Ünlü Filozof, bilgin ve toplumsal eleştirmen. 1. Dünya Savaşına karşı olduğundan Cambridge Universitesi'ndeki görevinden alınmış olan Bertrand Russel, dinimiz hakkında çok olumlu sözler söylemiştir.
Bublardan en çarpıcı olanı 699-1000 arasında Avrupa'da karanlık çağlar yaşanırken İslamiyetin, Hindistan'dan İspanya'ya kadar aydınlantığı gerçeğini belirtmiştir. Popüler tarihte pek bunlara yer verilmemesine ve kişilerin İslamiyet'e karşı dar bakışlarını kınar.
'Our use of the phrase 'The Dark Ages' to cover the period from 699 to 1000 marks our undue concentration on Western Europe … From India to Spain, the brilliant civilisation of Islam flourished. What was lost to Christendom at this time was not lost to civilisation, but quite the contrary … To us it seems that West-European civilisation is civilisation, but this is a narrow view'. (History of Western Philosophy, London, 1948, p.419) .
Bertrand Russel in ‘History of Western Philosophy,’ London, 1948, p. 419.
İngiliz sosyal reformcu, feminist eylemci, teozof, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesi liderlerinden Annie Besant İslamiyet hakkında çok olumlu bahsetmiştir.
İslam'ın kadınlara diğer akımlardan daha fazla haklar verdiğini, mesela Hıristiyanlık aleminde özellikle İngiltere'de sadece 20. yy'ın son 20 yılında kadınların hakları mevcut olduğunu ve onca çarpık bakış açılarına rağmen esasen kadınların İslamiyete gore daha serbest olduğu gerçeklerini çekinmeden belirtmiştir.
'I often think that woman is more free in Islam than in Christianity. Woman is more protected by Islam than by the faith which preaches monogamy. In Al'Quran the law about woman is more just and liberal. It is only in the last twenty years that Christian England has recognized the right of woman to property, while Islam has allowed this right from all times. It is slander to say that Islam preaches that women have no souls'.
Annie Besant - The Life and Teachings of Muhammed, 1932
Günümüzden 1000 küsur sene evvel yaşamış İslâm’ın en büyük âlimlerinden biri sayılan Beyrûnî, batılı ilim adamları dünyanın yuvarlaklığını savunmalarına karşılık mahkemelere çıkartılıp zorla fikirlerinden döndürülüp, bazıları diri diri yakılıyorken onlardan 600 küsur sene önce dünyanın yuvarlaklığını ve döndüğünü savunuyordu. Trigonometri’yi ayrı bir ilim haline getirmiştir. Dünyanın çapını ve çevresini ölçmeyi başarmıştır. Yerçekiminden ilk olarak bahseden yine odur. Şu sözü bir âlimde bulunması gereken hassaları özleştirip önümüze koyuyor:
“Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah’a tevbe ederim. Râzı olacağı şeylere sarılmak hususunda da, Allah’tan yardım dilerim. Bâtıl olan şeyleri öğrenip onlardan korunmak için de Allah’tan doğru yola götürmesini isterim. İyilik O’nun elindedir.”
Cabir bin Hayyan, modern kimyanın babası sayılır. Bundan 1200 yıl önce atom bombası fikrini ortaya atmıştır. “Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allah’ın kudret nişanıdır.” demiştir.
Fârâbî, havanın titreşimlerinden ibaret olan sesin fizikî ilk açıklamasını yapmıştır.
Cezeri, günümüzden 9 asır önce su ve basınç gücünden faydalanarak otomatik saatler, robotlar icat etmiştir. Dolayısıyla sibernetiğin ilk kurucularından sayılır.
Akşemseddin Hazretleri, hastalıkların mikroplardan meydana geldiğini ispat eden Pasteur’dan 400 sene önce mikroplardan söz etmiştir.
Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri İstanbul kuşatması esnasında Galata Kulesi önündeki düşman donanmasını vurmak istiyordu. Bu ise topların Beyoğlu sırtlarından ateşlenmesi ile mümkün olabilirdi. Ancak bunun neticesinde Galatalıların evleri yıkılabilirdi. Halbuki Osmanlılar ile Galatalılar arasında bir dostluk anlaşması vardı. Bunun neticesinde Fatih Hazretleri, ince hesap ve düzenlemeler neticesinde gülle aşırabilen toplar yapmayı plânladı. Plânını bizzat kendisi çizdi. Böylece büyük bir kumandan olmasının yanında tarihe havan topunu icad eden bir ilim adamı olarak da geçti.
İbn-i Haldun, sosyolojinin kurucusu sayılır. Zamanına gelinceye kadar hikâye gözüyle bakılan tarihi bir ilim haline getirmiştir.
İbn-i Heysem, optik ilmin kurucusudur. Görme olayının gözden çıkan ışınlarla değil, dışarıdan gelen ışınlar yoluyla olduğunu ispat etti. Gözlüğü ilk defa keşfetme şerefi ona aittir.
Tıpta bir deha olan İbn-i Sina’nın eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulmuştur.
Gıyasüddin Cemşid, ondalık sistemi kullanan ilk matematikçi olmuştur.
Ayrıca Ali Kuşçu, Battânî, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Ömer Hayyam, Uluğ Bey ve daha ismini zikredemediğimiz birçok alimler birbirinden kıymetli eserler vermişler, kendilerinden yüzyıllarca sonra yaşayan insanlara dahi ışık tutmuşlardır.
Buna en büyük âmil ise kendilerine Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin nur ışığı altında yön vermeleri, ilmi kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkarmaları olmuştur.
Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tedkîk ederek, bunların içinden yalnız 100 dânesini ayırmakta, bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselâmı göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allahü teâlâ tarafından vahy edildiğine inandığı, mu'azam eser Kur'an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.
(MICHAEL H. HART in his recently published book on ratings of men who contributed towards the benefit and uplift of mankind writes: 'My choice of Muhammed to lead the list of the world's most influential persons may surprise some readers and may be questioned by others, but he was the only man in history who was supremely successful on both the religious and secular levels.' - M.H. Hart (THE 100: A RANKING OF THE MOST INFLUENTIAL PERSONS IN HISTORY, New York, 1978, p. 33) .)
Yani müslüman olmayan yabancı bir bilim adamı bile Peygamberimizin değerini bilirken, sırf bayraktarlığını yaptığı düşünceden dolayı peygamberimizi kötüleyen türk genci görmek çok üzücü bir kayıp. Artık bilgiye verdiği önemden mi, saygılı olmaktan mı nereden tutacaksa bir tutsun da bir yolunu bulup bu kendini bilmezlerin gözleri açılır inşallah
J. R. R. Tolkien'ın kadın versiyonu diye bahsedildiğini duyunca koşup kitaplarını okuyup beni hüsrana uğratan yazarın ismi. Belki de Tolkien çizgisine yakın kitabını değil de başka denemeleri okuduğumdan bulamadım aradığımı ama feminizme ve cinsiyet farklılıklarına kafaya takan bir yazar olduğu açık. Mesela kendilerini hamile bırakabilen başka bir gezegenin erkek ırkı (The left hand of darkness) gibi fantazilere sahip birisiyle Tokien arasında pek benzerlik kuramıyorum...
Yine de ''Buffalo Gals: And Other Animal Presences'' tavsiye ederim...
İktidara 434 yılında ağabeyi Bleda'yla birlikte geldi. Bleda'nın yaşamı belki de öldürülerek son bulduktan sonra (445) Atilla batıya iki sefer yaptı. 451 yılının kışında, Tuna ve Ren boyunca ilerleyerek, Mainz kenti hizasından sınırı aştı ve Roma İmparatorluğuna girdi. İnsanlar, daha önce İllirya'yı, Trakya'yı ve Makedonya'yı (444-447) alt üst etmiş olan Hunların gözleriyle görerek tanıdılar.
Orleans'a kadar ilerleyen Atilla, Romalı komutan Aetius'la Catalaunum Ovası'ında yaptığı sonucu belirsiz savaştan sonra Galya'dan ayrıldı. Aradan bir yıldan az bir süre geçtikten sonra Atilla yeni bir sefere, bu kez Galya'yı değilde İtalya'yı fethetmeye çıktı. Tıpkı Galya seferinde olduğu gibi Latin kentleri birer birer Hunların eline geçti. Bu durumda Papa, Atilla'nın karşısına çıkmak ve onu çekilme konusunda ikna etmek zorunda kaldı.
Mayıs 453'te Hunların önderi Atilla, evlendiği günün akşamı öldü (zehirlendiği rivayet edilir) .
Macaristan Ovası'na yerleşen ve Atilla'nın (434-453) önderliğinde Roma ve Bizans'a korku salan Avrupa Hunları, Atilla'nın ölümünden sonra dağıldı…
Ankara Türkiye demek, Anadolu demektir. Aslını ararsanız Anadolu adının kökü, kökeni de Ankara'dan doğmuştur. Biz söyleyelim, siz dinleyin:
Şöyle Ankara'ya yakın Kızılcahamam'a kadar uzanınız. Biraz ötede Taşlıca köyü var, köyün yamacında taştan bir oluk, oluğun yanında da bir türbe. Sorarsanız size hemen öyküsünü anlatırlar, derler ki:
Türk sultanı asker toplayıp sefere çıkar, dağ taş, dere tepe demez, aşar da aşarlar. Ağustos sıcağı dudakları çatlatır, damakları kurutur. Asker susuz, mataralar kuru. İşte bu sırada, boz-bulanık tepelerden, omuzunda ayran bakracı, ak saçlı ihtiyar bir ana görünür. Yanık bağırların, susuz mataraların tek umudu bu şefkat sembolü ihtiyar anada. Kadın yaklaşır:
- Yavrucaklarım, der. Hoş geldiniz. Alın, ananızın ak sütü gibi hel'l olsun, için ayranımdan.
Omuzundan bakracını indirir, buradaki taş oluğa doldurur. Asker oluğa üşüşür, mataralarını doldurur.
- Doldur oğlum!
- Dolu ana.
- Doldurun yiğitlerim!
- Ana dolu.
İhtiyar ana: 'Doldur! ' dedikçe, askerler: 'Ana dolu! ' diyerek, buz gibi ayranla bağırlarını serinletirler. Bir bakraç ayran, bir orduya yeter de, artar bile.
O günden sonra, bu kutsal topraklara 'Anadolu' deyiverir herkes.
Oluğun yanıbaşındaki mezar, bu ihtiyar ananındır. Ziyaret ederler. Daha doğrusu bu mezar, bu toprakları kanıyla sulayan yiğitlerin anası, Anadolu'nun ta kendisi, tüm Türkiye'dir.. ...
Kalibiyla kisi, benligiyle zat, ruhuyla cevher, akliyla ilah, tekligiyle butun, cokluguyla fani, ruhuyla baki, halden hale gecisiyle olu, kemal yonunden diri, ihtiyac bakimindan tam, varligin ozu, kendisinde her seyden bir sey bulunan ve her seyle ilgisi bulunan varlik. Iste, insan budur.
Ebû Hayyân et-Tevhîdî
Ilim, insani yalniz maddesi yonunden tanitiyor: Tesrih masasinda, laboratuarda. Bu yuzden, ilmin tanittigi insan, yasayan insandan cok kadavra insandir. (http://sircasaray.turkiye.org/tasavvuf/bilmece.html)
Ünlü Filozof, bilgin ve toplumsal eleştirmen. 1. Dünya Savaşına karşı olduğundan Cambridge Universitesi'ndeki görevinden alınmış olan Bertrand Russel, dinimiz hakkında çok olumlu sözler söylemiştir.
Bublardan en çarpıcı olanı 699-1000 arasında Avrupa'da karanlık çağlar yaşanırken İslamiyetin, Hindistan'dan İspanya'ya kadar aydınlantığı gerçeğini belirtmiştir. Popüler tarihte pek bunlara yer verilmemesine ve kişilerin İslamiyet'e karşı dar bakışlarını kınar.
'Our use of the phrase 'The Dark Ages' to cover the period from 699 to 1000 marks our undue concentration on Western Europe … From India to Spain, the brilliant civilisation of Islam flourished. What was lost to Christendom at this time was not lost to civilisation, but quite the contrary … To us it seems that West-European civilisation is civilisation, but this is a narrow view'. (History of Western Philosophy, London, 1948, p.419) .
Bertrand Russel in ‘History of Western Philosophy,’ London, 1948, p. 419.
İngiliz sosyal reformcu, feminist eylemci, teozof, Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesi liderlerinden Annie Besant İslamiyet hakkında çok olumlu bahsetmiştir.
İslam'ın kadınlara diğer akımlardan daha fazla haklar verdiğini, mesela Hıristiyanlık aleminde özellikle İngiltere'de sadece 20. yy'ın son 20 yılında kadınların hakları mevcut olduğunu ve onca çarpık bakış açılarına rağmen esasen kadınların İslamiyete gore daha serbest olduğu gerçeklerini çekinmeden belirtmiştir.
'I often think that woman is more free in Islam than in Christianity. Woman is more protected by Islam than by the faith which preaches monogamy. In Al'Quran the law about woman is more just and liberal. It is only in the last twenty years that Christian England has recognized the right of woman to property, while Islam has allowed this right from all times. It is slander to say that Islam preaches that women have no souls'.
Annie Besant - The Life and Teachings of Muhammed, 1932
Günümüzden 1000 küsur sene evvel yaşamış İslâm’ın en büyük âlimlerinden biri sayılan Beyrûnî, batılı ilim adamları dünyanın yuvarlaklığını savunmalarına karşılık mahkemelere çıkartılıp zorla fikirlerinden döndürülüp, bazıları diri diri yakılıyorken onlardan 600 küsur sene önce dünyanın yuvarlaklığını ve döndüğünü savunuyordu. Trigonometri’yi ayrı bir ilim haline getirmiştir. Dünyanın çapını ve çevresini ölçmeyi başarmıştır. Yerçekiminden ilk olarak bahseden yine odur. Şu sözü bir âlimde bulunması gereken hassaları özleştirip önümüze koyuyor:
“Anlattıklarım arasında gerçek dışı olanlar varsa Allah’a tevbe ederim. Râzı olacağı şeylere sarılmak hususunda da, Allah’tan yardım dilerim. Bâtıl olan şeyleri öğrenip onlardan korunmak için de Allah’tan doğru yola götürmesini isterim. İyilik O’nun elindedir.”
Cabir bin Hayyan, modern kimyanın babası sayılır. Bundan 1200 yıl önce atom bombası fikrini ortaya atmıştır. “Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allah’ın kudret nişanıdır.” demiştir.
Fârâbî, havanın titreşimlerinden ibaret olan sesin fizikî ilk açıklamasını yapmıştır.
Cezeri, günümüzden 9 asır önce su ve basınç gücünden faydalanarak otomatik saatler, robotlar icat etmiştir. Dolayısıyla sibernetiğin ilk kurucularından sayılır.
Akşemseddin Hazretleri, hastalıkların mikroplardan meydana geldiğini ispat eden Pasteur’dan 400 sene önce mikroplardan söz etmiştir.
Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri İstanbul kuşatması esnasında Galata Kulesi önündeki düşman donanmasını vurmak istiyordu. Bu ise topların Beyoğlu sırtlarından ateşlenmesi ile mümkün olabilirdi. Ancak bunun neticesinde Galatalıların evleri yıkılabilirdi. Halbuki Osmanlılar ile Galatalılar arasında bir dostluk anlaşması vardı. Bunun neticesinde Fatih Hazretleri, ince hesap ve düzenlemeler neticesinde gülle aşırabilen toplar yapmayı plânladı. Plânını bizzat kendisi çizdi. Böylece büyük bir kumandan olmasının yanında tarihe havan topunu icad eden bir ilim adamı olarak da geçti.
İbn-i Haldun, sosyolojinin kurucusu sayılır. Zamanına gelinceye kadar hikâye gözüyle bakılan tarihi bir ilim haline getirmiştir.
İbn-i Heysem, optik ilmin kurucusudur. Görme olayının gözden çıkan ışınlarla değil, dışarıdan gelen ışınlar yoluyla olduğunu ispat etti. Gözlüğü ilk defa keşfetme şerefi ona aittir.
Tıpta bir deha olan İbn-i Sina’nın eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulmuştur.
Gıyasüddin Cemşid, ondalık sistemi kullanan ilk matematikçi olmuştur.
Ayrıca Ali Kuşçu, Battânî, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, Ömer Hayyam, Uluğ Bey ve daha ismini zikredemediğimiz birçok alimler birbirinden kıymetli eserler vermişler, kendilerinden yüzyıllarca sonra yaşayan insanlara dahi ışık tutmuşlardır.
Buna en büyük âmil ise kendilerine Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerin nur ışığı altında yön vermeleri, ilmi kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkarmaları olmuştur.
http://www.hakikat.com/dergi/85/dogan85.html.
Server-i âlem, sana aşık olup da, yanarım!
Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.
Kâbe kavseyn tahtının sultanı sen, ben hiçim.
Misafirinim dersem saygısızlık sayarım.
Her şey cihanda senin şerefine bilirim.
Rahmetin yağsa bana her gün olur baharım.
Herkes Kâbe’yi tavaf için gelir Hicaz’a,
Sana kavuşmak için ben dağları aşarım.
Seadet tacına kavuştum ben rüyada.
yağın toprağı serpildi yüzüme sanarım.
Dostunu öven aşıkların bülbülü, ey Cami!
Divanında şu yazılar, oluyor, tercümanım.
Dili sarkmış, susuz kalmış, uyuz bir köpek gibi,
Senin ihsan denizinden bir damla arzularım.
Halid-i Bağdadi Hazretleri
Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem aleyhisselâmdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tedkîk ederek, bunların içinden yalnız 100 dânesini ayırmakta, bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselâmı göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allahü teâlâ tarafından vahy edildiğine inandığı, mu'azam eser Kur'an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.
(MICHAEL H. HART in his recently published book on ratings of men who contributed towards the benefit and uplift of mankind writes:
'My choice of Muhammed to lead the list of the world's most influential persons may surprise some readers and may be questioned by others, but he was the only man in history who was supremely successful on both the religious and secular levels.' - M.H. Hart (THE 100: A RANKING OF THE MOST INFLUENTIAL PERSONS IN HISTORY, New York, 1978, p. 33) .)
Yani müslüman olmayan yabancı bir bilim adamı bile Peygamberimizin değerini bilirken, sırf bayraktarlığını yaptığı düşünceden dolayı peygamberimizi kötüleyen türk genci görmek çok üzücü bir kayıp. Artık bilgiye verdiği önemden mi, saygılı olmaktan mı nereden tutacaksa bir tutsun da bir yolunu bulup bu kendini bilmezlerin gözleri açılır inşallah
J. R. R. Tolkien'ın kadın versiyonu diye bahsedildiğini duyunca koşup kitaplarını okuyup beni hüsrana uğratan yazarın ismi. Belki de Tolkien çizgisine yakın kitabını değil de başka denemeleri okuduğumdan bulamadım aradığımı ama feminizme ve cinsiyet farklılıklarına kafaya takan bir yazar olduğu açık. Mesela kendilerini hamile bırakabilen başka bir gezegenin erkek ırkı (The left hand of darkness) gibi fantazilere sahip birisiyle Tokien arasında pek benzerlik kuramıyorum...
Yine de ''Buffalo Gals: And Other Animal Presences'' tavsiye ederim...
İktidara 434 yılında ağabeyi Bleda'yla birlikte geldi. Bleda'nın yaşamı belki de öldürülerek son bulduktan sonra (445) Atilla batıya iki sefer yaptı. 451 yılının kışında, Tuna ve Ren boyunca ilerleyerek, Mainz kenti hizasından sınırı aştı ve Roma İmparatorluğuna girdi. İnsanlar, daha önce İllirya'yı, Trakya'yı ve Makedonya'yı (444-447) alt üst etmiş olan Hunların gözleriyle görerek tanıdılar.
Orleans'a kadar ilerleyen Atilla, Romalı komutan Aetius'la Catalaunum Ovası'ında yaptığı sonucu belirsiz savaştan sonra Galya'dan ayrıldı. Aradan bir yıldan az bir süre geçtikten sonra Atilla yeni bir sefere, bu kez Galya'yı değilde İtalya'yı fethetmeye çıktı. Tıpkı Galya seferinde olduğu gibi Latin kentleri birer birer Hunların eline geçti. Bu durumda Papa, Atilla'nın karşısına çıkmak ve onu çekilme konusunda ikna etmek zorunda kaldı.
Mayıs 453'te Hunların önderi Atilla, evlendiği günün akşamı öldü (zehirlendiği rivayet edilir) .
Macaristan Ovası'na yerleşen ve Atilla'nın (434-453) önderliğinde Roma ve Bizans'a korku salan Avrupa Hunları, Atilla'nın ölümünden sonra dağıldı…
Anadolu adı:
Ankara Türkiye demek, Anadolu demektir. Aslını ararsanız Anadolu adının kökü, kökeni de Ankara'dan doğmuştur. Biz söyleyelim, siz dinleyin:
Şöyle Ankara'ya yakın Kızılcahamam'a kadar uzanınız. Biraz ötede Taşlıca köyü var, köyün yamacında taştan bir oluk, oluğun yanında da bir türbe. Sorarsanız size hemen öyküsünü anlatırlar, derler ki:
Türk sultanı asker toplayıp sefere çıkar, dağ taş, dere tepe demez, aşar da aşarlar. Ağustos sıcağı dudakları çatlatır, damakları kurutur. Asker susuz, mataralar kuru. İşte bu sırada, boz-bulanık tepelerden, omuzunda ayran bakracı, ak saçlı ihtiyar bir ana görünür. Yanık bağırların, susuz mataraların tek umudu bu şefkat sembolü ihtiyar anada. Kadın yaklaşır:
- Yavrucaklarım, der. Hoş geldiniz. Alın, ananızın ak sütü gibi hel'l olsun, için ayranımdan.
Omuzundan bakracını indirir, buradaki taş oluğa doldurur. Asker oluğa üşüşür, mataralarını doldurur.
- Doldur oğlum!
- Dolu ana.
- Doldurun yiğitlerim!
- Ana dolu.
İhtiyar ana: 'Doldur! ' dedikçe, askerler: 'Ana dolu! ' diyerek, buz gibi ayranla bağırlarını serinletirler. Bir bakraç ayran, bir orduya yeter de, artar bile.
O günden sonra, bu kutsal topraklara 'Anadolu' deyiverir herkes.
Oluğun yanıbaşındaki mezar, bu ihtiyar ananındır. Ziyaret ederler. Daha doğrusu bu mezar, bu toprakları kanıyla sulayan yiğitlerin anası, Anadolu'nun ta kendisi, tüm Türkiye'dir..
...
http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp? belgeno=6644.
Osm: Kıymet hükmü,
Alm: Werturteil
Fr: Jugement de la valeur
1- Varlıkla değil, değerle ilgili yargı
2- Bir değerlemeyi içeren yargı(değerlendirme yapan yargı) (TDK)
Aktaran: Müge Özkaptan
Kalibiyla kisi, benligiyle zat,
ruhuyla cevher, akliyla ilah,
tekligiyle butun, cokluguyla fani,
ruhuyla baki, halden hale gecisiyle olu,
kemal yonunden diri, ihtiyac bakimindan tam,
varligin ozu, kendisinde her seyden
bir sey bulunan ve her seyle
ilgisi bulunan varlik.
Iste, insan budur.
Ebû Hayyân et-Tevhîdî
Ilim, insani yalniz maddesi yonunden tanitiyor: Tesrih masasinda, laboratuarda. Bu yuzden, ilmin tanittigi insan, yasayan insandan cok kadavra insandir. (http://sircasaray.turkiye.org/tasavvuf/bilmece.html)