Hangi vaktin içinde bir serabın kederine bürünsem,hep aynı boşluğun sızısını yadederim.içim dolu fırtınalarla,gözlerim dolu,yüreğim seninle dolu,avuçlarım düş kırıklıklarıyla dolu.Sanki sarhoşum,beynim bulanık efeklerin izlerini taşıyor,hiçbir şeyi seçemiyorum,gözlerim kapanıyor,karanlığıma bürünesim geliyor yine.Uyuşturucu daha fazla uyuşturamaz beynimi, boşluğumun acısının uyuşturduğundan başka.Kaşlarımın üzerine sanki bir cin oturmuş,keşke bilse ne yapmak istediğini,benim şu halimle nasıl dalga geçebileceğini keşke bilse.Eliyle kafa tasımı sardığını hiseder gibiyim,belki hafiften sıkıyorduda.Belki saçlarım gibi,ayaklarını enseme dayayıp,kollarıyla alnımı sarar gibi.Düş üstüne düş görmekten bunaldım,fakat yinede uyandırma sen beni,gel yinede en güzel düşüm ol.Sevda yalancısının en tatlı perisi ol,gözlerin gafletle sarsın beni,en tembel bezginliğim ol.Avuçlarında bir serce olsaydım,kanatlarım kanser olsaydı,çırpınacak halim olmasaydı,sen içimde çırpınmaya gerek duymayacağım kadar umut olsaydın,ben susasaydım ve sen su olsaydın.Ben elimi uzatacak kadar cesur,sende elini verecek kadar cömert olsaydın.Tek istemediğim şey,hayatın daha yumuşak davranması olacaktı bana veya bize.Hayatın sertliği duygularımı güçlendiriyor ve beni şimdi sen değil,o duygularım ayakta tutuyor.İşin en güzel yönü,sen olmasanda ben seni gerine gerine sevebilmem.İçimde sıkışmış bir hava,su,duygu veya düşünce var,bilmiyorum.Fakat bunu harf harf kağıtlara aktarıyorum.Sen beni seyrederken,ben kısık gözlerinde define avcılerının telaşına düşüyorum.Hilal kaşlarına bıraktığım düşlerimin düşmemesi için dualara inanıyorum.Gözlerini her kırpışında damla damla kalıyorum.Gürleyerek,kükreyerek akamıyorum.Ne olur eğme boynunu,Ölüm bile olsam,sarıl boynuma. Nereye bakıyorsun öyle dalgın dalgın.Yanımdan nereye uzaklaşıyorsun,fikrini hangi diyarlarda arayayım, seni yanımda görenlere ne diyeyim.Söyle bitanem,yüreğini ser işporta tezgahına karşımda.Sen yanımdasın ama ben fikrini okul sıralarının hangi sevda yazılarında bulayım,hangi rüzgaraı kovalayayım aklının takıldığı diyarlara varabilmek için.Karşımda elini yüzüne yaslayıpta beni tatlı tatlı seyretmen yok mu, işte ben cenneti ilk zamanlar o sanırdım,bundan daha uçuk bir hayal olduğunu öğrenmeden önce.Ben cehennemi yokluğun sanırdım,devasa bir ocak gibi,ateşler ülkesi olduğunu bilmeden önce.Neyse ki artık cehennem tüylerimi ürpertmiyor ve senin yanındayken cennet telaşına düşmüyorum. Yalnızca susuyorum... Seni soluyor... Senin sesini hisediyorum gırtlagımda... Gücümün yettiği kadar,tüm çabamla savunmasız bırakıyorum kendimi sana karşı... Senin oklarını,hançerlerini yüreğimde istiyorum... Sana söylemiştim,ben birisini sevmeye ilk önce kusurlarından başlarım...
Sana diyecek sözüm yoktur,varsa kendimedir sözüm.yangınım yüreğimde nahoş bir diyarı barındırır ve ben umutlar içinde bir damla seninle süzülürüm yanaklarından.Avuçlarında bir ter vardır,sevdanda bir aşinalık,genzimde bir buruk tat vardır,sigaramda bir nefes vardır.işte beni ışığın oyunlarında ara,gölgelerin simasından,dumanın efkarından sor.Ben sen diye feryadı figanın peşine saldım,efkarı umudun peşine saldım ve yüreğimi senin avuçlarında küllendirdim.Bir çığlığa bürünürüm,bakışlarının altında bir suçlu edasıyla içime bürünürüm, günahlarımı tek tek sahiplenirim,senin cennet yüreğinde günahkar edasıyla pişmanlık çarşafına sarınırım.Karanlık bu akşam gözlerime çöktü,odama değil.Sen yüreğime çöktün,hayallerime değil.Ben bu dünyada göçtüm,ahrette değil ve beni yıkan özlemin oldu,sevdan değil.Yüreğimin teline vur ve dinle sana bestelediğim yalnızlığımı,vur ki titresin bu bedenim,yansın alev menekşelerim,sarmaşıklarıyla sarsın ana rahminde kimsesiz kalabilmiş bu bedenimi,vur yüzüme sevdamı ki utanayım bu sana olan zaafımdan,ben unuttum cehennemi,senin cennetinde yanmaya başladığımdan beri.Sonsuza dek susmayı yeğledim,sana sevdamı söyleyemediğimden beri ve ben,kemanın sanat tacirlerinin elinde nasıl can verdiklerini dinledim çığlıklarla.Canı nasıl yanıyordu bilemezsin bir sevda notasına.Yüz sürdüm senin ağlanası ellerine,af buldum ellerinde günahlarıma layık,çünkü ben tevbelerimi günahlarıma emanet edecek kadar acemi bir kullum.Yüreğimi sana emanet edecek kadar acemi bir aşık olduğum gibi.Artık emanet değil yüreğim sana,çünkü artık benim değil,senin yüreğin,istediğini yap ona,yakınmayacağım,karışmayacağım,söylenmiyeceğim,yani hiç umursamıyacağım kadar senin oldu bu yürek.Ona bir şey yaparsan sen acı çekeceksin,çünkü sen o kadar benim oldun,benim yüreğimin o kadar senin olduğu gibi.Tek sihirli fasulye olmak isterim kimi zaman avuçlarında.Parmaklarının arasından kayıp,ayaklarının dibine düşsem ve bir anda büyüyüp senin her yerini sarsam,bulutların üstünde sevsem isterim seni,çünkü bulutlar bile örtemez artık sevgimi.Ben içime atarım,kalemim kazar çıkarır sevdanın,ben inkar ederim,kalemim itiraf eder her gece sevgimi.Artık kalemimin siyah çizgilerinde soluklanıyor bu yürek müptelası ve kenevir tohumlarında çimlenir oldu kaçış molaları.Oysa hiç esrar içmedim ben senden gayrı.Hayal mayal hatırlıyorum,huzurlu ve deliksiz uykularım vardı benim bir zamanlar,senin geride bıraktığın,sinekler gibi beni uyutmayan hatıralarından önce. Nasıl seviyorsun böyle,kırıntılarını dökerek ve sevda sofrasını bile toplamadan kayboluveriyorsun.Her işi yine bana bırakıyorsun,kelime kelime toplamak gördüğün gibi yine bana kalıyor.Yarım kalmış sevdayı kemirmek,ondan yeni sevdalar üretmek yine beni buluyor.Ben ise hala seni arıyorum...
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.
Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana
Sen güzellik tahtında (oturuyorsun) : bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'
Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana
Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'
Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana
Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.
Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana
Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!
Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana
Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)
Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana
(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.
Haber Eylen Aşıklara Aşka Gönül Veren Benem... (Yunus Emre)
Bazılarının aşkı kendilerine perdedir. Hakikati göremediklerinden aşkı zillet olarak algılar... Yunus Emre'nin aşkı ne telefon defteri ile bitiyor ne de ölümle.... Yaktın beni Yunus Emre...
Aşk denilince denizde dalgalar aşk denilince kutupta soğuklar aşk denilince çölde sıcak aşk denilince bir dağın zirvesindeki manzara aşk aşk aşkkk aşk sadece bir hayal aşk sadece bir özlem bence :) neden? çünkü kişiden kişiye değişir aşk beklentilerle gerçeğin karşı karşıya geldiği an dır ve sonunda hayal edildiği gibi bir şey olmadığı anlaşılır aşk denilinde aklıma hayali güzel ama kendisi hayal kadar güzel olmayan bir duygu derim. Şimdiii bu durumda peki ya sevgi dersek işte ona sayfalarca yazarım aşk sahte bir kurgu ama sevgi bence öyle değil herkese tavsiyem aşk olmayı umarak bir hayat geçirmeleri değil gerçekten severek birlikte olabilecekleri sevgililer dostlar edinmeleridir...
duygularin en yücesi, herkesin yasamasi tavsiye olunur, yasayamayanlar veya yasamak istemeyenler mutsuz yasayip mutsuz ölmeye mahkumdurlar, intihar egilimlide olabilirler, tipki aski yasayip asik olanlar gibi.
Ve en çok seni özledim ben. Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni. Her teyzeyi annen gibi sevmeni. Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni. Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu. Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği. Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı. Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.Seni bir kez daha görmek isterdim... hiç konuşmadan.. kısa pantolonlu siyah beyaz halini..
bir lokma boyunu.. diz çöküp yere sımsıkı... ama çok sıkı sarılmak sana.. göz yaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi sana kim olduğumu söylemeden...arkama bakmadan ağladığımı sana göstermeden seni çok özledim ama çok özledim çocukluğum! !
Altın sarısı kurumuş bir tütünü sarar gibi,hayatı bir parça beyaz kağıtta parmaklarımın arasında sıkıştırıp kurumuş dudaklarımın arasına aldım ve kederimle yaktım.Derin bir nefes çaktim ve duman duman hayat içime daldı.Ciğerlerimin şekline bürünen bu hayatı benim hayatım diye benimsedim.Çünki hayatın belli bir şekli yoktu,herkes hayatı kendi kalıpları içinde yaşıyordu.Eğer bir insan 'Ben bu hayattan sıkıldım' diyorsa o kendi kalıplarından sıkılmıştır aslında.Çünki sen çeşmeden suyu yalnızca bidonunun büyüklüğü kadar alabilirsin.Belkide benim bir bidonum yoktu,avuç avuç içiyorum hayat pnarından suyu.Bazan sen diyorum içim içime sığmıyor,bazan sen diyorum ve öyle bir esiyorsun ki,bir anda yıkılıyorum.Belkide ne sen varsın nede ben varım desemde,ortada bir sevda var,bunu inkar edemiyorum.Hayal mayal hatırlar gibiyim yüzünü, fakat bıraktığın yara hala ilk günkü gibi taptaze,dokunuversen hafifce,hala parmağının ucuna kan bulaşacak,belki oradan avucuna sızasızacak,yalnızca bir damla kan seni bana bağlayacak,yanımdan hiç ayırmayacak,tüm zamansız aksi olaylara baş kaldırıp,tüm tatlı tesadüfleri birbirine ulayacak.Bir yüzüm ak,bir yüzüm kara çıkacağım karşına. Umursamıyacaksın,yüzünü yüzümün karasına süreceksin,çünki beni orada bulacaksın,yüzümün akı hikaye,sadece bir vitrin o.Kaç insanın yüzü ak ki? Seni gördüğümde karşımda belki bir an konuşmayacağım,çünki ben o anı anlatabilecek bir alfabeyi daha bulamadım.Aslında anlatılacak pek fazla birşey olacağınıda sanmıyorum zaten, o an herhalde seni doyasıya seyretmek ve bir anda sarılıp saatlerce tek kelime konuşmadan kollarında demlenmek ile yetinirdim.Belki ölüm suskunluğuna bürünürdüm. Birbirimizin sıcaklığında belki hiç anlamadan bir anda uyuya kalırdık kucak kucağa.İnan bana o uykuyu üzerinde nilüferlerin kolgezdiği küçük bir göletin kıyısındaki, salkım söğütün altında yeşil bir halı gibi tüm kıyıya serilmiş çimlerin üzerinde ve esen her meltem rüzgarında taptaze sümbüllerin kokusunu duyduğun bir cennet bahçesinde bile uyuyamazsın.Terlemiş yüzüne çapraz düşen düz siyah saçlarında sanki bir ilahi güzelliğin kordinatları gizlidir.Tütünün sararttığı hafif nasırlı parmaklarımla yüzünün coğrafyasında gezinmek isterim.Bir ağma misali,seni ellerimle bile tüm güzelliğini tanıyıp kodlamak isterim belleğime.Çünki ben seni altı duyu organımla özlüyorum yokluğunda.Ve işte asıl güzel olan şey,senin yanında uyanmak,sana açmak gözlerimi ve güneşin ışığını o gün ilk senin yüzünden yansıması benim içime.Karşı karşıya bağdaş kuralım kuş seslerinin bezediği,sabahın alaca karanlığına bürünmüş bir bahçede.Ben batıya döneyim,sen doğuya ve ben,tan yerinin ağarmasını,gökyüzünün kızarmasını,bulutların kül renginden vazgeçipte pembeye kaçmasını,bir günün doğuşunu yüzünde seyredeyim,çiçekler sana açsın o sabah tüm güzelliklerini,gözlerindeki aksinde hayranlık duyayım doğanın güzelliğine tekrar.Sende benim yüzümde seyter bir günün batışını,karanlığın örtü örtü sahneyi kapatışını,benim sahnemdir işte burası,güneşin yalancı ışıklarının tükendiği vakit benim gerçek ve ebedi karanlığktır bu ve dikkat et,karanlık ilk önce benim gözlerime düşer,gölgelerin barınamadığı bir dünyadır birtanem benim dünyam,güneşi çevrende arama,güneş yüreğimde,sıcaklığı tenimde,parıltısı zihnimde,ışığı ise karanlığın özüne bürünmüş gözümde.
aşk hayatın taaa kendisidir...aşkı dar pencerelerde değil bir bulut seyrinde düşünmek gerekir.Aşk sadece iki insan arasında sınırlı değildir.dünyada ki herşeye,canlı cansız herşeye duyulan büyük bir olgudur.herşeye aşık olunabilir.'aşk tarif edilmez yaşanır'...
Sakın bir söz söyleme...Yüzüme bakma sakın! Sesini duyan olur,sana göz koyan olur. Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın, Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur...
Dilerim Tanrı'dan ki,sana açık kucaklar Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun, Kan tükürsün adını candan anan dudaklar, Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!
AŞK;
...yaşarken herşey
...bitince hiçbirşey
ölümle yok olmayan tek duygu.
Hangi vaktin içinde bir serabın kederine bürünsem,hep aynı boşluğun sızısını yadederim.içim dolu fırtınalarla,gözlerim dolu,yüreğim seninle dolu,avuçlarım düş kırıklıklarıyla dolu.Sanki sarhoşum,beynim bulanık efeklerin izlerini taşıyor,hiçbir şeyi seçemiyorum,gözlerim kapanıyor,karanlığıma bürünesim geliyor yine.Uyuşturucu daha fazla uyuşturamaz beynimi, boşluğumun acısının uyuşturduğundan başka.Kaşlarımın üzerine sanki bir cin oturmuş,keşke bilse ne yapmak istediğini,benim şu halimle nasıl dalga geçebileceğini keşke bilse.Eliyle kafa tasımı sardığını hiseder gibiyim,belki hafiften sıkıyorduda.Belki saçlarım gibi,ayaklarını enseme dayayıp,kollarıyla alnımı sarar gibi.Düş üstüne düş görmekten bunaldım,fakat yinede uyandırma sen beni,gel yinede en güzel düşüm ol.Sevda yalancısının en tatlı perisi ol,gözlerin gafletle sarsın beni,en tembel bezginliğim ol.Avuçlarında bir serce olsaydım,kanatlarım kanser olsaydı,çırpınacak halim olmasaydı,sen içimde çırpınmaya gerek duymayacağım kadar umut olsaydın,ben susasaydım ve sen su olsaydın.Ben elimi uzatacak kadar cesur,sende elini verecek kadar cömert olsaydın.Tek istemediğim şey,hayatın daha yumuşak davranması olacaktı bana veya bize.Hayatın sertliği duygularımı güçlendiriyor ve beni şimdi sen değil,o duygularım ayakta tutuyor.İşin en güzel yönü,sen olmasanda ben seni gerine gerine sevebilmem.İçimde sıkışmış bir hava,su,duygu veya düşünce var,bilmiyorum.Fakat bunu harf harf kağıtlara aktarıyorum.Sen beni seyrederken,ben kısık gözlerinde define avcılerının telaşına düşüyorum.Hilal kaşlarına bıraktığım düşlerimin düşmemesi için dualara inanıyorum.Gözlerini her kırpışında damla damla kalıyorum.Gürleyerek,kükreyerek akamıyorum.Ne olur eğme boynunu,Ölüm bile olsam,sarıl boynuma. Nereye bakıyorsun öyle dalgın dalgın.Yanımdan nereye uzaklaşıyorsun,fikrini hangi diyarlarda arayayım, seni yanımda görenlere ne diyeyim.Söyle bitanem,yüreğini ser işporta tezgahına karşımda.Sen yanımdasın ama ben fikrini okul sıralarının hangi sevda yazılarında bulayım,hangi rüzgaraı kovalayayım aklının takıldığı diyarlara varabilmek için.Karşımda elini yüzüne yaslayıpta beni tatlı tatlı seyretmen yok mu, işte ben cenneti ilk zamanlar o sanırdım,bundan daha uçuk bir hayal olduğunu öğrenmeden önce.Ben cehennemi yokluğun sanırdım,devasa bir ocak gibi,ateşler ülkesi olduğunu bilmeden önce.Neyse ki artık cehennem tüylerimi ürpertmiyor ve senin yanındayken cennet telaşına düşmüyorum.
Yalnızca susuyorum... Seni soluyor... Senin sesini hisediyorum gırtlagımda...
Gücümün yettiği kadar,tüm çabamla savunmasız bırakıyorum kendimi sana karşı...
Senin oklarını,hançerlerini yüreğimde istiyorum...
Sana söylemiştim,ben birisini sevmeye ilk önce kusurlarından başlarım...
Sana diyecek sözüm yoktur,varsa kendimedir sözüm.yangınım yüreğimde nahoş bir diyarı barındırır ve ben umutlar içinde bir damla seninle süzülürüm yanaklarından.Avuçlarında bir ter vardır,sevdanda bir aşinalık,genzimde bir buruk tat vardır,sigaramda bir nefes vardır.işte beni ışığın oyunlarında ara,gölgelerin simasından,dumanın efkarından sor.Ben sen diye feryadı figanın peşine saldım,efkarı umudun peşine saldım ve yüreğimi senin avuçlarında küllendirdim.Bir çığlığa bürünürüm,bakışlarının altında bir suçlu edasıyla içime bürünürüm, günahlarımı tek tek sahiplenirim,senin cennet yüreğinde günahkar edasıyla pişmanlık çarşafına sarınırım.Karanlık bu akşam gözlerime çöktü,odama değil.Sen yüreğime çöktün,hayallerime değil.Ben bu dünyada göçtüm,ahrette değil ve beni yıkan özlemin oldu,sevdan değil.Yüreğimin teline vur ve dinle sana bestelediğim yalnızlığımı,vur ki titresin bu bedenim,yansın alev menekşelerim,sarmaşıklarıyla sarsın ana rahminde kimsesiz kalabilmiş bu bedenimi,vur yüzüme sevdamı ki utanayım bu sana olan zaafımdan,ben unuttum cehennemi,senin cennetinde yanmaya başladığımdan beri.Sonsuza dek susmayı yeğledim,sana sevdamı söyleyemediğimden beri ve ben,kemanın sanat tacirlerinin elinde nasıl can verdiklerini dinledim çığlıklarla.Canı nasıl yanıyordu bilemezsin bir sevda notasına.Yüz sürdüm senin ağlanası ellerine,af buldum ellerinde günahlarıma layık,çünkü ben tevbelerimi günahlarıma emanet edecek kadar acemi bir kullum.Yüreğimi sana emanet edecek kadar acemi bir aşık olduğum gibi.Artık emanet değil yüreğim sana,çünkü artık benim değil,senin yüreğin,istediğini yap ona,yakınmayacağım,karışmayacağım,söylenmiyeceğim,yani hiç umursamıyacağım kadar senin oldu bu yürek.Ona bir şey yaparsan sen acı çekeceksin,çünkü sen o kadar benim oldun,benim yüreğimin o kadar senin olduğu gibi.Tek sihirli fasulye olmak isterim kimi zaman avuçlarında.Parmaklarının arasından kayıp,ayaklarının dibine düşsem ve bir anda büyüyüp senin her yerini sarsam,bulutların üstünde sevsem isterim seni,çünkü bulutlar bile örtemez artık sevgimi.Ben içime atarım,kalemim kazar çıkarır sevdanın,ben inkar ederim,kalemim itiraf eder her gece sevgimi.Artık kalemimin siyah çizgilerinde soluklanıyor bu yürek müptelası ve kenevir tohumlarında çimlenir oldu kaçış molaları.Oysa hiç esrar içmedim ben senden gayrı.Hayal mayal hatırlıyorum,huzurlu ve deliksiz uykularım vardı benim bir zamanlar,senin geride bıraktığın,sinekler gibi beni uyutmayan hatıralarından önce. Nasıl seviyorsun böyle,kırıntılarını dökerek ve sevda sofrasını bile toplamadan kayboluveriyorsun.Her işi yine bana bırakıyorsun,kelime kelime toplamak gördüğün gibi yine bana kalıyor.Yarım kalmış sevdayı kemirmek,ondan yeni sevdalar üretmek yine beni buluyor.Ben ise hala seni arıyorum...
Ağlasa derd-i derûnum çeşm-i giryânım sana
Âşikâr olurdu gâlib râz-ı pinhânım sana
(Sevgili!) İçimdeki dertler ile, yaş dolu gözlerim senin için ağlayacak olsa, (gönlümdeki) gizli sırlarım (gözyaşlarıma) gâlip gelir ve (sırlar) sana aşikâr olurdu.
Mesned-i hüsn üzre sen ben hâk-i rehde pâymâl
Mûr hâlin nice arz ede Süleyman'ım sana
Sen güzellik tahtında (oturuyorsun) : bense yolunun toprağında pâymâl (ayaklar altında) kalmışım. Hâl bu iken a Süleyman'ım, sana bir karınca (denli âciz olan) durumumu nasıl arz edeyim? ' Divân edebiyatında Süleyman ihtişâmı; karınca da acziyet ve zayıflığı temsil ettiği için şair de kendini karınca; sevgilisini Süleyman olarak nitelendirmiştir.'
Şem'i gör kim meclisinde ağlayıp başdan çıkar
Hoş yanar yıkılır ey şem'-i şebistânım sana
Muma da bak! Senin (bulunduğun) meclisinde ağlayıp baştan çıkmakta. Ey odamı aydınlatan! O mum senin için ne de hoş yanıp yıkılıyor. 'Mum yanarken, baştaki fitilin kenarlarından ağlıyormuş gibi akar. Şair buna gıpta ediyor ve onu sevgilinin aşkı ile baştan çıkmış veya o uğurda başını vermiş olarak gösteriyor.'
Subh gibi sâdık olduğum gam-ı aşkında ben
Gün gibi rûşen durur ey mâh-ı tâbânım sana
Ey ay gibi parlayan sevgilim! Benin sana karşı, aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum, (doğrusu) gün gibi âşikârdır.
Dün rakîbin cevrini men' eyledin ben hastadan
Eyledi te'sir gûyâ âh u efgânım sana
Dün rakiplerimin, aşkının hastası olan bana yaptıkları eziyetleri meneyledin. Galiba âh ve feryatlarım sana tesir etmiş!
Zahm-ı hicrân şerhi çün mümkün değildir dostum
Sîne-çâkinden haber versin girîbânım sana
Dostum! Anlaşılan o ki (bağrımdaki) ayrılık yarasının şerh etmek mümkün görünmüyor. (Bari) açık duran şu yakam, (aşkından dolayı) göğsümdeki (şerha şerha olmuş) yarıkları sana göstersin (de insafa gel!)
Eyleme gönlün gözün cevr ile Avnî'nin harâb
Dürr ü gevherler verir bu bahr ile kânım sana
(Sevgilim!) Eziyetlerinle Avnî'nin gözlerini ve gönlünü harap etme! Zira bu deniz (gibi coşkun gözlerim) , sana inciler; bu maden ocağı (gibi gönlüm) de mücevherler sunar.
Avnî (Fatih Sultan Mehmet)
Aşk, gözle değil ruhla görür! ..
aŞk temelsiz yapılan bir bina gibidir....
ne zaman çökecegi ve nezaman yıkılıcagı belllı olmaz....
ayrıca AşK beyın,kalp ve cınsel organları paylasımıdır
Haber Eylen Aşıklara Aşka Gönül Veren Benem...
(Yunus Emre)
Bazılarının aşkı kendilerine perdedir. Hakikati göremediklerinden aşkı zillet olarak algılar... Yunus Emre'nin aşkı ne telefon defteri ile bitiyor ne de ölümle....
Yaktın beni Yunus Emre...
Benim sana duyduğum.. Seninse durmadan üstüne bastığın.
Aşk denilince denizde dalgalar aşk denilince kutupta soğuklar aşk denilince çölde sıcak aşk denilince bir dağın zirvesindeki manzara aşk aşk aşkkk aşk sadece bir hayal aşk sadece bir özlem bence :) neden? çünkü kişiden kişiye değişir aşk beklentilerle gerçeğin karşı karşıya geldiği an dır ve sonunda hayal edildiği gibi bir şey olmadığı anlaşılır aşk denilinde aklıma hayali güzel ama kendisi hayal kadar güzel olmayan bir duygu derim. Şimdiii bu durumda peki ya sevgi dersek işte ona sayfalarca yazarım aşk sahte bir kurgu ama sevgi bence öyle değil herkese tavsiyem aşk olmayı umarak bir hayat geçirmeleri değil gerçekten severek birlikte olabilecekleri sevgililer dostlar edinmeleridir...
sizin bildiğiniz aşk bir yalan hevestir bence elde edince sona eren... Benim kalbimde aşk sevginin filizlenmesidir seven yüreklerde! ! !
AŞk bir mikroptur.. Ama unutmayınız ki, yararlı mikroplarda vardır.. Ama aşkın hem yararlısı hem zararlısı vardır.. Henüz bilim çözemedi bu mikrobu..
AŞK, hayatımızdaki tüm keşkelerle iyikilerin aynı terazide tartılmasından ortaya çıkan dengesizlikler silsilesidir...!
Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur
Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur....
Şeyhülislam Yahya
İNSANLAR,AŞIK OLDUKLARI ŞEYDEN ÇOK,AŞIK OLMAYA AŞIKTIRLAR
AŞK, karşındakının bulunmaz hint kumaşı ile hıyarın teki olduğunu anlaman arasında geçen süreçtir. Kesinlikle! ..
TUYUĞ
Bîvefa dünyâdan usandı gönül
Yok dedi dünyâyı yok sandı gönül
Düşdü aşkın odına [ateşine] yandı gönül
Vahdetin kand-âbadına [birliğin şerbetine] kandı gönül
Nesimi
inanılmaz heyacan ve mutluluk veren yaşanılası bir duygu yumağı ve olgunluğa giden yolda ilk adım
duygularin en yücesi, herkesin yasamasi tavsiye olunur, yasayamayanlar veya yasamak istemeyenler mutsuz yasayip mutsuz ölmeye mahkumdurlar, intihar egilimlide olabilirler, tipki aski yasayip asik olanlar gibi.
Ve en çok seni özledim ben.
Karşı komşunun sokağa çıkacağı zamanı beklemeni.
Her teyzeyi annen gibi sevmeni.
Sanki ayıpmış gibi kimselere söylememeni.
Ve o bisikleti ilk gördüğünde koşuşunu.
Yağmurlu bir günde annenin elinden yediğin ekmeği.
Islanan sokaklara bakıp duygulanmanı.
Yaz akşamlarında oturduğun kaldırımı.Seni bir kez daha görmek isterdim...
hiç konuşmadan..
kısa pantolonlu siyah beyaz halini..
bir lokma boyunu..
diz çöküp yere sımsıkı... ama çok sıkı
sarılmak sana..
göz yaşlarımı omuzlarına bırakıp gitmek istiyorum şimdi
sana kim olduğumu söylemeden...arkama bakmadan
ağladığımı sana göstermeden
seni çok özledim
ama çok özledim
çocukluğum! !
cem yılmaz
hey aşk sen nelere kadirsin! ! ! !
Sen
Sen: Çamli daglarda agaran safak...
Sen: Duru göllerin nilüferisin.
Sen: Engin ovada sararan basak
Sen: Umut kaynagi, alinterisin...
Sen: Gökte yildizsin, uykularda düs..
Sen: Yesil ekinsin, sen beyaz gülüs
Sen: Mavi denizsin sise bürünmüs
Sen: Sevda sirrinin dügümlerisin
Sen: Her güzelligin canli sergisi
Sen: Kalp yarasinin emin sargisi
Sen: Benim dilegim hakkin vergisi
Sen: Gönlüme sakli ask hançerisin.
Sen: Koyu gölgesin,yaz sicaginda
Sen: Olgun meyvesin dal kucaginda
Sen: Korsun alevsin ask ocaginda
Sen: Gadir Allah'in saheserisin
Sen: 'Ben'sin, gel gör ki ben 'sen ' degilim
Sen: Benim düsüncem, ruhum ve dilim
Sen: Benim gözlerim, ayagim, elim..
Emin ol, sen bana benden berisin
Aşk korkuya peçedir,korkuda aşka perde
Allah'tan nasıl korkmaz insan onu severde..
istek üzerine yazılmıştır...
kalbe verilen sev emri..
onu düşündüğünde karnına saplanan ağrılardır
ey aşk...
elbet başındasındır bela kitabının! ..
ona olan muhabbet
Altın sarısı kurumuş bir tütünü sarar gibi,hayatı bir parça beyaz kağıtta parmaklarımın arasında sıkıştırıp kurumuş dudaklarımın arasına aldım ve kederimle yaktım.Derin bir nefes çaktim ve duman duman hayat içime daldı.Ciğerlerimin şekline bürünen bu hayatı benim hayatım diye benimsedim.Çünki hayatın belli bir şekli yoktu,herkes hayatı kendi kalıpları içinde yaşıyordu.Eğer bir insan 'Ben bu hayattan sıkıldım' diyorsa o kendi kalıplarından sıkılmıştır aslında.Çünki sen çeşmeden suyu yalnızca bidonunun büyüklüğü kadar alabilirsin.Belkide benim bir bidonum yoktu,avuç avuç içiyorum hayat pnarından suyu.Bazan sen diyorum içim içime sığmıyor,bazan sen diyorum ve öyle bir esiyorsun ki,bir anda yıkılıyorum.Belkide ne sen varsın nede ben varım desemde,ortada bir sevda var,bunu inkar edemiyorum.Hayal mayal hatırlar gibiyim yüzünü, fakat bıraktığın yara hala ilk günkü gibi taptaze,dokunuversen hafifce,hala parmağının ucuna kan bulaşacak,belki oradan avucuna sızasızacak,yalnızca bir damla kan seni bana bağlayacak,yanımdan hiç ayırmayacak,tüm zamansız aksi olaylara baş kaldırıp,tüm tatlı tesadüfleri birbirine ulayacak.Bir yüzüm ak,bir yüzüm kara çıkacağım karşına. Umursamıyacaksın,yüzünü yüzümün karasına süreceksin,çünki beni orada bulacaksın,yüzümün akı hikaye,sadece bir vitrin o.Kaç insanın yüzü ak ki? Seni gördüğümde karşımda belki bir an konuşmayacağım,çünki ben o anı anlatabilecek bir alfabeyi daha bulamadım.Aslında anlatılacak pek fazla birşey olacağınıda sanmıyorum zaten, o an herhalde seni doyasıya seyretmek ve bir anda sarılıp saatlerce tek kelime konuşmadan kollarında demlenmek ile yetinirdim.Belki ölüm suskunluğuna bürünürdüm. Birbirimizin sıcaklığında belki hiç anlamadan bir anda uyuya kalırdık kucak kucağa.İnan bana o uykuyu üzerinde nilüferlerin kolgezdiği küçük bir göletin kıyısındaki, salkım söğütün altında yeşil bir halı gibi tüm kıyıya serilmiş çimlerin üzerinde ve esen her meltem rüzgarında taptaze sümbüllerin kokusunu duyduğun bir cennet bahçesinde bile uyuyamazsın.Terlemiş yüzüne çapraz düşen düz siyah saçlarında sanki bir ilahi güzelliğin kordinatları gizlidir.Tütünün sararttığı hafif nasırlı parmaklarımla yüzünün coğrafyasında gezinmek isterim.Bir ağma misali,seni ellerimle bile tüm güzelliğini tanıyıp kodlamak isterim belleğime.Çünki ben seni altı duyu organımla özlüyorum yokluğunda.Ve işte asıl güzel olan şey,senin yanında uyanmak,sana açmak gözlerimi ve güneşin ışığını o gün ilk senin yüzünden yansıması benim içime.Karşı karşıya bağdaş kuralım kuş seslerinin bezediği,sabahın alaca karanlığına bürünmüş bir bahçede.Ben batıya döneyim,sen doğuya ve ben,tan yerinin ağarmasını,gökyüzünün kızarmasını,bulutların kül renginden vazgeçipte pembeye kaçmasını,bir günün doğuşunu yüzünde seyredeyim,çiçekler sana açsın o sabah tüm güzelliklerini,gözlerindeki aksinde hayranlık duyayım doğanın güzelliğine tekrar.Sende benim yüzümde seyter bir günün batışını,karanlığın örtü örtü sahneyi kapatışını,benim sahnemdir işte burası,güneşin yalancı ışıklarının tükendiği vakit benim gerçek ve ebedi karanlığktır bu ve dikkat et,karanlık ilk önce benim gözlerime düşer,gölgelerin barınamadığı bir dünyadır birtanem benim dünyam,güneşi çevrende arama,güneş yüreğimde,sıcaklığı tenimde,parıltısı zihnimde,ışığı ise karanlığın özüne bürünmüş gözümde.
aşk hayatın taaa kendisidir...aşkı dar pencerelerde değil bir bulut seyrinde düşünmek gerekir.Aşk sadece iki insan arasında sınırlı değildir.dünyada ki herşeye,canlı cansız herşeye duyulan büyük bir olgudur.herşeye aşık olunabilir.'aşk tarif edilmez yaşanır'...
Kıskanç
Sakın bir söz söyleme...Yüzüme bakma sakın!
Sesini duyan olur,sana göz koyan olur.
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur...
Dilerim Tanrı'dan ki,sana açık kucaklar
Bir daha kapanmadan kara toprakla dolsun,
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar,
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun!
Faruk Nafiz Çamlıbel