Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Yusuf Mervan
Yusuf Mervan

DELİLİNİZ İLE GELİNİZ,DİLİNİZ İLE DEĞİL...

  • fethullah gülen20.03.2009 - 13:12

    Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslam’a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51]

    Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, müminleri, Allah için sevmedikçe ve kâfirleri Allah için kötü bilmedikçe, hiçbir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!) [Ey Oğul İlm.]

    Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa’ya da vahyetti ki:
    Eğer yerlerde ve göklerde bulunan bütün mahlûkların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz. [K. Saadet]

    İsa aleyhisselam, (Allah düşmanlarına buğzederek, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşın! Onlara kızarak Allah’ın sevgisini arayın! Gördüğünüz zaman Allahü teâlâyı hatırlatan, sözü ile iyiliklerinizi artıran ve sizi iyiliğe teşvik edenlerle arkadaşlık ediniz!) buyurdu.


    Bediüzzaman Hazretleri dinler arası diyalog gibi konular hakkında
    sunları söylüyor..

    'Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! !
    Umur-u diniyede müsamaha(hoşgörü) veya teşebbühle(benzeme)
    medenilere yanaşmayın.Çünkü armızda ki dere pek derindir.
    Doldurup hatt-ı muvasayı(erişme ve birleşme yolu) temin edemesiniz.
    Ya sizde onlara iltihak(katılmak) edersiniz veya delalete düşer boğulursunuz'....
    (Mesnevi-i Nuriye Habbe kısmı sayfa 126)

    'Âyâ (acaba) Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten (düşmanlıktan) sonra, hangi akılla onların sefahet (akılsızlık) ve bâtıl efkârlarına (fikirlerine) ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok yok! Sefihâne (akılsızca) taklit edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip (dahil olup) kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz (yok ediyorsunuz) .
    Âgâh (uyanık) olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe (uydukça) , hamiyet (iman ve İslâm’ı savunma) dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibânız, milliyetinize karşı bir istihfattır (küçük görmedir) ve millete bir istihzâdır (alay etmedir) .
    (.......)
    İşte muzır (zararlı) kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler (akılsızlar) , Cenâb-ı Hakk’ın hayvanâtından bir nevi habistirler (pistirler) .”/(Lem’alar)

    Dinler arası diyalog kurup kafirler ile hediyeleşen,onlara iltifat eden,Hazret diyen Cenap diyen,onlara hoşgörü ile yaklaşan Fettullah Gülen gibilerine Bediüzzaman Hazretleri
    bakın neler söylüyor.....

    'Kafirlerin,müslümanlara ve ehl-i Kur'ana düşman olmaları küfrün iktizasındandır.ÇÜNKÜ KÜFÜR İMANA ZITTIR.Maahaza(bunula bereber) Kur'an,kafirleri ve aba(atalar) ve ecdatlarını idam-ı ebedi ile mahkum etmiştir.
    Bilanaleyh,müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mumkün olmayan kafirlerle muhabbet boşa gidiyor...'(Mesnevi-i Nuriye Hubab kısmı sayfa 89)

    'Eğer onlarla(kafirlerle) alâka peyda etmek, dünya işlerine ait zaruretler icabı ise... başka türlü de olmuyorsa... o zaman uygun olan, ancak zaruret mikdarı onlarla olmaktır. Bu arada onları bir şey yerine koymamaya ve kendilerine lüzumsuz yere iltifatta bulunmamaya riayet etmelidir.'(İmam-ı Rabbani Hazretleri 163. mektup.)

    'Muhammed aleyhisselama uymak için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun düşmanlarını düşman bilip sevmemektir. Sevgiye müdahene [gevşeklik] sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez. Cem-i zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir.' (İmam-ı Rabbani Hazretleri 165.mektup)

    Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! (Ahzab: 48)

    Bu Âyet-i kerime hakkında Elmalılı Hamdi Yazır Efendi tefsirinde şöyle söylemektedir:

    'Dâvet görevini yerine getirirken onlara dost gibi görünmek, alçaktan almak, tebliğde yumuşak davranmak yasaklanıyor. Yasaklama ve uzlaştırma, abartı ile onları heyecana getirmek için mânâ İtaat etme! biçiminde olumsuz ifade edilmiş ve Allahın emirlerini tebliğde bir nebze hoşgörü, kâfirlere ve münâfıklara itaat etmek mânâsında olduğu anlatılmıştır'

    ‘'Ne diyaloğu be yahu! Belli başlı bir anlayış kökünde beraber olup ta dallarında ayrı olanlar arasında tutturabilecek hangi aşı olabilir? Her birinin ne yediği ve ne ile beslendiği malûm, KARTALLA-KARGA nasıl diyaloğa girebilir? ‘'
    (Necip Fazıl Kısakürek)

  • fethullah gülen20.03.2009 - 13:01

    ey fuzuli! !
    biz İman edenler Cenap kelimesini Hz.Allah için kullanırız,Fethullah Gülen ise İslamdan başka bir dine iman ettiği için (ki bu din kendi uydurduğu Nurculuk dinidir) Cenap kelimesini bir papaz için kullanabilmektedir...ki bu Fethullah Gülen Asrı Saadet döneminde yaşasaydı,ebu cehil cenapları yada ebu süfyan hazretleri gibi cümleler kuracaktı......bir kafire cenap denilmez,denilemez,hazretde denilemez....bu konuyla ilgili fetva var... bilmem anlatabildim mi ey fuzuli?

    not:bu araca delilsiz cevaplar gönderip fuzuli cümleler kurma fuzuli,dilin ile değil delilin ile gel fuzuli..........

  • fethullah gülen08.03.2009 - 11:04

    Hz.Muhammad (S.a.v) Efendimizin den,
    Uman Melikleri Ceyfer ve Abd’e Gönderilen Mektup

    Rahman ve Rahim Olan Allah’ ın Adıyla,
    Allah Resulu Muhammed’den, Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e: “Selam, hakikat yoluna tabi olanlar üzerine olsun! Sizin her ikinizi İslam’ın davetine çağırıyorum. İslam’a tabi o-lun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın tüm canlıları uyarmak üzere ve vaadini kafirler üzerine tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçisiyim.
    Şimdi, eğer her ikiniz de İslam’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama ikiniz de (İslam’ı) kabul etmeyi reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir, süvarilerim, ülkenizde ordugah kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.

    F. Gülenin Papaya yazdığı metup..

    'Pek muhterem Papa cenapları',

    Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

    Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. EN ACİZ BİR ŞEKİLDE HATTA BİRAZ CÜRETLE, BU PEK KIYMETLİ HİZMETİNİZİ İCRA ETME YOLUNDA EN MÜTEVAZİ YARDIMLARIMIZI SUNMAK İÇİN SİZE GELDİK.

    Not:F. Gülenin yağlayıp balladığı,Cenap dediği papa; Allah-u Tealanın emirlerini inkar eden,Hz.İsa'ya,Hz.Meryem'e ve Hz.Allah'a iftira atan boynunda haçı ile gezen bir papazdır..dolayısıyla Cenap denilmeyi ve Hazret denilmeyi haketmemektedir.bizler Allah'a Cenap deriz Fethullah Gülen ise papaza Cenap der...Dolayısıyla bizim Rabbimiz Allah,Fethullah Gülenin Rabbi ise papazdır...

    “Kâfire, ta’zim ederek hürmet göstermek veya zımmîyi ta’zim ile selamlamak veyahut bir mecusiye ta’zim ile ‘ya üstad’ demek küfürdür.” (Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Ehl-i Sünnet İ’tikadı, Bedir yayınevi, sh: 100)

  • fethullah gülen06.02.2009 - 23:28

    Gerçek diyaloga davet

    “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.” (Ali İmran 3/19) “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Ali İmran 3/85)

    Sinsi haçlı ve Siyonistlerin icadı, Kur'an ve sünnetin ruhuna aykırı olan meş’um diyalog’u eleştirdiğimiz zaman, nice iyi niyetli insanlar; “diyalog kurmadan insanları nasıl İslam’a davet edeceğiz” diye savunma yapıyorlar. Bu iyi niyetli insanlar diyalogun gayesinin İslam’a davet olduğunu zannediyorlar. Halbuki diyalogcuların kendileri çok farklı söylüyorlar. Keşke diyalog’un gayesi bu saf insanların zannettikleri gibi İslam’a davet olsa…
    İşte diyalog’cuların önde gelenlerinden Prof. dr. Davut Aydüz “dünden bugüne dinler arası diyalog” isimli kitabında şöyle diyor: “Diyalog son derece ahlakî bir faaliyettir, çünkü işin içine yalan girerse sahtekarlıktır, işin içine kandırmaca girerse son derece çirkindir. “hele bunları anlatayım da benim dinime gelsin” demek de haksızlıktır ve doğru değildir. O insan kendi dinini terk etmek için burada değil….” (age s.22)
    İnsan şunu sormadan edemiyor; “sizin diyalog içinde olduğunuz haçlı ve Siyonistlerin bunca mezâlimi ve Resûlullah (sav) a onca hakaretleri de ahlakî mi?
    “Diyaloga katılan diğer din mensupları acaba İslamiyet’in hak din olduğunu ne kadar kabul ediyorlar diye bir soru da sorulmamalı. Çünkü diyalog toplantılarında bu tip şeyler konuşulmaz. O din o din olarak kabul edilir, bu din de bu din olarak kabul edilir….” (age s.23)
    “Evet diyalog; kendi inandığı dini uygularken öbür dini olduğu gibi değerlendirmek şeklinde olmalıdır. (age. s. 23)
    “Diyalog’un gayesi, ne başkasını kendi dinine ihtida ettirmek, ne de karşı tarafı dininden şüpheye düşürmektir….” (age. s.28)
    Hayreddin Karaman da bu konuda Kur'an-ı kerim’in ruhuna, Resûlullahne (sav) ın sünnetine, binlerce ayet ve hadisin sarih ifadelerine ve Resûlullah (sav) ve tüm peygamberlerin gönderiliş gayelerine tamamen ters olan şu ifadeleri kullanıyor. Ne cür’et, ne cesaret! ! ! ......
    'Bütün insanların Müslüman olmaları' dinin, Kur'ân'ın hedefi değildir.' (Polemik Değil Diyalog, s. 41):
    'Müslümanların çoğu 'Peygamberin, bütün din sâliklerini İslâm'a çağırdığına' inanırlar' (age. s. 35):
    'Peygamberimiz 'Yahudiler mutlaka Müslüman olsun! ' demiyor, 'Hıristiyaanlar mutlaka Müslüman olsun! ' demiyor.' (age. s. 35):
    'Diyaloğun hedefi, tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı' (age. s. 36):
    'Kur'ân-ı Kerîm'de Ehl-i Kitab'la ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah'a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur'ân birçok âyette bunu söylüyor; yani 'Peygambere iman edin' demiyor.' (age. s. 37):
    Hayreddin karaman korkarım ki, burada bilerek çarpıtama yapıyor. Dört mezhebin fıkıh kitaplarına baktığımız zaman diğer kavimlere cihad ilanı öncesinde yapılacaklar şöyle sıralanır;
    1. islama davet etmek. Bu durumda kendileriyle savaşmak haramdır.
    2. müşrik Araplar dışındaki ehli kitap veya o hükümde olan diğer gayri Müslim olanlar İslamı kabul etmedikleri taktirde cizye vererek İslam devletinin vatandaşı olarak yaşayabilirler ve bunlarla da savaşılmaz.
    3. Müslüman olmayı ve cizye vermeyi kabul etmeyen gayri Müslimlerle savaş farzı kifayedir. Ancak onlar herhangi bir İslam ülkesine saldırırlarsa farzı ayn olur. Bu farziyet önce oraya en yakın olan Müslümanlardan başlayarak dalga dalga genişler. Yakın olanlar düşmanın mağlubiyetine güç yetiremiyor veya görevlerini yapmıyorlarsa, farziyet sonraki dairelere doğru genişler.

    Öyle zannediyorum ki Hayreddin Karaman cizye vererek İslam devleti içinde yaşama hakkını, İslam’a davet etmeme olarak algılıyor.eğer bunu, Müslüman olmaya zorlamama olarak ifade etse kabul edilebilir, ancak yukarda görüldüğü gibi net bir mugalata yapılmaktadır.
    BAZI AYET VE HADİSLER
    “Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe’ 34/28)
    “(Allah, o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Cuma 62/3)
    “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” (Sâd 38/87)
    “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Bakara 2/193)
    “Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” (Enfal 8/39)
    Resûlullah (sav) şöyle buyurur: 'Allah'tan başka ilâh ol¬madığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şâhidlik edinceye, na¬mazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar, insanlarla savaşmakla emr olundum. Bunu yaptıkları zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İs¬lam'ın hakkı ile olması müstesna. Hesaplarını görmek ise Yüce Allah'a aittir. (Buharî, iman 17 Müslim, iman 32)
    Bu da Resûlullah (sav) ın tarihi mektuplarından biri:
    Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
    Allah'ın kulu ve Peygamberi Muhammed (as) 'dan Rumların büyüğü Herakl'e:
    'Hidayete uyup doğru yola gidene selam olsun. Sizi islam'a davet ediyorum. Müslüman olunuz, selamet bulursunuz. Allah ecrinizi iki kat verir. Bundan yüz çevirirseniz dalalette kalan bütün halkın vebali size yüklenir. Ey Ehl-i Kitap! Geliniz, sizinle aramızda ölçü olan kelime üzerinde birleşelim ki, Allah'tan gayrisine kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'tan gayri Rab edinmeyelim. Şayet bundan yüz çevirecek olurlarsa de ki, hepiniz şahit olun, biz işte Müslümanız.' (Al-i İmran, 3/64) .
    Sonuç olarak; eğer diyalogcular samimiyseler bu ayet ve hadislerin gereğini yaparak diyalog’un gayesinin, ehli kitap da dahil tüm insanları hidayete çağırmak olduğunu ifade etsinler. Sonrasında İslam aleminde sürgit devam eden katliam, işgal ve sömürüye karşı ortak bir tavır sergilesinler ki, işin bir aldatmaca ve iki yüzlülükten ibaret olmadığını bilelim. Böyle yapıldığı taktirde diyalog tüm İslam aleminin desteğini alacaktır. Aksi halde imanın şartını altı olarak kabul eden tüm mü'min’ler bu tuzaktan beridirler.
    Diyalogcuların iman şartlarıyla ilgili kafa karıştırma girişimleri de ayrı bir yazı konusu olsun.


    Muhammed Özkılınç Habervaktim 06.02.09

  • fethullah gülen06.01.2009 - 21:52

    Peygamber Efendimiz (S.a.v) şöyle buyuruyorlar:

    Filân oğullarından emin bir kişi varmış, ne akıllı, ne tedbirli, ne zarif, ne kahraman adamdır, Allah’tan çekinir.’ derler. HALBUKİ ONUN KALBİNDE ZERRE KADAR İMAN YOKTUR.

  • fethullah gülen03.01.2009 - 10:03

    Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- in hilâfeti yıllarında Basra vâlisi Ebu Musa el-Eş’arî -radiyallahu anh- bazı mühim hususları görüşmek üzere Medine-i münevvere’ye gelmişti. Bir ara kayıtların nasıl tutulduğu, işlerin nasıl düzenlendiği mevzu edilirken dedi ki:

    “Yâ Emirel-müminin! Hıristiyan bir kâtibim var, işlerimi kolaylaştırıyor, kayıtları düzenli bir biçimde tutuyor.”

    O anda halifenin rengi birden değişiverdi. Şöyle konuştular:

    - Allah cezanı versin! Hakk’a yönelen bir müslüman kâtip edinseydin ya! Allah’ın şu buyruğunu işitmedin mi? “Ey inananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin! ” (Mâide: 51)

    - Onun dini ona, kâtipliği bana.

    - Allah’ın aşağıladığına ikram etme, Allah’ın hor gördüğünü aziz ve şerefli kılma, Allah’ın uzaklaştırdığını yaklaştırma.

    - Ne yapalım! Basra’nın yazı işleri ancak onunla yoluna giriyor.

    - Farzedelim ki hıristiyan kâtip öldü, o zaman ne yapacaksın? ” (Mefâtihül-gayb)

  • fethullah gülen03.01.2009 - 09:58

    “Onlardan bir çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün.
    Nefislerinin kendi önlerine sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve azapta ebedi kalıcıdırlar.” (Mâide: 80)

    Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

    “Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar.
    Sizden her kim onları dost edinirse, o onlardandır.” buyuruyor. (Mâide: 51)


    “Doğrusu birçokları bilmeden heva ve heveslerine uyarak halkı şaşırtıyorlar.” (En’am: 119)


    “Onları ateşe çağıran imamlar kıldık. Kıyamet günü onlar yardım da görmeyeceklerdir.
    Bu dünya hayatında biz onların peşine bir lânet taktık. (Daima lânetle anılacaklardır.) Kıyamet gününde ise onlar çirkinleştirilip iğrenç kimselerden olacaklardır.” (Kasas: 41-42)

    “Sizin aranızda öyle zümreler türeyecektir ki; siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, iyi işleri yanında kendi iyi işlerinizi küçük göreceksiniz. (Yani onların yaptıkları işler dıştan sizinkinden üstün gibi görünecektir.)

    Onlar Kuran da okuyacaklar fakat Kuran(ın feyzi) onların boğazlarından öteye geçmeyecektir. (Yalnız dilde kalacaktır.) Nitekim onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar. Okun sahibi (avı delip geçen) okunun demirine bakar, (kana benzer) bir şey göremez. Sonra ağaç kısmına bakar bir şey göremez, yelesine bakar orada da bir kan izi göremez. Daha sonra (acaba ava dokunmadı mı) şüphesiyle, kirişe gelen ve fok denilen çatal yerine bakar, orada da bir iz göremez.” (Buharî, Tecrid-i sarih: 1783)



    Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

    “Âhir zamanda öyle kimseler türeyecektir ki, bunlar dinlerini dünyalığa âlet edeceklerdir. İnsanlara karşı koyun postuna bürünmüş gibi yumuşak ve güzel huylu görünürler. Dilleri şekerden bile tatlıdır, amma kalpleri kurt gönlü gibidir.

    Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ (bu gibi kimseler için) şöyle buyuruyor:

    Bunlar acaba benim sonsuz affediciliğime mi güveniyorlar, yoksa bana karşı meydan mı okuyorlar? Ululuğum hakkı için, onlara öyle ağır bir musibet vereceğim ki aralarında bulunan yumuşak başlılar şaşakalacaklardır.” (Tirmizî)

  • fethullah gülen28.12.2008 - 23:02

    Tevhid ve Teslis Asla Uyuşmaz

    DİNLERARASI Diyalog taraftarları kendilerini yakacak sözler ve iddialar ile karşımıza çıkıyor. Bu yakıcı beyanların en vahimi “Biz Müslümanlar Âmentü konusunda Ehl-i Kitab ile ittifak halindeyiz” mealindeki sözdür.

    Bu sözün gerçekleri aksettirmediğini bilmek ve anlamak için din âlimi olmak gerekmez.

    İslâm dini Tevhid (Allah’ı bir ve tek bilme, O’na ortak koşmama) inancı üzerine kuruludur. Hıristiyanlığın Teslis inancı ise Hz. İsa’yı “Tanrı’nın oğlu” olarak kabul eder. Ayrıca Ruhü’l-Kuds denilen üçüncü bir uknum vardır, böylece onlara göre Tanrı hem birdir, hem üçtür.

    İslâm dini böyle bir inancı şirk olarak görür. Allah bütün günahları affeder fakat şirki, Kendisine ortak ve şerik koşulmasını affetmez.

    Demek ki, İslâm dini ile Hıristiyanlık arasında Tevhid yâni temel inanç konusunda çok büyük bir ihtilâf, anlaşmazlık, uyumsuzluk vardır.

    Gerçek ve doğru şudur:

    Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında Yüce Rabbe ve Yaratan’a inanç konusunda ittifak yoktur, ittifaksızlık ve derin bir ihtilâf vardır.

    İslâm ulemasının ve önderlerinin bu konuda 14 asırlık bir icmâları bulunmaktadır.

    Diyalogçular böyle bir icmâya nasıl karşı geliyorlar?

    Kendilerini savunmak için birtakım gerekçeleri varsa, bu konuda büyük bir din meclisinin toplanmasını istemeli ve orada (hiçbir inanç ve görüşlerini saklamadan yâni taqiyye yapmadan) kendilerini savunmalıdır.

    Böyle bir Meclis’in üyeleri kimler olacaktır?

    1. Kesinlikle gerçek ve icazetli Ulemâ olacaktır. Ulemâdan olmayanların böyle bir toplantıya katılmaları caiz olamaz.

    2. Kendilerinde en az fetva verecek deredece ilmî ehliyet ve liyakat bulunacaktır.

    İslâm ile Hıristiyanlığın Âmentü konusunda, Tevhid ve Teslis konusunda ittifak ve ittihad halinde olduğunu iddia etmenin birkaç vahim sonucu bulunmaktadır.

    Birincisi: Böyle bir inanca sahip olan, İslâm dininden çıkmış olur.

    İkincisi: Böyle bir inancı ortaya atan hem dâll ve hem de mudil olur yâni hem kendisi sapıtmış, hem de başkalarını sapıttıran olur.

    Üçüncüsü: Böyle bir inancı ortaya çıkartanlar, 14 asırlık İslâm tarihinde görülmemiş yeni bir fırka tesis etmiş (kurmuş) olurlar. İlm-i Kelâm âlimleri elbette bu konuyu ileride derin şekilde inceleyecekler, kitaplar yazacaklardır.

    Diyalogçuların bu gibi inançlarının Ehl-i Sünnet İslâmlığına, hattâ diğer fırkaların akaidlerine kesinlikle uymadığını ve ters düştüğünü söyleyebiliriz.

    Bugünkü İslâm dünyasında düzinelerce büyük fetva merkezi bulunmaktadır. Bunlara müracaat edildiği takdirde hepsinden gelecek cevapların özetleri şöyle olacaktır:

    İslâm ile Hıristiyanlık uluhiyet konusunda asla ittifak halinde değildir.... Tevhid ile Teslis asla bağdaşmaz ve uyuşmaz... Bu iki din arasında ittifak değil derin ihtilâf vardır.

    Memleketimizde, yakın tarihteki büyük ârızalar, kopukluklar yüzünden din konusunda büyük bir cehalet ve kafa karışıklığı hüküm sürmektedir. Halkımızın ve gençliğimizin bir kısmı din kültüründen ve bilgisinden mahrum kalmıştır, bırakılmıştır.

    Halkımızın, İslâm’ın esasları konusunda eğitilmesi, uyarılması zarurî bir vazifedir. Bu vazife öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığı’na düşer... Başkanlık bundan birkaç yıl önce Mardin’de Kasimiye medresesinde yapılan bir Diyalog âyinine sarıklı bir müftüyü göndermiş; orada çan sesleri ve ezanlar arasında patrikler, çeşitli kiliselere mensup papazlar ve sarıklı müftü, havuzun üzerindeki temsilî Sırat köprüsünden geçerek akıllarınca hep birlikte Cennet’e girmişlerdi. Diyanet kesinlikle bu gibi Diyalog şovlarına katılmamalıdır.

    Hazret-i İsa aleyhisselâm Efendimiz Tevhid inancına bağlı idi. Bu konuda ibrahimî bir yolda idi. O, Allah’ın kulu ve Resûlü idi. O büyük ve mübarek zatı tanrılık taslamaktan ve Teslis inancından tenzih ederiz.

    Hz. isa aleyhisselâm âhir zamanda dünyaya nüzul ettiği zaman Müslümanların yanına gidecektir. Onun yeri İslâm’dır.

    Teslis inancını Pavlos ortaya çıkartmıştır.

    Bugün elimizde sahih ve doğru bir İncil nüshası bulunmamaktadır.

    Derin tarihçiler, teoloji uzmanları, araştırıcılar, uzmanlar teslis inancı ile ilgili cümlelerin İncil metnine sonradan ilave edildiğini ilmen isbat etmişlerdir.

    Teslis inancı insanlık tarihinin en büyük faciasıdır.

    Müslümanların vazifesi Diyalog yapmak değil, Ümmet-i dâvete (Henüz Müslüman olmamış kimselere) dâvet ve tebliğ yapmak, onları hak din ve inanç olan İslâm’a ve Tevhid’e çağırmaktır.

    İslâm ve Tevhid Hz. İbrahim’in, Hz.Musa’nın, Hz. İsa’nın bütün hak Peygamberlerin (aleyhimüsselam) dinidir.

    Hakaretleri ve düşmanlıkları göze alarak Diyalogçuları uyarıyorum: Geliniz bu büyük yanlıştan dönünüz, kendinizi ateşe atmayınız.

    M.Şevket Eygi 23.12.2008 Milli Gazete

  • fethullah gülen25.12.2008 - 19:14

    Abdullah bin Ubeyy hicretin dokuzuncu yılı Şevval ayının sonuna doğru hastalandı. Resulullah Aleyhisselâm hastalığı sırasında sık sık gidip kendisini yoklardı. Öleceği gün yine uğramıştı. Ölmek üzere olduğunu anlayınca: 'Yahudilere karşı duyduğun sevgi en sonunda seni mahvetti.' buyurdu. O ise cevap olarak: 'Yahudileri sevmenin ne zararı olabilir ki? Es'ad bin Zürâre onlara kin besledi de ölümden kurtulabildi mi? ' dedi.
    Daha sonra tenine değen gömleğini öldüğünde kendisine kefen yapmasını, cenaze namazını kılmasını ve Allah-u Teâlâ'ya yarlığanması için duâ edivermesini rica etti. Hastalığı yirmi gün sürmüştü, Zilkade ayında öldü.
    Babasının ölümü üzerine oğlu Abdullah Resulullah Aleyhisselâm'a cenazenin namaz için hazırlandığını haber verdi.
    Resulullah Aleyhisselâm namaz kıldırmak üzere kalktığında Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- elbisesinden tutarak: 'Yâ Resulellah! Rabb'in seni onun üzerine namaz kılmaktan nehyetmedi mi? ' dedi ve kötülük yaptığı günleri birer birer saydı. Resulullah Aleyhisselâm gülümseyerek:
    'Allah beni muhayyer bırakmıştır. 'Onlar için ister mağfiret dile ister dileme. Onlar için yetmiş defa af dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır.' (Tevbe: 80) buyurmaktadır. Eğer ben yetmişi arttırınca bunun yarlığanacağını bilseydim, muhakkak arttırır, yarlığanmasını sağlardım.' buyurdu.
    Sonra da onun cenaze namazını kıldı ve kabri başına kadar da gitti.
    Resulullah Aleyhisselâm Hazret-i Abdullah -radiyallahu anh-e başsağlığı dileyerek oradan ayrıldı.
    Aradan çok geçmeden Allah-u Teâlâ inzâl buyurduğu Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurdu:
    'Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah'ı ve Peygamber'ini inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler.' (Tevbe: 84)
    Çünkü Resulullah Aleyhisselâm'ın namazı rahmettir, onlar ise o rahmete lâyık değildirler. İman ettiklerini söylüyorlar, kâfirliklerini gizliyorlardı, neticede ikiyüzlü münâfık olarak öldüler.
    Bundan sonra Resulullah Aleyhisselâm hiçbir münâfığın cenaze namazını kılmadı, kabrinin başında da durmadı. Bir cenaze namazı kıldırması teklif edildiği zaman, ölen kimsenin durumunu araştırmaya başladı.

    Abdullah bin Ubeyy'in bu şekilde Resulullah Aleyhisselâm'ın mübarek gömleğinden ve üzerine kılacağı namazdan fayda beklediğini gören Hazreçliler'den bin kadar münâfık İslâmiyet'i ciddi şekilde kabul etmişlerdir.
    Hazret-i Ömer -radiyallahu anh- der ki:
    'Sonra Resulullah Aleyhisselâm'a karşı izhar ettiğim cüretime hayret ettim.
    Allah ve Resul'ü elbette daha iyi bilirler.'

  • fethullah gülen24.12.2008 - 18:26

    M. Şevket Eygi - Milli Gazete 2008-09-28


    1400 küsur senelik İslâm tarihinde görülmemiş korkunç bid’atler ve yenilikler karşısındayız. Bunların eksik bir listesini veriyorum:

    1. Kur’ân’a, Sünnete, icmâ-i ümmete göre, Allah katında tek gerçek, geçerli, makbul din İslâmdır kesin inancına karşı bir cereyan başlamıştır. Bu bid’ati çıkartanlar “Hayır, hak din sadece İslâm değildir. Üç hak İbrahimî din vardır. Onların bağlıları da ehl-i necattır, ehl-i Cennettir. Kur’ân, Yahudileri ve Hıristiyanları İslâm’a davet etmiyor...” diyorlar. Böyle bir iddia küfürdür. Çünkü Kitab’ın sarahatine aykırıdır. Bu bid’at, bir Müslüman olarak beni çok rahatsız ediyor. Müslüman kardeşlerimi böyle tuzaklara düşmemeleri için uyarıyorum.

    2. Bir insan, Hazret-i Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Peygamberliğini, insanları İslâm dinine yani Tevhid’e davetini, Kur’ân’ı öğrense; sonra bu daveti reddetse, Peygamberi yalanlasa, Kur’ân’ın ilahî kelam olduğunu inkar etse, İslâm hak din değildir dese o kişi açık bir sapıklık içindedir ve bu inkar, tekzib ve küfründen dolaylı temelli olarak cehennemde kalacaktır. Bazı bid’atçiler bunu kabul etmiyor, onlar da hak üzeredir, onlar da Cennet’e girecektir, ebedî saadete erecektir diyorlar. Benim bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak böyle apaçık bir küfre karşı susmam mümkün müdür?

    3. Yine bir kısım bid’atçi Müslümanlar, iman kardeşlerini bırakıyor ve İslâm düşmanı azılı ve harbî kâfirlerle dost oluyor, onları velî ediniyor. Bu da dehşetli bir sapış değil midir? Böyle bir şey Kur’ân’a ve Sünnete aykırı değil midir?

    4. Birtakım bid’atçiler Ehl-i Kitab ile âmentü konusunda ittifak içinde olduğumuzu iddia ediyorlar. Bir Müslüman böyle bir iddiada bulunabilir mi? Tevhid ile Teslis bir olur mu? Ehl-i Kitab Kur’ân’ı inkar ediyor, o halde kitaplara iman konusunda onlarla aramızda nasıl ittifak oluyor? Ehl-i Kitab ile Müslümanlar arasında Peygamberlere (aleyhimüsselam) iman konusunda ittifak varmış... Onlar âhir zaman Peygamberi, Hatemü’l-Enbiya aleyhissalatü vesselam Efendimizi inkar edecekler ve sonra aramızda Peygamberlere iman konusunda ittifak olacak. Böyle iddia edenler akıllarını, mantıklarını, vicdanlarını yitirmişler midir? Bu kadar açık ve korkunç bir çelişki olur mu?