duyguların dertlerin sevinçlerin herşeyin anlatıldığı paylaşıldığı dert ortagı hep dinleyen sadece dinleyen dünyanın en harika dostudur şiir saygılar fatih demir
ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski istanbul mudur karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir akşam üstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu birkaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor eski zamanlardan bir cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor belki körsün kırılmışsın telaş içindesin kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yaşamak düşünsem sus deyip adınla başlıyorum içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin hayır başka türlü olmayacak ben sana mecburum bilemezsin
en seçkin semtte 12 odalı bir eviniz bahçesinde havuzu yanında barbeküsü olsa ne yazar hı?
ister 2006 model (kırmızı) çelikcantlı mercedeseniz ister 42 dükkanınız olmuş ne yazar?
mutlu edermi sizi antalyadaki iki yazlığınız? (biri dubleks) bankadaki milyon dolarlarınız(yıllık faizde) ne kadar ısıtır içinizi?
hepsi koca bir yalanmış dostlar, gerçek olan kalp zenginliği derlerdi, derlerdide ben inanmazdım, ama, şimdi inandım. ne mutlu türküm diyene. allahu ekber!
Elimden gelen bu ben iki kişiyim Çoğalmak neyse ne azalmak zor Birisi seni her an bırakıp gittiğim Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim Gözlerine kirli bir bulut getirdim Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor .......... Atilla İLHAN
Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor Oturmuş bir iskemleye Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız O nasıl şey, bu adam soyut mu ne Baksan bir ilgisi var elleriyle Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri Sevmeye domuzlanıyor gittikçe Konuştum konuşmuyor Dürttüm dürtülmüyor Kızdım, bir bıçak salladım karnına Aaaa! Yok yahu bana mısın demiyor
Şaşırdım, yokladım kendimi iyice Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne Artık ölüm insanlardan olmuyor.
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun.
Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.
kelimelerle ruhun ahenkli dansı gibi.ölçülü ölçüsüz farketmez yeterki konu bütünlüğü olsun ve okuyana yaşatsın herneyi anlatıyorsa. bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına ölümden anlayan ciddi bir yaprak unutulacak diyorum iyice unutulsun neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
+bu şiir o gün sahnede okunacakmış..neden ezberlemiyorsun? -çok uzuun..:( +ama bak herkes seni izlemeye gelecek, sonra şiiri okuyamazsan sen utanmaz mısın onca insan karşısında? -yoooo..gurup halinde okunacak bu şiir..dudaklarımı hareket ettirirsem kimse anlamaz ezberlemediğimi.. +! ! ? :)))
bence,şiir ortaya çıkarmak öyle büyük bir yetenek ister ve öyle özel bir durumdur ki,dünya üzerinde,şair diye anılanların sayısının 100'e bile ulaşamaması gerekirdi.ama herkes şair.ya ben şiiri gözümde fazla büyütüyorum,ya sıfatı 'şair' olanların pek çoğu sadece 'şair geçiniyor'..içinde kıpırdanmalar hissedip,kağıtlara birşeyler karalayıp,acizane paylaşanlar bu sözümün dışında elbette.
aslında açık ifadelerle derinliği yakalamaktır şiir sanatı..ancak şimdilerde üç beş soyut kelime yanyana getirilince zannediliyor ki derin şiir yazıldı..Oysa; kelimeler soyut yazılanlar sığ! ..galiba bizler modernist toplumların gölgelerinde birşeyler ararken derinliklerimizi de mi kaybettik nedir?
ayy bu geceyi, şiir gecesi ilan ettim kendime........ :)))
duyguların dertlerin sevinçlerin herşeyin anlatıldığı paylaşıldığı dert ortagı hep dinleyen sadece dinleyen dünyanın en harika dostudur şiir saygılar fatih demir
Şiir okumak için antoloj'de...
'kartaltepe'
yazıp tık'lamanız yeterli...
Ben Sana Mecburum Bilemezsin
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin
ATİLLA İLHAN
karşımdaydın
yüzün ölü beyazlığında,
gözlerin donuktu.
buz tutmuştu yaşların,..
ve sen;
arkana bakmadın giderken...
tıpkı sen gibi.., bir ben kalırken
deist şiiri..
ne kıbleyi bildim, ne secde durdum,
ne oruç tuttum da, ne de namaz kıldım
ne kitap, ne peygamber, ne din tanıdım,
bırakında yansın bedenim benim...
yalan nedir bilmem, haram yemedim,
fakiri hor görüp, yetim dövmedim,
garibanı soyup zengin olmadım,
var ise hesabım, sorsunlar benim....
-kaynak bilinmiyor—
netten arak..- ;)) ..Pp
edalim,senin yüzünden bu halım....
sevdalim,boynuna vebalim.......
...yüzyil oldu yüzünü görmeyeli sesini duymayali.............aklinin aydinligina sorular sormayali....yüzyildir bekliyor beni bir sehirde bir kadin...........basim agir üstüm basim çamur içinde......yanip sönen isigina düsekalka gidiyorum.......
hayatımın ayracı...
en seçkin semtte
12 odalı bir eviniz
bahçesinde havuzu
yanında barbeküsü
olsa ne yazar hı?
ister 2006 model (kırmızı)
çelikcantlı mercedeseniz
ister 42 dükkanınız olmuş
ne yazar?
mutlu edermi sizi
antalyadaki
iki yazlığınız? (biri dubleks)
bankadaki milyon dolarlarınız(yıllık faizde)
ne kadar ısıtır içinizi?
hepsi koca bir yalanmış
dostlar,
gerçek olan kalp zenginliği
derlerdi, derlerdide
ben inanmazdım,
ama,
şimdi inandım. ne mutlu türküm diyene. allahu ekber!
4 aylık bir çalışmamın alın teridir naçizane
Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
..........
Atilla İLHAN
devamı da çok güzel...
anaokulunda okundu ilk şiir...
aman efendim Mâi ne bilsin bu şiir okulda okunacak türden değil..
anne ezberletti,Mâi okudu,hem de koca okulun önünde :)
anne okula çağırıldıı,ifadesi alındı.. :))
şiir mi neydi?
yazmakta tereddütlerim var..
ya ifadem alınırsa benim de? :)
Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor
Oturmuş bir iskemleye
Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız
O nasıl şey, bu adam soyut mu ne
Baksan bir ilgisi var elleriyle
Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri
Sevmeye domuzlanıyor gittikçe
Konuştum konuşmuyor
Dürttüm dürtülmüyor
Kızdım, bir bıçak salladım karnına
Aaaa!
Yok yahu bana mısın demiyor
Şaşırdım, yokladım kendimi iyice
Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne
Artık ölüm insanlardan olmuyor.
(edip cansever)
Ben Sana Mecburum Bilemezsin
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Ölmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Attilâ İlhan |
Aşk
Aşk dediğin nedir ki
Tenden bedenden sıyrık
Çocukların içinde
Yaşadığı bir çığlık
Aşk dediğin nedir ki
Histen nefesten varlık
Umutsuzluk içinde
Karanlığa son ıslık
(Ethem Vayvaylı)
Duygu
Yaşam
Dinlenmek
Düşünmek
Tanımak
sen ancak van gogh'un kalemiyle çizilebilirsin...
s. karakoç
ey evin,dırejneke surguna mına dınyaye.
sezai karakoç
hissiyatın musikili bir lisana dönüşüp lisan halinde kalışıdır.
atık duygular! ...mı acaba?
siir hep benim zoe zamnlarimda yatisior imdadima asiksam hele,aliyorum kalemi elime,basliorum aklimdan gecenleri teker teker aglatmaya.kelimelerin ahengidir siir,sayfada dalgalanir secilen cumleler...
kelimelerle ruhun ahenkli dansı gibi.ölçülü ölçüsüz farketmez yeterki konu bütünlüğü olsun ve okuyana yaşatsın herneyi anlatıyorsa.
bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
ölümden anlayan ciddi bir yaprak
unutulacak diyorum iyice unutulsun
neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.
sorumluluk sahibi olan kişi alttaki mesajda konu edilen şiiri ezberledi :))
uyku girmezdi gözüne zaten ezberlemeseydi.. ;)
+bu şiir o gün sahnede okunacakmış..neden ezberlemiyorsun?
-çok uzuun..:(
+ama bak herkes seni izlemeye gelecek, sonra şiiri okuyamazsan sen utanmaz mısın onca insan karşısında?
-yoooo..gurup halinde okunacak bu şiir..dudaklarımı hareket ettirirsem kimse anlamaz ezberlemediğimi..
+! ! ? :)))
bence,şiir ortaya çıkarmak öyle büyük bir yetenek ister ve öyle özel bir durumdur ki,dünya üzerinde,şair diye anılanların sayısının 100'e bile ulaşamaması gerekirdi.ama herkes şair.ya ben şiiri gözümde fazla büyütüyorum,ya sıfatı 'şair' olanların pek çoğu sadece 'şair geçiniyor'..içinde kıpırdanmalar hissedip,kağıtlara birşeyler karalayıp,acizane paylaşanlar bu sözümün dışında elbette.
aslında açık ifadelerle derinliği yakalamaktır şiir sanatı..ancak şimdilerde üç beş soyut kelime yanyana getirilince zannediliyor ki derin şiir yazıldı..Oysa; kelimeler soyut yazılanlar sığ! ..galiba bizler modernist toplumların gölgelerinde birşeyler ararken derinliklerimizi de mi kaybettik nedir?
türkiyede şiirden anlaşılan:aşk terk etmek edilmek
dünyada şiir:toplumsal ve insanca yaşanan herşeyin dizelere yansıması
adı altında
vs vs
ler
karanlıklarda
çok az kalmışsa zaman
aşk için konuşmaya
kaybolup gitmişse canan
ve vakit yoksa ağlamaya
onun aranan bakışlarından
şiirlere can damarıma kan
gibi bir alev dolanmıyorsa
ben bu karanlıklarda
susmaya dayanamam
ırmak olmuş bakışlar akıyor akıyor
böyle duramam
aşk yarılmak üzere bir gökyüzüdür şimdi
ki varolmak adına
kanıyor kanıyor
artık susamam
şairini bilmiyorum
kafiye beni çoktan terketti,serbest dizeler