hem de bir nebze bu dönemin gençliğinin neler yaşayıp nelerin peşinde olduklarının sosyolojik dökümü diye adlandırılsın arzusundayım. Yüzlerce mektuptan, mailden ve nottan bir seçme yaptım. Diğer imzalar kırılmasın. Çok özellerin burda işi yok. Özellikle mail dışındakileri saklıyorum. Soyadlarını çıkarttım; adresleri bozdum. Kimi yerlerde de incinme olasılığı nedeniyle kısaltmalar yapmayı uygun görmemi bağışlayın, bağışlasınlar. Neydi sıkıntım: Tamamlanıp bir puzzle havasına bürünelim hevesine kapıldım. Mamafih, böyle bir ülkede bu çalışmanın bir megalomani ürünü sayılabileceği de açık. Derdim(iz) değil. Keşke her ot ne boka yaradığını bilse. Ben biliyorum. Onlar biliyor. Yani, biz biliyoruz.

  • Lenaya Ge
    Lenaya Ge 30.07.2007 - 12:42

    hayatıma girişi bambaşkaydı ev arkadaşımın tozlu ve boklu raflanın en arka hizasında yanıda ticaret hukuku ve ince bir suntayla neredeyse birleşmiş bir şekilde buldum onu 'bir nedeni yok yanlızca öptüm..' nedense hep böle sıkışmış yada dolabın arkasına düşmüş kitaplara ilgi duyarım..hayatıma burun deliklerimde giren saman kağıdı kokusu ve cigerlerimden çıkan hapşırık olarak girdi..
    HAYAT sadece GÜZELLİKLERDEN ibaret değil,pisliğide var hayatın neden hep korkarız toplum içinde osurmaktan hatta abartıp hapşıramazız bile yada ne bilim ben neden çekiniriz seksten bahsetmekten ASLINDA hatalıbaşladım bu paragrafa hayatın pisliği yada güzelliği değilki bu OLMASI GEREKENİ zorununluluğuuu...
    ama işte bize hep başka başka anlattıklarından bu acıdan bakmıyoruz hayata KÜÇÜK İSKENDERse oldugu gibi bakıyor (tamam belki abartıgı noktalarda oluyor) gülmekle ağlamanın insanı oldugunu bilmek gibi yemekle sıçmakta aynı şey aslında insanı ama yemek yemek doğal sıçmak yasak! ! komik bence ve KÜÇÜK İSKENDER bunu çok güzel vurguluyor TABİ anlayana...

  • Fatma Sena Gündüz
    Fatma Sena Gündüz 26.04.2007 - 09:09

    radikaldeki kosesinden,kenan pasaya yazdigi mektup.

    sol açık`tan mektup
    'sayın kenan bey; artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz
    sayın kenan bey,
    bu mektubu size serin bir mart sabahı, Atatürk`e dil uzatan bir youtoube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri.
    zat-ı âliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım.
    bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen tünel`de yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. ben sayenizde kabataş erkek lisesi`ndeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hâlâ konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. son kadavram bir çiftçiydi. onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz? ! ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.

    asmayıp da beslediğiniz biri.
    dedim ya, babam ressamdı, siz de resmi seversiniz; babam hayatı boyunca bir nü yapmadı, yapamadı kenan bey; masum bir içgüdüyle sanki çıplaklığı fakirliğe bağladı; fakir olan çıplaktı ve bunu resmetmek adeta alaydı onun gözünde; size nü konusunda ne ilham verdi kestiremiyorum ama, cinsel organlarına tazyikli su fışkırtılan kızların ya da hayalarına elektrik verilen devrimci delikanlıların çağrışım yapma olasılığı yüksek; kim bilir bizzat tetkik ettiğiniz bir seansta 'bir gün bu vahşeti tuvallere estetik kaygı güderek nakşetmeliyim' diye düşünenler arasına da karışmış olabilirsiniz. malum, her yer, her şey karışıktı o vakitler; akıllar da dahil buna. insanın tamama gücü yetmiyor işte; asmayıp da beslediğiniz kişilerden biri olarak bunu ifade etmeyi ortamın müsaitliğine bağlıyorum.
    vaktiniz varsa ve gözlerinizin sağlığı yerindeyse dostoyevski`nin `suç ve ceza`sını okumanızı önereceğim naçizane. o pek nutuk havasında değildir ancak, gizliden gizliye barındırdığı tiratlarla iç hesaplaşmanın hastalıklı yapısını teşhir eder; ah elbette fazla toplumsal sayılmaz belki, kim bilir fazlasıyla bireycidir de, ancak topluma bir noktadan başlamak da lazım. birey, bunun için iyi seçilmiş bir giriş kapısı. başka hayatlara saygı duymanın solculukla doğrudan ilgisi olmadığına kanaat getirebilirsiniz; başka hayatlara saygı duymak, bu aralar önemini fark ettiğinizi sandığım özgürlük denen, sizce kızıl bir hevesin tezahürüdür aslında. yani sizin de anlayacağınız şekilde söylersem bir tarafta kızıl kuvvetleri temsilen özgürlük vardır, bir tarafta karanlık kuvvetleri temsilen derin devlet politikası. bir nevi warcraft; varsa torun torba, bu bilgisayar oyununun brifingini verebilirler size. güzel oyundur: insan ırkıyla yaratıkların mücadelesi. ama baştan seçmeniz lazım hangi tarafta olduğunuzu. inanır mısın, bir kaptırıyorsunuz kendinizi; ne şiir kalıyor, ne özlem, ne mücadele, ne memleketi kurtarma arzusu, pata da küte de, kılıç al, kalkan al, geçiyor ömür. ikinci el savaş oyunları, her zaman ucuzdur, herkese tavsiye ederim.
    neyse, konu dağıldı, ee, kolay değil, şizofreniyi bir siper, bir sığınak kabul etmiş, hayatta kalmayı başarabilmiş bir neslin çocuğu olmak, bu acılarla barışık yaşabilmek; bazen benim de dengem kaybolabiliyor. mazur görmeli.

    ortalara bir yerlere dallas
    benim babamın bavulu olmadı hiç; çünkü her an yolculuğa çıkabilecek kadar tedirgin değildi; tam tersi, yerleşik bir adamdı o. davasına, düşüncelerine, sevinçlerine, üzüntülerine körü körüne bağlıydı; evcildi kısaca. eline tutuşturulmuş bir pusulayla yaşamadı. insanların işaret ettiği yerlere gitmedi. doğduğu ülkede doğduğu kadar temiz öldü. herkes onun kadar şanslı değil.
    duydum ki, babamın doğduğu ve temiz öldüğü bu ülkeyi şimdi de eyaletlere ayırma, ortalara bir yerlere dallas yerleştirmeye niyetli taslaklar hazırlanıyormuş; bir oyun daha vardır; gizli hedef. oyunculara başta görevler dağıtılır ve herkes bir dünya haritası üzerinde ordularıyla bu gizli görevlerini sonuçlandırmaya çalışır. o da zevklidir.
    madem oyun oynayacaktık kenan bey, madem her şey bu kadar pamuk helvası kıvamındaydı, madem oyunlar masumdu, o çiftçinin ellerine neden çiviler çakıldı, o zamanki yaşıtlarımın boyunlarına ilmik neden geçirildi; neden babalar ölüme, gençler işkenceye gönderildi, neden bir dönemin taze beyinleri coplar eşliğinde eğitildi; zarlar mı hileliydi, krupiyer mi ahlaksızdı, nü`ye malzeme model mi yoktu? !
    sizi bu yaşta daha fazla yormamak lazım; kusura bakmayın, başta da dedim, şu videoya sinirliyim aslında. mektubuma son verirken, şu öpme / koklama bahsine gelmişken, eylemsiz kalmayı tercih ediyorum. kısmi 'fikir arkadaşı'nız sayılabilecek yıldırım gürses`in dediği gibi `biliyorum, bu son mektup ayıracak bizi` lakin, çıkarayak, bu coğrafyada düşünce özgürlüğünün sizin de canınızı yakmasına ben ve kahvehanedeki arkadaşlarım pek güldük. artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşlarımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz.
    shakira nasıl, biz hastasıyız.
    hürmetler.'

  • Lalaşkın
    Lalaşkın 24.03.2007 - 14:59

    bir yerlerde kaybettiğiniz unuttuğunuz hatırlamaktan korktuğunuz herşeyi onda bulabilirsiniz öyle ki bir gecede bile tüm yaşantınızı değiştirebilecek güçlükte bir savaşçı

  • Hatice Yavuzdurmaz
    Hatice Yavuzdurmaz 20.03.2007 - 10:48

    Paraşüt açılmasın bu sefer dudaklarımızda!
    lambaları söndür,
    gazı aç,
    çakmağı çak!

    anzısın bir infilak olsun ölümüne seviştiğimiz oda!

  • Sel Suyu
    Sel Suyu 19.02.2007 - 22:01

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık
    kütür kütür küfrediyor gece imanıma
    bir yaprak kırılıp suya düşüyor
    su yaralanıyor su kanıyor şelale!

    ah nasıl titredim tensiz
    bir piyanist büküldü sanki
    kesişen ayrışık doğrular gibi
    çarpışıverdim yüzünle. yüzün
    öyle düzgün suna bir elyazısı
    yüzün yüzüme aksedince
    yüzün ayna alnımda
    yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

    bitmemiş bir ömrün yalanısın
    sen: kabuslarımın tabiri
    çocukluğumun arta kalanısın!
    öldüreceğim kendimi dudaklarınla
    dudakların etle, şehvetle seferber
    sen! bana inen son kutsal kitap
    son fakir yatır
    son aciz peygamber!

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık

  • Sel Suyu
    Sel Suyu 19.02.2007 - 21:50

    neyse ki sevdim
    neyse ki incindim
    çok yıkılmadım
    sadece yoruldum
    gözlerini akıttım son sevgilimin
    ve hayata böyle el koydum!

  • Sel Suyu
    Sel Suyu 30.01.2007 - 03:23

    çalıntı bir aşktan alıntı

    hacivat adamlar zülfikar kemiğiyle lades tutuşurdu
    denize kusarlardı; yosun tutuşur, karides tutuşurdu
    elele tutuşurduk, kimse susmazdı, susmak olmazdı
    istanbul’da bir asit şişesi kırılırdı
    bir çocuk kapıyı açıp laciverde girerdi

    dudaklarından öperdim, başım derde girerdi
    ve bir ayna şarkı söylemeye başlardı olduğu yerde

    örneğin sarıyer’de: bir börekçi aniden küçümsenirdi
    çay bardaklarıyla asya’nın en eski haritası çizilirdi
    seni düşlerdik tüm belleğimizle
    acı çizilirdi, et çizilirdi, kafatası çizilirdi!

    bir vapura binerdik, yüzümüz üstümüz limon ağacı
    her iskele biraz daha uzak, her aşk biraz daha latince
    iki parmak daktilo yazar gibi kopuk kopuk
    iki sözcükle gözlerine yazardım kendimi
    acemice!
    ve bayram harçlıklarımı, açlıklarımı düşürmüş olurdum böylece...!

    sen ise
    gençliğini, hep çocukluğunu düşürmüşsün
    diyelim gece, diyelim alelacele yalnızsın
    diyelim ki oturup beni düşünmüşsün
    ağlamışsın gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi
    yeşilde mavi yok oysa, sarı hiç yok!

    beni düşünmüşsün saçlarını akordeonlarla tarar gibi
    küçücük bir kız gibi
    küçücük bir delikanli gibi
    küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi
    büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi
    kanar gibi, kanatır gibi, birlikte kanar gibi beni düşünmüşsün!

    ecel olur gelirim sana artık adressiz bir zarf gibi
    zarfı yalayıp kapatırken dudaklarımı kağıtla keser gibi
    çünkü ben orda celladım, biraz katil
    seri haldeyim sana, paralel haldeyim

    bütün suçlar üstüme yıkıldı, hataların altında kaldım
    hayatım hayatına düşüp patlamayan
    hayali bir bomba gibi...!

  • Sel Suyu
    Sel Suyu 30.01.2007 - 03:01

    radyo oyunlarına benzer insan hayatı
    hep
    arkası yarın!
    arkası yarın!
    arkası yarın!
    sanki hep arkalarda kalmışçasına yarın!
    sanki hep arkalarda kalması gerekirmişçesine yarın
    bölük pörçük yaşanırken
    aşklar,
    acılar,
    nefretler
    başka insanların dillerinde, başka oyuncuların yeteneğinde
    radyo oyunlarına benzer insan hayatı
    efektler kimin elinden, seslendirenler kim, konu ne
    bir dinleyici gibi oturursunuz kendi hayatınızın önüne
    meraklanırsanız,
    heyecanlanırsınız,
    sinirlenirsiniz de
    oysa kahramanı olduğunuz oyunda
    habersizken olanlardan, olacaklardan
    ağlarken ince ince siz, titrerken yarım yarım..
    radyo oyunlarına benzer insan hayatı
    hep
    arkası yarın!
    arkası yarın!
    arkası yarın!

  • Sel Suyu
    Sel Suyu 15.01.2007 - 02:16

    dağılın lan ülkeler
    dağılın lan ordular
    sizin yüzünüzden kesip duruyorum sevgilimi!
    sizsiniz asıl muhatabım, ama ona vuruyorum
    adrenalin stalin’le kardeş çıkıyor
    kıymetsiz ve alakasız bir vakitden sadakat diliyorum
    tapınak ilan ediyorum yeryüzündeki cehennemi
    allah belanızı versin!
    doktor kontrolünde terkediyorum seni!
    çiğnediğim jilettin çünkü

    ciddiyetini kaybeden alkoldün
    burda kötü tesadüftü dudaklarının zihniyeti
    harcadığım hayattın
    harcadığım, vekaletini aldığım haşarı velet
    evet, sesimdeki tattın, sesimdeki rüya sesimdeki avuç, sesimdeki dağ
    kısmi yalnızlığımın nüfus patlaması
    kuduran parmaklarım, kuduran parmakizim
    ellerimi rehin bıraktım sensizliğe
    ellerimi okula yazdırdım bedeninde
    çalan zildin, çalıp kaçan menzildin
    artık ticarete atılabilir ruhun
    artık ihanete kafiye olabilirsin ancak
    adını küfür sayıyorum sevdama
    vuruyorum, kırıyorum, dövüşüyorum...
    elbette biraz kurt cobain elbette biraz ozzie
    elbette tamı tamamına joplin fazında
    paralelden vazgeçip seri bağlanan kader
    kırsal kesim tenimdeki dejenerasyon
    sabah sabah esrar, sabah sabah sperm
    sabah sabah ortadoğu sabah sabah kanlı krem
    işin içinde devlet de var
    aşkın içinde hükümet de var bebeğim
    sen dışişleri ben içişleri bakanı
    beni arkamdan vuran dünya düzeni
    dünyayı düzenlerin anlı şanlı tarihi
    vaktim yok kıta keşfetmeye
    bir parça penis yeter mezarımı kazmaya
    bir parça his yeter yenilmeme, yıkılmama
    ah tabii ki 1999’dayız
    rosche’luyuz, mutluluk bizim normal halimiz
    aslında bizim mutluluktan kastımız
    zan altındaki hürriyetimiz
    delikanlı tarafımıza ters geliyor hususi hiyerarşi
    haplanmış bir kapitalizmle yaşarken halklar,
    dağılın lan ülkeler

  • Ses Sizlik
    Ses Sizlik 11.01.2007 - 01:24

    uzun şiirlerden sözeden şairlerden korkacaksın
    hani bir de intihar, fiyakalı bir sustalı gibi duruyorsa arka ceplerinde!
    hani bir de kağıtta mürekkep, kainatta şiddet tükenmişse
    uzun şiirlerden sözeden şairlerden çok korkacaksın
    bir mecnun kul, gece vakti tanrıyla peygamberin arasına girmişse!

    uzun sözcüğünden korkacaksın
    hani bir de kısaysa yazılırken bile!

  • Boran
    Boran 21.12.2006 - 13:09

    ...Ve şeytan kelime oldu, Lut gölü civarında...
    Kaybolmuş çocukları elmalı şekerlerle kandıran...kirleten ve gülen...
    Kelime şaire dönüştü. Tanrıya ve her şeye isyana çağıran bir şaire...

  • Sultan Fatih Yağcı
    Sultan Fatih Yağcı 14.12.2006 - 15:23

    r o c k m a n i f e s t o

    şu yazısını bir yerlerde bulun ve okuyun. Sanatçının 'marjinal' olması gerektiği,
    farklı bakış açılarıyla sanatı elde ettiğini kabul ederim ama..
    Eğer bu esrarkeş, ruh hastası adam sanatçı ise
    ben böyle sanatı..
    iğrenç tek kelimeyle.

  • Samet Sakal
    Samet Sakal 27.11.2006 - 21:55

    aşkı dövmek lazım
    kalbe terbiyesizlik ettiğinde....

    iyi yazar.....kelimelerin yalın anlamlarını içsellikle birleşirip çok derin sözcükler haline getiren bir isim.....cinselliğine gelirsek kime neki?

  • Sultan Fatih Yağcı
    Sultan Fatih Yağcı 30.10.2006 - 10:49

    Yazdıklarının bir erkeğe yazıldığını düşünmek..
    ah!
    işte bu yüzden okuyamıyorum yazdıklarını..

  • Vera Tunahan
    Vera Tunahan 16.09.2006 - 23:21

    adamın bi cümleleri var

    bi de cinsel yaşamı.

    gerisi yalan sanki.

  • Vera Tunahan
    Vera Tunahan 12.09.2006 - 22:05

    kişisel sitesinin girişi de kendi gibi.

  • Esra Şeker
    Esra Şeker 12.09.2006 - 15:37

    erotika (içinde en sevdiğim şiir 'ne çok') , suzidilara, periler ölürken özür diler

  • Yellow Submarine
    Yellow Submarine 21.08.2006 - 23:44

    Homo olduğunu öğrenene kadar bazı şiirlerini okuyup ne romantik adam dememe sebep olan ama gerçeği öğrendikten sonra romantik yöndeki duygularımı sıfırlayan -yazık oldu- ve fakat dehası asla ve kat'a tartışılmayan sanat adamı.

  • Ahmet Sogutmaz
    Ahmet Sogutmaz 21.08.2006 - 01:10

    şair abimiz ama biraz yumusak diyolardı demi

  • Atakan Kartaltepe
    Atakan Kartaltepe 29.07.2006 - 19:13

    Evet! Küçük...hattâ haddinden fazla küçük...Öyle değil mi İskendeeer? ..

  • İnanna Mana
    İnanna Mana 28.04.2006 - 10:57

    Tanrım,o serseri ruhuna,ve ruhundaki karmaşaya hastayım.nasılda inceden oynar kelimelerle........................................

  • Esra Satıcı
    Esra Satıcı 14.10.2005 - 23:50

    küçük İskender mahlasıyla tanınan Derman İskender Över, 28 Mayıs 1964 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne girdi ve beş yıl eğitim gördü. Kendi arzusuyla bıraktığı tıp eğitimini takiben İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne de üç yıl kadar devam etti. Ağır basan sanat hayatı onu akademik ortamdan kopartarak edebiyat ve sinemaya sürükledi.

    'Marjinal şair' olarak tanınmaya başlaması 1985 yılıdır. Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD'de ise Murat Nemet Nejat'ın 'eda' kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması'nda (La Giovane Poesia D'europa Nel 1999) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde 'Bir Çift Siyah Deri Eldiven' adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine 'Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi' üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin'de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004'te Newyork'ta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye'de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop'lara katıldı. 2005 ODTÜ Bahar Şenliği'nde ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu için bir açıkhava söyleşisine konuk olarak katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde 'Ağır Roman' ve 'O Şimdi Asker'in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. Halen Varık, Adam Sanat, Yasak Meyve, Kaçak Yayın adlı dergiler ağırlıklı olmak üzere yazmaya ve kitaplaşmış eserlerini yayımlamaya devam etmektedir. Resmi internet adresi: http://www.kucukiskender.com/

    kitap listesi

    Kitapların ilk yayımlanış tarihleri ve şu anda bulundukları yayınevleri dikkate alınmıştır
    Şiir

    * Gözlerim Sığmıyor Yüzüme (1988 / Adam Yayınları)
    * Erotika (1991 / Adam Yayınları)
    * Yirmi5April (1994 / YKY)
    * Periler Ölürken Özür Diler (1994 / Gendaş)
    * Suzidilara (1996 / Adam Yayınları)
    * Güzel Annemin Hayal Gücü (Tek Baskılık Kitap) (1996 / Hera Şiir Kitaplığı)
    * Ciddiye Alındığım Kara Parçaları (1997 / YKY)
    * Papağana Silah Çekme! (1998 / Om Yayınları)
    * Alp Krizi (Tek Baskılık Kitap) (1999 / Çalıntı Yayınları)
    * Gözyaşlarım Nal Sesleri (1999 / Adam Yayınları)
    * Bir Çift Siyah Deri Eldiven (2000 / Adam Yayınları)
    * İpucu Bırakma Sanatı (2000 / Om Yayınları)
    * Bahname (2000 / Om Yayınları)
    * Klarnet (2001 / Om Yayınları)
    * Kahramanlar Ölü Doğar (2001 / Om Yayınları)
    * Çürük Et Deposu (2001 / Adam Yayınları)
    * Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm (2002 / Om Yayınları)
    * Eski Kral Deposu (2002 / Adam Yayınları)
    * Siyah Beyaz Denizatları (Toplu Şiirler I) (2003 / Gendaş)
    * Barudî (Kürtçe Çeviri) (2003 / Piya)
    * Dicle ile Fırat (2004 / Gendaş)
    * Bir Daha Bana Benzeme Angel! (2004 / Varlık)

    Serbest Metinler

    * Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri (1992 / Parantez)
    * İkizler Burcu Hikâyeleri (1993 / Parantez)
    * 666 (1994 / Gendaş)
    * The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi (1996 / Parantez)
    * Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri (1996 / Parantez)
    * Pop H'art (1997 / İnkılâp)
    * Balık Burcu Hikâyeleri (2000 / Parantez)
    * Made In Hell (2001 / İnkılâp)
    * Insectisid (2002 / Stüdyo İmge)
    * Necronomicon / Ölüm Kitabı (2004 / Turuncu Medya)
    * Burç Hikayeleri (2005 / Sel Yayıncılık)

    Romanlar

    * Flu'es (1998 / Parantez)
    * Cehenneme Gitme Yöntemleri (1999 / Parantez)
    * Zatülcenp (2000 / İnkılâp)

    Özel Derlemeler

    * Kanlı Lağım Fareleri'den küçük İskender'e (2001 / Stüdyo İmge)
    * Aşk Şiirleri Kolonisi (2004 / Everest)

    İnceleme / Eleştiri

    * Şiirli Değnek (1995 / YKY)
    * Eflatun Sufleler (2002 / Gendaş)
    * Rimbaud'ya Akıl Notları (2004 / Alkım)

    Günce

    * Cangüncem (1996 / Gendaş)

  • Hayat Suyu
    Hayat Suyu 06.08.2005 - 14:02

    Ne zaman iki halkın savaş meselsi ona sorulsa, 'Bu iki halktan kız ve erkekler birbirine aşık olama savaşta' der. Hep aynı cevap.
    'Oğlum bırak şimdi aşk meşk sex felen filan, orda insanlar ölüyo be adam' diyesim gelir. Kendi kendime der otururum yerime.

  • Drag Bonfire
    Drag Bonfire 06.08.2005 - 11:07

    hiçbir filmin yatak odamla ilgisi yoktur.. yanlızca rastlantısal benzerliklerden sözedilebilir.. koynumda uyuyan yönetmen delikanlılar, yeraltından çıkartılmış ve kayganlaştırıcı kremle ovulup parlatılmışlardır.. bizim sevişmelerimize kimse Oscar veremez..

    küçük iskender
    belden aşağı aşk hikayeleri..

  • Mehmet Safa
    Mehmet Safa 04.08.2005 - 21:08

    kelime tanrının küçük iskender'in değil.
    tanrı'nın hayallerinden kotarılmış şeydir şiir?

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 17.03.2005 - 09:42

    o çocuklarla sabahlarken terkedilmiş bir senaryonun
    kötü adam karakterlerinde,
    herkes seçtiği rolün repliğiyle boğuşurken
    kostümler bol gelirken, dar gelirken bedenlere
    kim 'kamera! ' dedi, kim 'stop! ' dedi bilinmezken
    binlerce bobin kutusu içinde ararken kendi karakutumuzu
    hepimizin bir asistanı var sonunda vurduğumuz
    aşk ile çekememezlik arasında hep ihtiyaç duyduğumuz!

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 10.02.2005 - 10:05

    Ne zaman bu güzel diye başlayıp midem bulanarak bitirdiğim çoğu şiirin altındaki imzanın sahibi

  • Alibozdemir
    Alibozdemir 08.02.2005 - 20:59

    o çok iyi bir şair,aykırı yani derdi var adamın..öyle oturup masa başında 'kurgu'layıp imge salataları yapmıyor..aydın geçinen bazı pipo'ların tırsıp geri çekildiği dönemlerde adam en ağır yazıları yazabiliyor..yaşadığını yazıyor her şeyden önce..eşcinselliğini de yazacak,anarşistliğini de,alkol bağımlılığını da..yaşıyor çünkü..bunları yazmaktan daha doğal ne olabilir? pop h'art,666,çok ayıp bir şey mutluluk ve gözlerim sığmıyor yüzüme çok iyi kitaplar..adama bok atmadan önce bir okuyun be kardeşim,oğlandır diye atamazsınız böyle bir şairi..

  • Tuba Bilen
    Tuba Bilen 30.09.2004 - 19:31

    tanışmak için çıldırıyorum umarım bi gün tanışırız harika bi şair en sıkıcı dönemlerimde beni hayata döndüren şair

  • Seda Nil
    Seda Nil 28.07.2004 - 18:42

    ayda bi kez karsına cıkıp sana tapıyorum dedigim adam.gülümseyerek bira ikram edişinden gece aradıgımda kötüyüm deyişine kadar her tavrına hasta oldugum adam.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 11.06.2004 - 09:22

    mekanı:neva
    yazım tarzı: Homo Sapıkiens
    Cinsel Tercihi: Kimse bilmiyor
    İç çamaşırı: Bebek Kundağı (Yanlış anlamayın bi fotosu varda ordan bildim :)
    Hergün içtiği içecek: Su.
    Normalmi: HAYIR.... :)

  • Elif B
    Elif B 10.05.2004 - 19:54

    İkizler burcu insanı..İyi şair..dolu insan...güzel insan...
    Aids olmasından korktuğum...

  • Sait Diyapoğlu
    Sait Diyapoğlu 10.03.2004 - 16:30

    o zamanlar yaçadığım şehre -mardine- yeni açılan bir hastane sebebiyle bir doktor kızı gelmişti ankara'dan..içmek istediğini söylemişti, bunu o şehirde ancak araba içinde yapabilmiştik..lise iki ya da lise sondaydım ve toplumcu gerçekçi şiirden hemen hemen sıyrılmak üzereydim..o zaman işte k. iskender diye biri çıktı karşıma.. ilk alp'in defteri'ni ezberlemiştim..ve nedendir bilmem, kızların sevmediğini düşünürdüm hep.. o kız o gece bana k.iskender'i tanıyıp tanımadığımı sormuştu..ben hemen alp'in defterine başlamıştım.

    şimdi de görüyorum ki genelde bayanlar yazmış bu kısma. yanılmışım..
    tüm kanlı lağım fareleri'ne..

  • Yıldız Erdogan
    Yıldız Erdogan 03.08.2003 - 14:28

    ben Onu savunmak, birilerine begendirmek, ballandıra ballandıra anlatıp pazara cıkarmak derdinde degilim. Ama Onu daha once niye okumadıgıma hayıflanıp duruyorum...onu okumadıgım gunlerime acıyorum...ben onun sozcukleriyle, tamamlanmamıs cumleleriyle, kendi pesinden kosan tumceleriyle, o kendine bile aldırmaz tavırlarıyla yasamayı seviyorum....hepsi bu....
    'Onlar, okurlarım.

    Onlar, okur olmayı edebiyatı sevdikleri için seçmediler. Mideleri yıkansın diye okudular.

    Bileklerindeki kesikler dikilsin diye okudular.

    Potansiyel negatif enerji dağılsın diye okudular.

    Benden korkmak için okudular.

    Bir kez daha haklılıklarına ağlamak için okudular.

    Doğru düşündükleri onaylansın diye okudular.

    Dertleşebilmek için okudular. İçlerini dökebilmek için okudular.

    Yaptıklarının yasak, ayıp, günah olmadığına bir başkası da arka çıkabildiği için okudular.

    Yabancı altkültür yazarlarından sıkıldıkları için okudular.

    Bana haykırabilmek, benimle itişip kakışabilmek, arkadaşlarından, benzerlerinden haber alabilmek için okudular.

    Beni bir gazetenin üçüncü sayfası gibi, o, ölümle yüzyüze gelebilme cesareti taşımanın gururunun bedenleri nasıl kavurduğunu kanıtlamak için okudular.

    Son sigarayı, son alkol yudumunu paylaşabileceklerini öngördükleri için okudular.

    Şehirlerine gittiğimde beşinci sınıf otel odaları yerine onların küçük bekar evlerinde bir yer yatağında uyuyacağıma yemin edebildikleri için okudular.

    Beni 1 mayıs meydanında, bir gay clupta, bir rock barda görebildikleri için okudular.

    Sahici olduğum, onlara yalan söylemediğim, söyleyemeyeceğim, çok azarlarsa yatağa atabilecekleri için okudular. Çok gençtiler. Onlar ta yolun başında terkedilindi; bu unutuş, bu yok sayma kabullenemez, bağışlanamaz. Çünkü yanlarında ne bir harita, ne bir pusula ne de güvenecekleri bir yandaş vardı.


    Ben bu insanları tanımadan sevmek mecburiyetinde bırakıldım; olumsuz bir mecburiyet değildi bu elbette, tam tersine kavmini bulmuş, uzun zamandır yalnız yaşayan bir adam gibiydim. Gittiğim en uçlarda bile bana saldıracak ya da sevecek birileri vardı mutlaka. Yukarı aşağı, yatay her noktada yeterince düşman ve dost! Sesimi, gitgide çığlığa dönüşen sesimi duyurabilmiştim. Onlar biliyordu: Marksist kökenli bir anarşisttim artık. Onlar biliyordu: Çocukken tacize uğramadan, kadınlarla birlikte ola ola gayliğimi keşfetmiştim ve herkes kadar mutlu, herkes kadar aşk acılarıyla derbederdim. Onlar biliyordu: Keyif verici maddelerle haşır neşirdi. Haşır neşir arkadaşlarımdan kimileri ölmüştü. Onların da arkadaşları ölmüştü. Hepimizin birileri ölüp ölüp duruyordu. Ve işin boktan yanı, tutkuyla bağlı olduğumuz, güzel insanlardı gidenler. Hırçındık bize saldıranlara. Şevkatliydik kollarını açıp bekleyenlerin karşısında hep. Hep özledik. Huzurdan gebermeyi, eşitliği, özgürlüğü, paylaşmanın fevkaladeliğini. Olmayacağını bile bile bekledik. Onlar biliyordu: İntiharın zembereğine çomak sokuyordum kırılmak pahasına. Hüznü kızıştırmak, üstümüze çekmenin altında elbette puştluk vardı. Farkındaydık. Çünkü zayıftık ve karşımızdakine vurabileceğimiz tek bir yumruktu. Gücümüz ortadaydı işte. Onlar biliyordu: Ölümle burun burunaydım. Peşimdeki faşist kiralık katillerle, yatağımda zincirle beni boğmaya kalkanlarla, evimi soyanlarla, kleptomanlarla, ihanetlerle, sahtekarlıklarla cebelleşiyorduö. Onlar biliyordu: Önceleri asker kaçağıydım. Ve yurtdışına çıkıp orada yaşananları görüp yazılarıma aktarmak için ani bir kararla askere gittim. Param yoktu. Bu ülkede kalemiyle, ek bir iş yapmadan ayatka durmaya çabalayan tek adam olduğumun bilincindeydiler. Onlar biliyordu: Popüler kültüre de düşkündüm. Sarhoş olup zırlarken Chopin dinlenmeyeceğini anlayacak kadar zekiydim. Batıdan çalıntı bir altkültürün bize, Ortadoğu'ya uymayacağını, bunun yapmacık, sahte kaçacağını söylediğimi işitmişlerdi. Onlar biliyordu: Sinemaya da gönüllüydüm. Ayrıca komiktik de. Dalga geçmesini Öğrenmiştik. Onlar biliyordu: Yaşamadığım halde başımdan geçmiş gibi anlatılan ve kulaktan kulağa yayılan olaylar vardı. Oysa ben hiçbir şeyi saklayamayacak kadar tek hücreliydim. Basitten iğreniyordum. Kolaycılıkatn iğreniyordum. İçten pazarlık ve sömürgecilik, insani değerlerin hiçe sayılması, bağımsızlığın kısıtlanması midemi kaldırmakla kalmıyordu. Bütün bu anlamlara açtığım savaşta sürüyü avucunda tutma yöntemlerinden gelenekselcilik ve ahlak da paylarını alıyordu. Onlar biliyordu: Rock tabanlıydım. Otonom oluşumlardan yanaydım. İşgal evleri düşleri kuruyordum. Seksin pervasızca kullanılmasını istiyordum. Töreye anne, devlete baba dediğimin altını onlar çiziyordu zaten. Onlar biliyordu: Biz bir bütündük. Kırılmış bir bardaktan etrafa saçılmış cam parçacıklarıydık. Üstümüze basmaya çalışanın ayağını kanatmak ödevimizdi.

    Aslında çoktular. Suskunlukları yüzünden az gibi görünüyorlardı. Çünkü onlar bir darbenin içine doğmuşlardı.1980'in çocuklarıydı onlar. En ağır koşullardan geçen ailelerin, ezilmiş, işkence görmüş, ruhsal bunalımlar geçirmiş anne-babaların evlatlarıydılar. İsyanlarını politik merkezde değil, sosyal hayatta göstermenin güzelliğine kapıldılar. Kısmen haklıydılar da. Kimse onlarla konuşmuyor ve asla anlatmıyordu.

    Yalnızca gördüklerini yorumlama şansına sahiptiler. Yol göstericiler yoktu, kaybolmuşlardı. Müzik, uyuşturucu ve bir parça kitapla, seyredebildikleri altkültür filmleriyle kendilerine bir ifade biçimi geliştirme uğraşına girdiler. Ne ebeveynler, ne politikacılar, ne sanatçılar ne de hızla gelişen teknoloji onların utangaç ama isyankar olmalarını engelleyebildi. Odalarına kapanmak, hücrelerini oluşturmak ve oradan kişisel anlamlar çıkarmak tek yol gibiydi.

    Sonra buluştuk. Mektuplar, mailler, kapıma bırakılmış notlar, imzalanıp gönderilmiş kitaplar, kolajlanmış resimler, imza günleri, telefon görüşmeleri, cep telefonu mesajları, söyleşiler, bana hazırlanmış defterlerle buluştuk. Zarflardan çıkan kanlı cam parçacıkları, akineton tabletleri, kurutulmuş böcekler aslında herşeyi ifade etmeye yetiyordu. Benim bildiğimi onlar da biliyordu: Artık söylenebilecek söz kalmasa da, ortak bir dilimizin varlığı kesindi. Bu tükenişte, bu yere çakılmış uçağın enkazında belalı şizofrenler gibi karnımızı doyurmak için birbirimizi yiyecektik. Bizim kriterlerimiz kendiliğinden oluşmuştu. Küçük, saldırgan ve naif bir orduyduk.

    Karşılıklı sevdalar, nefretlerle çoğaldık. Onlar biliyordu: Hissettiklerini benim önüme sürdüler. Onları anladığımı, bununla birlikte bir çare bulamadığımı onlar da biliyordu.

    Onların bildiklerini, onların ürettiklerini onlara ve onları merak etmeyenlere sunmak için hazırladım bu kitabı. Kelimelere dokunmadan, imlaları düzeltmeden. Tıpkı bana geldikleri gibi. Amaç ne: Hem kardeşlerin birbirlerini tanımaları, hem ürettikleriyle bir sese dönüşmeleri hem de bir nebze bu dönemin gençliğinin neler yaşayıp nelerin peşinde olduklarının sosyolojik dökümü diye adlandırılsın arzusundayım. Yüzlerce mektuptan, mailden ve nottan bir seçme yaptım. Diğer imzalar kırılmasın. Çok özellerin burda işi yok. Özellikle mail dışındakileri saklıyorum. Soyadlarını çıkarttım; adresleri bozdum. Kimi yerlerde de incinme olasılığı nedeniyle kısaltmalar yapmayı uygun görmemi bağışlayın, bağışlasınlar. Neydi sıkıntım: Tamamlanıp bir puzzle havasına bürünelim hevesine kapıldım. Mamafih, böyle bir ülkede bu çalışmanın bir megalomani ürünü sayılabileceği de açık. Derdim(iz) değil. Keşke her ot ne boka yaradığını bilse. Ben biliyorum. Onlar biliyor. Yani, biz biliyoruz. '

    küçük İskender
    haziran 2001, istanbul