Kültür Sanat Edebiyat Şiir

abdülhak hamit sizce ne demek, abdülhak hamit size neyi çağrıştırıyor?

abdülhak hamit terimi Tarhan Tekelioglu tarafından 24.09.2003 tarihinde eklendi

  • Şaban Mortaş
    Şaban Mortaş13.07.2017 - 23:53

    Salon şairi. En çok ölüm temasını işlemiştir.

  • Elif Ef
    Elif Ef23.06.2011 - 12:39

    Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde eserler veren Şair-i Azam. Karısının ölümü üzerine Allaha isyan etmiştir sonra bu duruma alışıp Allaha geri dönmüştür..

  • Hayal Et
    Hayal Et03.06.2011 - 22:52

    orta 1 de ismiyl eçarpıldığım şair..
    Bir 'cins kafa'...

  • Aşık Mahzun İ
    Aşık Mahzun İ08.10.2009 - 17:32

    Abdülhak Hamit Tarhan (1851-1937)

    Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair, tiyatro yazarı ve
    diplomat. 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu. Babası, dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla, İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış, şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise, meşhur bir tarihçi ve diplomattı.

    Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca, Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. İstanbul’da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali’de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken, Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti ve 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.

    İstanbul’a döndükten sonra, önce Maliye mektubi, daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid, buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem'le tanıştı. Sami Paşa’dan Hafız Divanı’nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid, 1881’de Poti, 1882’de Golos, bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay’da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine, İstanbul’a dönmek için yola çıktı ise de, Fatma Hanım Beyrut’ta vefat etti.
    Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine, tekrar Londra’daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine, 1900’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamid, 1906’ya kadar İstanbul’da kaldı. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911’de hanımı Nelly’nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul’a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de, dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937’de İstanbul’da öldü. Mezarı Zincirlikuyu’dadır.

    Abdülhak Hamid, Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı, meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat, Servet-i Fünun, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca, klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken, Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo’nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler, ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.

    ESERLERİ

    Abdülhak Hamid’in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
    Şiirleri: Makber, Ölü (1885) , Kahpe (1885) , Bala’dan Bir Ses (1911) , Validem (1913) , Yadigar-ı Harb (1913) , İlham-ı Vatan (1918) , Tayflar Geçidi (1919) , Garam (1919) , Yabancı Dostlar (1924) .
    Tiyatroları: Hamid’in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873) , Sabrü Sebat (1875) , İçli Kız (1875) , Duhter-i Hindu (1876) , Tarık yahut Endülüs’ün Fethi (1879) , İbn-i Musa (1880) , Finten (1898) . Manzum tiyatroları: Nesteren (1878) , Tezer (1880) , Eşber (1880) , Sardanapal (1908) , Liberte (1913) .

    MAKBER’den

    Eyvah! Ne yer ne yar kaldı.
    Gönlüm dolu ah u zar kaldı.
    Şimdi buradaydı gitti elden,
    Gitti ebede, gelip ezelden,
    Ben gittim, o hak-sar kaldı.
    Bir guşede tarumar kaldı.
    Baki o enis-i dilden eyvah,
    Beyrut’ta bir mezar kaldı.

  • Sümeyye Tosunoğlu
    Sümeyye Tosunoğlu21.02.2009 - 19:22

    edebiyatımızın en önemli şairlerindendir.Makberi ve diğer eserlerini okuyanlar bunu çok rahat görebilirler.'Şair-i Azam' unvanına sahip kıymetli şairlerimizdendir

  • Murat Yılmaz
    Murat Yılmaz14.12.2007 - 23:17

    para mabud bankalar mabed

  • Rengin Canlı
    Rengin Canlı23.11.2007 - 18:20

    tanzimat edebiyatı ikinci dönem sanatçılarındandır (1852 - 1937) . tanzimat edebiyatının en üretken şairi ve tiyatro yazarı olan sanatçı, dewrinde şair-i azam (en buyuk şair) olarak anılmıstır. dogu we batı ülkelerinde elçilikler yapmıs, eserlerinde bu ülkelerin kültrlerini yansıtmıstır.
    abdulhak hamit, tanzimat siirine biçim ve icerik acısından ynilikler getiren, divan siirini bitiren isimdir.kuralları önemsememiş diledigi her bicimi eserlerinde kullanmıstr.tiyatro eserleri sahne tekniği acısından zayıf olduu gibi dil acısından da oynamaya elwerisli diildir.piyeslerinin buyuk bi bölümü manzum, bir bölümünü mensur, bi bölümünü de manzum - mensur karısık olarak yazmıstır.
    romantizm den etkilnmiş, sanat sanat icin anlayısını benimsemiştir.shakespeare den cok etkilnmiştir.
    siirde tezata sasırtmacaya bolca önm weren sair zıtlıkların sairi olarak da bilinir.makber siiri cok ünlüdr.
    cok agır we sanatlı olan bi dile sahip olan tiyatrolarını siir we düzyazı biciminde yazmıstır.bazen hece bazen arusu kullanmıstır.tiyatrolarının tümü dramdır.sahra adli siir kitabında pastoral siirin ilk örneklerini wermiştir.
    tiyatro: macera-yı aşk, sabr ü sebat, içli kız, duhter i hindu, finten, tezer, eşber, nesteren, sardanapal, tarık
    şiir: sahra, makber, ölü, hecle, tayflar geçidi, validem

  • Tugçe Erdem
    Tugçe Erdem14.11.2007 - 15:50

    yazı makinası

  • Yaz Gülü
    Yaz Gülü25.07.2007 - 17:04

    biraz magazinel olacak ama neyse :) :)
    eşini sevdiğini söylüyor
    ona öldükten sonra şiir yazıyor
    ölüm şiiri...Makber
    ama eşi asla yaşarken aldatıldığını bilmiyor....

  • Jany Jannyy
    Jany Jannyy21.03.2007 - 16:29

    Necip Fazıl'ın;
    '- Size Şair-i Azam diye tenekeden bir levha takmışlar, çın çın öter. Siz de, buna hesapsız, muhasebesiz tahammül edersiniz! Bu memleket çilesizlerin, nefsiyle muhasebesi olmayanların diyarı... Söyleyin, hayatınızda bir nefs muhasebesi geçirdiniz mi? '
    sorusuna muhatap olan şairdir.