Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Şiir Yarışması
  • anneler günü 05.05.2006 - 22:50

    üzücü bir gün..

  • allah (c.c)05.05.2006 - 22:29

    inna lillah ve inna ileyhi raciun

  • insan05.05.2006 - 22:25

    Amentü

    İnsan
    eşref-i mahlûkattır derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı.

    Dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmıyacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    Tokat
    aklıma niye gelmezdi
    babam onbeşli olmasa.

    Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, Gide mesela.
    Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa hergün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    Forbes firmasına satan babamdı.

    Budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güçbela kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.
    Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilal haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir.

    İnsanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak:
    Ezan sesi duyulmuyor
    Haç dikilmiş minbere
    Kâfir Yunan bayrak asmış
    Camilere, her yere

    Öyle ise gel kardeşim
    Hep verelim elele
    Patlatalım bombaları
    Çanlar sussun her yerde

    Çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:Tanrı uludur Tanrı uludur
    polistir babam
    Cumhuriyetin bir kuludur
    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sayarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak bin saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly Pan-Am
    drink Coca-Cola

    Tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    Ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı.

    Orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından
    aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamacayı.

    Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    Nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahim olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?
    Hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    Ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi alemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla Varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.

    (1974)


    İsmet Özel

  • hıdırellez.05.05.2006 - 22:21

    Hıdrellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.

    Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.

    Hızır ve Hıdrellezin kökeni hakkında çeşitli fikirler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazıları Hıdrellezin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu; bazıları ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundadır. Oysaki Hıdrellez Bayramı’nı ve Hızır inancını tek bir kültüre mal etmek olanaksızdır. İlk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle ilgili bazı tanrılar adına çeşitli tören ve ayinlerin düzenlendiği görülmektedir.

    Hızır, yaygın bir inanca göre, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölmezliğe ulaşmış; zaman zaman özellikle baharda insanlar arasında dolaşarak zor durumda olanlara yardım eden, bolluk-bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında ermiş bir ulu ya da peygamberdir. Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın, baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür. Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özellikler şunlardır:

    1. Hızır, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirir.

    2. Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.

    3. Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.

    4. Dertlilere derman, hastalara şifa verir.

    5. Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.

    6. İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.

    7. Uğur ve kısmet sembolüdür.

    8. Mucize ve keramet sahibidir.



    Hıdrellezle İlgili Diğer İnançlar

    Hıdrellez’de tamamen inançtan kaynaklanan, yapılması uygun veya uygun olmayan davranışları belirtmek gerekir



    Hıdrellez gece ibadetle geçirilir. Ertesi gün temiz giyimli olarak dolaşmak gerekir. Evde genel temizlik yapılır. Çeşitli yiyecekler hazırlanır. Hıdrellez günü için, yumurta kaynatılır. Ağzı açık bükme, katmer, börek, irmik helvası vb. gibi yemekler hazırlanır.
    Hıdrellez sahabı erken kalkmak uğurlu kabul edilir.
    Sabahleyin dua edilmesi, dilek ve temennilerde bulunulması, toplu olarak ailece yemek yenilmesi, Kuran kıraatı, sabah namazından önce kabir ziyareti yapılması gereken adetler olarak görülmektedir.
    Ellere ve ayaklara kına yakılır. (kadınlar)
    Akarsuya, dilekler bir kağıda yazılarak bırakılır. Mesela İzmir ve çevresinde dilek kağıtları Hıdrellez sabahı denize bırakılmaktadır.
    Nişanlı çiftler arasında karşılıklı hediyeler gönderilir.
    Hıdrellez günü evler ilaçlanmaz. Nasip süpürülür inancı ile bazı bölgeler de evler süpürülmez.
    Kuru baklagiller bir torba içinde bahçede ağaçlara asılır. Hıdır Baba’nın kamçısıyla bunlara dokunması ve bereket getirmesi dileği tutulur. Buna benzer biçimde ev, araba, çocuk ziynet eşyası resimleri de yapılarak bahçeye muhtelif yerlere asılır.
    bullet Evde kalma tehlikesiyle karşı karşıya genç kızların başları üzerinde Hıdrellez günü yeni kullanılmamış kilit açılır.
    Hıdrellez günü, açların doyurulması, dargınların barıştırılması, üzüntülü olanların sevindirilmesine çalışılır.
    Hıdrellez’de içki içilmez, kumar oynanmaz.
    Yoğurt çalınır. Ancak maya kullanılmaz. Yoğurdun tutması halinde eve Hıdır’ın uğradığına inanılır.
    Hıdrellez günü kırlara gidildiğinde Hıdrellez azığını çalma adeti yaygındır.
    bullet Evin pencere ve kapıları kapatılmaz.

    Hıdrellez’de yapılmamasına çalışılan işleri ise şöyle sıralayabiliriz:

    Hıdrellez günü sabah erkenden kalkmayan kişinin işleri ters gider. Geç kalkmak kusur addedilir.
    bullet Hıdrellez’de salıncakta sallanmayanın o yıl çeşitli rahatsızlıklarla karşılaşabileceğine inanılır. Salıncakta sallanma bir bakıma ateş üzerinden atlama şeklinde o yıl için sağlık ve sıhhat dileği geleneği ile aynıdır. Hastalıkların, dertlerin sallanma sırasında döküleceğine inanılır.
    Hıdrellez günü çamaşır yıkanmaz. Yünlü giyecekler güneşe çıkarılır.
    Hıdrellez günü un elenmez ve ekmek yapılmaz.
    Yeşil ot, dal veya çimen koparılmaz.
    Çiçek toplanmaz.
    Bağ ve bahçelerde çalışılmaz, tarlaya gidilmez.
    Hıdrellez günü akşama kadar un kabına veya hamur tahtasına el sürülmez.
    Eve kuru çalı-çırpı götürülmez.

  • Özgür İnsan29.03.2005 - 20:09

    İnsanlar savunmada yasıyorlar. Birseylere tutunma telası. kaybetme korkuları. Alıskanlıklarını kaybettikleri anda dengeleri bozuluyor.

    Kendi golgelerini tanıyıp o golgelerden dost edinebilmissen ozgursundur.

    Ne olursa olsun icindeki sesi dinleme cesaretin varsa ve onunde yollar acıldıgında kalkıp yuruyebiliyorsan. Gerceginin karsısında ayakta durma cesaretin varsa.

    Ozgursundur.

  • kurtlar vadisi30.01.2005 - 00:23

    Senaryo muhtesem. Siradan Amerikanvari siddet filimlerinin benzeri bir dizi oldugunu dusunenler cok yanılıyorlar. Polisiye gerilim olarak izliyenler ne olup bittigini anlayamazlar. Uluslar arasi sistemi net veriyor. Ve son derec guncel.

  • enteresan diyaloglar11.06.2004 - 13:35

    Cep telefonlari kimi zaman sacma sapan yerlerde kullanilir.
    Bazen de hayat kurtarir, Turklerin 11 eylulde ikiz kulelerden kurtulmalarina da sebep gosterilmistir tuvalete bile cep telefonu ile gitmeleri.

    İste size gecenlerde yolda duydugum bir diyalog.

    Bir copcu yerleri supuruyor. Cep telefonu caliyor.
    ilk soyledigi cumle

    SEN HANGİ KOSEYİ SUPURUNNN?

  • enteresan diyaloglar11.06.2004 - 13:32

    DYO nun gecenlerde vefat eden kurucusu Mazhar Zorlu yla ilgili bir anektod..

    Bir gun yolda gidiyorlar.
    Sofor donup soruyo.
    -Abi bu araba eskidi yenisini alsak ya bak cok guzel modeller cikti..

    Mazhar bey: bu araba yeterli.

    Sofor: Bak abiler (ogullari) degistirdi.

    Mazhar bey: Onlarin babasi zengin de ondan

  • irlanda cumhuriyeti18.04.2004 - 22:40

    Celticler. Suslu hac sembolleri
    Katolikler
    Baskenti Dublin.
    Kuzey Irlanda ve IRA ya yapilan destekler.
    Renklerden yesil...
    Saint Peters day...
    Dortlu yonca..

  • Güldünya'lar18.04.2004 - 22:15

    Ruhat Menginin! 8 Nisan Pazar 2004 te yazdigi yazi.

    Adı 'tecavüzcü hoca'ya çıkmış. Kendisi ağzıyla TV programlarında söylüyor, bunun suçlusu olarak da parmağıyla beni işaret ediyor. Aynı programda 'daha önceki sözlerinin yanlış anlaşılmış olabileceğini, yorum hatası yapmış olabileceklerini' de anlatıyor. İlk defa ona hak veriyorum, Prof. Doğan Soyaslan çok haklı, sözleri yanlış anlaşıldı, çünkü yanlıştı.

    Basın Kulübü'nde karşısında bulunan kadın gazeteci ve hukukçulara 'Çekilin önlerinden, kadınlar tecavüzcüleriyle evlensinler' diyen, hukuka törelerin yön verebileceğini anlatıp 'Ama töreler var, ne yapalım, şimdi o kanunları koysanız uygulayamazsınız' diyen, Akşam gazetesindeki röportajında 'Ben olsam evlenir, haydi hayırlısı derdim' diyen kendisiydi. Rüzgârda eteği uçuşan bir kadına 'hayasız' diyen de yine kendisidir. Aile içi tecavüzü o da savunuyor muydu bak bunu hatırlamıyorum ama birlikte yasa hazırladıkları diğer profesör savunuyordu.

    Şimdi bu hazırladıkları kanunların (taciz, tecavüz ve kişilik haklarına her türlü saldırı ile ilgili) tamamının TCK Alt Komisyonu'nda, bütün tehdit ve sindirmelere rağmen, değiştirilmesinden sonra Soyaslan'ın görüşleri de değişiverdi, üslûbu yumuşayıverdi. 'Biz zaten öyle demek istememiştik, yanlış anlaşıldık' diyor şimdi.

    Benim anlayamadığım, açık açık tecavüzcülere af isteyen birinin, öğrencilerinin taktığı 'tecavüzcü hoca' isminin suçunu bana yüklemesi. Ben ne yaptım? Sadece konuyu gündemde tutmaya, yapılan ve yapılmak istenenlerin unutulmamasını sağlamaya çalıştım. Böyle bir lâkap takılmışsa tek sorumlusu yukarıdaki sözleri tekrarlayıp duran kişinin ta kendisidir.

    Kurtarın!
    Dünkü gazetelerde 10 yaşında tecavüz edilen ve 12 yaşında babası tarafından tecavüzcüyle evlendirilmesi istenen kız vardı. Tecavüzcü 18.5 yıl hapse mahkûm olmuş, baba tecavüzcüyü ve kendi namusunu(!) kurtarmaya çalışıyor, daha 12 yaşındaki çocuk ise yalvarıyor 'Ben okumak istiyorum, bu adamla da evlenemem, ne olur beni kurtarın'...

    Doğan Soyaslan acaba hâlâ bu haksızlığın önünde duranlara 'Çekilin oradan' mı diyor, yoksa artık kesin kanunlar ve kızların derhal o evlerden alınarak gönderileceği, terapi görüp, hayata kazandırılacağı SIĞINMA EVLERİ'nin acilen hazırlanması gereğine mi inanıyor?

    Alt Komisyon birçok maddede istenen olumlu değişiklikleri tamamladı. Zaten artık 'tecavüzcüyle evlendirilme' maddesi ortadan kalkmş durumda. Tabiî Meclis'ten geçtiği takdirde. Namus cinayetlerinde ve diğer suçlarda ise 'haksız tahrik' maddesi 'haksız eylem' haline çevrildi.

    Hukukçular 'bahçesinden erik çalan çocuğa tecavüz eden adama bile haksız tahrik indiriminin uygulanmaya çalışıldığını hatırlarsak konunun önemi ortaya çıkıyor' diyorlar. Hele cinayette, ölenin bu 'haksız tahrik' veya 'eylem' her ne ise, gerçek mi yalan mı olduğunu açıklaması mümkün değil.

    Komisyonun daha fazla zaman kaybetmeden namus cinayetlerini 'Nitelikli insan öldürme' maddesinde 'kan davaları'nın yanına eklemesi gerekiyor!