Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ikinci abdülhamid sizce ne demek, ikinci abdülhamid size neyi çağrıştırıyor?

ikinci abdülhamid terimi Ahmed Çetin tarafından 27.04.2003 tarihinde eklendi

  • Mustafa Korkmaz
    Mustafa Korkmaz 15.03.2007 - 23:44

    belli etmesede tüm dünya siyasetine hakim olan ulu hakan...

  • Selçuk Akçaören
    Selçuk Akçaören 09.11.2006 - 23:30

    Rahat uyu ulu hakan bu millet ulu hakanın da kızılında kim olduğunu biliyor...Senin ne olduğunuda sana iftira atanlarında kim olduğunu biliyor..Senin tek suçun merhametli olmaktı eğer sen o malum kişilerin söylediği gibi gerçekten güç kullanıp bu jön türkler denen sonradan görme entelleri ortadan kaldırsaydın başımıza bu felaketler gelmezdi...
    Gelelim ona atılan suçlamalara:
    Abdülhamid Han diktatörmüş baskıcıymış:
    Ulan salaklar ülke yahudilerin ingilizlerin kıskacı altında en ufak olayları büyük isyana çeviriyorlar Abdülhamid Han kurduğu inanılmaz geniş istihbarat ağı ile bunların faaliyetlerini herkesden hatta kendilerinden bile önce öğreniyordu ki böylece 33 yıl boyunca Osmanlı tek karış toprak kaybetmedi.(93 harbini sayamayız o savaşı çıkaran Mithat Paşadır.)
    Abdülhamid Han aydınları sevmiyormuş yeniliğe karşıymış:
    Ulu hakan o jön türkler denen avrupa özentisi yahudi kuklalarına karşıydı.Hem ayrıca Cumhuriyet döneminde kullanılan okulların hepsi onun döneminde açıldı..
    Abdülhamid Han donanmayı haliçte çürümeye terketmişmiş:
    Donanmamız bir kere dünyanın en iyi üçüncü donanması falan değildi.
    Sadece sayıca fazlaydı ama icraata gelince sıfırdı.O gemiler diğer ülkeler tarafından bize kakalanmıştı ve ayrıca osmanlı kendine güvensinde savaşa girsin diye öyle iyi iyi diye lafları çıkarttılar.
    Abdülhamid döneminde tek olay oldu o da 1897 Türk-Yunan savaşıydı o savaşda bizim tam galibiyetimizle sonuçlandı Yunanistan dan tazminat aldık.
    zaten birşey demeye de gerek yok yani onun dönemimde devlet bir karış toprak kaybetmezken o tahttan indirildikten sonra 23milyon kilometrekarelik imparatorluk sadece 9 yıl yaşadı.

  • Fatma Malkoç
    Fatma Malkoç 20.12.2005 - 17:46

    Yeryüzünün son bağımsız müslüman türk devletinin hükümdarı.
    devrinin en iyi alimlerinden,çok iyi tahsil, kuvvetli hafıza,basiretli,cesur deha derecede siyasete vakıf,sporcu,silahşör sanatkar ve takva ehli bir hükümdar..
    yıkılmak üzere olan bir devleti,33 sene ayakta tutan ve tahta çıktığında 252 milyon altın borcu olan devleti 39 milyonun altına indirmiştir.
    Neler yapmıştır; polis teşkilatını ve savcılık müessesini kurmuştur. Sayısız fabrikalar, okullar, hastahaneler, müzeler, kütüphaneler, çeşmeler.........
    Ve tüm bunlara ramen sayısız iftiralar isnadlar ve işkencelere maruz kalmıştır.... Ve kızıl sultan diye tanıtılmıştır.
    Oysa cenazesinde en hararetli aleyhtarları bile gözyaşı dökmüştür...
    Yahudilerse, hala kendilerine filistinde vermedigi toprağın intikamını alıyorlar ve ne acıki bizim tarih kitaplarımızda hala kızıl sultan olarak tanıtılıyor...
    onu yanlış tanıyan ve tanıtan beyinlere, Allah'dan ıslah,kendisinede gani gani rahmet diliyorum

  • Deniz Deniz
    Deniz Deniz 11.08.2005 - 15:18

    Nerdesin

    Şevketlim

    Sultan Hamit Han

    Feryâdım varır mı barigâhına

    Ölüm uykusundan bir lâhzauyan

    Şu nankör milletin bak günahına

    Tarihler

    Ismini andığı zaman

    Sana hak verecek

    Ey Koca Sultan

    Bizdik

    Utanmadan iftira atan

    Asrın en siyasi padişahına

    Divane sen değil,

    Meğer bizmişiz

    Bir çürük ipliğe hûlya dizmişiz

    Sade deli değil,

    Edepsizmişiz

    Tükürdük

    Atalar kıblegâhına...

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 16.02.2005 - 23:37

    “BİR LÂHZA-İ TEAHHUR” VE İKİNCİ ABDÜLHAMİT-2
    M.NİHAT MALKOÇ

    Tevfik Fikret,ömrü boyunca buhran içerisinde yaşamıştır.Gün gelmiş İstanbul’a,gün gelmiş manevî değerlere,gün gelmiş Sultan İkinci Abdülhamit gibi mütedeyyin eşhasa saldırmıştır.İçindeki maneviyat boşluğu,bu yaptıklarını ona şirin göstermiştir.Mensup olduğu devletin padişahına düzenlenen suikaste methiyeler yazan bir insanın ruh dünyasını varın siz düşünün! Ölüm,öyle veya böyle hepimizi gelip bulacaktır.Başkalarının ölümüne sevinilmez.Fakat Tevfik Fikret,şahsına münhasır bir kişi olduğu için,Abdülhamit’e karşı düzenlenen suikaste çok seviniyor.Hatta bunun başarısızlıkla neticelenmesine karşı,asabı bozuluyor.
    Bu pek meşhur Servet-i Fünûn Şairine göre Allah daima güçlüleri koruyormuş! Ermeniler’in Abdülhamit’e karşı düzenledikleri suikastte de böyle olmuş! Bu durum karşısında Fikret,hedef değiştiriyor.Tarih-i Kadim adlı eserinde aşağıladığı Allah’a karşı,bu defa şu ifadelerle boy ölçüşüyor:
    “Lâkin tesâdüf…Ah,o kavîler münâdimi,
    Acizlerin,zavallıların hasm-ı dâimi,
    Birden yetişti mahva bu tedbir-i hâriki
    Söndürdü bir nefeste bu ümmîd-i bârikı
    Yukarıdaki mısralarda günümüz Türkçe’siyle şöyle deniyor:
    “Fakat o rastlantı…Ah,o güçlülerin yardımcısı,
    Güçsüzlerin,zavallıların sürekli düşmanı
    Birden yetişti bu eşsiz önlemi yok etmeye,
    Söndürdü bu parıldayan umudu bir solukta.”
    Bu suikastte onlarca masum insan hayatından olmuştu.İnsanda azıcık merhamet olsa,ölen onca insana acırdı.Onları canlarından eden bir suikaste methiyeler yazmazdı.Büyük Şair(!) bunla da yetinmeyerek olaya muhatap olanları: “Aşağılık bir seyirci topluluğu,kudurmuş,kaba” gibi sıfatlarla tavsif ediyor.Gök boşluğuna bacak,kelle,kan ve kemiğin yükseldiğini söylüyor.Dilerseniz bu mısralara bir göz atalım:
    “Bir darbe…Bir duman…ve bütün bir gürûh-ı sûr,
    Bir ma’şer-i vazî-i temaşa,haşîn,akuur
    Tırnaklarıyla bir yed-i kahrın,didik didik,
    Yükseldi gavr-i cevve bacak,kelle,kan,kemik…”
    Bu ifadeler bana merhum Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiiri hatırlattı.Nasıl oluyor da bir Türk şairi,Ermeniler’le ağız birliği ediyor ve onları övmekten çekinmiyor.Oysa Sultan Abdülhamit,vatanperver bir insandı.Hiç kimseye bir kötülüğü dokunmamıştır.Herkese karşı hoşgörülü olduğu için çok eleştiriliyordu.Bunu pasiflik olarak addediyorlardı.Bir sultana mütevazi olmayı yakıştıramıyorlardı.Fikret de bu kervana katılanlardandı.Gerçi o devirde basına zaman zaman sansür de uygulanıyordu.Lâkin hadiseleri değerlendirirken cereyan ettikleri zamanı da göz önünde bulundurmak lâzımdır.O dönemde böyle yapmak gerekiyordu.Zira devlet,bölünme ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.Tevfik Fikret tüm bu şartlara rağmen Ermeni suikastını hoş görüyor ve suikastçıları kutluyordu.Onları kurtarıcı bir el olarak görüyordu.Bu hadiseyle toplumun uyanacağını iddia ediyordu.Ona göre Abdülhamit’in ölümü, zorbalığın da sona ermesi mânâsına geliyordu.Bu saldırının o görkemli taçları sarsmasını istiyordu.O gizli eli çok merak ediyordu.Belli ki bilfiil kutlayacaktı onları:
    “Ey darbe-i mübeccele,ey dûd-ı müntakim,
    Kimsin? Nesin? ..Bu savlete sâik,sebep ne? Kim? ..
    Arkanda bin nigâh-ı tecessüs,ve sen nihân,
    Bir dest-i gaybı andırıyorsun,rehâ-feşân.”
    Bu fâni dünyada sonunda Abdülhamit de öldü,Tevfik Fikret de.Çünkü Rabbimizin buyurduğu gibi: “Her nefis,ölümü tadacaktır.”(Enbiya S.35.Ayet) Başkalarının ölümünü istemek caiz değildir.Hepimiz bu kervanın yolcusuyuz.
    e-mektup: mnihatmalkoc@hotmail.com

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 16.02.2005 - 23:37

    “BİR LÂHZA-İ TEAHHUR” VE İKİNCİ ABDÜLHAMİT
    M.NİHAT MALKOÇ

    Tevfik Fikret,Servet-i Fünûn Topluluğunun başta gelen şairlerinden birisidir.Hatta bu edebî kitlenin yayın organı olan Servet-i Fünûn dergisinin Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yapmıştır.Şiirlerini “Rübab-ı Şikeste” adlı eserde bir araya getirmiştir.Bu kitapta yer alan şiirlerden birisi de “Bir Lâhza-i Teahhur” dur.Günümüz Türkçe’sine “Bir Anlık Gecikme” şeklinde çevirebiliriz bunu.Peki bu şiirin ne ehemmiyeti vardır? Sözkonusu şiir,İkinci Abdülhamit’e düzenlenen suikast nedeniyle yazılmıştır.
    İkinci Abdülhamit,Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemlerinde tahta oturmuş talihsiz bir padişahtır.Onun için pek çok düşmanları olmuştur.İşlerin iyi gittiği zamanda herkes methiyeler düzer.Hele bir de işler kötü gidedursun herkes düşman kesilir bir anda.Abdülhamit de bu kaderi yaşamış iyi niyetli,aşırı müsamahakâr bir insandı.Ermeniler’in en büyük ideali Doğu Anadolu toprakları üzerinde müstakil bir Ermenistan kurmaktı.İkinci Abdülhamit buna şiddetle karşı çıkmıştır.Onun için Ermeniler,Abdülhamit’i en büyük düşman olarak ilân etmişlerdi. Hatta onu öldürmek için büyük bir suikast düzenlemişlerdir.
    21 Temmuz 1905 senesinde icra edilen suikast planı gerçekten tüyler ürperticiydi.Bilindiği gibi Abdülhamit,mütedeyyin bir insandı.Osmanlı padişahlarının tamamı böyledir zaten.Abdülhamit Han, Cuma namazını daha çok Yıldız Camiî’nde kılardı.Ermeniler onun bu özelliğini bildikleri için kendisine Yıldız Camiî’nin önünde şirret bir tuzak kurmuşlardır.Hatta bu işin eksiksiz gerçekleşmesi için dünya çapında ün yapmış Belçikalı terörist Jorris’i de aralarına dahil etmişlerdir.Hazırlanan plan gereğince Abdülhamit’i,Cuma Selâmlığı’ndan çıkarken bomba marifetiyle havaya uçuracaklardı.Hatta pek çok kritik nokta da bombalanacaktı.Her şey saniyesi saniyesine ayarlanmıştı.Yüz kiloluk bir bomba hazırlanmıştı bunun için…Saatli bomba hassas hesaplarla Abdülhamit’in çıkış anına ayarlanmıştı.Ama öldürmeyen Allah öldürmüyor işte.O gün her ne hikmetse Abdülhamit Han,Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi’yle ayak üstü bir süre konuşmuş.Bomba şiddetli bir gürültüyle patladığı esnada o, yukarıdaki merdivenlerden yeni iniyordu.Kendisinin burnu bile kanamamıştır.Fakat bu hadisede 26 kişi hayatını kaybetmiş; 58 kişi de yaralanmıştı.
    İkinci Abdülhamit’i,pek çok kişi gibi, zamanın büyük şairlerinden biri olan Tevfik Fikret de sevmezdi.Yukarıda bahsedilen başarısız suikast girişimi üzerine “Bir Lâhza-i Teahhur” adlı,kin ve nefret dolu şiirini yazmıştır.Bu şiirinde Abdülhamit’i yerden yere vurarak suikastçı Ermeniler’i övmüştür:
    “Ey şanlı avcı,dâmını bî-hûde kurmadın!
    Attın…Fakat yazık ki,yazıklar ki vurmadın!
    Dursaydı bir dakikacağız devr-i bî-sükûn
    Yahut o durmasaydı,o iklîl-i ser-nigûn
    Kanlarla bir cinâyete pek benzeyen bu iş
    Bir hayr olurdu,misli asırlarca geçmemiş
    Lâkin tesadüf…Ah o kavîler münâdimi,
    Âcizlerin,zavallıların hasm-ı dâimi,
    Birden yetişti mahva bu tedbîr-i hâriki;
    Söndürdü bir nefeste bu ümmîd-i bâriki.
    Nakşetti bir tehekküm için baht-ı bî-şuûr
    Târih-i zulme bir yeni dibâce-i gurûr
    Kurtuldu; hakkıdır,alacak, şimdi intikam;
    Lâkin unutmasın şunu târih-i sifle-kâm:
    Bir kavmi çiğnemekle bugün eğlenen denî
    Bir lâhza-i teahhura medyûn bu keyfini! ”

    e-mektup: mnihatmalkoc@hotmail.com

  • Ali Erdem
    Ali Erdem 23.12.2004 - 13:17

    İçine kapanık bir çocukmuş.durmadan kendini saray ahalisinden ayırıp sarayı yaslandığı bir duvarın dibinden öylece süzermiş.Saraydaki diğer çocukların üzerindeki takıları onlar uyurken çalarmış.Bazı çevreler onun şahsiyetsiz korkak bir hırsız olduğunu yazarken Necip Fazıl daha çocukluğunda sarayda gelişen oyunları anlamaya çalışan üstün bir zekası olduğunu yazar.Çocukların üzerindeki takıları çalmasının nedeni de, onların daha uyanık olmaları gerektiğini anlatmak istemesi der. (eğer böyle bir şey gerçekten var idiyse diye de ekler.)

  • Ali Erdem
    Ali Erdem 22.12.2004 - 20:43

    Sultan 2. Abdülhabid'e sanki bütün tarih düşman kesilmiş. Adını karalamak için doğru yanlış ne varsa yazılıp çizilmiş. Necip fazılın 2.Abdülhamid kitabının bir bölümünde 'Enver paşa Tefik paşanın omuzuna yaslanıp ağlamaya başlar:başımıza ne geldi ise bu adama yaptıklarımızdan geldi ' der.

  • Var Mısın?
    Var Mısın? 23.07.2004 - 18:35

    Sultan II. Abdülhamid Han


    Babası: Sultan Abdülmecid
    Annesi: Tirimüjgân Sultan
    Doğduğu Tarih: 21 Eylül 1842
    Padişah Olduğu Tarih: 31 Ağustos 1876
    Tahttan İndirildiği Tarih: 27 Nisan 1909
    Öldüğü Tarih: 10 Şubat 1918


    Sultan Abdülhamid, otuzdördüncü padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sarayda rahat bir şehzadelik dönemi geçirmişti. Zamanının en güçlü hocalarından, Farsça, Arapça, Fransızca’yı okuyup yazacak ve rahat konuşacak derecede öğrenmişti. Fransız ve İtalyan hocalardan da müzik dersleri almıştı. Tarihe çok meraklı idi.

    Sultan Abdülhamid, saltanatı oldukça karışık bir dönemde teslim almıştı ve meşrutiyet idaresini ilan edeceğine söz vererek padişah olmuştu. Batılı Devletler, Sırbistan ve Karadağ meselesi için İstanbul “Tersane Konferansı”nı, İstanbul’da toplamayı başarmışlar, fakat bir sonuç alamamışlardı. Yine aynı gün devletin ilk Anayasası Kanunî Esasi ve Meşrutiyet ilan edilmişti. 19 Mart 1877’de ilk Meclis-i Mebusan açılmıştı.

    Meşrutiyet idaresinin 5. gününde, tarihimizde 93 harbi olarak bilinen 1877 Osmanlı-Rus harbi başlamıştı. Rusya, Devleti 2 cephede birden savaşmaya zorlamıştı. Ruslar Ayastefanos (Yeşilköy) kadar gelmişler ve aynı isimli mütareke imzalanmıştı. Savaş, Berlin antlaşması ile sona erdi. Batılı Devletler imparatorluğun doğu topraklarının paylaşılması “Taksim Projelerini” uygulamaya koyabilecekleri fırsatı elde etmiş oldular. Kıbrıs Adası üs olarak İngiltere’ye verilmiş, artan malî sıkıntı, alınan borçların faizlerinin ödenememesi, Muharrem Kararnamesi’nin ilanı ve Duyunu Umumiye’nin kurulması ile Devletin malî kontrolü de bir bakıma batılı devletlerin kontrolüne girmişti. İngiltere, Berlin sistemi ile politikasını değiştirmiş, denge politikasının yerine Osmanlı Devleti’nin bir an önce parçalanması stratejisini uygulamaya koymuş. Kıbrıs’tan sonra Mısır’ı kontrolüne almıştı.

    Batılı devletler, Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onu güçsüz bırakmak, Anadolu’da kendi kontrollerinde toprak parçaları oluşturmak için “Ermeni Sorunu”nu ortaya çıkarmışlardı. Bu dönemde birçok yerde isyanlar olmuş, padişahın arabasına bomba koyacak cesareti bile göstermişlerdi. Abdülhamid’in güçlü politikası ile kontrol daima devletin elinde olmuştu.

    Sultan Abdülhamid ortadan biraz uzunca boylu, esmere yakın tenli, uzunca burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Güçlü zekası ile kendisini kültürlü olarak yetiştirmişti. Çok güçlü bir hafızaya sahipti. Bir gördüğünü bir daha unutmazdı. Açık net bir konuşma yapısı vardı. En önemli özelliklerinden biri, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlemesi idi.

    Çalışmayı çok sever, kendisini devlet işlerinde görevli sayar, çalışma saatleri dışında usta bir marangoz olarak atölyesinde çalışırdı. Kültüre büyük önem vermiştir. Üniversite, Güzel Sanatlar Akademisi, vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar, köylere ilkokullar, kız meslek, Ziraat ve Ticaret, Darüşşafaka, Dilsiz ve Körler okullarını yaptırdı. Şişli Etfal Hastahanesi, Darülacize toplumun sosyal açıdan korunmasını sağlayan kurumlardı.

    31.08.1876 V. Murad’ın tahttan indirilmesi.
    II. Abdülhamid’in Padişah olması.
    07.09.1876 Sultan Abdülhamid’in kılıç alayı.
    14.09.1876 Batılı Devletlerin, 4 Eylül’de Osmanlı Devleti’nin Sırbistan ile ilgili şartlarını reddetmeleri.
    29.10.1876 Sırp Ordusu’nun mağlup edilmesi.
    31.10.1876 Rusların Babıâli’ye verdikleri ültimatom: “Sırbistan ve Karadağ hareketini durdurun”.
    04.11.1876 Şark meselesinin halledilmesi için Rusya ve Batılı Devletlerin İstanbul’da bir konferans toplanması teklifleri.
    Kanunî Esasi’yi hazırlamak üzere 28 kişilik bir komisyonun kurulması.
    19.12.1876 Rüştü Paşa’nın istifası, Mithat Paşa’nın ikinci sadareti.
    23.12.1876 Tersane Konferansı (İstanbul Konferansı) .
    Birinci Meşrutiyetin ilanı.
    1876 Kanuni Esasi’nin (İlk Anayasa) ilanı.
    21.08.1877 Süleyman Paşa’nın Şipka taarruzu.
    17.09.1877 Gazi Osman Paşa’nın Plevne’yi müdafaa etmesi.
    15.10.1877 Süleyman Paşa’nın Balkan Orduları komutanlığına getirilmesi.
    11.01.1878 Ethem Paşa’nın azli, Ahmet Hamdi Paşa’nın sadareti.
    20.01.1878 Rusların Edirne’ye girmeleri.
    31.01.1878 Rusların İstanbul’a yönelmelerine engel olmak için mütareke isteği ve Edirne mütarekesi.
    04.02.1878 Ahmet Hamdi Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın (Başvekil) ünvanıyla ilk sadareti.
    13.02.1878 İlk Meclisi Mebusan’ın tatili. (Birinci Meşrutiyet’in sonu)
    03.03.1878 Rusların Ayastefanos (Yeşilköy) yakınlarına gelmeleri nedeniyle Ayastefanos Mütarekesi’nin imzalanması.
    18.04.1878 Vefik Paşa’nın azli, Mehmet Sadık Paşa’nın Başvekil olması.
    20.05.1878 Ali Suavi olayı (Çırağan vakası)
    28.05.1878 Sadık Paşa’nın azli, Mütercim Rüştü Paşa’nın sadareti.
    04.06.1878 Osmanlı-İngiliz ittifakı. (Kıbrıs Andlaşması) Kıbrıs’ın İngilizlere kiralanması.
    13.07.1878 Berlin andlaşması.
    Uluslararası 2. büyük kongre.
    Osmanlı İmparatorluğu için “Şark Meselesi”nin başlaması.
    14.07.1878 Rüştü Paşa’nın azli, Esat Saffet Paşa’nın sadareti.
    Avusturyalıların Bosna-Hersek’i işgali.
    04.12.1878 Saffet Paşa’nın azli, Hayreddin Paşa’nın sadareti.
    21.04.1879 Avusturya ile Bosna-Hersek anlaşması.
    29.07.1879 Hayreddin Paşa’nın azli, Ahmet Arifi Paşa’nın sadareti.
    18.10.1879 Ahmet Arifi Paşa’nın azli, Küçük Said Paşa’nın sadareti.
    09.06.1880 Said Paşa’nın azli, Mehmet Kadri Paşa’nın sadareti.
    11.09.1880 Mehmet Kadri Paşa’nın azli, Said Paşa’nın sadareti.
    12.05.1881 Fransa’nın Tunus’u işgali.
    27.06.1881 Mithat Paşa’nın yargılanması.
    02.07.1881 Teselya ve Narda kazasının Yunanistan’a terki.
    20.12.1881 “Muharrem Kararnamesi”nin ilanı ve Duyun-ı Umumiye’nin kuruluşu.
    02.05.1882 Said Paşa’nın azli, Abdurrahman Nurettin Paşa’nın sadareti.
    10.07.1882 Abdurrahman Nurettin Paşa’nın istifası.
    11.07.1882 İngiliz Donanması’nın İskenderiye’yi bombalaması, Mısır sorunu.
    12.07.1882 Said Paşa’nın üçüncü sadareti.
    30.07.1882 Said Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın sadareti.
    03.12.1882 Ahmet Vefik Paşa’nın azli, Said Paşa’nın dördüncü sadareti.
    28.06.1884 Bestekâr Hacı Arif Bey’in ölümü.
    18.09.1885 Doğu Rumeli vilayetinin Bulgaristan ile birleşmesi.
    24.09.1885 Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
    19.10.1885 Sırp-Bulgar çatışması ve Bükreş andlaşması.
    21.01.1886 Yunanistan’ın Girid Adası’nı kendine bağlama teşebbüsü.
    02.12.1888 Ünlü vatan şairi Namık Kemal’in ölümü.
    01.04.1891 Ahmet Vefik Paşa’nın ölümü.
    04.09.1891 Kamil Paşa’nın azli, Ahmet Cevat Paşa’nın sadareti.
    11.05.1895 3 Devlet tarafından Babıâli’ye memorandum verilmesi.
    08.06.1895 Memorandum’un Padişah tarafından reddedilmesi.
    Cevat Paşa’nın azli, Said Paşa’nın beşinci sadareti.
    30.09.1895 Memorandumun reddine karşı olan Ermeni komitecilerin Babıâliye yürümeleri.
    30.10.1895 Ermeni isyan ve terör hareketleri.
    01.10.1895 Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
    07.10.1895 Kamil Paşa’nın azli ve İzmir’e vali olması.
    Halil Rıfat Paşa’nın sadareti.
    26.08.1896 “Banka Olayı” Ermenilerin Osmanlı Bankası baskınları.
    18.04.1897 Yunanistan’a harp kararı – Türk zaferleri.
    04.12.1897 Osmanlı-Yunan barışı.
    18.12.1897 Girid’in bağımsızlığı.
    1899 Alman İmparatoru Wilhelm’in Osmanlı ülkesini ziyareti.
    05.04.1900 Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın ölümü.
    29.10.1900 Azerbaycan okullarında Türk dili yasağının kaldırılması.
    05.11.1901 Fransız Donanması’nın Midilli’ye asker çıkarması.
    09.11.1901 Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın ölümü.
    18.11.1901 Said Paşa’nın altıncı sadareti.
    04.02.1902 Paris’te Prens Sabahaddin başkanlığında Mülteciler Kongresi’nin toplanması.
    14.01.1903 Said Paşa’nın azli, Mehmet Ferid Paşa’nın sadareti.
    02.08.1903 Makedonya ihtilâlinin yayılması.
    25.10.1903 Makedonya ıslahatı.
    29.08.1904 Eski padişah V. Murad’ın ölümü.
    21.07.1905 Yıldız Hamidiye Camii önünde, Abdülhamid’e suikast girişimi. (Bomba Olayı)
    26.12.1905 Midilli ve Limni gümrük ve posta idarelerinin devletlerce işgali.
    25.04.1907 Gümrük resminin arttırılması.
    10.06.1908 Reval görüşmesi ve Anadolu’nun paylaşılması.
    22.07.1908 Ferid Paşa’nın azli, Said Paşa’nın yedinci sadareti.
    23.07.1908 İkinci Meşrutiyet’in ilânı.
    04.08.1908 Said Paşa’nın istifası, Kamil Paşa’nın sadareti.
    05.10.1908 Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ilhakı. Bulgar Krallığı’nın kuruluşu.
    06.10.1908 Girid’in Yunanistan’a ilhakı.
    17.10.1908 İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve Meclisi Mebusan’ın açılması.
    13.02.1909 Kamil Paşa’nın istifası, Hüseyin Hilmi Paşa’nın ilk sadareti.
    12.04.1909 Taşkışla’da bulunan Avcı taburlarının isyanı.
    13.04.1909 “31 Mart Vak’ası” Hüseyin Hilmi Paşa’nın istifası.
    Tevfik Paşa’nın sadareti.
    14.04.1909 Adana’da Ermeni isyanı.
    15.04.1909 Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelmek için Selânik’ten hareketi.
    İsyanın bastırılması.
    24.04.1909 “Hareket Ordusu”nun İstanbul’a gelişi.
    27.04.1909 “Meclis-i Umumi-i Millî”nin toplanması.
    Sultan Abdülhamid’in halli kararı ve bunu tebliğ edecek heyetin kurulması.
    Abdülhamid ve ailesinin Sirkeci’den tren ile Selânik’e sürgüne gönderilmesi.
    V. Mehmed’in (Mehmed Reşad) Padişahlığı.

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 15.12.2003 - 20:47

    Ulu Hakan tüm dünyayı elinde bir oyuncak gibi oynatıyor. Bilhassa İngiliz ve yahudilere dikkat ediyor. Dünyanın herhangi bir yerinde alınan herhangi bir nefesi kendi alıyormuşçasına biliyor. Derken Yahudi komitacıları ülkeyi tarumar eden meşhur ayaklanmayı çıkarıyor. 31 mart ayaklanması korkunç bir Yahudi tezgahı... Hassa ordusu emrinde, asiler sultana bağlı, zira onları ceylan kılığında bir yılan soktu. O tevekkül içinde; kardeşi kardeşe kırdırmam diyor.

    Ne korkunç bir müstebdid ama(!)

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 27.04.2003 - 20:36

    Siyaset becerisinin %90'ı Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid'te %10'u bendedir. Bu söz bana ait değil, bu söz bir İngiliz Lordunun sözü. Bir düşmanının kendisine kondurduğu bu teşhis yadsınamaz bir gerçekliktir.
    Siyasetteki dehasını bakın Avrupalı tarihçiler nasıl ortaya koyuyor:
    - Abdülhamid eğer ömrünün sonuna(1918) kadar tahtta kalsaydı 1. Dünya savaşı çıkmazdı...
    Dikkat! Osmanlı savaşa girmezdi değil de savaş çıkmazdı...
    Siyasetteki dehası hâlâ ve hâlâ batının dilini uçuklatırken, biz,33 yıl bizi yöneten bu adama bir Ermeni uydurması olan 'kızıl sultan'ı yakıştırıyoruz...
    Halbuki o Mithat paşanın kalemi kırıldığı halde idam kararını imzalamamış...
    Kardeş kanı dökülmesin diye hareket ordusunun hareketlerine göz yummuş bir insan...
    Varsa bir suçu, o da merhametidir ki, o da suç sayılırsa.
    Hâlimize tarih ağlıyor, kendimiz ağlamasak da!
    Allah Rahmet Eylesin...