Şairin dünyası, en az, bir romancının dünyası kadar büyük olmalı. Bak, bugün bizim şiir piyasasında çok istidatlı delikanlılar var, fakat ekserisinin dünyası daracık, soluğu yok, tıknefes. Ve bu dar dünyalı oluşlarını, tıknefesliklerini örtbas için, sözde kendi iç âlemlerine kulak verdikleri iddiasındalar. Halbuki bir metodoloji bakımından ayrılsa bile, gerçekte iç âlem dış âlem diye bir şey yoktur, şairin iç âlemi gerçekte dış âlemin bir inikâsından [yansımasından] başka bir şey değildir, bundan dolayı da dış dünyası dar olanın, iç dünyası da daracık olur. (Memet Fuat'a Mektuplar, s.70)
13 yaşımda mı neydim, Beyaz Kale romanı ile tanıştım Orhan Pamuk'la... çok severek okudum, biri çıkıp zaten o yaş grubuna hitap eder deyip yerer belki ama benim için o yaşta kitap okumak o kadar heves verici olmasa da bu kiitap beni sarmıştı ve nedense okudukça dinlendim, tat aldım okumaktan...15 yıl geçmiş aradan. ne kadar değerli yazarlarımız var, keşke yargılarımızdan kurtulup değerlerini bilsek, belki 13 yaşında sağı-solu bilmeyen ben gibi tat alırız okumaktan...
Türkiye'ye çok şey kazandırdığını düşünüyorum, çok değerli bir yazarımız ve düşünürümüz. İçimizden biri, ne gurur verici...
Esas adı İsmail Kemalettin Demir,15 Nisan 1910'da İstanbul'da doğdu. iktisadi konularda yazıp, çevirilerde de bulundu. Her aydınımız gibi mahkemelerden nasibini alan Tahir Varlık gibi çeşitli dergilerde yazılar ve şiirler yayınladı. Devlet Ana ve Yorgun Savaşçı gibi çok önemli eserlerini geri de bırakan yazarımız 21 Nisan 1973 tarihinde İstanbul'da öldü.
Eserleri,
Sağır Dere, Esir Şehrin İnsanları, Körduman, Rahmet Yolları Kesti, Yedi Çınar Yaylası, Köyün Kamburu, Esir Şehrin Mahpusu, Kelleci Memet, Yorgun Savaşçı, Bozkırdaki Çekirdek, Devlet Ana, Kurt Kanunu, Büyük Mal, Yol Ayrımı, Namusçular, Karılar Koğuşu, Hür Şehrin insanları 1-2, Damağası, Bir Mülkiyet Kalesi 1-2. Göl İnsanları.
Feryadın yürekleri parçaladı Feryadın dağları, taşları inletti Ey Filistin çiçeği Ey savaş gülü...
Her gün doğan güneş Her gece gökyüzünü süsleyen yıldızlar Seni görmüyor Senin acılarını duymuyor, Sana doğmuyor gülüm
Yıllardır duyduğun tek ses Silah sesi Âh, figan sesi Yıllardır duyduğun tek koku Ölüm kokusu, Barut kokusu Yanmış ceset kokusu Ve yıllardır gördüğün tek renk Kan rengi Kan kırmızısı Ey Filistin menekşem Ey Filistin gülüm... ... Şu yaşına geldin Bir kez olsun babacığım diyemedin Babanı bir kez olsun gülerken göremedin El ele yürüyemedin hiç... Sarılamadın babana Ağlayamadın bile onun dizlerinde gülüm
Şimdi bütün dünya seni anlıyor mu sanıyorsun Bütün insanlık seni duyuyor mu sanıyorsun Senin feryadın ulaşıyor mu bütün babalara. ... Hiç boşuna ümitlenme gülüm Hiç boşuna heveslenme...
Dünya çoktan terketti insanlığını İnsanlık çoktan kaybetti idrakini, vicdanını
Şimdi sen o gür ve ağlamaklı sesinle haykırıyorsun İnsanlığa son kez haykırıyorsun 'Her sabah çocuklarını öpen babalar! Çok şey mi istiyorum? Çok şey mi istiyorum? Utanın...Utanın...Utanın...' Diyorsun...
Utanacak baba nerde, Utanacak yüz nerde gülüm? Sen, yeni dünyanın insanlarını bilmiyorsun Sen hâlâ insanları vicdanlı Hâlâ babaları duygulu mu zannediyorsun.
Onlar duygularını, vicdanlarını Onlar dinlerini, imanlarını Çoktan gömdüler toprağa Onlar, senden önce teslim oldular dünyaya
Onlar senin gibi haykıramazlar Senin gibi feryat edemezler Çünkü onlar göbekten bağlılar bir yerlere gülüm Göbekten bağlılar...
Bir tek sen kaldın ey Filistin gülü Sen direnişin sembolü Sen davanın bayrağı Sen mazlumun âhı Sen bizim duamızsın gülüm
Sen ezilmiş değilsin Sen solmuş değilsin Senin duyguların taptaze Senin vicdanın sapasağlam Çünkü sen haykırabiliyor Çünkü sen başkaldırabiliyorsun
Gözyaşın hâlâ sıcak Gözyaşın hâlâ içten Gönlün yüce senin Davan yüce senin
Belki babanı gömdün Belki anneni, kardeşini, Belki tüm dostlarını gömdün toprağa Evin yıkıldı Kalbin kırıldı Yüzün kan ter içinde Ayakların savruldu bir kurşunla Rüyalarına bile sağanak sağanak mermi yağdırdılar
Ama sen yıkılmadın gülüm İnsanlık yıkıldı. Sen büyüdün, Dünya küçüldü. Sen haykırdın, Dünya sustu, Biz sustuk. Sen ağladın, Biz ağlayamadık bile gülüm. ... Artık ağlama, Boş yere akıtma gözyaşlarını. ... Her şeye rağmen suçluyuz Boynumuz bükük, mahçûbuz... Ancak elimizden gelen bir duadır: 'Ey Allah’ım, ey Allah’ım, sana yalvarıyoruz, durdur bu zulmü, durdur bu zulmü'
Yürür asfalt ovalarda abdal. Vitrinlerin düşen kepenklerinde Hep hüzün çeşmeleri: lambalar.
Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça Yanaşır kıyımıza eski diclelerden Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza. Nerde bu leylâ, aslı nerde? Çıkartmalar, yağma ve leylâ! Vurur ferhat dağlarında abdal- Bir fener olacak ilerde bir yerde.
Sığ sularda dönen yorgun gemiler Yangın ve tütün içinde arar da Görmez geçer sönmüş eski feneri Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar!
Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda Yine böyle yanardı lambalar, Sonra asfalt ovalarda Akan seller ve abdal
Küçüklük göreceli bir kavramdır. Mesala Andre Maurois 'Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğün küçüklük olduğunu bilir.' diyerek alçakgönülülük; 'Vermek büyüklük almak ise küçüklük işaretidir. ' gibi bir başkasının sözünde de insanın değerini azaltacak davranış olarak kullanılır. Esas anlamı küçük olma durumudur. Daha çok çocokluk dönemine tekabül eder.
Yukarda da belirtiğim gibi ilginçtir ki 'Gönül ululuğu göstermek' anlamına gelen büyüklük göstermekle küçüklük aynı anlamda kullanılmıştır. Burada edebiyataki 'tezat' vardır, yani anlatımda birbirine karşıt iki söz yan yana kullanılmıştır.
elimden gelen bu ben iki kişiyim çoğalmak neyse ne azalmak zor birisi seni her an bırakıp gittiğim öbürü kan gibi tutulmuş seviyor ağzındaki acı alnındaki çizgiyim gözlerine kirli bir bulut getirdim hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
elimden gelen bu ben iki kişiyim birisi kapadığın kapılardan gitmiyor yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o bir yerin üşüse onun sıcaklığı öbürü en içten çağrını ısıtmıyor hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı alıp tutmaksa o basıp gitmekse o bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı
elimden gelen bu ben iki kişiyim ikisi birbirinden çikmaya uğraşıyor bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim birisi yeni baştan serüvene başlamış öbürü silahında son mermiyi yakıyor çoğalmak neyse ne azalmak zor
Irak savaşı başlamadan yürütülen 'Saddam karşıtı Anglosakson propaganda'nın asıl hedefi Baas rejimi değil, Amerika'nın gücünün 'karşı konulamaz' olduğunu tüm zihinlere işlemekti
25/03/2003 (545 defa okundu)
Yrd. Doç. Dr. SEDAT LAÇİNER
Amerika Birleşik Devletleri, Irak'a karşı savaşı başlatırken, asıl savaşın dünya kamuoyuna karşı verildiği ve uzun zamandır devam ettiği anlaşılıyor. Amerikan ve İngiliz kaynaklı haberler, dünya kamuoyunu Saddam Hüseyin'in kötülükleri ve ABD'nin ne kadar güçlü olduğu konusunda sürekli olarak 'bilgilendiriyor'. Buna göre Saddam Hüseyin-ABD karşılaşması 'yamyamlar' ile 'medeni dünya'nın karşılaşması anlamına geliyor.
Aslında dünya bu tür haberlere 1. Körfez Savaşı nedeniyle oldukça alışık. Hatırlanacağı üzere ilk savaşta da Batı medyası Irak ile ilgili kurmaca haberler ile dolmuştu. Savaştan sonra işkenceye uğradığı, tecavüz edildiği iddia edilen birçok kişinin aslında Irak'ta hiç bulunmadığı ortaya çıktı. Amerikan televizyon kanallarının defalarca gösterdiği petrole bulanmış kuşların, Basra Körfezi'nde değil Fransa açıklarında bu hale geldiği de ispatlandı. Tüm bunlar Saddam Hüseyin rejiminin ne kadar iyi bir rejim olduğunu kanıtlamıyor doğal olarak.
Hüseyin'in insan hakları ihlalleri ve kendi halkına neler yapabileceğini en iyi bilebilecek kişiler bölge insanları olarak bizleriz. Ancak 'Saddam karşıtı Anglosaxon' kampanyanın asıl hedefi ne Irak ne de Saddam Hüseyin. Bu tür yayınlar sayesinde Irak'ta korku yaratıldığı ve bu sayede savaş için psikolojik avantaj sağlandığı doğrudur.
Ancak asıl hedefin ABD'nin 'iyiliğin koruyucusu olduğu' ve hiçbir devlet tarafından karşı konulamaz bir güce sahip olduğu imajını yaratmak olduğu söylenebilir.
'Kudret' araçları
Bilinçli olarak yayılan haberlere göre ABD ve İngiltere ECHELON sayesinde tüm dünyayı dinlemektedir. Onlardan habersiz yeryüzünde bir e-mail atılması, ya da bir telefon görüşmesinin yapılabilmesi dahi mümkün değildir. Amerikan uzun menzilli füzeleri 1500 kilometre öteden belirlediği hedefleri vurabilir.
Örneğin Akdeniz'den kalkan bir füze rahatlıkla Bağdat'taki hedefleri yerle bir edebilir. Florida Uzay Üssü ve casus uydular Saddam Hüseyin'i nereye saklansa bulup yok edebilir. Patriotlar karşı füzeleri durdururken gece görüşlü, bilgisayar donanımlı Amerikan askerleri karşısında Iraklı askerlerin hiçbir şansı bulunmamaktadır.
E-Bomb, Moab vs.
Yine son günlerde ortaya atılan bir diğer ciddi düzeyde abartılı iddia var: ABD tarafından icat edilmiş olan 'elektronik bomba' (e-bomb) atıldığı ülkedeki tüm elektrikli araç-gereci işlemez hale getirebiliyor.
Benzeri bir şekilde en son geliştirilen Moab adlı 10 tonluk bomba medya tarafından 'bombaların anası' olarak sunuldu. Bu bomba öylesine etkili bir bomba ki toprağın metrelerce altına dahi işleyebiliyor. ABD'nin ne kadar güçlü olduğu konusundaki manipülasyon bu şekilde devam edip gitmektedir.
Ancak aynı ABD'nin uzun süre Irak'a saldırı için Türkiye'den çıkacak bir tezkerenin yolunu gözlemesi, kendi ülkesinde kaçırılan birkaç uçağın ABD'nin en önemli sembollerini yerle bir etmesi, bu saldırılar esnasında tüm dünyayı gözleyen ABD Başkanı'nın saatlerce havada mahsur kalması akılları karıştırmaktadır. Elektronik çağın uzay gücü ABD'nin Irak gibi 'güçsüz' bir ülkeye askeri operasyonu başlatmak için neredeyse altı ay bölgeye yığınak yapması, yüz binlerce askeri bölgeye yığması da akılları karıştırmaktadır. Patates tarlalarını bile uzaydan tespit edebilen, tüm elektronik araç-gereci kapalı olsalar dahi kullanılamaz hale getirebilen ABD'nin, Saddam'ın birkaç kitle imha silahını bulamaması, Irak'ı yarım milyon asker yığmadan etkisiz hale getirememesi de akılları karıştırmaktadır. 10 yıl gibi uzun bir süre ambargo altında perişan olmuş, teknoloji geliştiremeyen böylesine güçsüz bir Irak karşısında panikleyen, aylarca yığınak yapan ABD'nin karşısında Türkiye ya da İran veya Rusya olsaydı sonuç ne olurdu acaba?
Bu sorularla ABD'nin gücünü hafife almak istemiyoruz elbette. Irak ile ABD arasında büyük bir güç farkı olduğu da muhakkak. Ancak hiçbir savaş kolay değil ve ABD takdim edildiği kadar güçlü de değil.
Savaşlar hâlâ insan gücüne dayanıyor ve makineler insanla çalışıyor. Buna rağmen ABD'nin Irak'ı tüm dünyayı korkutmak, belki de sindirmek için kullandığı da söylenebilir. ABD basın-yayın organları yoluyla kendisini dünyaya öylesine hâkim gösteriyor ki Irak üzerinden tüm dünya ülkelerine 'Sakın bana karşı gelmeyin. Gelirseniz de havadan, uzaydan, elektronik dalgalardan ve daha tahmin edemeyeceğiniz ve karşı koyamayacağınız yollardan sizleri cezalandırırım' mesajları vermeye çalışıyor. Diğer bir deyişle Amerika Birleşik Devletleri, aslında sahip olmadığı bir gücü kullanarak tüm dünyaya hâkim olmaya çalışıyor. Bunun yolu ise beyinlerin işgalinden geçiyor. Akıllarda hegemon güce yenilen dünya toplumu, Birleşik Devletler'e karşı gelmenin mümkün olmadığı kanaatine sahip olmaya başlıyor. Başka türlü söylersek, şu an seçilen kurban Irak'ın durumu diğerleri için bir anlamda 'ders oluyor'.
Somali, Kosova...
Benzeri örnekler 1. Körfez Savaşı'nda, Somali'de, Kosova'da ve Afganistan'da da görüldü. Televizyon ve gazeteler Amerikan uçaklarının hedeflerini nasıl tam isabet vurduğunu, 'düşman'ın yerini uydulardan nasıl tespit ettiğini defalarca gösterdi. Ancak aynı ABD'nin Afganistan'da hâlâ birkaç şehir dışında kontrol kuramaması, harika silahları ile Taliban militanlarından çok köyleri ve düğün alanlarını bombalaması, Somali'de 'modern çağın harikası helikopterinin' basit bir silahla düşürülmesi ve bilgisayar destekli Amerikan askerlerinin Somali sokaklarında yerlerde sürüklenmesi, Kosova operasyonu esnasında 'e-bombalı ABD'nin Sırp televizyonunu günlerce susturamaması ve esas hedeflerinin büyük bir çoğunluğunu vuramazken çok sayıda Kosovalı sivili bombalaması ABD'nin asıl gücünü ortaya seriyor.
Sam Amca tüm dünyaya 'oyuncakları'nı gösteriyor, bizleri akıllarımızda sindirmeye çalışıyor. Ancak saklamaya çalıştığı çok büyük bir sır var: Elindekiler sadece oyuncak... Savaşta ve barışta asıl güç ise o oyuncakları kullanacak olan insan.
Zaaf noktaları
Şüphesiz ABD dünyanın en önemli silahlı gücü ve ona karşı koyabilmek oldukça zor. Ancak dünya kamuoyuna sunulduğu büyüklükte bir güç değil. Ayrıca ABD'nin bazı özellikleri onu diğer ülkeler ile kıyaslandığında daha zayıf bir hale de sokabiliyor.11 Eylül saldırıları bunu en açık şekliyle ortaya koydu. Amerikan bombaları Irak'ı yerle bir edebilir ve bu ülke de Saddam Hüseyin ya da benzeri bir isim, iktidarını yeniden sürdürme şansı bulabilir. Ancak ABD'ye yapılacak çok daha küçük çaplı saldırılar Amerikan ekonomisini ve yaşam düzenini tahmini güç boyutlarda tahrip edebilir.
Bu bağlamda ABD'nin yoğun propagandasının iki temel amacının bulunduğu söylenebilir: İlk olarak dünya kamuoyu Amerikan gücü karşısında sindirilmeye çalışılmaktadır. İkinci olarak ise Amerika'nın zayıf yönleri bu şekilde kapatılmaya çalışılmakta ve ulusal onur Irak kullanılarak tamir edilmeye ve zayıf noktalar gözlerden uzak tutulmaya çalışılmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Sedat Laçiner: Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Ortadoğu Masası Başkanı; Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi
500 kişiden biraz fazla çalışanı olan ve bu çalışanların şu suçları işlemiş olduğu bir kurum/şirket düşünün:
* 29 kişi eşine karşı şiddet kullanmakla suçlanmış, * 7 kişi sahtekarlık suçundan tutuklanmış, * 19 kişi karşılıksız çek yazmaktan suçlu, * 117 kişi doğrudan veya dolaylı olarak en az iki işinde (hileli) iflas etmiş, * 3 kişi tecavüzden yatmış, * 71 kişi kötü kredi geçmişi sebebiyle kredi kartı alamıyor, * 14 kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmış, * 8 kişi mağazada hırsızlık yaptığı için tutuklanmış, * 21 kişi halen bir davada sanık olarak yargılanıyor, * 84 kişi geçen sene içinde sarhoş olarak araç kullanmaktan tutuklandı,
Bunun hangi kurum / şirket olabileceğini tahmin edebilir misiniz?
Bu kurum 535 üyeli Amerika Birleşik Devletleri Kongresidir. Hani şu her sene yüzlerce kanun ve karar çıkarıp dünyaya nizam vermeye ve hepimizi adam etmeye çalışan kişilerden oluşan kuruluş.
“Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var; akıl için son tavır, saçlarını yolmak var! ” Necip Fazıl...
Şairin dünyası, en az, bir romancının dünyası kadar büyük olmalı. Bak, bugün bizim şiir piyasasında çok istidatlı delikanlılar var, fakat ekserisinin dünyası daracık, soluğu yok, tıknefes. Ve bu dar dünyalı oluşlarını, tıknefesliklerini örtbas için, sözde kendi iç âlemlerine kulak verdikleri iddiasındalar. Halbuki bir metodoloji bakımından ayrılsa bile, gerçekte iç âlem dış âlem diye bir şey yoktur, şairin iç âlemi gerçekte dış âlemin bir inikâsından [yansımasından] başka bir şey değildir, bundan dolayı da dış dünyası dar olanın, iç dünyası da daracık olur. (Memet Fuat'a Mektuplar, s.70)
13 yaşımda mı neydim, Beyaz Kale romanı ile tanıştım Orhan Pamuk'la... çok severek okudum, biri çıkıp zaten o yaş grubuna hitap eder deyip yerer belki ama benim için o yaşta kitap okumak o kadar heves verici olmasa da bu kiitap beni sarmıştı ve nedense okudukça dinlendim, tat aldım okumaktan...15 yıl geçmiş aradan. ne kadar değerli yazarlarımız var, keşke yargılarımızdan kurtulup değerlerini bilsek, belki 13 yaşında sağı-solu bilmeyen ben gibi tat alırız okumaktan...
Türkiye'ye çok şey kazandırdığını düşünüyorum, çok değerli bir yazarımız ve düşünürümüz. İçimizden biri, ne gurur verici...
Esas adı İsmail Kemalettin Demir,15 Nisan 1910'da İstanbul'da doğdu. iktisadi konularda yazıp, çevirilerde de bulundu. Her aydınımız gibi mahkemelerden nasibini alan Tahir Varlık gibi çeşitli dergilerde yazılar ve şiirler yayınladı. Devlet Ana ve Yorgun Savaşçı gibi çok önemli eserlerini geri de bırakan yazarımız 21 Nisan 1973 tarihinde İstanbul'da öldü.
Eserleri,
Sağır Dere, Esir Şehrin İnsanları, Körduman, Rahmet Yolları Kesti, Yedi Çınar Yaylası, Köyün Kamburu, Esir Şehrin Mahpusu, Kelleci Memet, Yorgun Savaşçı, Bozkırdaki Çekirdek, Devlet Ana, Kurt Kanunu, Büyük Mal, Yol Ayrımı, Namusçular, Karılar Koğuşu, Hür Şehrin insanları 1-2, Damağası, Bir Mülkiyet Kalesi 1-2. Göl İnsanları.
Filistinli Çocuğa Cevap
Feryadın yürekleri parçaladı
Feryadın dağları, taşları inletti
Ey Filistin çiçeği
Ey savaş gülü...
Her gün doğan güneş
Her gece gökyüzünü süsleyen yıldızlar
Seni görmüyor
Senin acılarını duymuyor,
Sana doğmuyor gülüm
Yıllardır duyduğun tek ses
Silah sesi
Âh, figan sesi
Yıllardır duyduğun tek koku
Ölüm kokusu,
Barut kokusu
Yanmış ceset kokusu
Ve yıllardır gördüğün tek renk
Kan rengi
Kan kırmızısı
Ey Filistin menekşem
Ey Filistin gülüm...
...
Şu yaşına geldin
Bir kez olsun babacığım diyemedin
Babanı bir kez olsun gülerken göremedin
El ele yürüyemedin hiç...
Sarılamadın babana
Ağlayamadın bile onun dizlerinde gülüm
Şimdi bütün dünya seni anlıyor mu sanıyorsun
Bütün insanlık seni duyuyor mu sanıyorsun
Senin feryadın ulaşıyor mu bütün babalara.
...
Hiç boşuna ümitlenme gülüm
Hiç boşuna heveslenme...
Dünya çoktan terketti insanlığını
İnsanlık çoktan kaybetti idrakini, vicdanını
Şimdi sen o gür ve ağlamaklı sesinle haykırıyorsun
İnsanlığa son kez haykırıyorsun
'Her sabah çocuklarını öpen babalar!
Çok şey mi istiyorum?
Çok şey mi istiyorum?
Utanın...Utanın...Utanın...'
Diyorsun...
Utanacak baba nerde,
Utanacak yüz nerde gülüm?
Sen, yeni dünyanın insanlarını bilmiyorsun
Sen hâlâ insanları vicdanlı
Hâlâ babaları duygulu mu zannediyorsun.
Onlar duygularını, vicdanlarını
Onlar dinlerini, imanlarını
Çoktan gömdüler toprağa
Onlar, senden önce teslim oldular dünyaya
Onlar senin gibi haykıramazlar
Senin gibi feryat edemezler
Çünkü onlar göbekten bağlılar bir yerlere gülüm
Göbekten bağlılar...
Bir tek sen kaldın ey Filistin gülü
Sen direnişin sembolü
Sen davanın bayrağı
Sen mazlumun âhı
Sen bizim duamızsın gülüm
Sen ezilmiş değilsin
Sen solmuş değilsin
Senin duyguların taptaze
Senin vicdanın sapasağlam
Çünkü sen haykırabiliyor
Çünkü sen başkaldırabiliyorsun
Gözyaşın hâlâ sıcak
Gözyaşın hâlâ içten
Gönlün yüce senin
Davan yüce senin
Belki babanı gömdün
Belki anneni, kardeşini,
Belki tüm dostlarını gömdün toprağa
Evin yıkıldı
Kalbin kırıldı
Yüzün kan ter içinde
Ayakların savruldu bir kurşunla
Rüyalarına bile sağanak sağanak mermi yağdırdılar
Ama sen yıkılmadın gülüm
İnsanlık yıkıldı.
Sen büyüdün,
Dünya küçüldü.
Sen haykırdın,
Dünya sustu, Biz sustuk.
Sen ağladın,
Biz ağlayamadık bile gülüm.
...
Artık ağlama,
Boş yere akıtma gözyaşlarını.
...
Her şeye rağmen suçluyuz
Boynumuz bükük, mahçûbuz...
Ancak elimizden gelen bir duadır:
'Ey Allah’ım, ey Allah’ım, sana yalvarıyoruz,
durdur bu zulmü, durdur bu zulmü'
Adem Keven
11.04.2002
Abdal
Yürür asfalt ovalarda abdal.
Vitrinlerin düşen kepenklerinde
Hep hüzün çeşmeleri: lambalar.
Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça
Yanaşır kıyımıza eski diclelerden
Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza.
Nerde bu leylâ, aslı nerde?
Çıkartmalar, yağma ve leylâ!
Vurur ferhat dağlarında abdal-
Bir fener olacak ilerde bir yerde.
Sığ sularda dönen yorgun gemiler
Yangın ve tütün içinde arar da
Görmez geçer sönmüş eski feneri
Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar!
Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda
Yine böyle yanardı lambalar,
Sonra asfalt ovalarda
Akan seller ve abdal
Behçet Necatigil
___________________________________
Küçüklük göreceli bir kavramdır. Mesala Andre Maurois 'Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğün küçüklük olduğunu bilir.' diyerek alçakgönülülük; 'Vermek büyüklük almak ise küçüklük işaretidir. ' gibi bir başkasının sözünde de insanın değerini azaltacak davranış olarak kullanılır. Esas anlamı küçük olma durumudur. Daha çok çocokluk dönemine tekabül eder.
Yukarda da belirtiğim gibi ilginçtir ki 'Gönül ululuğu göstermek' anlamına gelen büyüklük göstermekle küçüklük aynı anlamda kullanılmıştır. Burada edebiyataki 'tezat' vardır, yani anlatımda birbirine karşıt iki söz yan yana kullanılmıştır.
Elimden Gelen Bu
elimden gelen bu ben iki kişiyim
çoğalmak neyse ne azalmak zor
birisi seni her an bırakıp gittiğim
öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
gözlerine kirli bir bulut getirdim
hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
elimden gelen bu ben iki kişiyim
birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
bir yerin üşüse onun sıcaklığı
öbürü en içten çağrını ısıtmıyor
hüneri ne dersen duygu kaçakçılığı
alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
bakışları kıyısız bir deniz uzaklığı
elimden gelen bu ben iki kişiyim
ikisi birbirinden çikmaya uğraşıyor
bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
birisi yeni baştan serüvene başlamış
öbürü silahında son mermiyi yakıyor
çoğalmak neyse ne azalmak zor
Attila İlhan
Amerika ne kadar güçlü?
Irak savaşı başlamadan yürütülen 'Saddam karşıtı Anglosakson propaganda'nın asıl hedefi Baas rejimi değil, Amerika'nın gücünün 'karşı konulamaz' olduğunu tüm zihinlere işlemekti
25/03/2003 (545 defa okundu)
Yrd. Doç. Dr. SEDAT LAÇİNER
Amerika Birleşik Devletleri, Irak'a karşı savaşı başlatırken, asıl savaşın dünya kamuoyuna karşı verildiği ve uzun zamandır devam ettiği anlaşılıyor. Amerikan ve İngiliz kaynaklı haberler, dünya kamuoyunu Saddam Hüseyin'in kötülükleri ve ABD'nin ne kadar güçlü olduğu konusunda sürekli olarak 'bilgilendiriyor'. Buna göre Saddam Hüseyin-ABD karşılaşması 'yamyamlar' ile 'medeni dünya'nın karşılaşması anlamına geliyor.
Aslında dünya bu tür haberlere 1. Körfez Savaşı nedeniyle oldukça alışık. Hatırlanacağı üzere ilk savaşta da Batı medyası Irak ile ilgili kurmaca haberler ile dolmuştu. Savaştan sonra işkenceye uğradığı, tecavüz edildiği iddia edilen birçok kişinin aslında Irak'ta hiç bulunmadığı ortaya çıktı. Amerikan televizyon kanallarının defalarca gösterdiği petrole bulanmış kuşların, Basra Körfezi'nde değil Fransa açıklarında bu hale geldiği de ispatlandı. Tüm bunlar Saddam Hüseyin rejiminin ne kadar iyi bir rejim olduğunu kanıtlamıyor doğal olarak.
Hüseyin'in insan hakları ihlalleri ve kendi halkına neler yapabileceğini en iyi bilebilecek kişiler bölge insanları olarak bizleriz. Ancak 'Saddam karşıtı Anglosaxon' kampanyanın asıl hedefi ne Irak ne de Saddam Hüseyin. Bu tür yayınlar sayesinde Irak'ta korku yaratıldığı ve bu sayede savaş için psikolojik avantaj sağlandığı doğrudur.
Ancak asıl hedefin ABD'nin 'iyiliğin koruyucusu olduğu' ve hiçbir devlet tarafından karşı konulamaz bir güce sahip olduğu imajını yaratmak olduğu söylenebilir.
'Kudret' araçları
Bilinçli olarak yayılan haberlere göre ABD ve İngiltere ECHELON sayesinde tüm dünyayı dinlemektedir. Onlardan habersiz yeryüzünde bir e-mail atılması, ya da bir telefon görüşmesinin yapılabilmesi dahi mümkün değildir. Amerikan uzun menzilli füzeleri 1500 kilometre öteden belirlediği hedefleri vurabilir.
Örneğin Akdeniz'den kalkan bir füze rahatlıkla Bağdat'taki hedefleri yerle bir edebilir. Florida Uzay Üssü ve casus uydular Saddam Hüseyin'i nereye saklansa bulup yok edebilir. Patriotlar karşı füzeleri durdururken gece görüşlü, bilgisayar donanımlı Amerikan askerleri karşısında Iraklı askerlerin hiçbir şansı bulunmamaktadır.
E-Bomb, Moab vs.
Yine son günlerde ortaya atılan bir diğer ciddi düzeyde abartılı iddia var: ABD tarafından icat edilmiş olan 'elektronik bomba' (e-bomb) atıldığı ülkedeki tüm elektrikli araç-gereci işlemez hale getirebiliyor.
Benzeri bir şekilde en son geliştirilen Moab adlı 10 tonluk bomba medya tarafından 'bombaların anası' olarak sunuldu. Bu bomba öylesine etkili bir bomba ki toprağın metrelerce altına dahi işleyebiliyor. ABD'nin ne kadar güçlü olduğu konusundaki manipülasyon bu şekilde devam edip gitmektedir.
Ancak aynı ABD'nin uzun süre Irak'a saldırı için Türkiye'den çıkacak bir tezkerenin yolunu gözlemesi, kendi ülkesinde kaçırılan birkaç uçağın ABD'nin en önemli sembollerini yerle bir etmesi, bu saldırılar esnasında tüm dünyayı gözleyen ABD Başkanı'nın saatlerce havada mahsur kalması akılları karıştırmaktadır. Elektronik çağın uzay gücü ABD'nin Irak gibi
'güçsüz' bir ülkeye askeri operasyonu başlatmak için neredeyse altı ay bölgeye yığınak yapması, yüz binlerce askeri bölgeye yığması da akılları karıştırmaktadır. Patates tarlalarını bile uzaydan tespit edebilen, tüm elektronik araç-gereci kapalı olsalar dahi kullanılamaz hale getirebilen ABD'nin, Saddam'ın birkaç kitle imha silahını bulamaması, Irak'ı yarım milyon asker yığmadan etkisiz hale getirememesi de akılları karıştırmaktadır.
10 yıl gibi uzun bir süre ambargo altında perişan olmuş, teknoloji geliştiremeyen böylesine güçsüz bir Irak karşısında panikleyen, aylarca yığınak yapan ABD'nin karşısında Türkiye ya da İran veya Rusya olsaydı sonuç ne olurdu acaba?
Bu sorularla ABD'nin gücünü hafife almak istemiyoruz elbette. Irak ile ABD arasında büyük bir güç farkı olduğu da muhakkak. Ancak hiçbir savaş kolay değil ve ABD takdim edildiği kadar güçlü de değil.
Savaşlar hâlâ insan gücüne dayanıyor ve makineler insanla çalışıyor. Buna rağmen ABD'nin Irak'ı tüm dünyayı korkutmak, belki de sindirmek için kullandığı da söylenebilir. ABD basın-yayın organları yoluyla kendisini dünyaya öylesine hâkim gösteriyor ki Irak üzerinden tüm dünya ülkelerine 'Sakın bana karşı gelmeyin. Gelirseniz de havadan, uzaydan, elektronik dalgalardan ve daha tahmin edemeyeceğiniz ve karşı koyamayacağınız yollardan sizleri cezalandırırım' mesajları vermeye çalışıyor. Diğer bir deyişle Amerika Birleşik Devletleri, aslında sahip olmadığı bir gücü kullanarak tüm dünyaya hâkim olmaya çalışıyor. Bunun yolu ise beyinlerin işgalinden geçiyor. Akıllarda hegemon güce yenilen dünya toplumu, Birleşik Devletler'e karşı gelmenin mümkün olmadığı kanaatine sahip olmaya başlıyor. Başka türlü söylersek, şu an seçilen kurban Irak'ın durumu diğerleri için bir anlamda 'ders oluyor'.
Somali, Kosova...
Benzeri örnekler 1. Körfez Savaşı'nda, Somali'de, Kosova'da ve Afganistan'da da görüldü. Televizyon ve gazeteler Amerikan uçaklarının hedeflerini nasıl tam isabet vurduğunu, 'düşman'ın yerini uydulardan nasıl tespit ettiğini defalarca gösterdi. Ancak aynı ABD'nin Afganistan'da hâlâ birkaç şehir dışında kontrol kuramaması, harika silahları ile Taliban militanlarından çok köyleri ve düğün alanlarını bombalaması, Somali'de 'modern çağın harikası helikopterinin' basit bir silahla düşürülmesi ve bilgisayar destekli Amerikan askerlerinin Somali sokaklarında yerlerde sürüklenmesi, Kosova operasyonu esnasında 'e-bombalı ABD'nin Sırp televizyonunu günlerce susturamaması ve esas hedeflerinin büyük bir çoğunluğunu vuramazken çok sayıda Kosovalı sivili bombalaması ABD'nin asıl gücünü ortaya seriyor.
Sam Amca tüm dünyaya 'oyuncakları'nı gösteriyor, bizleri akıllarımızda sindirmeye çalışıyor. Ancak saklamaya çalıştığı çok büyük bir sır var: Elindekiler sadece oyuncak... Savaşta ve barışta asıl güç ise o oyuncakları kullanacak olan insan.
Zaaf noktaları
Şüphesiz ABD dünyanın en önemli silahlı gücü ve ona karşı koyabilmek oldukça zor. Ancak dünya kamuoyuna sunulduğu büyüklükte bir güç değil. Ayrıca ABD'nin bazı özellikleri onu diğer ülkeler ile kıyaslandığında daha zayıf bir hale de sokabiliyor.11 Eylül saldırıları bunu en açık şekliyle ortaya koydu. Amerikan bombaları Irak'ı yerle bir edebilir ve bu ülke de Saddam Hüseyin ya da benzeri bir isim, iktidarını yeniden sürdürme şansı bulabilir. Ancak ABD'ye yapılacak çok daha küçük çaplı saldırılar Amerikan ekonomisini ve yaşam düzenini tahmini güç boyutlarda tahrip edebilir.
Bu bağlamda ABD'nin yoğun propagandasının iki temel amacının bulunduğu söylenebilir: İlk olarak dünya kamuoyu Amerikan gücü karşısında sindirilmeye çalışılmaktadır. İkinci olarak ise Amerika'nın zayıf yönleri bu şekilde kapatılmaya çalışılmakta ve ulusal onur Irak kullanılarak tamir edilmeye ve zayıf noktalar gözlerden uzak tutulmaya çalışılmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Sedat Laçiner: Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Ortadoğu Masası Başkanı; Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi
500 kişiden biraz fazla çalışanı olan ve bu çalışanların şu suçları işlemiş olduğu bir kurum/şirket düşünün:
* 29 kişi eşine karşı şiddet kullanmakla suçlanmış,
* 7 kişi sahtekarlık suçundan tutuklanmış,
* 19 kişi karşılıksız çek yazmaktan suçlu,
* 117 kişi doğrudan veya dolaylı olarak en az iki işinde (hileli) iflas etmiş,
* 3 kişi tecavüzden yatmış,
* 71 kişi kötü kredi geçmişi sebebiyle kredi kartı alamıyor,
* 14 kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmış,
* 8 kişi mağazada hırsızlık yaptığı için tutuklanmış,
* 21 kişi halen bir davada sanık olarak yargılanıyor,
* 84 kişi geçen sene içinde sarhoş olarak araç kullanmaktan tutuklandı,
Bunun hangi kurum / şirket olabileceğini tahmin edebilir misiniz?
Bu kurum 535 üyeli Amerika Birleşik Devletleri Kongresidir. Hani şu her sene yüzlerce kanun ve karar çıkarıp dünyaya nizam vermeye ve hepimizi adam etmeye çalışan kişilerden oluşan kuruluş.