Sanırsam kurucularından Mehmet Çınarlı'nın ve İlhan Geçer'in çıkartığı bir Türk edebiyat dergisi, nette sayfasına rastlamadım ama içinde Cemil Meriç gibi bilinen isimlerin bazı yazıları bulmak mümkün... ör: www.geocities.com/sosyologlarkahvesi/humanizm.htm
bir sağcıların çıkartığı bu adla bir dergide var, sayfası düzgün çalışmıyor o yüzden aynı dergi mi bilemiyeceğim members.fortunecity.com/hisar1/
işte yine açanın boş bıraktığı bir başlık olduğundan fazla bilgim olmadığından fazla bir şey diyemiyeceğim...
Hz. İsa'nın takbiren M.Ö.3. Yılında doduğu kabul edilmektedir. Onun doğduğu dönem Filistin'de aşırı milliyetçi ve Mesihçi (Mehdici) Zelot hareketinin Romalılara karşı ayaklanma ve isyan tesebbüsleri içersinde olduğu bir devre rastlanmaktadır. İşte bu atmosferde yetişen Hz. İsa takbiren 30 yaşındayken ilahi mesajı davete başladı ve onun hareketi yaklaşık olarak 28-33 yıllaraına tesadüf eder (1) . Hz. İsa Davetine başladığında kendisine inanan insanları etrafında hazır buldu. Zaten Hz. Yahya gibi muvahhidler onun bu haraketi için elverişli bir ortam hazırlamışlardı.
Hz. İsa'yı ve davetini kendileri için bir tehlike olarak gören Yahudiler, onu öldürmek için putperest Roma yöneticilerini kıskırtmış ve ikna etmişlerdi. Bunun üzerine Roma askerleri Hz. İsa'yı idam etmek için yakalamaya gittiklerinde yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de açıkladığı gibi, Hz. İsa'yı kendi katına yükseltti. Roma askerleri onun yerine kendisi ihbar eden kişiyi yakalayarak çarmıha germek suretiyle öldürdüler. (2)
Putperest Roma iktidarı ile Yahudi ortaklığının müminler üzerinde tatbik ettikleri baskı ve zulme rağmen, halk tarafından gittikçe sevilen bu insanların sayısı gün geçtikçe artıyordu. Ancak sayılarının bu şekilde artması düşmanlarının da zulümlerini kat kat artırmalarına sebeb olmaktaydı. İlk mücadle Yahudilerce başlatılmış bulunuyordu. Yahudiler Hz. Musa'nın mesajını kendilerine göre düzenlemişler ve Hz. İsa taraftarlarını destekmekle, kendi rahatlarının ve refahlarının bozulacağından korkuyorlardı. (3)
Bu sebebten Hz. İsa taraftarlarının gün geçtikçe çoğalmaları onları endişelendiriyor ve Hz. İsa bağlılarını yok etmek için onlara olmadık baskı ve işkenceler tatbik ediyorlardı (4) . Hz. İsa'nın bağlılarına en olmadık işkencelar tatbik edenlerin en şiddetli davrananı da daha sonra Hristiyanlığın gelişim seyrine büyük etkisi olacak olan Pvalos (St. Paul) isöinde Ferisilerden bir Yahudi idi. Pavlos, bu sıralarda Hristiyanlara baskı ve işkence konusunda canla başla çalışmaktaydı. Ne var ki, bu şahıs daha sonra Hristiyan cemaate katılacak ve Hz. İsa'dan sonra Hristiyanlık tarihinin en önemli şahsiyeti (hatta İncil yerine kabul edilen ruhbanların inandığı New Testament'a bile bölümleri) olacaktır.*
Refaranslar: * Şevket Kotan, 'Kur'an'a Göre Yahudi ve Hristiyanlığın Gerçerliliği Sorun', Yüksek Lisans Tezi, Dr. Salih Akdemir, Ankara,1994... (1) M. Ali es-Sabuni, En-Nübüvvetu ve'l Enbiya', s.261; Sarıkçıoğlu, age, s.210 (2) Al, İmran 3.54-55; Nisa 4.157158; Tümer / Küçük, age,148. (3) Muhammed Ataurrahim, Bir İslam Peygamberi Hz. İsa. Çev. Kürşat Demirci, İstanbul,1985, s.63 (4) Resullerin İşleri,4.17-42
Almancadan geldiği ne kadar belli. Felsefe görüşü, ne kadar karmaşık bir anlamı olsada Alamncada bütün demektir.
sözlükte basitçe psikolojik olayların bir bütün veya biçim olduğunu savunan görüş denir.
ama sadece psikoloji değil, gestalt durum ve yapı anlamına da gelir ki hem birbirndenhem de tümden farklı parçaların bir düzenli bir bütünü oluşturması. Mesala bir insanının geçmişini, yaptıklarını, çevresini yani etrafını çevreleyen uzayla bir bütün olarak ele alır.
'algılama'yı temel alan Gestalt Psikolojisi veya Gestalt Terapasi de olarak da bilinir. Köhler bu konuda en bilindik isimlerdendir... hayvanlarla yaptığı çok ilginç deneyler vardır.
anarşizmde toplumsal kurumlar yoktur, aile, din, ekonomi, milletler, ülkeler, devlet, sınırlar, hiyerarşi gibi toplumsal dengeler, düzenler, olgular yoktur. Çağımızda anarşi koyun postunu giymiş halde dolaşmaktadır.
Tabi ki anarşi ve anarşizm kaos veya düzensizliği çağrıştırdığı için tarihte yanlış anlaşılmıştır. Demokrasi ve cumhuriyette zamanın da anarşi olarak anılmıştı ama bu demek değildir ki masum bir kuramdır. Kaosta bile düzen varken, sorun anarşinin olması değil anarşinin hükmetmesidir. Tabi ki anarşi orman kanunlarına geri dönülmesinden bahsetmiyor, anarşi bir utopya biçimini almış insanlara umut aşılıyor bir durumdayken, anarşinin otoriteyi saldırması sorundur.
Kavramlar artık o kadar çok çarptırıldıki bir yanlış on doğruyu götürürmüşçesine tüm bildiğimiz kurumlar saldıraya uğramış bir durumdadır. Güvenin değil, şüphenin hakim olduğu bir çağdayız, barış terör - terör barış olmuş... din adına, demokrasi adına, reform adına, ülkeler adına suçlar işlenilmekteyken tabi ki anarşide bir çocuğa kandırmak için uzatılan elma şekeri gibi kitleleri kandırmaktadır...
Anarşinin, anlamları ve değerleri bozma ve çarptırması tamamen deccalımsı bir şekil alması toplumlar için çok tehlikelidir. Tabi ki otoritenin yanlış kullanıldığı yerler vardır, tabi ki hiyararşinin engelleyici durumları vardır ama bu demek değildir ki bunlardan tümden kurtulmak gerekir. Bir doğru için beş doğrudan vazgeçmeye benziyor. öğretmenlerden, politikacılardan, polislerden, din adamlarından vb otoritede görünen güçlerinin içlerinden olan kişiler sorumlulukalarını ve güçlerini yanlış kullanmaktadır ama onların bütünü olan kurumlara saldırmayı gerektirmez.
Zaten anarşistler bile daha anarşinin ne olduğunu tamm olarak bilmezken, anarşinin sempati duyulduğu bir devirde bu konulardan bahsetmek ne kadar caydırıcı olur ki? Peki anarşinin otorite olduğu bir çağda bu otariteye karşı nasıl karşı çıkılacaktır? Tabi sorunun cevabı belli, anarşi onu da yıkacak ve hep böyle yıka yıka bir dinamizm kurarak 'bireylerin birbirleriyle eşitler olarak özgürce işbirliği içinde olabileceği bir toplum yaratmaya' devam edecek... Yani, kandırmacanın içinde ki kandırmaca devam edecek...
Bu konu daha çok tartışılır ama geçmişteki alimler ve aydınlar uyarılarını zamanında yapmışlardır, ama anarşi içine çoktan girmiş durumdayken içeriden dış nasıl görünsün ki?
Avrupa birliğine giriş sürecinde 2004'te Terör tazminatı: Terörle mücadele sırasında mağdur olan vatandaşlara tazminat ödenecekmiş... (www.antimai.org/ab/abyolunda.htm)
Kopenhag Zirvesi maceramız yeni mekanı ve zamanı belirledi. Dublin, Aralık 2004. Avrupa, Mayıs 2004 itabariyle 25 üyeli bir topluluk olacakmış...
Marsa yeniden robotların 2004 yılında inmesi bekleniyor.
Merkür gezegeni, Güneş diskinin içinden yeniden geçecek...
Cassini,1997 Ekimi'nde, NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve Italya Uzay Ajansı'nın ortaklaşa girişimleri sonucunda uzaya fırlatıldı.2004 yılında Satürn ile buluşması tasarlanmıştı...
Sanırsam kurucularından Mehmet Çınarlı'nın ve İlhan Geçer'in çıkartığı bir Türk edebiyat dergisi, nette sayfasına rastlamadım ama içinde Cemil Meriç gibi bilinen isimlerin bazı yazıları bulmak mümkün...
ör: www.geocities.com/sosyologlarkahvesi/humanizm.htm
bir sağcıların çıkartığı bu adla bir dergide var, sayfası düzgün çalışmıyor o yüzden aynı dergi mi bilemiyeceğim members.fortunecity.com/hisar1/
işte yine açanın boş bıraktığı bir başlık olduğundan fazla bilgim olmadığından fazla bir şey diyemiyeceğim...
Hz. İsa'nın takbiren M.Ö.3. Yılında doduğu kabul edilmektedir. Onun doğduğu dönem Filistin'de aşırı milliyetçi ve Mesihçi (Mehdici) Zelot hareketinin Romalılara karşı ayaklanma ve isyan tesebbüsleri içersinde olduğu bir devre rastlanmaktadır. İşte bu atmosferde yetişen Hz. İsa takbiren 30 yaşındayken ilahi mesajı davete başladı ve onun hareketi yaklaşık olarak 28-33 yıllaraına tesadüf eder (1) . Hz. İsa Davetine başladığında kendisine inanan insanları etrafında hazır buldu. Zaten Hz. Yahya gibi muvahhidler onun bu haraketi için elverişli bir ortam hazırlamışlardı.
Hz. İsa'yı ve davetini kendileri için bir tehlike olarak gören Yahudiler, onu öldürmek için putperest Roma yöneticilerini kıskırtmış ve ikna etmişlerdi. Bunun üzerine Roma askerleri Hz. İsa'yı idam etmek için yakalamaya gittiklerinde yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de açıkladığı gibi, Hz. İsa'yı kendi katına yükseltti. Roma askerleri onun yerine kendisi ihbar eden kişiyi yakalayarak çarmıha germek suretiyle öldürdüler. (2)
Putperest Roma iktidarı ile Yahudi ortaklığının müminler üzerinde tatbik ettikleri baskı ve zulme rağmen, halk tarafından gittikçe sevilen bu insanların sayısı gün geçtikçe artıyordu. Ancak sayılarının bu şekilde artması düşmanlarının da zulümlerini kat kat artırmalarına sebeb olmaktaydı. İlk mücadle Yahudilerce başlatılmış bulunuyordu. Yahudiler Hz. Musa'nın mesajını kendilerine göre düzenlemişler ve Hz. İsa taraftarlarını destekmekle, kendi rahatlarının ve refahlarının bozulacağından korkuyorlardı. (3)
Bu sebebten Hz. İsa taraftarlarının gün geçtikçe çoğalmaları onları endişelendiriyor ve Hz. İsa bağlılarını yok etmek için onlara olmadık baskı ve işkenceler tatbik ediyorlardı (4) . Hz. İsa'nın bağlılarına en olmadık işkencelar tatbik edenlerin en şiddetli davrananı da daha sonra Hristiyanlığın gelişim seyrine büyük etkisi olacak olan Pvalos (St. Paul) isöinde Ferisilerden bir Yahudi idi. Pavlos, bu sıralarda Hristiyanlara baskı ve işkence konusunda canla başla çalışmaktaydı. Ne var ki, bu şahıs daha sonra Hristiyan cemaate katılacak ve Hz. İsa'dan sonra Hristiyanlık tarihinin en önemli şahsiyeti (hatta İncil yerine kabul edilen ruhbanların inandığı New Testament'a bile bölümleri) olacaktır.*
Refaranslar:
* Şevket Kotan, 'Kur'an'a Göre Yahudi ve Hristiyanlığın Gerçerliliği Sorun', Yüksek Lisans Tezi, Dr. Salih Akdemir, Ankara,1994...
(1) M. Ali es-Sabuni, En-Nübüvvetu ve'l Enbiya', s.261; Sarıkçıoğlu, age, s.210
(2) Al, İmran 3.54-55; Nisa 4.157158; Tümer / Küçük, age,148.
(3) Muhammed Ataurrahim, Bir İslam Peygamberi Hz. İsa. Çev. Kürşat Demirci, İstanbul,1985, s.63
(4) Resullerin İşleri,4.17-42
Çorum şifesinden gelen bir kelime sanırım,
doğrusu Heşlenmek:Bir şeyin atılacak duruma gelmesi. Çürümek yıpranmak
hayranlık uyandıran kişeye muhteşem, mükemmel görünen şeyler; Harika fim, harika fikir, harika sözler, harika insanlar, dünyanın yedi harikası gibi...
Arapçadan gelen bir kelime, eski dilde acı; sızı; bulamaç; yulaf ve sâire lapası anlamına gelirdi...
Almancadan geldiği ne kadar belli. Felsefe görüşü, ne kadar karmaşık bir anlamı olsada Alamncada bütün demektir.
sözlükte basitçe psikolojik olayların bir bütün veya biçim olduğunu savunan görüş denir.
ama sadece psikoloji değil, gestalt durum ve yapı anlamına da gelir ki hem birbirndenhem de tümden farklı parçaların bir düzenli bir bütünü oluşturması. Mesala bir insanının geçmişini, yaptıklarını, çevresini yani etrafını çevreleyen uzayla bir bütün olarak ele alır.
'algılama'yı temel alan Gestalt Psikolojisi veya Gestalt Terapasi de olarak da bilinir. Köhler bu konuda en bilindik isimlerdendir... hayvanlarla yaptığı çok ilginç deneyler vardır.
anarşizmde toplumsal kurumlar yoktur, aile, din, ekonomi, milletler, ülkeler, devlet, sınırlar, hiyerarşi gibi toplumsal dengeler, düzenler, olgular yoktur. Çağımızda anarşi koyun postunu giymiş halde dolaşmaktadır.
Tabi ki anarşi ve anarşizm kaos veya düzensizliği çağrıştırdığı için tarihte yanlış anlaşılmıştır. Demokrasi ve cumhuriyette zamanın da anarşi olarak anılmıştı ama bu demek değildir ki masum bir kuramdır. Kaosta bile düzen varken, sorun anarşinin olması değil anarşinin hükmetmesidir. Tabi ki anarşi orman kanunlarına geri dönülmesinden bahsetmiyor, anarşi bir utopya biçimini almış insanlara umut aşılıyor bir durumdayken, anarşinin otoriteyi saldırması sorundur.
Kavramlar artık o kadar çok çarptırıldıki bir yanlış on doğruyu götürürmüşçesine tüm bildiğimiz kurumlar saldıraya uğramış bir durumdadır. Güvenin değil, şüphenin hakim olduğu bir çağdayız, barış terör - terör barış olmuş... din adına, demokrasi adına, reform adına, ülkeler adına suçlar işlenilmekteyken tabi ki anarşide bir çocuğa kandırmak için uzatılan elma şekeri gibi kitleleri kandırmaktadır...
Anarşinin, anlamları ve değerleri bozma ve çarptırması tamamen deccalımsı bir şekil alması toplumlar için çok tehlikelidir. Tabi ki otoritenin yanlış kullanıldığı yerler vardır, tabi ki hiyararşinin engelleyici durumları vardır ama bu demek değildir ki bunlardan tümden kurtulmak gerekir. Bir doğru için beş doğrudan vazgeçmeye benziyor. öğretmenlerden, politikacılardan, polislerden, din adamlarından vb otoritede görünen güçlerinin içlerinden olan kişiler sorumlulukalarını ve güçlerini yanlış kullanmaktadır ama onların bütünü olan kurumlara saldırmayı gerektirmez.
Zaten anarşistler bile daha anarşinin ne olduğunu tamm olarak bilmezken, anarşinin sempati duyulduğu bir devirde bu konulardan bahsetmek ne kadar caydırıcı olur ki? Peki anarşinin otorite olduğu bir çağda bu otariteye karşı nasıl karşı çıkılacaktır? Tabi sorunun cevabı belli, anarşi onu da yıkacak ve hep böyle yıka yıka bir dinamizm kurarak 'bireylerin birbirleriyle eşitler olarak özgürce işbirliği içinde olabileceği bir toplum yaratmaya' devam edecek... Yani, kandırmacanın içinde ki kandırmaca devam edecek...
Bu konu daha çok tartışılır ama geçmişteki alimler ve aydınlar uyarılarını zamanında yapmışlardır, ama anarşi içine çoktan girmiş durumdayken içeriden dış nasıl görünsün ki?
Fransız şarkıcı, İstabul'da da konserler vermiştir. Çığlık anlamında La Métèque şarkısında tecavüze uğramış kadınları anlatır...
Yunanistan'da olimpiyatların yapılacağı yıl
Avrupa birliğine giriş sürecinde 2004'te Terör tazminatı: Terörle mücadele sırasında mağdur olan vatandaşlara tazminat ödenecekmiş... (www.antimai.org/ab/abyolunda.htm)
Kopenhag Zirvesi maceramız yeni mekanı ve zamanı belirledi. Dublin, Aralık 2004. Avrupa, Mayıs 2004 itabariyle 25 üyeli bir topluluk olacakmış...
Marsa yeniden robotların 2004 yılında inmesi bekleniyor.
Merkür gezegeni, Güneş diskinin içinden yeniden geçecek...
Cassini,1997 Ekimi'nde, NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve Italya Uzay Ajansı'nın ortaklaşa girişimleri sonucunda uzaya fırlatıldı.2004 yılında Satürn ile buluşması tasarlanmıştı...
12 Aralık 1984 Bilkent Üniversitesi kurulmuş
? 1453 Copernicus, gezegenlerin Dünya'nın etrafında değil, Güneş'in etrafında döndüğünü ortaya atan kuramını yayımladı.
? 1453 Andreas Vesalius, insan anatomisiyle ilgili yeni bir elkitabı çıkardı.
5 Nisan 1453 Fatih Sultan Mehmet'in donanması İstanbul sularına girdi.
17 Nisan 1453 Fatih Sultan Mehmet, İstanbul adalarını fethetti.
29 Mayıs 1453 İstanbul Osmanlılar tarafından fethedildi. Sultan İkinci Mehmet, 'Fatih' unvanını aldı.