Afetler, musibetler, hastalıklar, kazalar, belalar, dünya genelinde yaşanan insan ölümleri, çocuk ölümleri, savaşlar, yoksulluklar ve dahi olumsuz bir sürü şey zaten hayatımızı mahvetmişken bir de bu toplumsal gerginlikleri tırmandırmamak lazım. Sevgi hakim olduğu zaman kurtulacağız. Önce fertten ferde, sonra fertten topluma yayılacak bir sevgi ve saygı ile. Sevgi kuşatsın dünyamızı...
"..Kötü yol, dedikleri sahiden kötü yol mudur? - Yol dediğin nedir ki, geçer gidersin rüzgârlı kızım. Yol değil, yolculuktur önemli olan. Nasıl yolculuk ettiğindir, nerede durduğun, nerede mola verdiğin, ne zaman yoluna devam ettiğin, hangi sapakları kullandığın, hangi dönemeçleri aldığın, ne zaman yavaşlayıp ne zaman hızlandığındır. Kiminle yolculuk ettiğin de önemlidir elbet, yoluna çıkanlara ne yaptığındır, kimleri yoldan çıkardığındır, yoluna çıkanlara biçtiğin kaderdir. Bak, İstanbul' un, Beyoğlu' nun her yerine kapanlar konulmuştur. İnsanlar, fareler gibi bu kapanlara yakalanırlar. Kapan dediysem, hain bir tuzak sanma, herkes birbirinin çaresizliğinin kapanıdır. Birinin vücudu, diğerinin parasını tuzağa düşürür. Ya da tersi olur. Birinin imkânları diğerinin hayallerini. Herkes birbirinin çaresizliğini kullanır aslında. Kapana kıstırdığını sandığının kapanına kısılmış olduğunu anlarsın kimi zaman. İnan, hayatın, ders vermeye bile vakti yoktur! "Hayat dersi" dedikleri, iş işten geçmeden bunların farkına varmaktır yalnızca. Hem unutma, bazen kötü bir yol, insanı, iyi bir sona ulaştırabilir." Aynalı Pastane (Üç Aynalı Kırk Oda) Murathan Mungan
Ünlü bir düşünürün bir sözü vardı, Üstad Meriç'in Bu ülke kitabında geçer ama düşünürün adını unuttum şimdi. "Ömrüm boyunca tanrının olmadığını ispat etmek için çalışacağım ama ona inananların inanma özgürlüğü için de gerekirse canımı feda edeceğim" Ben aşımı oldum, aşının beni koruyacağına inandığım için oldum ama aşı olmak istemeyenin olmama hakkına saygı duyarım. Bu uğrunda ölünecek bir dava değil sonuçta ;)) Aşı olanların olmayanlara uyguladığı mahalle baskısı daha elzem bir durum toplum adına.
Bazen çok sade görünen bir durumun altında bir buzdağı olabilir. Mesut Bey'in bizatihi kendi yazısı bile bir yorumdur bir bakış açısıdır. Madem bu kadar sade ve anlaşılır bir şey neden bu mezhepler, fırkalar, tefrikalar, fırka içinde fırkalar, onların da içinde ayrı fırkalar cemaatler tarikatlar vs. vs. vs. diye uzar gider. Bölgeler, insanın gelişmişlik düzeyi, toplumsal yapılar, gelenekler vs. vs. vs. diye sayabileceğimiz onlarca nedenden dolayı farklı görüşler çıkması kaçınılmazdır. İslam'ın ilk yıllarından beri var olan bir durum. Bedevilikten medeniliğe geçiş, oradan şehir hayatına, oradan fetihlere, oradan zenginliğe derken zaten yaşanan din kendi içinde bile bir evrim geçirmiştir. En basit örneği ile İslam'ın Mekke'de ilk motivasyonu "cennetti" Medine'de son motivasyonu "Allah'ın rızası" olmuştur.
Ahiret'te rahmetli Can Yucel'i sorguya çeken melek sormus, "Üstadım, yaşamınızi gözden gecirdiğinizde 'keşke' diye hayiflandiginiz durumlar var mı?"
"Olmaz mı?" demiş bilge şair. "Nedir?" "Keske hayattayken hem şaYir hem de bulaşık birini tanısaydım..."
Melek şaşırmış, "Neden üstadım, n'olurdu oyle birini tanisaydiniz?"
"O meşhur mahkeme lfademi degistirirdim." "Bizim or'da g.te g.t derler sayın yargicim, diye bitirdiğiniz ifade.mı?" "Evet. : "Ne derdiniz peki?" "Bizim or'da şaYire g.t derler sayın yargicim."
ÖZÜR: Yukarıdaki mesajimin içinde geçen yakisiksiz sozcuk, bugün bulasik ötesi saYir tarafından kullanıldığı için, kendisine şamar niyetine aynen iade edilmiştir. Söz konusu şaYirin cevreye yaydigi kötü koku nedeniyle ve bu değersiz kişiye uydugum için Antoloji topluluğundan özür dilerim. Bir daha olmayacak, söz.
BILGI: ŞaYirin o rezil mesajı, yönetim tarafından silinmiştir.
"şaYir" diyorsun ortaya... o bir adım öne zıplıyor. :"bulaşik" diyorsun, bu kez gozlugune kadar tarif ederek..... o yine ön safta. yani, "burdayim" diyor, "benim" diyor. belli ediyor kendini.
"İyi insan, aklından hiç kötülük geçirmeyen saf insan değildir. İyi insan, her şeyin farkında olup iyiliği tercih edendir." Erich Fromm. Günaydınlar...
Gülcan Gülcan hanıma katkı: "Bulaşık" türler, aynı zamanda sinsi ve ödleklik derecesinde korkaktirlar. Taninmamak için -mesela- bir güneş gözlüğü takarak sinsice sokulurlar, irinlerini bosaltip kuyruklarını kısar ve arkalarına bakmadan tuyerler. Tartismaya davet edersiniz, gelmezler/gelemezler. çünkü tartışacak beyinleri yoktur. Zaten onları asla bulamazsınız, çünkü ait oldukları fare deliğine kacmislardir. Ve yeni bir sins saldırı icin kalleşçe planlar hazirlamaktadirlar.
Bu konuyu açtığınız için tşekkürler Gülcan Gülcan hanım...
Hayat bana dedi ki, "Kızım" dedi, "sana bulaşan olursa, yanitlamadan önce, soylenen lafa bak, laf mi diye; sonra söyleyene bak adam mı diye" dedi.
Sordum. "Ee sonra?
"Göreceksin ki" diye devam etti hayat, "karşında ne bir laf var, ne de bir adam, yanit vermeue değecek...Çünkü bulaşıklar sadece bulasmak için vardirlar."
Hayat beklemekten ibaret bir yolculuktur dedi pörsümüş derisinden çıkacakmışcasına damaraları belli olan yaşlı adam.
Kalu belâda başladı ilk bekleyişimiz. Dünya denen köprüye çıkıştan bir önceki durak. Sonra hep bekledi, hep bekledi... En çok vuslatı bekledi. Vuslat ki, ömür içinde bir ömre bedeldi... Dedi ve sustu! Beklemeye devam etti.
hayat bana, bağımlılığın sadece insanın iradesini yıktığını öğretti. bazı bağımlılıklar tekrarlandıkça sonuçlarına 'kendi kararın' gibi katlanmak zorunda kalıyorsun.
Herkesin mutlu olma yolu farklı, dedi Manuela. Kimi mal mülk ister, kimi aşk, kimi kariyer... Benim yolum şu: kendi varlığıma saygı duymak; kendimi çoğaltırken kimseyi azaltmamak; kimsenin de beni azaltmasına izin vermemek... Yaşam neşemi hep yüksek tutmak.
Gürültülü bir posta treninin kendisi bile her şeye rağmen umuttur. Birilerinin trenden senin için inebileceği ya da gelmesinden umudunu kestiğin bir haberin ulaşabileceği ihtimaliyle bir umuttur bu kara trenler...
Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
Babam derdi ki, "Dünya bir tren istasyonu ve insanlar da yolculardır. Şairler ise o gelip gidenlerden değillerdir. İstasyonda durup trenlerin kalkışını seyredenlerdir onlar." (Güeros Alonso Ruizpalacios)
Afetler, musibetler, hastalıklar, kazalar, belalar, dünya genelinde yaşanan insan ölümleri, çocuk ölümleri, savaşlar, yoksulluklar ve dahi olumsuz bir sürü şey zaten hayatımızı mahvetmişken bir de bu toplumsal gerginlikleri tırmandırmamak lazım.
Sevgi hakim olduğu zaman kurtulacağız. Önce fertten ferde, sonra fertten topluma yayılacak bir sevgi ve saygı ile.
Sevgi kuşatsın dünyamızı...
"..Kötü yol, dedikleri sahiden kötü yol mudur?
- Yol dediğin nedir ki, geçer gidersin rüzgârlı kızım. Yol değil, yolculuktur önemli olan. Nasıl yolculuk ettiğindir, nerede durduğun, nerede mola verdiğin, ne zaman yoluna devam ettiğin, hangi sapakları kullandığın, hangi dönemeçleri aldığın, ne zaman yavaşlayıp ne zaman hızlandığındır. Kiminle yolculuk ettiğin de önemlidir elbet, yoluna çıkanlara ne yaptığındır, kimleri yoldan çıkardığındır, yoluna çıkanlara biçtiğin kaderdir. Bak, İstanbul' un, Beyoğlu' nun her yerine kapanlar konulmuştur. İnsanlar, fareler gibi bu kapanlara yakalanırlar. Kapan dediysem, hain bir tuzak sanma, herkes birbirinin çaresizliğinin kapanıdır. Birinin vücudu, diğerinin parasını tuzağa düşürür. Ya da tersi olur. Birinin imkânları diğerinin hayallerini. Herkes birbirinin çaresizliğini kullanır aslında. Kapana kıstırdığını sandığının kapanına kısılmış olduğunu anlarsın kimi zaman. İnan, hayatın, ders vermeye bile vakti yoktur! "Hayat dersi" dedikleri, iş işten geçmeden bunların farkına varmaktır yalnızca. Hem unutma, bazen kötü bir yol, insanı, iyi bir sona ulaştırabilir." Aynalı Pastane (Üç Aynalı Kırk Oda) Murathan Mungan
Ünlü bir düşünürün bir sözü vardı, Üstad Meriç'in Bu ülke kitabında geçer ama düşünürün adını unuttum şimdi.
"Ömrüm boyunca tanrının olmadığını ispat etmek için çalışacağım ama ona inananların inanma özgürlüğü için de gerekirse canımı feda edeceğim"
Ben aşımı oldum, aşının beni koruyacağına inandığım için oldum ama aşı olmak istemeyenin olmama hakkına saygı duyarım. Bu uğrunda ölünecek bir dava değil sonuçta ;))
Aşı olanların olmayanlara uyguladığı mahalle baskısı daha elzem bir durum toplum adına.
Bazen çok sade görünen bir durumun altında bir buzdağı olabilir.
Mesut Bey'in bizatihi kendi yazısı bile bir yorumdur bir bakış açısıdır.
Madem bu kadar sade ve anlaşılır bir şey neden bu mezhepler, fırkalar, tefrikalar, fırka içinde fırkalar, onların da içinde ayrı fırkalar cemaatler tarikatlar vs. vs. vs. diye uzar gider.
Bölgeler, insanın gelişmişlik düzeyi, toplumsal yapılar, gelenekler vs. vs. vs. diye sayabileceğimiz onlarca nedenden dolayı farklı görüşler çıkması kaçınılmazdır. İslam'ın ilk yıllarından beri var olan bir durum. Bedevilikten medeniliğe geçiş, oradan şehir hayatına, oradan fetihlere, oradan zenginliğe derken zaten yaşanan din kendi içinde bile bir evrim geçirmiştir.
En basit örneği ile
İslam'ın Mekke'de ilk motivasyonu "cennetti" Medine'de son motivasyonu "Allah'ın rızası" olmuştur.
Leylanızı sevecek kadar bir kalp bulduysanız, Allah-u Teala'dan yeni bir ömür isteyin. Çünkü bir ömür yetmez Leylanızı sevmeye...
bu dünyanın ne kadarda boş olduğunu hemde her geçen dakikadan sonra daha çok ??
"...B e n a k ı l l a n m a m isteyen d e l i r i p yanımagelebilir..."
Ahiret'te rahmetli Can Yucel'i sorguya çeken melek sormus, "Üstadım, yaşamınızi gözden gecirdiğinizde 'keşke' diye hayiflandiginiz durumlar var mı?"
"Olmaz mı?" demiş bilge şair.
"Nedir?"
"Keske hayattayken hem şaYir hem de bulaşık birini tanısaydım..."
Melek şaşırmış, "Neden üstadım, n'olurdu oyle birini tanisaydiniz?"
"O meşhur mahkeme lfademi degistirirdim."
"Bizim or'da g.te g.t derler sayın yargicim, diye bitirdiğiniz ifade.mı?"
"Evet. :
"Ne derdiniz peki?"
"Bizim or'da şaYire g.t derler sayın yargicim."
ÖZÜR:
Yukarıdaki mesajimin içinde geçen yakisiksiz sozcuk, bugün bulasik ötesi saYir tarafından kullanıldığı için, kendisine şamar niyetine aynen iade edilmiştir. Söz konusu şaYirin cevreye yaydigi kötü koku nedeniyle ve bu değersiz kişiye uydugum için Antoloji topluluğundan özür dilerim. Bir daha olmayacak, söz.
BILGI:
ŞaYirin o rezil mesajı, yönetim tarafından silinmiştir.
"...S a b a h a k a d a r sustuk..uzunsürdü b u k e z güneçıkışımız..."
"şaYir" diyorsun ortaya...
o bir adım öne zıplıyor.
:"bulaşik" diyorsun, bu kez gozlugune kadar tarif ederek..... o yine ön safta.
yani, "burdayim" diyor, "benim" diyor.
belli ediyor kendini.
bu durumda "günah" benim mi oluyor şimdi? :)))
"..h a y a t p a s l ı ...kedimağrur.."
"İyi insan, aklından hiç kötülük geçirmeyen saf insan değildir.
İyi insan, her şeyin farkında olup iyiliği tercih edendir."
Erich Fromm.
Günaydınlar...
Gülcan Gülcan hanıma katkı:
"Bulaşık" türler, aynı zamanda sinsi ve ödleklik derecesinde korkaktirlar. Taninmamak için -mesela- bir güneş gözlüğü takarak sinsice sokulurlar, irinlerini bosaltip kuyruklarını kısar ve arkalarına bakmadan tuyerler. Tartismaya davet edersiniz, gelmezler/gelemezler. çünkü tartışacak beyinleri yoktur. Zaten onları asla bulamazsınız, çünkü ait oldukları fare deliğine kacmislardir. Ve yeni bir sins saldırı icin kalleşçe planlar hazirlamaktadirlar.
Bu konuyu açtığınız için tşekkürler Gülcan Gülcan hanım...
Hayat bana dedi ki, "Kızım" dedi, "sana bulaşan olursa, yanitlamadan önce, soylenen lafa bak, laf mi diye; sonra söyleyene bak adam mı diye" dedi.
Sordum. "Ee sonra?
"Göreceksin ki" diye devam etti hayat, "karşında ne bir laf var, ne de bir adam, yanit vermeue değecek...Çünkü bulaşıklar sadece bulasmak için vardirlar."
Artık öyle yapıyorum, iyi mi?
Hayat beklemekten ibaret bir yolculuktur dedi pörsümüş derisinden çıkacakmışcasına damaraları belli olan yaşlı adam.
Kalu belâda başladı ilk bekleyişimiz. Dünya denen köprüye çıkıştan bir önceki durak.
Sonra hep bekledi, hep bekledi...
En çok vuslatı bekledi. Vuslat ki, ömür içinde bir ömre bedeldi... Dedi ve sustu! Beklemeye devam etti.
Düşünenler için zorsun hayat
İt ürür, kervan yürür...
hayat bana, bağımlılığın sadece insanın iradesini yıktığını öğretti. bazı bağımlılıklar tekrarlandıkça sonuçlarına 'kendi kararın' gibi katlanmak zorunda kalıyorsun.
Herkesin mutlu olma yolu farklı, dedi Manuela. Kimi mal mülk ister, kimi aşk, kimi kariyer...
Benim yolum şu: kendi varlığıma saygı duymak; kendimi çoğaltırken kimseyi azaltmamak; kimsenin de beni azaltmasına izin vermemek...
Yaşam neşemi hep yüksek tutmak.
Rey Soledad, Zaman Adaları
Ve aşk;
Umuda eklenmiş yürektir...
M.Kaya
Ve umut;
Gürültülü bir posta treninin kendisi bile her şeye rağmen umuttur. Birilerinin trenden senin için inebileceği ya da gelmesinden umudunu kestiğin bir haberin ulaşabileceği ihtimaliyle bir umuttur bu kara trenler...
T. Tufan
İnsan tamamlanmamış bir cümledir.
Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
Tarık Tufan
Herkesin de kendince bir yorumu olabiliyor aşk ve sevgi üzerine. Aslolan yaşayanın yüreğinde ne hissettiği...
Züleyha seviyor muydu yoksa ihtirasının esiri mi olmuştu..?
Yusuf2a yaşattıklarına baktığımızda bu hiç sevgi gibi görünmüyor...
Hani vardır ya; "Çiçeğe dokunuşu çiçekten daha güzel olanlar" İşte öyleleri sarsın yaralarımızı...
Seven sevdiğini bir sevgili, bir canan sanırsa yanılır. Oysa bilmelidir ki sevilen sevenin cananı değil bizzat canıdır.
İ.Pala
Babam derdi ki, "Dünya bir tren istasyonu ve insanlar da yolculardır. Şairler ise o gelip gidenlerden değillerdir. İstasyonda durup trenlerin kalkışını seyredenlerdir onlar."
(Güeros Alonso Ruizpalacios)
Kenan Aydın, soruma yanit alamadim?
"Sadece kitap okumak yetmez insana.
Bazen meydan okumalı; Kendine, hayata, dünyaya..."
-Tolstoy
Pardon, espriyi anlayamadım?