Kültür Sanat Edebiyat Şiir

3 mayıs sizce ne demek, 3 mayıs size neyi çağrıştırıyor?

3 mayıs terimi Bülent Bora Baltacı tarafından 26.01.2004 tarihinde eklendi

  • Alper Çengel
    Alper Çengel 03.05.2012 - 01:14

    3 Mayıs”ta Neler Oldu?

    1942 yılında ülkemizin başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu, Türkçü bir yönetici olarak tanınmaktadır. Bu durumunu meclis konuşmalarında sık sık dile getirmektedir.

    Başbakan Saraçoğlu 5 Ağustos 1942'de TBMM'de yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

    'Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.'[1]

    Lakin aynı dönemlerde devlet kadrolarına tescillenmiş solcular atanmaktadır. MEB’e getirilen Hasan Ali Yücel, “komünist” olduğunu çekinmeden söyleyen arkadaş gurubunu da bakanlığının kadrolarına ve üniversitelere atıyordu.

    Türk milletinin kızıl dalgadan etkilenmesi ve yurtta komünizmin bir tehlike olarak yandaşlar toplaması, Nihal Atsız‘ı ve onun gibi düşünen bütün Türkçüleri komünizm karşısında bir şeyler yapma konusunda düşündürüyordu.

    Bu dönemde yayımlanan “Bozkurt“, “Orhun” ve “Çınaraltı” gibi dergilerle Türkçü konularda yazılar yazan Atsız, komünizmin etkisinde kalan uyuşuk beyinlerce bir “tehdit” olarak algılanıyordu.

    Eski komünistlerden İ. Hakkı Baltacıoğlu fikrinin yanlışlığını anlayıp özüne döndükten sonra Eminönü Halkevinde konferans verirken, salonu dolduran solcu gençler konferansı proveke ederler. Olaylar çıkarırlar.

    Devletin her tarafına komünist kadroların yerleştirilmekte olduğu gören Nihal Atsız, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na, iki “Açık Mektup” kaleme alır, Orhun Dergisi'nin 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihli sayılarında başbakan ve devlet yetkililerini uyarmak için yayınlar.

    Mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığını ve o sıralarda hapishanede yatan Nazım Hikmet‘e de gizli yollardan para gönderildiğini yazar.

    Şikayet edilenlerin içinde -daha sonra Bulgaristan'a kaçarken öldürülen- Sabahattin Ali de vardır.
    Türk Milletine yazılan açık mektup MEB başındaki Hasan Ali Yücel’i telaşlandırır. Rahmetli Atsız Hoca böylece, Devletin içine girerek, beynine hükmetmeye çalışan virüsleri ve amaçlarını Türk halkına ifşa eder. Kaygılarını ”… Üniversitede devlet parasıyla okuyan talebeler yanlış yoldalar. Demek ki koynumuzda yılan besliyoruz. Sinsi zehirli yılanlar, bekledikleri yerlerden yemleri geldiği zaman devleti arkadan vuracaklar. Kızıl sabahı Türkiye’ye getirmek isteyen yabancı ordulara ajanlık yapacaklar…” şeklinde açıkça dile getirir.

    Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile o günlerin Ulus gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay'ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir.

    26 Nisan 1944'te Ankara'da başlayan ilk mahkemeye üniversite gençliği büyük ilgi gösterir, salon hınca hınç doldurulur. Bu yoğun kalabalık ve tezahürat karşısında Mahkeme heyetinin içeriye pencerelerden girebildiği söylenir.

    Nihal Atsız Mahkeme Heyetine: 'Sabahattin Ali'den sorulsun, hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı? ' diye sorar. Sabahattin Ali ise buna cevap verememiştir. Duruşma, 3 Mayıs 1944 gününe ertelenir.

    3 Mayıs 1944 Tarihli gösteriler ve “Turancılık” davası…

    Tarihte 3 Mayıs 1944 Olayları adıyla anılan olaylar, Nihal Atsız'ın, hakkında açılan dava için Ankara'ya geldiği sırada başlamıştır. Bu tarihte gençlik komünizm aleyhine bir gösteri düzenler ve beraberinde Nihal Atsız'a sevgilerini belirtirler.

    Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı'na doğru yürüyüşe geçmişler, burada milli marşlar söylemiş ve komünizm aleyhinde sloganlar atmışlardır[2].

    Kafile, Ulus Meydanı'ndan sonra Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişse de bunda başarılı olamamış, milliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddetle önlenmiştir.

    Bu gösterilerde tutuklanan üniversiteli gençlerin sayısı 165 olarak tespit edilmiştir[3].

    Bu gösteriye kadar Türkiye'de yapılan bütün nümayişlerde hep hükümetin parmağı bulunmuştu.

    Alpaslan Türkeş olaylarla ilgili olarak şunları söylüyor:

    'Bunlar Milli Şef ve onun gözde Milli Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar Milli Şef'in müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, Eşitlik, Hürriyet, Gençlik... Bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarında hep palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak 'yaşa' naraları kayıtsız şartsız İnönü'nün tekelinde kalmalıdır.'[4]

    Atsız, 3 Mayıs 1944'te mahkeme salonunda savunmasını verirken adliye binasının içi ve dışı binlerce bozkurtla dolmuştur. Aynı anda Türkçülerin bu denli bir gövde gösterisi yaptığı dönemde onların gücünü kırabilmek adına, mahkeme çevresinde toplanan ve “Yaşasın Atsız, kahrolsun komünizm! ” diye bağıran Türkçü gençler, şiddetle gözaltına alınmış ve gözaltında bulunan yaklaşık 165 genç öldüresiye dövülmüştür. Tek suçları vatanlarını ve Türklüklerini sevmeleri olan bu gençlere, görülmemiş işkenceler uygulanmıştır. Öyle işkenceler yapılmıştır ki, gözaltındaki genç Türkçülerin kafaları yarılmış, her yeri moraran gençlerin üstü başı kan içinde kalmış, kolları ve kaburgaları kırılmıştır. Bu kargaşada Atsız da tutuklanarak “tabutluklara” gönderilmiştir.

    3 Mayıs'ta bir araya gelen ve gösterilere yapan gençler birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır. Milli Şef'in emriyle saldıranlara zerre kadar merhamet tanımamışlardır. Milliyetçi gençler kıyasıya dövülür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınır.
    Bir insanın bile içinde oturamayacağı, sadece bir tabutun sığacağı kadar küçük odacıklardan oluşan bir çeşit “hücre” olan tabutluklarda, Nihal Atsız 2-3 gün aç bırakılmış ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.

    Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak şunları yazıyor:'3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı.'[5]

    Nihal Atsız’ın Kaleminden 3 Mayıs..

    “3 Mayıs 1944… 3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birden bire hareket oluverdi.

    Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmet Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavi’nin siyasî bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) olduğu zaman gayrî Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur, fiilî Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.
    Türkçülükte ilk hareketi, 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara’daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.

    Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. O’na bir bayram diyemeyeceğiz. Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. O’na bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.

    Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs’a “Türkçülerin günü “deyip çıkıyoruz.

    HOŞLANMAYANLAR onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. Biz 3 Mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
    Bu millî hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçülerin günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.

    TÜRKÇÜLER! Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayıs’ı analım. Analım ve Kür Şad’ın hâtırasını yüceltelim...

    NE mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,

    Çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyyetten! ”

    Hüseyin Nihal Atsız (KÜRŞAD, 1964, Sayı.2)

    Esasında 3 Mayıs olayları, II. Dünya Savaşı'nın seyri ile alakalıdır ve dönemin hükümetinin Almanlara karşı üstünlük kuran Ruslara Türkçüleri feda ederek bir siyasi rüşvet vermesi olayıdır.

    3 Mayıs tarihli gösterilerin ve 19 Mayıs Nutku'nun ardından toplanan milliyetçilerin davası, İstanbul 1 numaralı Örfi İdare mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. Davada toplam 23 sanık yargılanmıştır.

    İstanbul Tophane Askeri Hapishane'sinde bulunan asker sanıklar;

    1-Hasan Ferit Cansever, Dr. yüzbaşı

    2-Fethi Tevetoğlu, Dr. üsteğmen

    3-Alparslan Türkeş, Piyade üsteğmen

    4-Nurullah Barıman, Piyade teğmen

    5-Zeki Özgür(Sofuoğlu) , Topçu asteğmen,

    6-Fazıl Hisarcıklı, Ulaştırma asteğmen


    Aynı cezaevinde bulunan sivil sanıklar;

    7-Nihal Atsız, Edebiyat Öğretmeni

    8-Hüseyin Namık Orkun, Tarih Öğretmeni

    9-Nejdet Sancar, Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeni

    10-Saim Bayrak, Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru

    11-İsmet Rasin Tümtürk, İstanbul Belediyesi Murakıbı

    12-Cihat Savaşfer, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

    13-Muzaffer Eriş, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

    14-Fehiman Altan, Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi

    15-Yusuf Kadıgil, Lise Öğrencisi

    16-Cebbar Şenel, Adana Adliyesi'nde Hakim Adayı

    Sansaryan Han'da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde bulunan sivil sanıklar;

    17-Zeki Velidi Togan, Türk Tarihi Profesörü

    18-Orhan Şaik Gökyay, Ankara Konservatuarı Direktörü

    19-Hikmet Tanyu, İçişleri Bakanlığında Memur

    20-Reha Oğuz Türkkan, İ.ü. Doktora Öğrencisi

    21-Hamza Sadi Özbek, Aydın Maliye Tahsilat Şefi

    22-Cemal Oğuz Öcal, Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi

    23-Said Bilgiç, Ankara Adliyesi'nde Hakim Adayı

    Aynı davadan sanık olarak Mehmet Külahlıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır..

    1944 Irkçılık-Turancılık Davası

    7 Eylül 1944'te başlayan ve 29 Mart 1945'e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı sürecin adıdır.

    Toplam 65 oturum süren dava, Türk siyasi tarihi içerisinde büyük önem arz etmiştir. Yargılama sonucunda Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar.

    Turancılık davası, 7 Eylül 1944 günü başladı. Duruşma açıldığında, sıkıyönetim komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kazım Alöç tarafından okundu. Kararın başlangıcında yer alan 'vatana ihanetleri sabit olanlar...' ibaresi sanıkları daha yargılamadan suçlu ilan ediyordu.

    Esasında bu üslup, İsmet Paşa'nın 19 Mayıs Nutku'nun bir taklidinden başka bir şey değildi.
    Muhakeme sırasında Türkçüler kendilerine yapılan işkencelerden bahsetmişler, “rasizm”i (ırkçılık) “raşitizm” (çocuk hastalığı) olarak telaffuz eden savcı sanıkların ifadelerini mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş, itirazları yapanlar ya azarlanmış ya da dışarı atılmıştır.

    Türk ülkesinde, Türk mahkemelerinde, suçları Türkçülük olanları cezalandırabilmek için çok değişik oyunlar oynanmıştır.

    İşkence iddialarıyla ilgili olarak Savcı Kazım Alöç'ün şu ifadeleri işkencelerin yapıldığını doğrular mahiyettedir:

    'Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli'nde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır'.

    Muhakeme sırasında Alparslan Türkeş ile Mahkeme başkanı arasında cereyan 'Türk Birliği' konusundaki tartışma sırasında Türkeş'in geleceğe matuf şu ifade ve tespitleri oldukça dikkat çekicidir;
    '.. Mesela, 1917'de olduğu gibi 1965'te veya 1990'da da Rusya'da bir ihtilal zuhur edebilir. O zamana kadar Türkiye harb endüstrisi bakımından da, ilim ve irfan bakımından da ilerlemiş bulunur ve Türkiye'nin de yardımı ile bu birliğe doğru yürünebilir...'

    1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1944 ile 29 Mart 1945 tarihleri arasında 65 oturum devam eden yargılama sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkum olmuşlardır. Davada 13 sanık beraat etti. On sanık ise on yıla kadar çeşitli hapis cezaları aldılar. 148. maddeye muhalefet ile yargılanan Alparslan Türkeş ise 9 ay 10 gün hapse mahkum olmuştur.

    Verilen bu karar temyiz edilmiş ve Askeri Temyiz Mahkemesi, bu mahkumiyet kararlarını esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin telgraf ile 26 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmelerini sağlamıştır. Bilahare davaya 2 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde devam edilmiş ve neticede milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 tarihinde beraat etmişlerdir.

    Okunması dört saat süren beraat kararında kanuni, fiili ve vicdani unsurların geniş bir şekilde tahlile tabi tutulduğu görülmektedir. Kararda, o günlerde komünizm faaliyetlerinin artmaya başlaması, Sabahattin Ali'nin Nihal Atsız aleyhine dava açması gibi sebeplerle heyecanlanan gençliğin komünistlere karşı duyulan kin ve nefreti izhar etmek istediği anlatılıyor: 'Bu nümayiş, milli bir ideolojinin milli olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden ibarettir' deniliyordu. Ancak bu kararı veren Ali Fuat Erden, Tümgeneral Kemal Alkan ve Tümgeneral İsmail Berkok hemen tayin edilmişlerdir.
    1944 yılı olayları ile ilgili olarak neticede şunlar söylenebilir;

    Türkiye'de, kemalist milliyetçilik anlayışından farklı bir milliyetçilik anlayışının yeniden baş göstermeye başlaması 30'lu yıllara tesadüf eder. Bu yeni milliyetçilik anlayışı Türk ırkının tarihi sembollerine ve kan birliğine önem vermektedir.

    Bu tarz bir anlayış, faaliyetlerinin ve yayınlarının kısıtlı olmasına karşın daha açık ve şiddetli olarak 1939'da gündeme getirilmiştir.

    Atatürk'ün vefatından sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren 'tek parti', 'tek şef', 'tek millet' gibi kavramlar, yeni bir anlayışa izin verecek türde değildi. Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun Meclis konuşmasıyla başlayan süreç ve gelişmeler, Nihal Atsız'ın mektuplarıyla devam etmiş, 3 Mayıs 1944 tarihli milliyetçilerin gösterisi ile sona ermiştir.

    İsmet İnönü'nün 19 Mayıs Nutku ile yeni çehreye bürünen ve çok farklı, maksatlı bir bakış açısıyla 'Turancılık Davası'na dönüşen hadiseler, Cumhuriyet dönemi Türk siyasi tarihinde önemli bir nirengi noktası olmuştur.

    İsmet İnönü için olayların ilk ve önemli ismi durumunda olan Atsız, davanın Türkçülüğü yıkmayıp güçlendirdiğini, ancak İsmet İnönü'nün yıkıldığını söylemektedir.

    3 Mayıs N. Atsız'a göre 'Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri ayırdığı' gündür.

    Nejdet Sancar'a göre 'en hain düşman komünizme dikilme' günüdür. Bütün bu tepkiler ve yorumlar içinde ele aldığımız 1944 Türkçülük Davası aslında devlet politikası içinde incelenmelidir.
    Devletler, politikaları gereği zaman zaman milliyetçi akımları el altında tutmuş, desteklemiş ve hatta kullanmıştır. 1944 yılında bu tür bir davanın başlaması Rusya'nın baskıları ile yakından alakalıdır. Rusya karşısında tutunabilmek için aradığı desteği bulamayan Türk hükümeti, Alman karşıtı olduğunu göstermek için fırsat kollamıştır.

    İşte... Aranan bu fırsat Nihal Atsız'ın mektupları ile yakalanmıştır.

    19 Mayıs Nutku ile olayların büyümesine sebep olan İsmet İnönü'nün asıl amacı, bütün dünyanın dikkatini Türkçülerin ve Turancıların nasıl ezildiklerine çekmek ve dış politikadaki çelişkili uygulamalarından dolayı ortaya çıkan hatalarını örtbas etme gayretinden ibarettir.

    İnönü'nün 1944 olayı karşısındaki tavrı ve sertliği ile Rusya'ya şirin görünebilme çabası içerisindeyken, Rus yetkililerinin Türkçülerin ve Turancıların yargılanmalarını maskaraca bir oyun olarak görmeleri dönemin siyasi iktidarı adına büyük bir gaftır.

    Bu olay milliyetçilerin mağdur olmasıyla sonuçlanmış ancak bu mağduriyet milliyetçilere darbe olmamış, bilakis güçlendirmiş ve Türk milliyetçilerine 'Kurtuluş Günü' adıyla bilinen, manası, prensipleri ve amacı belirli bir ülkü haline gelen kutlu bir gün kazandırmıştır.

    3 Mayıs'ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane'deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmıştır. 3 Mayıs'ın mağdurlarından Alparslan Türkeş'te bu tarihin 'Türkçüler Günü' veya “Milliyetçiler Günü” adıyla kutlanmasını bizzat sağlamış ve bu geleneği hayatı boyunca devam ettirmiştir.

    Davanın Sonucu:

    Dava, İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare (Sıkıyönetim) Mahkemesinde görüşülmeye başlanmıştır. 65 oturum süren davada toplam 23 sanık yargılanmıştır. Davadan 13 sanık beraat etmiş. Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal gibi sanıklar da 26 Ekim 1945'e kadar tutuklu kalmışlardır.

    Temyiz edilen karar daha sonra 2 numaralı sıkıyönetim mahkemesince bozulur. Böylece Atsız 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir. Nihal Atsız Hoca, Askeri Temyiz Bozma kararında şu şekilde ifade verir.

    “ KİMSEDEN HAKSIZ YERE BİR ŞEY TALEP ETMİYORUZ. ATALARIMIZDAN KALAN MİRASIN MEFAHİRİMİZİN GÖMÜLÜ OLDUĞU TOPRAKLARIN BİZİM OLMASI ÜLKÜSÜNÜ KALBİMİZDE TAŞIYORUZ. ORALARI UNUTMAMAK İSTİYORUZ.

    BEN BUNLARI ŞAHSIM İÇİN İSTEMİYORUM. ORALARDA ÇİFTLİK VEYA APARTMAN YAPACAK DEĞİLİM. MİLLETİM İÇİN DÜŞÜNDÜĞÜM HAKLARDAN DOLAYI KİMSE BANA VATAN HAİNİ DİYEMEZ. BU ÇİRKEF İFTİRAYI İADE ETMEYE DE TENEZZÜL ETMİYORUM. KİMİN HAİN, KİMİN VATANPERVER OLDUĞUNU TARİH TAYİN EDECEKTİR. HATTA ETMİŞTİR BİLE. “

    3 Mayıs'ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane'deki Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan bir avuç Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmış ve Türk milliyetçilerinin bir geleneği olmuştur.

    3 Mayıs daha sonraki yıllarda rahmetli Atsız’ın da arzusu doğrultusunda 1954 yılından itibaren TÜRKÇÜLER GÜNÜ olarak kutlanmaya başlanır.

    Bizler, geleceğimize ışık tutan liderlerimizi bir taraftan rahmet ve şükranla anarken, diğer taraftan da onların inançları, idealleri uğruna çektiği çileleri unutmamalıyız. Geçmişimizden ibret alarak gelecekte karşılaşabileceğimiz zorluklara, hıyanetlere hazırlıklı olmalıyız.

    Kaynaklar:

    1. TBMM, Zabit Cerideleri, Devre 6, Cilt 27, s.24-25

    2. Orhun,27 Nisan 1951, Sayı: 30

    3. Orhun,4 Mayıs 1951, Sayı:31

    4. Alpaslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, İstanbul, 1992, s.39

    5. Hulusi Turgut, Türkeş'in Anıları-Şahinlerin Dansı, İstanbul, 1995, s.40

    * Irkçılık - Turancılık, Türk İnklâp Enstitüsü, 1944.

    * Mustafa Müftüoğlu, Çankaya'da Kâbus - 3 Mayıs 1944, Fatih Gençlik Vakfı, 1974.

    * Alparslan Türkeş, 1944 Milliyetçilik Olayı, Türk Federasyonu, Frankfurt.

    * Reha Oğuz Türkkan, Tabutluktan Gurbete, 3.baskı, 1988.

    * İlhan E. Darendelioğlu, Türk Milliyetçiliği Tarihinde Büyük Kavga, Burak Yayınevi,

  • Tek Yörük
    Tek Yörük 01.05.2012 - 22:40

    Kutlu olsun budunumuza ve Acunumuza.

  • Nebahat Öksüz
    Nebahat Öksüz 03.05.2011 - 16:06

    ' Ne Mutlu Türküm Diyene ' sözünün sorgulandığı, okullardan Andımızın kaldırılmaya çalışıldığı bu dönemde çok daha fazla anlam kazanan, tüm türk coğrafyasında coşkuyla kutlanması gereken bir gündür.3 mayıs Türk Kimliğine sahip çıkan herkesin yeniden doğuş günüdür.

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 03.05.2011 - 14:23

    almanya 2. dünya savasını kaybedene kadar.milliyetçi kesim almanyanın yanındaydı ne zaman almanya 2.dünya savasını kaybetti.iste o zaman dananın kuyruğu koptu.abd rotasına giren chp hükümeti komünistlerle beraber türkçüleri de sansaryan hanında misafir etti(!) önce almanyaya bağlı olan chp tek parti hükümeti bu defa abd'in emrine girmisti.

  • Ayşe Nur
    Ayşe Nur 08.05.2010 - 10:09

    Milli şuurun ayaklanması...
    3 Mayıs’a selâm olsun! … 3 Mayıs ruhu ebediyen yaşasın! …

  • Tenni Terenne
    Tenni Terenne 03.05.2010 - 15:56

    Türkçülük bayramı, bütün Türk Milliyetçilerine kutlu olsun.

  • Kimya Hatun
    Kimya Hatun 02.05.2009 - 13:03

    Milletlerin geçmişlerinde unutulmaması gereken önemli zamanlar vardır. Önemli olayların başlangıç, bitiş veya meydana geliş günleri anma veya kutlama günleri olarak hatırlanır ileriki yıllarda…1Ocak Küba Bağımsızlık Günü, 11Şubat İran Milli Günü, 23 Mart Pakistan Milli Günü, 12 Haziran Filipinler Bağımsızlık Bildirgesi, 4 Temmuz ABD Bağımsızlık Bildirgesi, 1 Eylül Libya Devrim Yıldönümü, 23 Aralık Japonya İmparatorunun Doğum Günü v. b…..



    Dünya tarihine binlerce yıldır kahramanlar, dehalar hediye eden yüce milletimizin anma ve kutlama günleri tüm milletlerinkinden daha çok ve önemlidir. Ne yazık ki bu yüce ulusun adaleti, hoşgörüsü, kahramanlığı ve yönetiminden rahatsız olan bazı çıkar çevreleri zaman zaman dış düşmanların destekledikleri içerideki hainleri devreye sokarak özümüz, kimliğimiz, kültürümüz, inancımızı unutturma, yok etme çalışmaları gayretine girmişlerdir. Böyle zamanlarda milliyetçi, vatansever Türk aydınları, bu satılık beyinlere kimliğimizi, kültürümüzü hatırlatmak zorunda kalmışlardır. Böyle olaylardan birisi de 3 Mayıs 1944 tarihinde yaşanan olaylardır.



    1942 Yılında ülke başbakanımız olan Şükrü Saraçoğlu aynı zamanda Türkçü bir yönetici olarak da tanınmaktadır.Bu durumunu meclis konuşmalarında sık sık dile getirmektedir. Lakin aynı dönemlerde devlet kadrolarına tescillenmiş solcular atanmaktadır. MEB’e getirilen Hasan Ali Yücel kominist olduğunu çekinmeden söyleyen arkadaş gurubunu da bakanlığı kadrolarına ve üniversitelere atıyordu. Eski koministlerden İ. Hakkı Baltacıoğlu fikrinin yanlışlığını anlayıp özüne döndükten sonra Eminönü Halkevinde konferans verirken, salonu dolduran solcu gençler konferansı proveke ederler. Olaylar çıkarırlar.



    Durumun vahametini gören rahmetli Hüseyin Nihal Atsız Orhun dergisini 1944 Mart ve Nisan sayılarında başbakan ve devlet yetkililerini uyarmak için iki ayrı açık mektup yayınlar. Devletin içine girerek,beynine hükmetmeye çalışan virüsleri ve amaçlarını Türk halkına ifşa eder.”… üniversitede devlet parasıyla okuyan talebeler yanlış yoldalar. Demek ki koynumuzda yılan besliyoruz. Sinsi zehirli yılanlar.Bekledikleri yerlerden yemleri geldiği zaman devleti arkadan vuracaklar. Kızıl sabahı Türkiye’ye getirmek isteyen yabancı ordulara ajanlık yapacaklar…”şeklinde kaygılarını açıkça dile getirir.



    Türk Milletine yazılan açık mektup MEB başındaki Hasan Ali Yücel’i telaşlandırır.İşin içine tescilli koministlerden Sebahattin Ali de karışır. Zamanın Ulus Gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın da teşviki ile Atsız mahkemeye verilir. 26 Nisan 1944 tarihinde yapılan ilk duruşmaya üniversite gençliği büyük ilgi gösterir. Atsız Beğ mahkeme heyetine” Sebahattin Ali’den sorulsun. Hıyanetini ispat edelim mi? Buna razı mı? ” şeklinde sorar. Sebahattin Ali sessiz kalır. İkinci celse 3 Mayısta yapılır. Büyük gençlik kalabalığının bir kısmı mahkeme salonunda Nihal Atsız’ı yalnız bırakmazken binlercesi de Ulus Meydanında protesto yürüyüşü yapar. Dava 9 mayısa ertelenir. Atsız tevkif edilir. Ülke çapında Türkçülere eziyet edilip tutuklamalar başlatılır.Zeki Velidi Togan,Fethi Tevetoğlu, Necdet Sançar ve büyük dava adamı Alparslan Türkeş tutuklanır.



    7 eylül 1944 günü tutuklanıp işkenceye maruz kalan 23 Türk Milliyetçisi “Gizli teşkilat kurma, düzeni bozmak, ihtilal hazırlığı yapmak..v.b. “ bahaneleri ile yargı önüne çıkarılırlar.” Irkçılık Turancılık” adı verilen dava 65 oturum devam eder. Mahkeme 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanır. Rahmetli Nihal Atsız 6,5 yıl hapse mahkum olur. Temyiz edilen karar daha sonra 1 numaralı sıkıyönetim mahkemesince bozulur.böylece Atsız 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilir. Askeri Temyiz Bozma kararında şu şekilde ifade verir.



    “ KİMSEDEN HAKSIZ YERE BİR ŞEY TALEP ETMİYORUZ. ATALARIMIZDAN KALAN MİRASIN MEFAHİRİMİZİN GÖMÜLÜ OLDUĞU TOPRAKLARIN BİZİM OLMZSI ÜLKÜSÜNÜ KALBİMİZDE TAŞIYORUZ. ORALARI UNUTMAMAK İSTİYORUZ.



    BEN BUNLARI ŞAHSIM İÇİN İSTEMİYORUM.ORALARDA ÇİFTLİK VEYA APARTMAN YAPACAK DEĞİLİM. MİLLETİM İÇİN DÜŞÜNDÜĞÜM HAKLARDAN DOLAYI KİMSE BANA VATAN HAİNİ DİYEMEZ. BU ÇİRKEF İFTİRAYI İADE ETMEYE DE TENEZZÜL ETMİYORUM. KİMİN HAİN, KİMİN VATANPERVER OLDUĞUNU TARİH TAYİN EDECEKTİR. HATTA ETMİŞTİR BİLE. “



    3 Mayıs daha sonraki yıllarda rahmetli Atsız’ın da arzusu doğrultusunda 1954 yılından itibaren TÜRKÇÜLER GÜNÜ olarak kutlanmaya başlanır. Bu günün, yine rahmetli BAŞBUĞ tarafından çok önemsendiği,her yıldönümünde bizzat kendi katılımıyla Atsız’ın kabri başında dualar okutulup tekbirler getirildiği hepimizce malum olan anma programıdır.



    Bizler,geleceğimize ışık tutan Türkçü, Turancı liderlerimizi bir taraftan rahmet ve şükranla anarken diğer taraftan da onların inançları, idealleri uğruna çektiği çileleri unutmamalıyız. Geçmişimizden ibret alarak gelecekte karşılaşabileceğimiz zorluklara, hıyanetlere hazırlıklı olmalıyız.



    Tüm Türk Dünyasının 3 Mayıs Türkçülük Günü Kutlu Olsun.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 01.05.2009 - 20:35

    3 Mayıs,
    TÜRKÇÜLÜK BAYRAMI'dır.
    Aslında, Kerkük Türklerini kutladığı bayram ama Tüm dünya Türkleri kutlamaktadır.

  • Fizanlı Necip Fîyakalı
    Fizanlı Necip Fîyakalı 01.05.2009 - 16:19

    1 mayıstan 2gün sonrası...
    artık bizim için 1 mayıs milad ilen ;)
    emek ilen....

  • Ramazan Mutlu Doğaner
    Ramazan Mutlu Doğaner 11.09.2008 - 14:07

    3 Mayıs yüzyılllara uzanan bir ülkünün mihenk taşıdır

  • Sgdg Ds
    Sgdg Ds 05.06.2008 - 10:04

    dogum gunun kutlu olsun

  • Kadriye Başak
    Kadriye Başak 04.05.2008 - 00:56

    Türkçülük bayramının neden 3 mayıs oldugunu yılardır merak etmişimdir,sordugum kişiler de bilmemiştir.Fazla üstüne düşmemişim ki şimdi burdaki yazılardan ögreniyorum.....
    Tabiki bundan da önemli aşkım,bitanem,herşeyim,yaşama sebebim,bitanecik kızımın dogumgünü....Senin için ölürüm aşkım,iyiki dogdun....

  • Aydolu Çetin
    Aydolu Çetin 03.05.2008 - 16:42

    ilk defa bugün duyduğum Türkçülük bayramıymış 3 mayıs. daha doğrusu Türk milliyetçilerinin bayramıymış. benim için normal bir gün...

  • Murad Yıldız
    Murad Yıldız 02.05.2008 - 09:17

    Türk olduğunu hatırlama ve bununla gurur duyma günü.

  • Derin Ekermen
    Derin Ekermen 17.04.2008 - 23:28

    DOĞUM günümü! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !

  • Tevfik Tükenmez
    Tevfik Tükenmez 20.05.2007 - 09:43

    Türkçülük Günüdür Ergenokondan çıkış demir dağlarının eritilmesidir

  • Murat Pars
    Murat Pars 14.05.2007 - 00:42

    mayısın 3. günü

  • Sitare Ağyar
    Sitare Ağyar 03.05.2007 - 05:00

    3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. O zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, edebi ve ilmi sınırları pek de aşmıyan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayısında birdenbire hareket oluverdi.

    Ali Suaviler, Süleyman Paşalar, Mehmen Eminler, Ziya Gökalplar, Rıza Nurlar yalnız duygu, düşünce, iş Türkçüsü idiler. Hareket Türkçüsü olmamışlardı. Çırağan baskını Türkçü Ali Suavinin siyasi bir hareketiydi. Bunun Türkçülükle ilgisi yoktu. Sıhhiye Vekili olduğu zaman gayri Türkleri atarak yerine Türkleri yerleştiren Rıza Nur fiili Türkçülük yapıyordu. Fakat bu da hareket değildi.

    Türkçülükte ilk hareketi 3 Mayıs 1944 Çarşamba günü, Ankara'daki birkaç bin meçhul Türk genci yaptı. Bu bakımdan Türkçülük tarihinde onların hususi bir şerefi vardır

    Bundan sonra 3 Mayıs Türkçülerin günüdür. Ona bir bayram diyemiyeceğiz.Çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. Ona bir matem demek de kabil değildir. Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. O güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen Türkçülük 3 Mayıs'ta gafletten ayrılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. Bundan dolayı biz 3 Mayıs'a Türkçülerin günü deyip çıkıyoruz.

    Hoşlanmayanlar onu benimsemesin. Yalnız kendilerine benzeyenler, yani Türke benzemeyenler onu yadırgamasın. Biz 3 Mayıs'ı sevmekte devam edeceğiz.

    Türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 Mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi. Bu milli hareketin zaferinden korkan Türkçülük düşmanları, Türkçüleri ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. Tarih bunu bağışlamayacak ve Türkçüler günü olan 3 Mayıs, bir gün Türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde layık oldukları akıbete uğrayacaklardır.

    Türkçüler Toplu veya yalnız, her yerde 3 Mayısı analım. Analım ve Kür Şadın hatırasını yüceltelim...

    Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-ı hürriyet,
    Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten!


    Hüseyin Nihal Atsız

  • Raşit Özdemir
    Raşit Özdemir 01.05.2007 - 15:24

    kutlanır mı şimdi...

  • Gökhan Akgün
    Gökhan Akgün 13.04.2007 - 14:51

    Türkçü yazar Hüseyin Nihal Atsız başvekil Saraçoğluna sahibi olduğu dergide 2 açık mektup yazar. Mektuplarında devlet kadrosu içerisine sızmış olan komünistlere dikkat çekmektedir. Saraçoğluna hitaben 'Türkçü bir başvekil olduğunuz için size yazıyorum' diyen atsız bu mektuplarından dolayı araların O dönemde Türk ordusunda üsteğmen olan Başbuğ Alpaslan Türkeş'inde bulunduğu 22 arkadaşı ile beraber Komünist Sabahattin Alinin şikayeti üzerine (Sabahattin Ali daha sonra rusyaya kaçmak isterken bulgar sınırında öldürülmüştür.) tutuklanır, mahkemenin 2. duruşmasının gerçekleştiği gün olan 3 mayıs 1944 günü Ankarada öğrenciler tarafından Atsız ve Atsız nezninde diğer Türkçülere destek gösterileri olur ve bir çok öğrenci ya yaralanır ya gözaltına alınır.
    2. dünya savaşının sonunun yaklaştığını ve rusyanın kazanan taraf olacağını gören inönü ve ekibi hakimiyeti altında bir çok Türk boyu bulunan ruslara yanaşmak için Türkçülere karşı linç kampanyasına girişir. İnönünün 19 mayıs 1944 törenlerinde yapmış olduğu konuşmanın hemen tamamı Türkçülere saldırmaktan ibarettir.
    1947 yılında sonuçlanan davada Türkçüler beraat eder lakin 3 mayıs Türk milliyetçiliğine Türk gençliğinin sadakatini ve desteğini göstermesi açısından milat kabul edilir ve Türklüğün dirilişini sembolize ettiği için 3 mayıs Türkçülük bayramı olarak anılmaya başlar.

  • Serhat Avcı
    Serhat Avcı 08.06.2006 - 20:58

    Türkçülük düşüncesinin yandaşlarının günü... Türkçü olanların bu günü kutlu olsun.... Türkçü olmayanların da canları sağolsun...

  • Hakan Demirtaş
    Hakan Demirtaş 09.05.2006 - 04:10

    3 mayıs 1 ocak gibidir. Yaşamın başladığı gündür. Adem'in dünyaya geldiği gün gibidir. Topraktaki ilk yeşildir.
    Kutsaldır...
    Kutlu olsun

  • Yasın Muco
    Yasın Muco 07.05.2006 - 22:52

    benım ıcın anlamı olmayan; 2 mayıstan sonra,4 mayıstan oncekı gun

  • Fatihözcan
    Fatihözcan 03.05.2006 - 21:00

    Türk milliyetçilerinin 3 mayısı kutlu olsun

  • Emine Dolunay
    Emine Dolunay 03.05.2006 - 14:26

    ' Ülkücülüğümüz; Türk Milleti'ni en kısa zamanda, en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek, bağımsız, hür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır'
    TÜRK OLMAK AYRICALIKTIR....

  • Ozan Ak
    Ozan Ak 02.05.2006 - 10:02

    3 mayıs ben TÜRKÜM DİYEN herkezin günüdür..TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN...

  • Atilla
    Atilla 12.04.2006 - 23:53

    3 mayıs Türk Tarihinin bir doönüm noktası
    Çünkü o gün Türkçülük Günü çünkü o gün bir milletin kurtuluş günü
    çünkü o gün bizim günümüz

  • Ali Çetin
    Ali Çetin 12.01.2005 - 22:43

    3 MAYIS, Türklüğün bayramı türk olduğumuz için sadece 3 mayıs da değil her gun allah a sukretmeliyiz

  • Mehmet Demirel
    Mehmet Demirel 01.09.2004 - 22:57

    Demez taş, kaya
    Yürürüz yaya
    Türküz gideriz
    Kızılelma'ya

    Son arzumuz budur fani dünyadan
    Türküz varacağız Kızılelma'ya...

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu 03.02.2004 - 19:07

    3 Mayıs 1228 Mevlana, babası Bahaüddin Veled'le birlikte Belh'ten Konya'ya göç etti.

    3 Mayıs 1469 Hükümdar'ın yazarı, devlet adamı ve siyaset filozofu Niccoló Machiavelli, Floransa'da doğdu.

    3 Mayıs 1481 7. Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet Han vefat etti.

    3 Mayıs 1810 Lord Byron, Hero ile Leandros efsanesinin erkek kahramanı Leandros gibi, Çanakkale Boğazı'nı yüzerek geçti. Kraliyet Donanması'ndan Teğmen Ekenhead'le yarışan Byron, dört millik mesafeyi bir saat on dakikada aldı.

    3 Mayıs 1840 Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun Fransa'dan mülhem bir biçimde düzenlendi ve kabul edildi. (Bu kanun, 14 Temmuz 1851'de Kanun-u Cedid olarak tadilatla yeniden yürülüğe girdi.)

    3 Mayıs 1845 İngiliz şair Thomas Hood öldü.

    3 Mayıs 1934 Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası'nda yapılan Türk yapımı ilk uçak, Kayseri-Eskişehir arasındaki deneme uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.

    3 Mayıs 1945 Yazar Anne Frank öldü.

    3 Mayıs 1950 Milliyet Gazetecilik şirketi kuruldu. 16 Ocak 1960'ta anonim şirkete dönüştü.

    3 Mayıs 1963 Boğaziçi'nin mehtaplarının, yalılarının ve geçmiş zaman köşklerinin yazarı, 'Türkiye'nin Proust'u' Abdülhak Şinasi Hisar, doğup büyüdüğü İstanbul'da beyin kanamasından öldü.

    3 Mayıs 1975 Gazeteci ve Kontenjan Senatörü Ecvet Güresin öldü.

    3 Mayıs 1986 Çernobil’in radyoaktif bulutları Türkiye’ye de ulaştı.

    3 Mayıs 1998 Avrupa ortak para birimi: Yunanistan, İngiltere, İsveç ve Danimarka dışındaki tüm AB ülkeleri EURO’ya geçtiler.

    3 Mayıs 2002 Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” adlı ünlü eserinden uyarlanan ve 1973 yılında TRT’de yayınlanan dizideki “Yaşar” tiplemesiyle ünlenen tiyatro sanatçısı Mehmet Keskinoğlu, İstanbul’da vefat etti.

    kaynak: www.kronoloji.gen.tr