Kültür Sanat Edebiyat Şiir

rudolf hess sizce ne demek, rudolf hess size neyi çağrıştırıyor?

rudolf hess terimi Rudolf Hess tarafından 03.11.2006 tarihinde eklendi

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 21.02.2009 - 17:01

    Sonsuza kadar yaşayacak...

    Çünkü o bir kahraman...

    Ve çünkü kahramanlar hiçbir zaman ölmezler...

    ...

    88!

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 13.07.2008 - 15:04

    Gökleri Süsleyen Kartal...

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 12.04.2008 - 15:39

    Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde...

    Ama bil ki, ateşin hâlâ yanacak yüreğimde...

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 03.09.2007 - 11:06

    'Nürnberg Mahkemesinin sonucu olan idamlar adaletin işlediği cinayetlerdir. Yargıçlar bunu biliyorlardı. Ölüm kararları verildikten sonra Kader’in bir mucizesini boş yere bekledim. Ben bir ilke olarak, bir insanın şerefinin başka bir insanın sözleri ya da eylemleri ile zedelenmeyeceği düşüncesindeyim. Bir insanın şerefi ancak kendi şerefsiz davranışlarıyla lekelenebilir.”

    Rudolf Hess…

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 01.09.2007 - 10:28

    Rudolf Hess müebbet hapse mahkûm edilse de bir gün muhakkak özgür kalacağına (Bu umudu sonraları yok olacaktı) inanıyordu.

    Öyle ki… Hess… Konuşmalarını dahi hazırlamıştı.

    “Ölüleri düşünüyorum. Halkımızın özgürlüğü ve ekmeği için umutsuzca çabaladığı yıllarda kurban etmek zorunda kaldığı o milyonlarca ölüyü.

    Hepsinin üstünde de ölülerin içinde tek birini düşünüyorum: Nasyonel Sosyalist Reich’ının kurucusu Adolf Hitler’i. Sadakatleri hiç sarsılmamış olan milyonlarca insanla şu anda kendimi bir olmuş hissetmekteyim. İnsanca yaşamayı hak ettikleri halde ölüme mahkûm edildikleri için ölen insanları ve bunların başında da Feldmareşal Goering ile diğer Nürnberg kurbanlarını düşünüyorum.

    Burada toplanmış olan sizlerin, Hareket liderlerinin saflarınızda çok boşluklar var. Burada olmayanlardan bir kısmı savunmaları için kendilerine verilen bir bölgeyi kahramanca savunurken öldüler, bir kısmı da kendi elleriyle ve yine diğer bir kısmı da adalet kisvesi altında öldürüldüler. Bunlar arasında tüm halkımızca çok iyi tanınan ve gerek savaşta gerekse barışta millet için sadakatle çalışmış insanlar vardır.

    Savaşın son günlerinde ve bitiminden hemen sonra kendi hayatlarına son verenleri düşüyorum. Kocaları ile birlikte kendilerini öldürmeleri önlenemeyen kadınların temsilcisi olarak burada Führer’in karısının adını anmak isterim. Kocasının kaderini beş çocuğu ile birlikte paylaşan Bayan Goebbels’i düşünüyorum. Analar kendilerini öldürürken, açlıktan ölmelerine katlanamadıkları çocuklarını da götürmüşlerdir bu dünyadan…”


    Not: Kesinlikle kopyala-yapıştır yapılmamış, bizzat sabahın köründe kaleme alınmıştır. :)

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 31.08.2007 - 09:50

    Aynı zamanda en iyi pilottu. Hitler'in pilotu bir keresinde O'na şöyle demiş: “Sen, istediğin takdirde bir uçakla ahır kapısından bile geçebilirsin.”

    Nitekim Hess İngiltere'ye tek başına gitti. Düşman uçaklarından kurtuldu ve karanlıkta paraşütle atladı. Barışa gidiyordu… Fakat kahpe İngilizler onu dinlemedi bile.

    Barışın ve cesaretin sembolü: Rudolf Hess!

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 27.08.2007 - 11:20

    'Hücrem günlerden beri buz gibi... Dışarıda kış havası var. Diğer tutukluların hücreleri ise aşırı derecede ısıtılıyor. Cumartesi öğlen soğuk yemek verdiler, çay bile ılıktı. Çay, o kadar ilâçlıydı ki içemedim. Doktora başka çay getirilmesini söyledim ama getirmediler. Dün gece yine soğuk yemek verdiler. Diğerlerine sıcak kahve verdikleri halde bana çay bile vermediler. Yirmi dört saat yiyecek hiçbir şey vermediler.'

    Rudolf Hess, sen kalbimizde yaşıyorsun. :(

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 27.08.2007 - 11:11

    DÜNYANIN EN YALNIZ ADAMI (Bölüm 2)

    Özel günlüğümün bir kitap hali gelmesini sağlayan olay, yıllar önce Hess’le birlikte Nürnberg’den gelen bir kutunun bulunması oldu. Kutunun içine Hess’in özel bir takım kâğıtlarının bulunduğunu sanan resmi kişiler istersem yakmam için kutuyu bana vermişlerdi. Üç yıl hiç açmadım o kutuyu. Bir gece açtım en sonunda, kurşun kalemle sık satır halinde yazılmış notları olan daktilo edilmiş sayfalar çıkmıştı karşıma. Hepsinin üst tarafında “R.H.” harfleri vardı. Hess, tarihi uçuşunu ve bunun nedenlerini, Nurnberg’de yargılanırkenki düşüncelerini ve günlük hayatını tam olarak anlatıyordu burada.

    Hess'e bulduklarımı anlatınca, kâğıtları gözden geçirmek için sabırsızlandı. Gündüzün bütün yazdıklarını tek-tek birlikte okurduk, geceleri de incelemesi için dosyaları kendisine bırakıyordum. “Bunları kısmen ya da tümünü yayımlama hakkını sana veriyorum” dedi. “Yalnızca bir şartım olacak: Çeviride anlam değişikliği olmayacak.” Ben akademik bir çevirmen kullanacağıma söz verdim. Ancak ondan daha da ileriye giderek kitap çevrildikçe provaları Hess’in kendisine okuttum. Provaları Hess’e vermek cezaevi kurallarını çiğnemekti aslında: Hess ancak belirli kitapları ve sansürden geçmiş haberleri okuyabilirdi. Hele II. Dünya Savaşı’ndan söz eden yazıları okuması kesinlikle yasaktı. Ben bu kuralları geçerli bir nedene dayanarak çiğnedim: Dünya, benim aracılığım olmasaydı, Spandau’daki Hess’in gerçek hikâyesini bilemeyecekti. Hess’in güvendiği tek isim bendim. Aramızdaki konuşmaların Hess’in kendisi tarafından okunup, onaylanmasını istiyordum.

    Böylece basılı her satır, kendisinin yazdığı ya da söylediği şeylere tam bir uyum göstermiş olacaktı. Bu yaptığımız aynı zamanda tehlikeli bir şeydi. Bir Rus gardiyan Hess’i dosyayı incelerken görseydi bunun çok ciddi tepkileri olacaktı. Hess, kimi zaman karısı kendisini ziyarete geldiğinde, özel odada onunla konuşurken pantolonun arka cebinde taşırdı yirmi sayfa yazıyı. Yokluğu sırasında hücresinin sık-sık arandığını çok iyi bilirdi. Bu ortak çalışmamızla Spandau’da kapalı tutulan yaşlı deli efsanesini kesin olarak yıkmış olduğumuza inanıyorum. Kendisi kolay-kolay anlaşılacak birisi değildi. İçine kapanık, kuşkulu, hatta kaprisliydi ama deli değildi.

    Yazıları birlikte okurken işaret parmağıyla satırları izlerdi. Kimi zaman okuduklarından hoşlanmazdı. Hele kendisinin inatçılığından ve kaprislerinden söz eden bölüme gelince epey duraksamıştı. Ancak ben, “Bunu bir bütün olarak ele almak gerekir, iyinin yanında kötü de olacak elbette,” deyince, omuzlarını silkmiş ve “Doğru, itiraz edemem” diye cevap vererek “R.H.” imzasını atmıştı.

    Hess gururunu ve kendisinin önemli bir insan olduğu inancını hiç yitirmemişti. Not defterlerine Ay konusundaki düşüncelerini yazarken, serbest bırakılmış olsa bu yazılarının dünya çapında ilgi çekeceğine inanırdı. Bu, yazdıklarının uzay yolculuğu konusuna yeni bir ışık tutacağından değil, yazarının Rudolf Hess olmasında doğacak bir ilgiydi. Ona bunu söylediğim zaman bana yanlış düşündüğümü belirtti.

    Şimdi elinizde tuttuğunuz kitap Hess’le yüzlerce saat süren konuşmların sonucunda ortaya çıkmıştır. İçindekiler hikâye değil, gerçektir. Nazi İmparatorluğunun Führer Yardımcısı Rudolf Hess tarafından gözlemlenen ve doğruluğu onaylanan gerçekler.

    ALBAY EUGENE K. BİRD
    SPANDAU CEZAEVİ AMERİKAN KOMUTANI
    BERLİN 1972

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 27.08.2007 - 11:09

    DÜNYANIN EL YALNIZ ADAMI (Bölüm 1)

    -GİRİŞ-

    Bundan otuz yıl önce Adolf Hitler’in yardımcısı Rudolf Hess’in bir Messeschmitt uçağı ile İngilizlere barış zemini aramak üzere İngiltere’ye uçtuğu haberi dünyada bomba gibi patlamıştı. Hess, Kral ya da hiç olmazsa Başbakan Winston Churchill ile görüşülebileceği umuduyla yüklenmişti bu esrarlı görevi. Oysa bir dizi İngiliz cezaevinde tutulmuş ve İngiltere ile Almanya arasındaki savaşı sona erdirme “teklifleri” reddedilmişti.

    Dört yıl böylece geçti. Savaş sona erince Hess, Nazi dostlarıyla birlikte Nürnberg’deki Uluslar arası Askerî Mahkeme’nin önüne çıkarıldı. Tarihçiler, sonunda burada Hess’in gerçek hikâyesinin su yüzüne çıkacağı umudundaydılar. Dünya, Hitler’in Hess’in bu yolculuğunu nasıl düzenlediğini öğrenecekti.

    Oysa gerek mahkeme heyetinin gerekse dünyanın görebildiği yalnızca sanıklar arasında kitap okuyan, ara sıra yanındaki komşusu Hermann Goering’e bir şeyler fısıldayan, içine kapanık ve zavallı bir insandı. Hess, sırası gelip de hikâyesini anlatmak için ayağa kalktığında, ancak kendisini yok etmeye çalışan “gizli güçler” ve kötü etkilerden söz etmişti. Sonra başka hiçbir şey söylemeden oturdu ve mahkûm oldu. Hareketleri konusunda başkaca hiçbir açıklama yapılmadan müebbet hapis cezasını çekmek üzere hücresine girdi.

    Hess, götürüldüğü Berlin’deki Spandau Müttefik Cezaevinde çeyrek yüzyıldan fazla bir süredir bulunmaktadır. Esrarlı bir insan, dış dünyaya görülmesine izin verilmeyen bir insan, günlerini tek başına yaşayarak geçiren bir insandı şimdi.

    Gerçekte nasıl bir insandır Rudolf Hess? Bir dergi kendisi için “Deli” demiştir. Bir İngiliz gazetesine göre de, “Geceleri köpek gibi ulumakta, gündüzleri beş metrekarelik hücresi içerisinde olanca sesiyle “Heil Hitler” diye bağırarak kaz adımlarıyla dolaşmaktadır. 1948 yılında Amerikalı bir ruh doktorunun Hess’te şizofreni belirtileri bulduğunu ve kendisinin tımarhaneye nakledilmesi için verdiği raporun hasıraltı edildiği doğru mudur?

    Sıra ile Rus, Amerikalı, Fransız ve İngiliz yönetiminde olan Spandau’da kimse buna olumlu ya da olumsuz cevap vermeyecektir. Batı Berlin’deki bu eski kırmızı tuğladan yapılma kalede alınmış güvenlik tedbirleri dünyanın başka hiçbir cezaevinde yoktur. Ama bugün ben bu sorulara cevap verecek durumdayım. Spandau’nun Amerikalı müdürü olarak Rudolf Hess’ herkesten daha yakın olduğumu söyleyebilirim. 1941’den bu yana Hess’in sırlarını açıkladığı tek insanın ben olduğunu belirtmek isterim. Kendisiyle hücresinde, Spandau bahçesinde ve hastanede yattığında uzun saatler boyunca konuşmuşumdur. Dünyanın buna yıldır ilgisini çeken sırrın açıklamasını yapmak için seve-seve yardım etmiştir bana.

    Hess, büyük bir sabırla bir Nazi Bakanı, Hitler’in sağ kolu ve mahpus olarak yaşantısını bir ses alma makinesine anlatmış, belirli ve önemli sorulara yazı ile cevap vermiştir. Ayrıca yıllardan beri tuttuğu günlüğün yayım hakkını da bana vermiştir.

    Hess ile bu garip ilişkim 1947 yılında, genç bir Amerikan subayı iken, Spandau’ya atanmamla başlar. Orada idamdan kurtulmuş olan yedi tutukluyla cezaevinin arka bahçesinde dolaşırken uzun-uzun izledim. O sırada onlar konusunda bir kitap yazacağıma kendi kendime söz verdiğimi hatırlıyorum. Yıllar geçince yedi kişi dörde indiği zaman cezaevi yaşantısı hakkındaki günlüğümü tutmaya başladım. Sonunda tek bir adam kaldığında üstlerim kitap yazmam için beni sıkıştırmaya başladılar. Yüksek rütbeli bir subay; “Bu tarihtir, Eguene. Yazılması gerekir,” dedi.

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 20.08.2007 - 12:22

    'Genç Amerikalı subay Eugene K. Bird, 1947 yılında celladın ipinden kurtulmuş 7 nazi büyüğünün mahpus bulunduğu Spandau'ya atandığında bu adamlar hakkında birşeyler yazmaya yemin etmişti. Sözünü gerçekleştirdiğinde rütbesi albay, göreviyse hapishanenin müdürlüğüydü. 600 kişilik çirkin, hantal binada da hayalet gibi dolaşan 80 yaşlarında tek bir adam kalmıştı: Rudolf Hess ' (kitaptan)

  • Ra
    Ra 04.01.2007 - 16:41

    Hitler iktidara geldi.

    Önce yahudileri götürdüler. Ben sustum, karsi cikmadim.
    Sonra koministleri götürdüler. Ben yine sustum, karsi cikmadim.
    Sosyal demokratlar, demokratlari götürdüler, yine sustum.
    Hristiyan demokratlari götürdüler, yine sustum.
    Ben bir din adamiydim, politikayla ilgilenmiyordum, karsi cikmadim.
    En sonunda beni götürmek için geldiler,

    kimse karsi cikmadi.
    Cünkü karsi cikacak kimse kalmamisti......

    bazilarinin sonu :))

  • Ra
    Ra 05.11.2006 - 16:53

    “büyük cinayetler ancak büyük cahiller tarafindan i$lenmi$tir.. ” (voltaire)