Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Güldünya'lar sizce ne demek, Güldünya'lar size neyi çağrıştırıyor?

Güldünya'lar terimi Senem Shamsili tarafından 25.03.2004 tarihinde eklendi

  • Mavi Kalp
    Mavi Kalp 14.06.2009 - 13:08

    daha şuraya yazalı bir gün bile geçmedi televizyonda yeni bir güldünya haberi... şimdi de siirt'de bir güldünya vakası yaşandı... ilk değildi, son olmayacak...

  • Mavi Kalp
    Mavi Kalp 13.06.2009 - 18:07

    toplumumuzun acı gerçekleri bunlar deyip kurtulmak bu kadar kolay mı? ?
    neyin uğruna gidiyor Güldünya'lar... ne ilk di ne de son olacaktır... hala çözümsüzlüğün ortasında acıyla çırpınıyoruz...

  • Seher Taşcıoğlu
    Seher Taşcıoğlu 15.02.2007 - 17:14

    Canım abim vurma beni
    Bu dünyadan alma beni
    Dökülür mü kardeş kanı
    Bir karında yatmadık mı
    Bir memeden doymadık mı
    Binbir yarayla tek bir
    Kurşunla gitti Güldünya
    Kim farkında kimin umurunda
    Yandı bir dünya
    Seni gönderene söyle
    Köydeki büyük meclise söyle
    Daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife
    Eğer böyle ölersem iki elim yakanızda
    Hayaletim gezer,düşer peşinize
    Binbir yarayla tek bir yarayla gitti Güldünya
    Kim farkında kimin umurunda
    Yandı bir dünya
    Binbir yarayla tek bir kurşunla
    GİTTİ GÜLDÜNYA
    Kim farkında kimin umurunda
    SÖNDÜ BİR DÜNYA.

    Aylin Aslım ve Tayfası'nın
    Yasaklanan şarkısı... O kadar anlamlıyken bu şarkı, saçma sapan şarkılar dönerken her yerde, doğru söyleyen şarkı yasaklanır.

  • Nihan Koçyiğit
    Nihan Koçyiğit 09.10.2006 - 19:39

    bana kimse sormaz,
    atarlarken düğümü
    ben bir dilsizim,
    silkemem ki yükümü
    gözlerimde ürkeklik,
    kimse bilmez küsümü
    çünkü adım kadın,
    dinletemem sözümü

    bana herkes sahip,
    benim hiç hakkım yoktur
    ben akıldan yoksun,
    ama vazifem çoktur
    adem'in yediği elma
    hep benden sorulur!
    çünkü adım kadın,
    kadınım hükmüm yoktur...

    çünkü adım kadın,
    kadınım hükmüm yoktur...

  • Seval Kefeli
    Seval Kefeli 13.06.2006 - 16:16

    binbir yarayla tek bi kurşunla gitti güldünya
    kim farkında kimin umrunda söndü bir dünya

  • Hazal Tüfekçi
    Hazal Tüfekçi 22.01.2006 - 12:43

    GÜLDÜNYA

    canım abim vurma beni bu dünyadan alma beni dökülür mü kardeş kanı
    bir karında yatmadık mı bir anadan doğmadık mı bir memeden doymadık mı binbir yarayla tek bi kurşunla gitti güldünya kim farkında kimin umrunda yandı bir dünya seni gönderene söyle köydeki büyük meclise söyle daha çocuk yaşta üstüme çıkan herife eğer böyle ölürsem iki elim yakanızda hayaletim gezer düşer peşinize binbir yarayla tek bi kurşunla gitti güldünya kim farkında kimin umrunda yandı bir dünya binbir yarayla tek bi kurşunla gitti güldünya kim farkında kimin umrunda söndü bir dünya
    SOZ-MUZİK:AYLİN ASLIM

  • Yok
    Yok 12.12.2005 - 00:13

    Uluslararasi Af Orgutu'nun sitesindeki 'Imza Kampanyasina Sizde Katilin' bolumune tiklayarak Sayin RTE'ye kadina siddet konusundaki dusuncelerinizi iletebilirsiniz.

    RTE'ye hitaben yazilan dilekce soyle:

    'Başbakan
    Recep Tayyip Erdoğan
    Başbakanlık,
    06573 Ankara

    Sayın Başbakan,

    Uluslararası Af Örgütü'nün 5 Mart 2004 tarihinde başlattığı 'Kadına Yönelik Şiddete Son' kampanyası kapsamında kadın hakları konusunda çalışan sivil toplum örgütlerinin desteğiyle yürütülmekte olan imza kampanyasına ilişkin taleplerimiz aşağıda bilgilerinize sunulmaktadır. Uluslararası Af Örgütü ve kadına yönelik çalışmalar yapan STK'lar olarak sizden;

    Kadınları şiddete karşı koruma konusunda deneyimli STK'larla işbirliği içerisinde yeterli sayıda ve ihtiyaçları karşılayacak standartta sığınma evi açılması için ödenek ayrılarak kadına yönelik şiddeti engelleme konusunda adım atılmasını,
    Şiddete uğrayan kadınlara uğradıkları şiddeti rapor edebilmeleri için, yeterli bilgi ve ulaşım noktası sağlamak üzere Türkiye'nin tüm bölgelerinde iyi eğitilmiş çalışanları ile acil yardım hatları kurulmasını, bu uygulamanın dağıtılacak broşür ve posterlerle tüm hastanelerde, sağlık ocaklarında, mahkemelerde ve ayrıca web-sitelerinde yaygınlaştırılmasını,
    Adli makamların ve güvenlik güçlerinin, toplum içerisinde kadınların şiddete karşı korunmasını sağlamak amacıyla zorunlu eğitim almalarının, ayrıca kadınları koruma ve istendiğinde şiddeti önleme konusunda görevlerini yerine getirmekte başarısız olan görevlilerin cezalandırılmasının sağlanmasını,
    Polis ve jandarma memurlarının, aile içi şiddet rapor edildiği anda acil ve etkili bir biçimde harekete geçmeleri konusunda zorunlu eğitim almalarının ve bu güvenlik güçleri üyeleri etkili bir biçimde harekete geçmediklerinde cezalandırılmalarının sağlanmasını, talep etmekteyiz.

    Hükümetimizin, yukarıda belirtilen talepleri göz önünde bulundurarak yapacağı çalışmalarla kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmesini ve bu konuda tüm dünyada ve Türkiye'de verilen çabalara destek olmasını diliyoruz.

    Saygılarımızla,'

  • Yok
    Yok 12.12.2005 - 00:11

    Uluslararası Af Örgütü “Kadına Yönelik Şiddete Son” Kampanyası

    “Güldünya’ya Sesleniş” Mektup Yarışması - Yarışma Kuralları

    Uluslararası Af Örgütünün “Kadına Yönelik Şiddete Son” Kampanyası çerçevesinde

    “Güldünya’ya Sesleniş” adlı bir mektup yarışması düzenlenmektedir. Yarışma evde, sokakta, işyerinde, toplumda ve devletin elinde kadınların karşı karşıya kaldığı şiddetin sona ermesini sağlamak üzere kadına yönelik şiddeti kabullenen, hatta olağan bulan; kadını edilgen ve boyun eğmesi gereken olarak gören toplumsal anlayışın değişmesi için görmezden gelinen bu şiddet biçimini görünür kılmak, kimsenin kaçamayacağı bir gerçeği sürekli gözler önünde tutmak ve bu konuda bilinçlenmeyi arttırmak amacını taşımaktadır.

    Arka Plan Bilgisi

    Çünkü Güldünya toplumuzda var olan kadına yönelik şiddetin belki de en çarpıcı örneklerinden biri… Ama tek değil…

    Güldünya, evli akrabasının tecavüzüne uğradı ve bu tecavüz sonucunda hamile kaldı ve çocuğunu dünyaya getirdikten sonra aile meclisi tarafından öldürülmesine karar verildi.

    Şubat 2004’de, doğum yaptıktan sadece haftalar sonra erkek kardeşleri tarafından sokak ortasında vuruldu. Ama başaramadılar!

    Güldünya hastaneye kaldırıldı ve korunması için polisten yardım istedi. Ama tek başına bırakıldı. Gece geç saatte, katiller elini kolunu sallayarak hastaneye girdiler ve Güldünya’yı bu kez öldürmeyi başardılar. Mahkeme katilleri yargılarken Güldünya’yı yok farz etti; avukatların müdahil olma talepleri her celse reddedildi.

    Katılım

    Yarışma, Türkiye'de ve yurt dışında yaşayan herkese, Türkçe yazılmak koşuluyla açıktır.

    Yarışmaya katılacak mektupların, kadınların karşı karşıya kaldığı şiddeti sona erdirmek için kadına karşı şiddeti reddeden ve bu konudaki toplumsal zihniyeti sorgulayıcı, bu zihniyetin değişmesini sağlayacak bir bakış açısı ve yaklaşımla yazılması beklenmektedir.

    Mektup Yazımında Dikkat Edilecek Noktalar

    1 Mektuplar en fazla 3 (üç) sayfa, A4 boyutunda beyaz kâğıda, Times New Roman karakterinde, 12 punto, 1,5 satır aralık, üst-alt-sol boşluk 2,5 cm, sağ boşluk 1.5 cm formatında hazırlanmalıdır.

    2 Tükenmez ya da dolmakalemle yazılan mektuplar ise kitap harfleriyle okunaklı bir şekilde hazırlanmalıdır.

    3 Mektuplar 4 (dört) kopya halinde gönderilecektir.

    4 Mektupların üzerine yazarın adı yazılmayacak, mektubun giriş/ilk sayfasının sol üst köşesinde rumuz belirtilecektir. Birden fazla mektup gönderen katılımcılar, tüm mektupları için aynı rumuzu kullanacaklardır. Farklı katılımcıların rumuzlarının aynı olması durumunda Mektup Yarışması Düzenleme Komitesince başka bir rumuz verebilir. Adaylar, ayrıca, üzerinde rumuzlarının yazılı olduğu kapalı bir zarfın içine bir fotoğrafla birlikte adları, soyadlarını, rumuzlarını, posta ve e-posta adreslerini, telefon/faks numaraları ile, yarım sayfayı geçmeyen imzalı özgeçmişlerini içeren bilgileri mektupları ile birlikte posta yoluyla göndereceklerdir.

    5 E-posta yoluyla gönderilen ya da son başvuru tarihinden sonra elimize ulaşan öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.

    6 Dereceye giren mektuplar için eser sahibi tarafından hiçbir telif hakkı istenmeyecektir.

    Mektupların Son Teslim Tarihi:

    Yarışmaya son katılım tarihi 5 Şubat 2006’dır. Postadaki gecikmeler kabul edilmeyecektir.

    Metupların Gönderileceği Adres: Küçükesat Postanesi P.K. 56, Küçükesat ANKARA

  • Senem Shamsili
    Senem Shamsili 25.06.2005 - 11:10

    Cumhuriyet 25.06.2005
    SAĞNAK
    NİLGÜN CERRAHOĞLU

    'Töre'ye Ankara Kriteri

    Başbakan hep söylüyor ya, 'Biz Kopenhag Kriterleri'ni Ankara kriteri yapıp yolumuza devam ederiz! ' diye. İşte, 'Ankara kriterlerinin' ne olduğu ortada. TBMM'de 'töre cinayetleriyle mücadeleyi' amaçlayan komisyona iktidar partisinden üye bulunamıyor!

    'Töre ile mücadeleyi amaçlayan' komisyon kararı, bir-bir buçuk ay önce alınmış. CHP'nin üye listesi hazır. AKP milletvekilleri ise yok, arazi olmuşlar... Partinin Gaziantep milletvekili Fatma Şahin, Meclis koridorlarında fellek fellek komisyona dahil olacak 'gönüllü' arıyormuş.

    'Milliyet' in 23 Haziran tarihli haberini görünce, CHP milletvekili Güldal Okuducu 'yu aradım: 'Komisyonun çoktan kurulması gerekirdi' diyor Okuducu: 'Kaç kere biz önerge verdik. En son burnu kesilen Rojda ile konu tekrar gündeme geldi ve Fatma Şahin'in önergesi kabul edildi. Hâlâ ayak sürümeye devam ediyorlar. Meclis tatile gireceği için komisyonun kurulması güz aylarına sarkacak! '

    'Herkes senin için ağlıyor! '
    Bu ne biçim bir vurdumduymazlık, nasıl bir vahşettir?

    'Töre için üye yok! ' haberinin yanına aynı gazete çarpıcı iki haber daha koymuştu: 'Burun kesme (Rojda) davasında tahliye! ' Ve Diyarbakır'da geçen hafta töre infazından yaralı kurtulan 18 yaşındaki kadının, N. K. 'nin öyküsü...

    Hayati tehlikeyi atlatan kadının hastane odasında çekilmiş resminin altında 'devletten koruma beklediği' anlatılıyor.

    'Yengem 'Herkes senin için ağlıyor' dedi...' sözleriyle anlatıyor başından geçenleri N. K.: 'Benim ve (diğer kurban) Ferit 'in öldürülmesi için iki aile meclisinde töre gereği karar alındığını öğrendiğimde geç kalmıştım, kaçamadım. Gece odamda yatıyordum. Ağzımı bir el kapattı. Kayınbiraderim... ateş etti! '

    Düşünebiliyor musunuz? En güvenli sığınağınızda... odanızda, yatağınızda infaz ediliyorsunuz. Gıyabınızdaki infaz kararını önden haber alıyor, biliyorsunuz. En yakınlarınız, gözünüzün önünde artık 'olmuş bitmiş' gözüyle baktıkları ölümünüze ağlıyor, yürüyen bir ceset gibi görüyorlar sizi. Ama şuradan şuraya adım atamıyor, kaçamıyorsunuz. Kimseden yardım bekleyemiyorsunuz. Ölümün soğuk eli, hiçbir engelle karşılaşmaksızın sakin sakin gelip sizi yatağınızda buluyor. Kurbanlık koyun gibi, beklemekten başka hiçbir şey yapamıyorsunuz...

    İçimizdeki ortaçağ
    Niye? Dışarısı, çünkü sizi ölüme mahkûm eden aşiret düzeninin devamı. Ucu taa Ankara'ya dek uzanıyor. Rojda'ların, N. K.'lerin, Güldünya 'ların hesabını sorması gereken komisyona, iktidar partisi -hani dostlar alışverişte görsün hesabı, 'göstermelik' dahi olsa- 'üye' bulamıyor.

    Nereye kaçsın N. K., nereye sığınsın?

    'Bu iş birinin birini öldürmenin çok ötesinde' diyor Güldal Okuducu: 'Arkasında bir altyapı, korkunç bir dünya var. Komisyona üye bulunamaması, o altyapının sonucu. İktidar partisinin yeniden yeniden ürettiği ve beslendiği bir kaynak bu. Şeyhe, şıha, ağaya ve feodal sisteme bulaşmak istemiyorlar...'

    Birkaç kadın milletvekili, birkaç kadın örgütü, birkaç gazeteci, bir avuç hukukçu dışında, toplumdan da bir tepki dalgası yükselmiyor. Neredeyse her hafta artık böyle bir olayla karşılaşıyoruz. TV'de bir kadın programına çıktı diye öldürülen Birgül Işık 'ı hatırlayın. 'Oğlunun' kurşunlarıyla delik deşik edilen; karaciğer, dalak, pankreas, mide, akciğer, kasık, başından aldığı yaralarla 11 saat ameliyat masasında kalan Birgül Işık, komaya girdi ve öldü.

    Hani nerede? Hatırlayan var mı?

    Daha geçen ay Urfa Akçakale'de Ayşe Aydın isimli bir kadın, 'töre' adına tarifsiz işkencelerle yok edildi. Kemikleri kırıldı, dili koparıldı... Sonra 'İntihar etti! ' dendi. Van'ın Erciş ilçesinde yol ortasında bir kadının boğazı kesildi. 'Bunlar gazetelere yansıyanlar...' diyor Okuducu: 'Bilmediğimiz daha neler var! Şu anda biz, olayı engellemek adına en tavır almayacak iktidarla karşı karşıyayız! '

    Başbakan, ilaç için olsun, bir kere bile, 'İnsan hayatı bizim için kutsaldır. Hiçbir töre, hiçbir gerekçe bu barbarlığı mazur gösteremez. Bu ne bizim İslam anlayışımıza, ne töre anlayışımıza sığar! ' dedi mi? Diyebildi mi?

    Türkiye'ye direnç, tam da bu nedenlerle AB başkentlerinde ayyuka çıkmışken Meclis'te bir 'töre komisyonuna' üye dahi bulamıyorlar... Sonra da çıkıp 'şartların değişmediğini, değişmeyeceğini ve 3 Ekim mutabakatıyla Brüksel'le yol alabileceklerini' iddia ediyorlar. Hadi canım sen de!

  • Senem Shamsili
    Senem Shamsili 10.01.2005 - 09:54

    2005 in ilk Guldunya'si...
    Bakalim daha kac sene boyle devam edecegiz...

    ' Cumhuriyet 10.01.2005
    Cinayete intihar süsü vermek istedi

    Pantolon giyen kardeşini öldürdü
    Batman'da düğünde pantolon giyen Halime B., kardeşi Kamil'in kurşununa hedef oldu. Kardeşini evin damından atan Kamil B. tutuklandı.

    BATMAN (AA) - Batman'da pantolon giydiği için tartıştığı kız kardeşi Halime B. 'yi silahla yaralayan Kamil B., olaya intihar süsü vermek için kardeşini damdan aşağı attı. Alınan bilgiye göre, Pazaryeri Mahallesi'nde oturan Kamil B. (27) , yakınlarının düğününde pantolon giydiği için kız kardeşi Halime B. (18) ile tartıştı. Tartışma sırasında tabancayla bir el ateş ederek kardeşini yaralayan Kamil B., daha sonra intihar süsü vermek için kardeşini tek katlı evlerinin damından aşağı attı.

    Mahkeme tutukladı

    Batman Özel Şifa Hastanesi'ne getirilen yaralı Halime B., ilk müdahalenin ardından sevk edildiği Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yaşamını yitirdi. Hastanede kardeşinin intihar ettiğini öne süren Kamil B., durumun fark edilmesi üzerine gözaltına alındı. Polisteki sorgusunun ardından mahkemeye sevk edilen Kamil B. tutuklandı. '

  • Senem Shamsili
    Senem Shamsili 01.05.2004 - 05:51

    Cumhuriyet 01.05.2004

    SAĞNAK


    NİLGÜN CERRAHOĞLU


    'Baba Yapma Noolur! '

    'Baba yapma. Yapma baba noolur! '

    Babası tarafından telle boğulan 14 yaşındaki Nuran Halitoğulları işte böyle yalvarmış. Küçücük bir kızın hançeresinden çıkan o çaresiz çığlığı duyabiliyor musunuz? O dehşet verici manzara gözünüzün önüne geliyor mu? Nuran'ın çırpınışlarını yüreğinizde hissediyor musunuz? Bir an için kendinizi o küçücük bedenin içine koyabiliyor musunuz? İçiniz cız ediyor mu?

    Kurbanla böylesine güçlü bir 'empati' bağı kurabiliyorsanız eğer; aynı empatiyi 'babaya' da göstermeniz, gösterebilmeniz mümkün değil. Ama basınımızın bazı 'erkek yazarları' hâlâ böyle 'çift yönlü' bir 'empati' bağı kurabiliyor. Hem yaşamını yitiren zavallı küçük 'kurbana', hem evladını katleden 'babaya' 'empati' duyabiliyorlar.

    Kızını telle boğan baba da en az Nuran kadar 'kurbanmış'... Adam yaşadığı sürece artık her gün 'ölecekmiş'. Babanın 'yüreğini şimdi kim kurtaracakmış'? .. Evlat cinayetine iştirak eden 'babaların da içi yanarmış'. Öldürmek asla caiz değilmiş tabii. Ama evlat öldürmek de 'kolay mıymış'? .. Bu aşırılıkların sorumlusu toplumdaki değer kaymalarıymış. 'Vahşet', 'cinayet', 'cani' laflarını ileri geri kullanan medyanın tavrı 'yüzeyselmiş'. Aslında çünkü bu bir 'cinayet' değil, 'inanç' mış. İnançlar 'yasayla' değil, 'kafaları' değiştirmekle değişebilirmiş. Bunun da bir yolu varmış: O da 'eğitim' miş.

    Bu minvalde okuduğum üç yazının harmanlanmış kısa özeti bu... Söylenecek başka laf bulunmadığı durumlarda, 'eğitimin' değişimci gücüne bizde 'mistik' değerler atfediliyor. 'Eğitim' sihirli değnek olsaydı eğer, bu yazılar yazılmazdı. Bu yazıları yazanlar 'eğitimli insanlar' çünkü. Tek başına eğitim, demek ki 'kadın düşmanı şartlanmaları' değiştirmeye yetmiyor.

    Katil baba cezaevine konduktan sonra bile 'Ben pişman değilim! ' diyor. Ama basınımızda hâlâ 'baba yüreğinden' söz edenler çıkıyor. 'O yüreği kim kurtaracak? ' türünden sorular yöneltebiliyorlar.

    İnsanların 'yaşam hakkının elinden alınmasını' hiçbir şey mazur gösteremez. Bu; hem mülahazanın üstüne çıkan, 'vazgeçilmez ve dokunulmaz bir insan hakkıdır'. Böylesine kesin bir 'olmazsa olmaz ilkeyi'; en birincil, en yaşamsal 'değeri' eğitimli bir yazarın bilmemesi ve 'göreceleştirmesi' mümkün mü? Ama 'bilmek' başka, 'içselleştirmek' başka... Nuran'ın trajedisi üzerine döşenen 'ne şiş yansın, ne kebap' şeklindeki yorumlar, toplumda en eğitimli kesimlerde bile bir numaralı insan hakkı olan 'yaşam hakkının' gerektiği gibi içselleştirilmediğini gösteriyor ne yazık ki.

    'Yasal değişiklik birinci koşul'...
    Yürek meselesine gelince... Yüreği olan insan kaçar mı? 'Yüreği yanan bir baba', varsayalım 'töre' gereği -ki hiçbir töre yaşam hakkının engellenmesi için mazeret sayılamaz- evladına kıydı. Onu 'kümese' gömer mi? Hem de çuval içinde... Ardından hiçbir şey olmamışçasına karakola gidip 'Kızım kayboldu' başvurusunda bulunabilir mi? 'Yüreği olan', 'yüreği yanan bir babadan' beklenebilecek şey midir bu?

    'Baba yüreği' falan.. bırakalım bu lafları. Konu üzerinde yıllardır çalışan uzmanlar, 'yasal değişikliğin' töre cinayetleriyle mücadelede birincil önem arz ettiğini savunuyorlar. Kadına karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmayı hedefleyen BM örgütü 'CEDAM' ın Başkanı Prof. Dr. Feride Acar 'a 'Bunun niye vazgeçilmez bir başlangıç noktası olduğunu' sordum. İşte cevabı:

    '1. Yasal değişiklik, bu tür cinayetleri mazur göstermek için kullanılan toplumsal meşruiyet kılıfını ortadan kaldırmak açısından önemlidir ki bahsettiğiniz yorumlar buna tipik örneklerdir.

    2. Yasal değişiklik topluma neyin yanlış, neyin doğru olduğunu göstermek açısından önemlidir. Yasalar doğru olan mesajı vermelidir.

    3. Zihniyet değişikliğinin de önünü açacak olan yasal değişimlerdir. Zihniyet değişimi ancak böyle hızlandırılabilir