Sevgili Nurgül, hep üzerinde durduğum bir şey var. Her insan psikometrik açıdan aynı değildir ve çevresel etkileşimleri de ruhsal durumları üzerinde, “bu bağlamda” farklıdır. Nadir özellikleriyle içimizde hayat bulan hayatı olması gerektiği şekilde yaşayıp değer yargılarını buna göre yönlendiren insanların sayısı maalesef ülke genelinde düşünürsek % 20 düzeyinde ancak oranlayabilirim. Zaten geldiğimiz koşullara ve yaşam kalitemize baktığımızda bu oran açıkça görülüyor. İnsanımız gerçekleri görse bile yeterli erişkinlik düzeyine erişemediği için. Kararları da aynı nispette uygunsuz ve yanlış yönleniyor. Bunu sosyal medyada da görüyoruz. Yazarları takip etmek ne kadar düşük ama saçma sapan bir figürü takip oranı, binleri aşıp milyonlara ulaşabiliyor. Kişisel gelişimimizle, eğitim seviyemiz ile kültürel acıdan bizleri eksilterek yozlaştırmak istenen oyunlardan sadece gözle görülen kısımları bunlar. Tam da söylediğin gibi dengesizce ve şuursuzca beslediğimiz kapitalist ve siyonist akımlara verilen haksız değerlerden sıyrılarak doğru yönlendirilen sosyal politikalar aracılığı ile ülkedeki SMA probleminden tutun da kimsesiz ya da bir şekilde yoksulluk sınırının altında kalan insanlara yardım etmek hiç de zor olmayacaktır. Vaktim elverdiğince cevap yazmaya çalışıyorum güzel insan sevgiyle kal. :)
Bazen ayrık otu gibi hissedersin, öyle yalnız ve çirkin. İlk bakışta kötümser bir his gibi gözüken bu hal. Aslında kişinin kendine yönelmesi ve dışsallığın etkilerinden sıyrılıp öz benliğini tanımaya başlaması ve içsel yolculuğun başlangıcıdır.
Hangi değişim sancısızdır ki?
Düşünsenize dünya gelişebilmesi için depremlerle sarsılır üzerinde milyonlarca yarıklar oluşur ve o değişimin sonucunda yenilenir daha çok hayat yeşermez mi? Ve insanda da en büyük devrimler işte içsel dünyasındaki kaoslardan sonra gerçekleşir. Düzene ve asıl haz aldığı yaşam koşullarına kavuşur. Yani;” gelişim için, değişim şarttır.”
(kendisine uzak ve başkalarının ya da çevresel faktörlerin etkisiyle kendinden uzaklaşan kişiler için)
O Mavilik Derdi Beni uykudan uyandırır uyandırmaz Dünyanın bütün huyları yüzünde Ben bunlardan birini seviyorum en çok Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa Tutsam tanelerini Sevincin gözyaşları derdim buna.
Bir süre bakışıyoruz karşılıklı Ben uykudan uyanır uyanmaz Benimle şiir gibidir bu Tam karşımda ama yazılmamış Durmadan bileniyor aklımda.
Seni unutarak baktığımda bile Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun Yayılıyorsun kalabalıklara Yalnız yayılmak mı Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.
Özlenirsin, alabildiğine varsın da Daha da var oluyorsun gün günden Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin Bir kuş olsa mavilik derdi buna. Edip Cansever
Nazımın hayatına uyguladığı sevgi felsefesinin zıttına günümüzde kadın yüzüne vurulmadan dövülebilir diye fetva veren sevimsiz ve sevgisiz müftüyü yüzünü incitmeden dövün lütfen.
Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldayan birşeyler gibi Seviyorum seni Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
“Kıskanmak yerine takdir etmeyi bilseydik milletçe çağ atlardık.”
Efendim kıskançlık yerine takdir duygusunu benimseyen bir toplumun, topluluğun, gurubun, hem ruhsal açıdan daha sağlıklı, hem de pozitif anlamda tetikleyici bir organizatör görevi üstlenici duygularla, gelişmişlik seviyesini arttırıcı etkileri olduğunu düşünüyorum. Aslı Birer
Sabah sabah gözüme takıldı. Nurgül sana ne oldu bir suredir sanki sen değil de bir başkası yazıyor çok gerginsin. Bu benim gözlemim :) TikTok hiç açmayı düşünmedim söylediklerini de anlıyorum her yerde abukluklar var. Burada da yok mu? Şu reklamlarına bir bakarsan her sabah kırmızı elbiseli hatunu görmekten midem bulanıyor. Herkes kazandığı paraya bakıyor. Kişinin kendisi nasıl kullanıyor bu mecraları ona bakmak gerekiyor. Hak veriyorum sana.
Sevgili Nurgül, hep üzerinde durduğum bir şey var. Her insan psikometrik açıdan aynı değildir ve çevresel etkileşimleri de ruhsal durumları üzerinde, “bu bağlamda” farklıdır. Nadir özellikleriyle içimizde hayat bulan hayatı olması gerektiği şekilde yaşayıp değer yargılarını buna göre yönlendiren insanların sayısı maalesef ülke genelinde düşünürsek % 20 düzeyinde ancak oranlayabilirim. Zaten geldiğimiz koşullara ve yaşam kalitemize baktığımızda bu oran açıkça görülüyor. İnsanımız gerçekleri görse bile yeterli erişkinlik düzeyine erişemediği için. Kararları da aynı nispette uygunsuz ve yanlış yönleniyor. Bunu sosyal medyada da görüyoruz. Yazarları takip etmek ne kadar düşük ama saçma sapan bir figürü takip oranı, binleri aşıp milyonlara ulaşabiliyor. Kişisel gelişimimizle, eğitim seviyemiz ile kültürel acıdan bizleri eksilterek yozlaştırmak istenen oyunlardan sadece gözle görülen kısımları bunlar. Tam da söylediğin gibi dengesizce ve şuursuzca beslediğimiz kapitalist ve siyonist akımlara verilen haksız değerlerden sıyrılarak doğru yönlendirilen sosyal politikalar aracılığı ile ülkedeki SMA probleminden tutun da kimsesiz ya da bir şekilde yoksulluk sınırının altında kalan insanlara yardım etmek hiç de zor olmayacaktır.
Vaktim elverdiğince cevap yazmaya çalışıyorum güzel insan sevgiyle kal.
:)
Evet Tubacığım maalesef deprem haberiyle uyandık ben de Kırgızistan’ da olan deprem için geçmiş olsun diliyorum buradan.
DEĞİŞİM SANCILIDIR
Bazen ayrık otu gibi hissedersin, öyle yalnız ve çirkin. İlk bakışta kötümser bir his gibi gözüken bu hal. Aslında kişinin kendine yönelmesi ve dışsallığın etkilerinden sıyrılıp öz benliğini tanımaya başlaması ve içsel yolculuğun başlangıcıdır.
Hangi değişim sancısızdır ki?
Düşünsenize dünya gelişebilmesi için depremlerle sarsılır üzerinde milyonlarca yarıklar oluşur ve o değişimin sonucunda yenilenir daha çok hayat yeşermez mi? Ve insanda da en büyük devrimler işte içsel dünyasındaki kaoslardan sonra gerçekleşir. Düzene ve asıl haz aldığı yaşam koşullarına kavuşur.
Yani;” gelişim için, değişim şarttır.”
(kendisine uzak ve başkalarının ya da çevresel faktörlerin etkisiyle kendinden uzaklaşan kişiler için)
Aslı Birer
O Mavilik Derdi
Beni uykudan uyandırır uyandırmaz
Dünyanın bütün huyları yüzünde
Ben bunlardan birini seviyorum en çok
Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa
Tutsam tanelerini
Sevincin gözyaşları derdim buna.
Bir süre bakışıyoruz karşılıklı
Ben uykudan uyanır uyanmaz
Benimle şiir gibidir bu
Tam karşımda ama yazılmamış
Durmadan bileniyor aklımda.
Seni unutarak baktığımda bile
Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun
Yayılıyorsun kalabalıklara
Yalnız yayılmak mı
Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.
Özlenirsin, alabildiğine varsın da
Daha da var oluyorsun gün günden
Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
Bir kuş olsa mavilik derdi buna.
Edip Cansever
Şu hayatta ne çok sevgi var paylaşmak için.
Ne az insan var payına düşen.
Aslı Birer
Evet uzak ve uzaylı takipçim sana gelsin bu sözüm:))
Nazımın hayatına uyguladığı sevgi felsefesinin zıttına günümüzde kadın yüzüne vurulmadan dövülebilir diye fetva veren sevimsiz ve sevgisiz müftüyü yüzünü incitmeden dövün lütfen.
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.
Günün şiiri
Nazım Hikmet Ran
Aylar önce yazdığım bir söz hakkında.
“Kıskanmak yerine takdir etmeyi bilseydik milletçe çağ atlardık.”
Efendim kıskançlık yerine takdir duygusunu benimseyen bir toplumun, topluluğun, gurubun, hem ruhsal açıdan daha sağlıklı, hem de pozitif anlamda tetikleyici bir organizatör görevi üstlenici duygularla, gelişmişlik seviyesini arttırıcı etkileri olduğunu düşünüyorum.
Aslı Birer
Sabah sabah gözüme takıldı. Nurgül sana ne oldu bir suredir sanki sen değil de bir başkası yazıyor çok gerginsin. Bu benim gözlemim :)
TikTok hiç açmayı düşünmedim söylediklerini de anlıyorum her yerde abukluklar var. Burada da yok mu? Şu reklamlarına bir bakarsan her sabah kırmızı elbiseli hatunu görmekten midem bulanıyor. Herkes kazandığı paraya bakıyor. Kişinin kendisi nasıl kullanıyor bu mecraları ona bakmak gerekiyor. Hak veriyorum sana.
Retorik bir dökülme, başarılar diliyorum Ömer bey,
Tebrikler.