Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Hz.Muhammed’in dünyaya teşriflerinin,1432’nci yıl dönümünü idrak etmenin sevincini, huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. İnsanlığın dirilişinde, karanlıktan aydınlığa çıkışında ve katılaşmış kalplerin yumuşamasında çok önemli bir yere sahip olan, böyle şerefli ve mübarek bir gün vesilesiyle bütün müslümanları tebrik ediyor, Peygamber sevgisinin bütün gönüllere sirayet etmesini ve kök salmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
İnsanı insana kul eden zincirleri kırmak, insanlar arasında adaletin gerçekleşmesi için konulan ilahi değerleri insanlığa ulaştırmak ve dünyayı barış, huzur ve esenlik yurdu haline getirmek için, Yüce Allah’ın gönderdiği peygamberler halkasının sonuncusu Hz.Muhammed (s.a.v) ’in doğumu, sıradan bir olay değildir. Bu kutlu doğum dünyada, birçok değişim ve gelişmelerin yaşanmasına vesile olmuştur. İnsani değerler açısından çok büyük trajedilerin yaşandığı ve gönüllerin ilahi rahmete susadığı bir zaman diliminde, bütün insanlığa hakikatleri sunmuş, hayatını insanların İslamla buluşmasına adamıştır.
Kur’an-ı Kerim’de gönderiliş amacı, “Nitekim ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir Peygamber gönderdik.” (Bakara-151) diye bildirilen Hz.Muhammed, emrolunduğu gibi yaşayarak mükemmel bir insan modelini gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, Kur’an, peygamberimize itaat edilmesini isterken Peygamberlik misyonuna, örnek gösterirken de onun ahlaki meziyetlerine dikkat çekmiştir. Örnek şahsiyeti, merhametli ve yumuşak kalbiyle tüm insanları kucaklayan Hz.Peygamber, Allah’tan aldığı iman ve selam ışığını her seviyedeki insanla paylaşmış, hayatı boyunca hak sahibine hakkını vermek için çırpınmış ve İslam’ın aydınlığından uzak düşmüş kimseleri bu ışıkla buluşturmak için çok büyük gayret göstermiştir.
Duygularında sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörüyü; ilişkilerinde hakkı, doğruyu güzeli ve vefayı; ibadetlerinde ihlas ve samimiyeti öne çıkararak gönülleri fetheden, güzellik ve ümit dolu bu seçkin insan; sözlerinde ve bu sözlerin ifade ettiği anlamlarda, bütün varlıklara karşı sergilediği tutum ve davranışlarda bize örnek olmakta, yaşamakta olduğumuz hayata ve geleceğimize ışık tutmaktadır. Onun aracılığı ile insanlığa gönderilen İslam dini de tebliğin başlangıcından zamanımıza kadar uzanan süreçte; rahmet, adalet, paylaşım, barış ve güvenlik gibi önemli ilkeleri her zaman önde tutarak umutsuz ve çaresiz insanların ümit ve ışık kaynağı olmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada her geçen gün dünyevileşme yoğunlaşmakta, ilişkilerde çıkar ve menfaatler yaygınlaşmakta, niyetlerde negatif düşünceler çoğalmakta; söz, davranış ve vaatlerde aldatıcılık egemen olmakta ve harcamalarda tüketim çılgınlığı yaşanmaktadır. Gerek makro ve gerekse sınırlı düzeyde gözlemlenen haksız paylaşımlar, kanaatsizlik, tatminsizlik ve ben merkezli zevk düşkünlüğü, fakir, yoksul ve kimsesizlerin ihmal ve göz ardı edilmesi, sapkın ve yozlaşmış inanışların ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu gelişmeler Hz.Peygamberin insanlara tebliğ ettiği üstün değerlerin hayatımızdaki etkisinin istenilen düzeyde olmadığının bir göstergesidir.
İnsanların manevi duygularında oluşan boşluk, kaos, amaçsızlık ve acımasızlık gibi olumsuz haller, insanın manevi dokusunun bozulmasına neden olmaktadır. Bu durum, insanların kendileri ve hem cinsleri ile olduğu kadar doğa ile ilişkilerini de temelden sarsmaktadır. Yoksulluk içinde kıvranan toplum ve ülkeler bir yana, maddi kalkınmasını tamamlamış toplum ve ülkelerin içerisinde dahi manevi buhran içinde olanların ve bunalımlar geçirenlerin sayısının arttığı bir gerçektir. İnsanlığın böyle bir zamanda tebessümü sadaka olarak gören anlayışın sahibini daha iyi tanıması önem arz etmektedir. “Yerdekilere merhamet edin ki, göktekilerde size merhamet etsin” diyerek varlıklarla ilişkilerin merkezine; rahmet ve merhameti yerleştiren, hayatı edep, nezaket, iyilik, samimiyet, vefa ve doğruluk ile dopdolu olan, çok güçlü olduğu halde güce ehemmiyet vermeden insanın hak ve halk katındaki değerini ahlaki durumuna bağlayan ve bütün çağların en güzel örneği Hz.Peygamberi insanlık örnek almalıdır.
Günümüz müslümanlarına düşen kendisine indirilen vahiy çerçevesinde, her sözü ve davranışı insanlığın ufkunu açan Peygamberimizi, içimizde ve çevremizde yeniden anlamak ve O’nun bize kazandırdığı, kardeşlik, sevgi, dostluk, güven, samimiyet, tevazu, hoşgörü, sadakat, vefa, haklının yanında yer alma, hak ve doğru olanı temsil etme gibi değerlere hayatımızda işlerlik kazandırmaktır.
Sevgili Peygamberimizin kutlu doğumunun 1432 nci yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, aziz milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Rıdvan ÇAKIR Diyanet İşleri Başkan Vekili
Not: Mevlid Kandili 13 Mayıs Salı gününü 14 Mayıs Çarşamba gününe bağlayan gecedir.
Binalar, köprüler, kanallar, gibi yapıları tasarlayan. Ölçüleri, çizimleri, dizaynı, planları, emniyeti gibi prosedürlerin (usul ve yöntemlerlerin) gerçekleşmesini sağlayan, yöneten kişiye denir.
Tarihimizin değerini bilmemiz lazım. Bize, gelecek nesiller için emanet bırkılan milli mirasımıza sahip çıkmamız gerekiyor.
Tıpdan çoğrafyaya, bilimden felsefeye, bir uçtan bir uca kadar zenginliklerimiz varken biz hala senlik benlik davası içersinde, o şöyle-bu böyle, diye altımızda ki ateşi körüklüyoruz.
Bilimdeki gelişmelere ağzımız açık olarak bakerken esasında birbirimizin ensesine tokatlayarak açılan ağzımızdaki lokmaları başkaları topluyor. Aşağıda, aktardığım yazı bir ibrettir ki 'atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiştir'. Bilin ki Allah önce insanları değil o milletin ilmini helak eder ki sorumsuzluklarından dolayı esas kendilerine zulmedenler yine o milletin kendisidir.
Bugün depremlerden halkımız ve en önemlisi genç beyinler yıkıntılar altında kalırken, daha önceden biz toplum olarak tarihimizi yıkıntılar altında bıraktık... ve hala yok şu mütahit yok o politikacı diyoruz, ama şu bir gerçek ki niyetlerini değiştirmeyen bir toplumu Allah değiştirmez....
Bu topraklar bizim, bu tarih bizim, bu canlar bizim... Bizim insanlarımız! ! !
1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş.
Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.
Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.
Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinanın geliştirdiği mekanizmalarmış
'Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: 'Gerçekten ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet Suresi,33) '
...Yani asıl güzel söz insanları Allah'a çağıran, Kuran'a uymaya davet eden sözdür. Güzel sözü söyleyen, yani Allah'a çağıranlar ise yalnızca iman edenlerdir.
MEVLİD KANDİLİ MESAJI
Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Hz.Muhammed’in dünyaya teşriflerinin,1432’nci yıl dönümünü idrak etmenin sevincini, huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. İnsanlığın dirilişinde, karanlıktan aydınlığa çıkışında ve katılaşmış kalplerin yumuşamasında çok önemli bir yere sahip olan, böyle şerefli ve mübarek bir gün vesilesiyle bütün müslümanları tebrik ediyor, Peygamber sevgisinin bütün gönüllere sirayet etmesini ve kök salmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
İnsanı insana kul eden zincirleri kırmak, insanlar arasında adaletin gerçekleşmesi için konulan ilahi değerleri insanlığa ulaştırmak ve dünyayı barış, huzur ve esenlik yurdu haline getirmek için, Yüce Allah’ın gönderdiği peygamberler halkasının sonuncusu Hz.Muhammed (s.a.v) ’in doğumu, sıradan bir olay değildir. Bu kutlu doğum dünyada, birçok değişim ve gelişmelerin yaşanmasına vesile olmuştur. İnsani değerler açısından çok büyük trajedilerin yaşandığı ve gönüllerin ilahi rahmete susadığı bir zaman diliminde, bütün insanlığa hakikatleri sunmuş, hayatını insanların İslamla buluşmasına adamıştır.
Kur’an-ı Kerim’de gönderiliş amacı, “Nitekim ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir Peygamber gönderdik.” (Bakara-151) diye bildirilen Hz.Muhammed, emrolunduğu gibi yaşayarak mükemmel bir insan modelini gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, Kur’an, peygamberimize itaat edilmesini isterken Peygamberlik misyonuna, örnek gösterirken de onun ahlaki meziyetlerine dikkat çekmiştir. Örnek şahsiyeti, merhametli ve yumuşak kalbiyle tüm insanları kucaklayan Hz.Peygamber, Allah’tan aldığı iman ve selam ışığını her seviyedeki insanla paylaşmış, hayatı boyunca hak sahibine hakkını vermek için çırpınmış ve İslam’ın aydınlığından uzak düşmüş kimseleri bu ışıkla buluşturmak için çok büyük gayret göstermiştir.
Duygularında sevgi, şefkat, merhamet ve hoşgörüyü; ilişkilerinde hakkı, doğruyu güzeli ve vefayı; ibadetlerinde ihlas ve samimiyeti öne çıkararak gönülleri fetheden, güzellik ve ümit dolu bu seçkin insan; sözlerinde ve bu sözlerin ifade ettiği anlamlarda, bütün varlıklara karşı sergilediği tutum ve davranışlarda bize örnek olmakta, yaşamakta olduğumuz hayata ve geleceğimize ışık tutmaktadır. Onun aracılığı ile insanlığa gönderilen İslam dini de tebliğin başlangıcından zamanımıza kadar uzanan süreçte; rahmet, adalet, paylaşım, barış ve güvenlik gibi önemli ilkeleri her zaman önde tutarak umutsuz ve çaresiz insanların ümit ve ışık kaynağı olmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada her geçen gün dünyevileşme yoğunlaşmakta, ilişkilerde çıkar ve menfaatler yaygınlaşmakta, niyetlerde negatif düşünceler çoğalmakta; söz, davranış ve vaatlerde aldatıcılık egemen olmakta ve harcamalarda tüketim çılgınlığı yaşanmaktadır. Gerek makro ve gerekse sınırlı düzeyde gözlemlenen haksız paylaşımlar, kanaatsizlik, tatminsizlik ve ben merkezli zevk düşkünlüğü, fakir, yoksul ve kimsesizlerin ihmal ve göz ardı edilmesi, sapkın ve yozlaşmış inanışların ortaya çıkmasına vesile olmaktadır. Bu gelişmeler Hz.Peygamberin insanlara tebliğ ettiği üstün değerlerin hayatımızdaki etkisinin istenilen düzeyde olmadığının bir göstergesidir.
İnsanların manevi duygularında oluşan boşluk, kaos, amaçsızlık ve acımasızlık gibi olumsuz haller, insanın manevi dokusunun bozulmasına neden olmaktadır. Bu durum, insanların kendileri ve hem cinsleri ile olduğu kadar doğa ile ilişkilerini de temelden sarsmaktadır. Yoksulluk içinde kıvranan toplum ve ülkeler bir yana, maddi kalkınmasını tamamlamış toplum ve ülkelerin içerisinde dahi manevi buhran içinde olanların ve bunalımlar geçirenlerin sayısının arttığı bir gerçektir. İnsanlığın böyle bir zamanda tebessümü sadaka olarak gören anlayışın sahibini daha iyi tanıması önem arz etmektedir. “Yerdekilere merhamet edin ki, göktekilerde size merhamet etsin” diyerek varlıklarla ilişkilerin merkezine; rahmet ve merhameti yerleştiren, hayatı edep, nezaket, iyilik, samimiyet, vefa ve doğruluk ile dopdolu olan, çok güçlü olduğu halde güce ehemmiyet vermeden insanın hak ve halk katındaki değerini ahlaki durumuna bağlayan ve bütün çağların en güzel örneği Hz.Peygamberi insanlık örnek almalıdır.
Günümüz müslümanlarına düşen kendisine indirilen vahiy çerçevesinde, her sözü ve davranışı insanlığın ufkunu açan Peygamberimizi, içimizde ve çevremizde yeniden anlamak ve O’nun bize kazandırdığı, kardeşlik, sevgi, dostluk, güven, samimiyet, tevazu, hoşgörü, sadakat, vefa, haklının yanında yer alma, hak ve doğru olanı temsil etme gibi değerlere hayatımızda işlerlik kazandırmaktır.
Sevgili Peygamberimizin kutlu doğumunun 1432 nci yıldönümünün, cennet vatanımızın huzur ve mutluluğuna, aziz milletimizin birlik ve beraberliğine, bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Rıdvan ÇAKIR
Diyanet İşleri Başkan Vekili
Not: Mevlid Kandili 13 Mayıs Salı gününü 14 Mayıs Çarşamba gününe bağlayan gecedir.
Doğum anlamına gelir. Peygamberimizin doğduğu geceye mevlid gecesi denir.
Peygamberimizin doğumunu ve hayatını anlatan eserlere de mevlid denir.
12 Rabiulevvel Pazartesi gecesidir.
Bu sene 13 Mayıs 2003 Salı gecesi mevlid kandilidir.
Anadolu Türk beylikleri zamanında başlamış ve günümüze kadar kutlana gelmiştir.
Arapçadan gelen bir kelimedir...
Binalar, köprüler, kanallar, gibi yapıları tasarlayan. Ölçüleri, çizimleri, dizaynı, planları, emniyeti gibi prosedürlerin (usul ve yöntemlerlerin) gerçekleşmesini sağlayan, yöneten kişiye denir.
Tarihimizin değerini bilmemiz lazım. Bize, gelecek nesiller için emanet bırkılan milli mirasımıza sahip çıkmamız gerekiyor.
Tıpdan çoğrafyaya, bilimden felsefeye, bir uçtan bir uca kadar zenginliklerimiz varken biz hala senlik benlik davası içersinde, o şöyle-bu böyle, diye altımızda ki ateşi körüklüyoruz.
Bilimdeki gelişmelere ağzımız açık olarak bakerken esasında birbirimizin ensesine tokatlayarak açılan ağzımızdaki lokmaları başkaları topluyor. Aşağıda, aktardığım yazı bir ibrettir ki 'atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiştir'. Bilin ki Allah önce insanları değil o milletin ilmini helak eder ki sorumsuzluklarından dolayı esas kendilerine zulmedenler yine o milletin kendisidir.
Bugün depremlerden halkımız ve en önemlisi genç beyinler yıkıntılar altında kalırken, daha önceden biz toplum olarak tarihimizi yıkıntılar altında bıraktık... ve hala yok şu mütahit yok o politikacı diyoruz, ama şu bir gerçek ki niyetlerini değiştirmeyen bir toplumu Allah değiştirmez....
Bu topraklar bizim, bu tarih bizim, bu canlar bizim... Bizim insanlarımız! ! !
Gökdelenlerin esas temeli:
1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye'ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı'ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı,
Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi'yle Sinan'ın öğrencisi Mimar Davut Ağa'nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş.
Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar.
Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler.
Daha derin araştırma yapmak için Edirne'ye, Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Ordaki olağanüstü sistemleri görünce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya'ya döndüklerinde ise Sinan'ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan'ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinanın geliştirdiği mekanizmalarmış
www.geocities.com/harikasozler/din.htm
Kamil aklın en büyük hazinesi dindir. Bu sebeple insanın dini aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur. - Hz. Muhammed
Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. - Atatürk
Dinsiz bilim kör; bilimsiz din topaldır. - Einstein
Din yüzünden gerilemedik, gerilediğimiz için dinden ayrıldık.
- Peyami Safa
www.geocities.com/harikasozler/din.htm
Edebiyatımızda Hiciv Şiirleri ve Hiciv Ustaları
www.akademi.nl/sayi6/Edebiyat.htm
www.akademi.nl/sayi7/Edebiyat.htm
www.akademi.nl/sayi8/Edebiyat.htm
Sair Esref, Abdülhamit'i ve onun Mabeyncisi Arap Izzet Pasa'yi
su kita ile ne güzel hicveder:
Besmele gûseyleyen seytan gibi
Korkuyorsun höt dese bir ecnebi
Padisahim öyle alçaksin kî
Izzetin nefsin Arap Izzet gibi.
Sair Esref (1843-1911)
home.tiscalinet.ch/s.alcinkaya/esref_fikralari.html
'Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: 'Gerçekten ben
müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?
(Fussilet Suresi,33) '
...Yani asıl güzel söz insanları Allah'a çağıran, Kuran'a uymaya davet eden sözdür. Güzel sözü söyleyen, yani Allah'a çağıranlar ise yalnızca iman edenlerdir.
Yazının devamı www.harunyahya.org/imani/guzelsoz.html
Güzel sözleri bulabilmeniz için iyi hazırlanmış bir sayfa: www.geocities.com/harikasozler
ve diğerleri:
www.basbug.net/sizinicinsec/guzelsozler.htm
http: //goto.bilkent.edu.tr/gunes/SOZLER/sozler.htm
www.dosthane.de/iyilaf.html
www.entropi.net/soz/guzelsozler.asp
www.fecrisadik.8m.com/guzel_sozler-3.htm