Vecihi'nin motoruna vida sıkıştıran sahte dost Almanları sevimli bulmuyorum Eğlence amaçlı yazıldı, insanlar eğlemesinler de ölsünler mi? Ha keza bende, yüce bir ırk olduğumuza inananlardanım.
Türkler zamanın budin günümüzün Budapeşte diye anılan şehrini aldıklarında orada çok lüks evler vardı lakin ordunun kumandanı ve en yetkili askerler en mütevazı evleri barınak olarak seçtiler. En lüks mekanları ordunun en alt kademelerindekilere bıraktılar. Böyle davranmakla tevazuu bir gelenek olarak sürdürmek istiyorlardi. Çünkü lüks düşkünlüğü milletleri medeniyetleri saran bir iletti onlar için böyle toplumlar yıkılmaya mahkum idi. O yüzdendir ki ne kadar tevazuu o kadar güç. Birbirini tersinden besleyen bir durum yani.
Deli ablacuğum değişmem deyuşunla seni çok eyu anlıyorum, çünkü insanın özü veya tözü veya fıtratı değiştirilmeye kalkınırsa o öze veya töze veya fıtrata bağlı arızalar yaşayabilir oda insanın deli olarak nitelendirilmesine meyl verebilir...
Delu aplacuğum şunu unutma özünü değiştirmeye kalkma fakat en azından makyajı, estetiği bazen değuştur inan bana makyajın veya estetiğin değişimiyle mizah anlamını daha iyi kazanır...
Eyvallah hepinize bye bye, penden pu günluk pu kadar...
pek te hoş bulamadım be gardaşım,günümüzde artık aşağı yukarı mürekkep yalamış herkes bir yabancı dili, kafasını gözünü yara yara da olsa konuşabiliyor, bu platformda güzelim Türkçemiz varken,ve ben Almanca bilemezken ,Almanca yazmanın ne alemi var şimdi ? :=)))
ana dilin Almanca ama sen Türksün..ismin Türk :)) evet bütün kabahat benim.. zaten ben şu anda Japonca yazıyorum, sende İtalyanca okuyup , Almanca anlıyorsun... e bana da Arapça cevap yazarsın artık :-P
Tanrıcıkları , Allah ile karıştırmadığınız sürece sorun yoktur Birgül Yahya Hanım,
bir kerede adımı düzgün yazınız lütfen... en azından adıma bakarak yazarsanız kelime hatası yapmış olmazsınız..? emin olun o kadar da zor değil bu :)))
Biri diyor herkes felsefe ile kafayı kırdı, diğeri insan yaşadığı sürece aydınlanma devam eder diyerek felsefe yapmaya devam ediyor...biri de kalkmış sessiz olun , okuyorum der :)))
Türkçeyi fethetmiştik şimdi sırada Almanca'mı var arkadaşlar... aman kurbanınız olayım....başımıza çok iş alırız bakın bu gidişle :)))
Apdullah bey,tüm tanrıları sanırım iyi tanırım.. En çok prim yapan korku Tanrısıdır . bilinmezlik tanrısıdır. bir flimde sanırım " mama " idi flimin ismi Penelope Cruz sevdiği adama "sen benim Tanrımsın" demişti.. Sanırım var olma süreci ve aşkta ve Tanrıyı tasfir etmede en sevdiğim cümle oldu..)
Yani susayım diyorum ama bu dinci tayfasının durumu aşağıdaki gibi.. Hep öyleydiler şimdi kendilerinin de farkına varması güzel bir gelişme. Şimdi ateistleri sevmem dediğim linç edin diye değil tamamen espiri olsun diyeydi. Yani bence komikti inkarcı olduklarını söylemek. Öyle ama inkarcı olduklarını bile inkar eden insanlara inkarcı demekten daha komik olanı bunun espiri olduğunu anlamayıp dini içtihatlar çıkarmak olsa gerek
Zaman ve mekan .. Zaman kavramının mantıksal olarak tanımını yapamayacak durumda iken yer çekiminden bahsetmektir bu Mekan ve zaman kavramını aştıktan sonra Maddenin yani kütlenin yani boşluk içerisinde olan her şeyin varlığı tartışılır
Zamanı aştığımız zaman siz öldünüz, mekanı aştığımızda ise topraktasınız Sonunuz da belli, zaten her şey yaşandı bitti
Madem ki her şey belli, tartışmak nedendi Sorusunu sorduk, mesele uzadı.Madem ki mesele uzadı kişilerin saçmalaması beklendi.. Beklenen oldu herkes döktü döküştürdü
Birinci gözden insan gözünden düşündüğümüz de insanların bir birilerini aşağılaması ve kılıf giydirmesi ''yanlış'' ise Yanlış olan her şeye savunma gerekir biz, bunu yaptık..Saygılarımla
Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para görmeye başladığımızdan beri adım adım dünyevileştik.
Dünyevi ölçüde de lükse ve gösterişe meylettik...
Marka giyiyor, görkemli arabalara biniyor, imkânımız varsa yalılarda filan oturuyor, saraylarda düğün yapıp Dubai’deki yedi yıldızlı otelde balayımızı geçiriyoruz!
Eskiden ahirette kavuşacağımıza inandığımız tüm nimetlere fani dünyada ulaşmayı kafamıza koymuş gibi itişip kakışarak para kazanmaya çalışıyoruz!
“Helâl-haram ver Allah, rezil kulun yer Allah!” havasına girdik!
Pek farkında değiliz, ama cebimiz doldukça ruhumuz boşalıyor.
Hassasiyetlerimiz “zaman aşımı”na uğramış gibi: “Zaman sana uymazsa sen zamana uy” anlayışı içinde yaşıyoruz!
Düne kadar kravat takmayan, hanım eli sıkmayan, takkesiz namaz kılmayan dikkatimize bir haller oldu...
“Pozisyon gereği” Batılılaşıp laikleştik! Alacağımız son pozisyonun toprağa yanak dayamak olduğunu bile bile dikkatimizi maddiyata kurban ettik.
Nasılsa, “Ümmete haram olan Mehmed’e helâl mi?” diye kükreyecek bir Molla Gürani’miz de yok! Çünkü dünyevileştiğimiz ölçüde o “yürek adam”ları da kaybettik!
Fetihten sonra ilk ramazan. Fatih Sultan Mehmed, hocalarına iftar veriyor. Bizans sarayından ele geçen altın tasları, sahanları, kaşıkları sofraya koydurmuş...
Molla Gürani, bu duruma çok kızıyor. Hemen tavır alıyor. Bunu da ezan okunduktan sonra iftarını açmayarak gösteriyor.
Öte yandan gencecik Padişah sabırsızlanmıştır. Dakikalar geçip midesi iyice kazınmaya başlayınca, dayanamıyor:
“Buyurunuz taam edelim” diyor, Molla Gürani’ye bakarak, “Merak buyurmayınız, soframızda haram lokma yoktur!”
Molla Gürani’nin beklediği an bu andır. Müthiş bir hışımla Sultan Mehmed’e dönüyor, sofradaki altın kapları, kaşıkları göstererek kükrüyor:
“Ümmete haram olan Mehmed’e helâl mi kılındı?..” diye soruyor, “Bizans İmparatoru’nu taklit ediyorsan, bil ki, Bizans’ı bu gösteriş belâsı batırdı.”
Ve ancak sofradaki altın kaplar, kaşıklar kaldırıldıktan sonra iftarını açıyor. Fatih kıpkırmızı olmuş, önüne bakarak susmuştur. Bu ona iyi bir ders oluyor: Bir daha gösteriş tutkusuna kapılmıyor.
Kuşkusuz biz Fatih değiliz, Konstantiniye’yi fethetmeyeceğiz. Sadece yüreğimizi fethetsek yeter! Ne çare, ona bile dünya (tul-u emel) hükmediyor!
İnanç konusunda zayıf olanların lüks ve gösteriş tutkusunu anlamak mümkün: Onlar her nimeti fani dünyada tatmak, her lezzeti fani dünyada yaşamak istiyorlar.
Ya ebedî hayatın varlığına inananlara ne oluyor; neden tek dünyalılar gibi yaşamaya hevesleniyorlar? İşte bunu anlamakta zorlanıyorum...
Diyelim ki geleneksel kıyafetimizi mecburen terk ettik; peki ya dilimizi neden bozduk, mutfağımızı neden kapattık, tarihe neden yüz çevirdik, hayat felsefemizden, doğru geleneklerimizden, “helâl” kazancımızdan, paylaşma anlayışımızdan, komşuluğumuzdan neden uzaklaştık?
Düne kadar eleştirdiğimiz halde bugün “fesfut” yiyor, “Kokakola” (yazıldığı gibi okunur) içiyor, “arabesk pop” dinliyor, “moda” giyiyor, defilelere katılıyor, kısalta kısalta “kirli”ye dönüştürdüğümüz sakalımızla en önlere kurulup manken seyrediyoruz!
Eskiden “huri taifesi”ne Cennet’te kavuşacağına inanan Müslüman işadamı, artık huriyi podyumlarda arıyor!
Kısacası biz dindarlar da artık “modern hayatın icaplarına göre” yaşıyoruz. Ve git gide varlık sebebimizden uzaklaşıyoruz.
Tevekkeli değil: “İnandığını yaşamayan yaşadığına inanmaya başlar”mış. Şu yaşadıklarımızla kendimizi hâlâ “dindar” zannetmemiz, salt alışkanlıktan olmalı! "Yitip giden ahlakımızı, vicdanimiz ve insanlığımızı arıyoruz..!
Almanyada bir yabancı oto yola ters yönden girince,otoyol radyosundan anons edilir:sayın ..no'lu otoyol sürücüleri otoyolumuzun 450.km sinde bir sürücü ters yönden girmiştir tüm sürücülerin dikkatine en kısa zaman da müdahele edilecektir. bizimki de dinliyor tabi radyoyu
Vecihi'nin motoruna vida sıkıştıran sahte dost Almanları sevimli bulmuyorum
Eğlence amaçlı yazıldı, insanlar eğlemesinler de ölsünler mi?
Ha keza bende, yüce bir ırk olduğumuza inananlardanım.
Türkler zamanın budin günümüzün Budapeşte diye anılan şehrini aldıklarında orada çok lüks evler vardı lakin ordunun kumandanı ve en yetkili askerler en mütevazı evleri barınak olarak seçtiler. En lüks mekanları ordunun en alt kademelerindekilere bıraktılar. Böyle davranmakla tevazuu bir gelenek olarak sürdürmek istiyorlardi. Çünkü lüks düşkünlüğü milletleri medeniyetleri saran bir iletti onlar için böyle toplumlar yıkılmaya mahkum idi. O yüzdendir ki ne kadar tevazuu o kadar güç. Birbirini tersinden besleyen bir durum yani.
Ez nizanim, wan kêfxweş bû, tiştek ji bo xemgîniyê tune.
Herkesin anlamaması için mi herkesin anlaması için mi Almancaya geçiş yapıldı
bugün orda da cumartesi mi ??????????¿
Deli ablacuğum değişmem deyuşunla seni çok eyu anlıyorum, çünkü insanın özü veya tözü veya fıtratı değiştirilmeye kalkınırsa o öze veya töze veya fıtrata bağlı arızalar yaşayabilir oda insanın deli olarak nitelendirilmesine meyl verebilir...
Delu aplacuğum şunu unutma özünü değiştirmeye kalkma fakat en azından makyajı, estetiği bazen değuştur inan bana makyajın veya estetiğin değişimiyle mizah anlamını daha iyi kazanır...
Eyvallah hepinize bye bye, penden pu günluk pu kadar...
haaaaa bide gardaşımın adını doğru yazamıyanlara kötü bozuluyorum haaaaaaaa...biline
pek te hoş bulamadım be gardaşım,günümüzde artık aşağı yukarı mürekkep yalamış herkes bir yabancı dili,
kafasını gözünü yara yara da olsa konuşabiliyor,
bu platformda güzelim Türkçemiz varken,ve ben Almanca bilemezken ,Almanca yazmanın ne alemi var şimdi ?
:=)))
Eyvallah Eif,
senin nezdinde herkese güzel bir gün , akşam ve de gece diliyorum.
dışarısı beni bekler çünkü :)
Hoş kalın arkadaşlar..
Elif bu kürsüde öyle insanlar var ki güzel yürekli iyi düşünceli ben onlar ile asla kavga etmem.!
Deli ablam hoşgeldin ,
çok ters geldin ama yahu...:)
nasılsın iyi misin?
Eğleniyorlar efenim,
tek korkum ayakta yemek yemesinler
Bilirsiniz almanlar öyle yapar, basur olma ihtimalleri var
merhaba herkesin kürsüsünün cemaati :
bazılarınıza diyorum bu sizin yaptığınıza Türk kaşığıyla,Alman haltı yemek denir bizim kültürümüzde...
He Deniz he,
bütün kabahat benim :)))
ana dilin Almanca ama sen Türksün..ismin Türk :)) evet bütün kabahat benim..
zaten ben şu anda Japonca yazıyorum, sende İtalyanca okuyup , Almanca anlıyorsun... e bana da Arapça cevap yazarsın artık :-P
Almanca ana dilin , ama ismin Deniz, mümkündür ki anne ve babanında isimleri Türkçedir ::))) ırk olarakta Türk'sündür birde :-D
WOLAAAAAAAA....:))))
bu biraz komik oldu ama şimdi yaaa..
Vallahi daha fazla çevirmenilk yapmayacam Elif :))))
Tanrıcıkları , Allah ile karıştırmadığınız sürece sorun yoktur Birgül Yahya Hanım,
bir kerede adımı düzgün yazınız lütfen...
en azından adıma bakarak yazarsanız kelime hatası yapmış olmazsınız..?
emin olun o kadar da zor değil bu :)))
Biri diyor herkes felsefe ile kafayı kırdı, diğeri insan yaşadığı sürece aydınlanma devam eder diyerek felsefe yapmaya devam ediyor...biri de kalkmış sessiz olun , okuyorum der :)))
Türkçeyi fethetmiştik şimdi sırada Almanca'mı var arkadaşlar...
aman kurbanınız olayım....başımıza çok iş alırız bakın bu gidişle :)))
Seninleyim
Nereye istersen oraya götür
Çal beni keman
Günaydın kürsünün güzel insanları
Ay kanarmış güzel dostum
Artık bu şehirden gitmek gerekir
Şu telaşlarım bir bitse diyorum.
Belki uzaklara giderim.
Çoktandır gitmek istediğim yollar var.
Ahmed Arif
Apdullah bey,tüm tanrıları sanırım iyi tanırım..
En çok prim yapan korku Tanrısıdır . bilinmezlik tanrısıdır.
bir flimde sanırım " mama " idi flimin ismi Penelope Cruz sevdiği adama "sen benim Tanrımsın" demişti.. Sanırım var olma süreci ve aşkta ve Tanrıyı tasfir etmede en sevdiğim cümle oldu..)
yalnızlığın şerrinden çaya sığınırım.
Yani susayım diyorum ama bu dinci tayfasının durumu aşağıdaki gibi.. Hep öyleydiler şimdi kendilerinin de farkına varması güzel bir gelişme. Şimdi ateistleri sevmem dediğim linç edin diye değil tamamen espiri olsun diyeydi. Yani bence komikti inkarcı olduklarını söylemek. Öyle ama inkarcı olduklarını bile inkar eden insanlara inkarcı demekten daha komik olanı bunun espiri olduğunu anlamayıp dini içtihatlar çıkarmak olsa gerek
Zaman ve mekan ..
Zaman kavramının mantıksal olarak tanımını yapamayacak durumda iken yer çekiminden bahsetmektir bu
Mekan ve zaman kavramını aştıktan sonra
Maddenin yani kütlenin yani boşluk içerisinde olan her şeyin varlığı tartışılır
Zamanı aştığımız zaman siz öldünüz, mekanı aştığımızda ise topraktasınız
Sonunuz da belli, zaten her şey yaşandı bitti
Madem ki her şey belli, tartışmak nedendi
Sorusunu sorduk, mesele uzadı.Madem ki mesele uzadı kişilerin saçmalaması beklendi..
Beklenen oldu herkes döktü döküştürdü
Birinci gözden insan gözünden düşündüğümüz de insanların bir birilerini aşağılaması ve kılıf giydirmesi ''yanlış'' ise
Yanlış olan her şeye savunma gerekir biz, bunu yaptık..Saygılarımla
Yok mu bir Molla Gürani’niz
Lâmı-cimi yok, biz makam-mevki, mal-para görmeye başladığımızdan beri adım adım dünyevileştik.
Dünyevi ölçüde de lükse ve gösterişe meylettik...
Marka giyiyor, görkemli arabalara biniyor, imkânımız varsa yalılarda filan oturuyor, saraylarda düğün yapıp Dubai’deki yedi yıldızlı otelde balayımızı geçiriyoruz!
Eskiden ahirette kavuşacağımıza inandığımız tüm nimetlere fani dünyada ulaşmayı kafamıza koymuş gibi itişip kakışarak para kazanmaya çalışıyoruz!
“Helâl-haram ver Allah, rezil kulun yer Allah!” havasına girdik!
Pek farkında değiliz, ama cebimiz doldukça ruhumuz boşalıyor.
Hassasiyetlerimiz “zaman aşımı”na uğramış gibi: “Zaman sana uymazsa sen zamana uy” anlayışı içinde yaşıyoruz!
Düne kadar kravat takmayan, hanım eli sıkmayan, takkesiz namaz kılmayan dikkatimize bir haller oldu...
“Pozisyon gereği” Batılılaşıp laikleştik! Alacağımız son pozisyonun toprağa yanak dayamak olduğunu bile bile dikkatimizi maddiyata kurban ettik.
Nasılsa, “Ümmete haram olan Mehmed’e helâl mi?” diye kükreyecek bir Molla Gürani’miz de yok! Çünkü dünyevileştiğimiz ölçüde o “yürek adam”ları da kaybettik!
Fetihten sonra ilk ramazan. Fatih Sultan Mehmed, hocalarına iftar veriyor. Bizans sarayından ele geçen altın tasları, sahanları, kaşıkları sofraya koydurmuş...
Molla Gürani, bu duruma çok kızıyor. Hemen tavır alıyor. Bunu da ezan okunduktan sonra iftarını açmayarak gösteriyor.
Öte yandan gencecik Padişah sabırsızlanmıştır. Dakikalar geçip midesi iyice kazınmaya başlayınca, dayanamıyor:
“Buyurunuz taam edelim” diyor, Molla Gürani’ye bakarak, “Merak buyurmayınız, soframızda haram lokma yoktur!”
Molla Gürani’nin beklediği an bu andır. Müthiş bir hışımla Sultan Mehmed’e dönüyor, sofradaki altın kapları, kaşıkları göstererek kükrüyor:
“Ümmete haram olan Mehmed’e helâl mi kılındı?..” diye soruyor, “Bizans İmparatoru’nu taklit ediyorsan, bil ki, Bizans’ı bu gösteriş belâsı batırdı.”
Ve ancak sofradaki altın kaplar, kaşıklar kaldırıldıktan sonra iftarını açıyor. Fatih kıpkırmızı olmuş, önüne bakarak susmuştur. Bu ona iyi bir ders oluyor: Bir daha gösteriş tutkusuna kapılmıyor.
Kuşkusuz biz Fatih değiliz, Konstantiniye’yi fethetmeyeceğiz. Sadece yüreğimizi fethetsek yeter! Ne çare, ona bile dünya (tul-u emel) hükmediyor!
İnanç konusunda zayıf olanların lüks ve gösteriş tutkusunu anlamak mümkün: Onlar her nimeti fani dünyada tatmak, her lezzeti fani dünyada yaşamak istiyorlar.
Ya ebedî hayatın varlığına inananlara ne oluyor; neden tek dünyalılar gibi yaşamaya hevesleniyorlar? İşte bunu anlamakta zorlanıyorum...
Diyelim ki geleneksel kıyafetimizi mecburen terk ettik; peki ya dilimizi neden bozduk, mutfağımızı neden kapattık, tarihe neden yüz çevirdik, hayat felsefemizden, doğru geleneklerimizden, “helâl” kazancımızdan, paylaşma anlayışımızdan, komşuluğumuzdan neden uzaklaştık?
Düne kadar eleştirdiğimiz halde bugün “fesfut” yiyor, “Kokakola” (yazıldığı gibi okunur) içiyor, “arabesk pop” dinliyor, “moda” giyiyor, defilelere katılıyor, kısalta kısalta “kirli”ye dönüştürdüğümüz sakalımızla en önlere kurulup manken seyrediyoruz!
Eskiden “huri taifesi”ne Cennet’te kavuşacağına inanan Müslüman işadamı, artık huriyi podyumlarda arıyor!
Kısacası biz dindarlar da artık “modern hayatın icaplarına göre” yaşıyoruz. Ve git gide varlık sebebimizden uzaklaşıyoruz.
Tevekkeli değil: “İnandığını yaşamayan yaşadığına inanmaya başlar”mış. Şu yaşadıklarımızla kendimizi hâlâ “dindar” zannetmemiz, salt alışkanlıktan olmalı! "Yitip giden ahlakımızı, vicdanimiz ve insanlığımızı arıyoruz..!
Dünyaya giriş yapan Kenan fıkrası
:))
Almanyada bir yabancı oto yola ters yönden girince,otoyol radyosundan anons edilir:sayın ..no'lu otoyol sürücüleri otoyolumuzun 450.km sinde bir sürücü ters yönden girmiştir tüm sürücülerin dikkatine en kısa zaman da müdahele edilecektir.
bizimki de dinliyor tabi radyoyu
-ya kaç bitane kaç bitanee !
:))