Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • evrim teorisi04.06.2003 - 19:42

    Allah'ın her yaratığı bir ilim üstünedir. İsterse denizler ikiye ayrılsın açıklaması tabi ki bilimsel olabilir. Yok bilimsel açıklaması var diye mucize olmaz derseniz, o zaman kim körü körüne inanıyor merak ederim, çünkü mucizenin nasıl olduğu değil ne anda olduğu önemlidir. Mesala Firavunun orduları Hz. Musa'nın arkasındadır, kaçacak yer yoktur... ve o an deniz ikiye ayrılır, isterse buna bir bilim adamı büyük dalgaların çarpışmasından önce çekilme olayı desin, isterse şundan bundan dolayı oldu desin, önemli olan Allah'ın yardımının ihtişamlı bir şekilde o anda ulaşmasıdır.

    Şimdi evrim teorisini bazı kişiler inanç gibi savunuyor, bazıları hele Darwin'i okumadan bilimdir diye karşı çıkılmasına tepki veriyorlar. Darwin'in savunduğu fikirler felsefiktir, bir deneye ve sonuca bağlı değildir. Zaten ne ortada bir teorisini sağlamlaştıran bir delil ne de buluşlar vardır. Sadece bazı konseptler ve gözlemler içinde görüşler bildirilir ama bilimsel teori değil felsefik olarak fikir atmaktan ileri gitmez. Fakat dini sadece gericilik olarak görenler Kuran'ın içindeki ilmi zenginliği görmezler, çünkü onlar için bilim değil ideolojiler önemlidir.

    Dünyaya şöyle bakın, medyaya, eğitime, aklınıza ne gelirse, çoğunda evrim teorisi kabul edilmiş ve sanki ispatlanmış gibi yayınlanır. En basit çizgi filmden, çocukların okuduğu ders kitaplarına kadar gerçeğe dayandırılmamış bir görüş bilimsel bulgu diye yutturulur. Buna karşı bir kaç grup Darwin'e karşı yayınlar bulunca birden hemen bilimin önemi ortaya konulur. Sanki evrim teorisine karşı çıkmak bilime aykırı. AMA şu bir gerçek ki Her canlıyı sudan yarattık - İnsanı da çamurdan yarattık denmesi maymundan ya da bir kertenkeleden meydana geldik denmesinden daha bilimseldir. Neden, çünkü bilimsel olarak daha fazla kanıtları ve delilleri var... Evrim Teorisi kandırmacısı üstüne yapılan araştırmalar insanoğlunu nereye getirecek bilmiyorum ama yerle gök arasındaki işaretlere bakarak idrake ulaşanların nereye gideceği belli.

    Bir kuş türünün, beslenmek için gagasının avlanmaya göre değişmesi onu zürafa yapmaz, aynı şekilde yürüyen bir şempazeyi ya da gorili düşenebildiği veya konuştuğu zaman insan hiç yapmaz, insan değişime uğramışsa aynı o gagası değişen kuşlar nasıl hala kuşsa, insanlar da hep insandırlar. İsterseniz buna bilimsel bir olgu deyin, isterseniz yaratılıştan deyin, ikisi de aynı kapıya çıkar.

    Allah kuşun uçmasına bile mucize demişken artık ne daha bilime uygun, ne daha bilme aykırı lütfen bir daha düşünün. Allah birken milyonları birbiriyle çarpmak kafaları karıştırmaktan ileri gitmez.

    Nasıl güneş takvimde yazıyor diye tutulmuyor, tutuldugu için takvimde yazıyorsa, Darwin hayvandan geliyoruz dedi diye de hayvandan geliyoruz olmaz. Darwine kalsa yüzyıllar sonra, tesadüfen hurda mezarlığında rüzgar çıkıp parçaları birleştirip uçak oldu denilmesine inanacağız.

    Evrim Teorisi okuyorsanız demagoji yapacağınıza oturup karşı olan yazıları da dikkatli okuyun derim. Bari bilim adına yararlı bir şey yapın, araştırın iyice.

  • mustafa kemal atatürk04.06.2003 - 17:42

    Resimleiryle Atatürk
    www.ada.net.tr/ataturk/e-main.html

  • sağlık04.06.2003 - 00:25

    bkz. reçete doğada
    bkz. ilk yardım

  • grev02.06.2003 - 22:47

    İş bırakımı anlamına gelen Grev: İşçilerin işveren üzerinde baskı yapmak ve bu yoldan amaçlarına erişebilmek için aralarında anlaşarak topluca ve geçici olarak işelerini bırakmalarıdır.

    Türkiye’de 1961 Anayasası ile işçilere grev hakkı tanınmıştır. Grev hakkını düzenleyen kanun hükümlerine dayanmaksızın en çok rastlanan grev türleri şunlardır:

    1. Siyasi Grevler: Siyasi görevler hükümetin iç ve dış politikasını etkilemeye yöneliktir.
    2. Dayanışma grvi: Başka bir işyerinde ya da işkolunda girişilen grev hareketlerinin başarıya ulaşmasını sağlamak amacıyla yapılır.
    3. Yavaşlatma grevi: işçilerin işi bırakmamakla eraber, çok yavaş çalışarak ve verimi düşürerek işveren üzerinde baskı kurmalarıdır.
    4. Genel Grev: Bütün işçileri ilgilendiren bir konuda siyasi iktidarı ve kamuoyunu uyarmak amacıyla yapılan genellikle kısa süreli grevlerdir. Birçok ülkede genel yasal sayılmıştırç Türkiye’de ise genel yasaklanmıştır.
    5. İhtar grevi: İşverenleri ya da resmi makamları uyarma ve sendikaların gücünü gösterme amacını taşımaktadır.
    6. Oturma grevi: Grev ilan edildikten sonra işçilerin işyerinden ayrılmayarak üretim faaliyetlerinin büsbütün durmasına neden olmaları ya da işişyerinin yönetimine el koymalardır.
    7. Hak grevi: Yürürlükteki toplu sözleşmenin hüküm veya hükümlerinin uygulanmaması durumunda yapılan grevlerdir.
    8. Çıkar (Menfaat) grevi: Toplu sözleşmenin yasal prosedürü içinde ortaya çıkan grevlerdir. Toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması veya uyuşmazlıkların belirli bir dönemde çözümlenememesi durumunda gerçekleştirilen grevlerdir.
    ___________________________________________________

    İşçilerin topluca işi bırakma veya işi yavaşlatma durumudur. Genellikle sendikal örgüt-
    ler aracılığıyla yapılan bu eylemler, ekonomik, demokratik, siyasal talepli olabilir. Dayanışma grevi ve genel grev gibi farklı grev türleri de uygulanmaktadır. Tarihin ilk grev eylemi, MÖ: 494 yılında Roma'da Plepler (halk) tarafından egemen sınıf olan Patricilere karşı yapılmıştır. (gulunesi.8k.com/bilinesi/G.html)

  • çingeneler02.06.2003 - 22:08

    Türkiye’de Çingeneler

    Türkçede Çingen, Çingene, Kıptî, Boşa veya Poşa gibi, pek çok hoş karşılanmayan adlandırmaların yanı sıra, son zamanlarda yaygınlaşan Roman tanımının içnde yer alan bu topluluğun sayısının 90’larda 500 bini bulduğu tahmin edilmekteydi. En çok Marmara bölegesinde, özellikle Trakya’da yaşarlar. Bir kısmı yerleşik düzene geçerken, geri kalanlar konargöçerliği sürdürmektedir. Bunlar yerleşim yerlerinin dışında kurdukları çadırlarda yaşarlar. Eskicilik, hurdacılık, çiçekçilik, sepetçilik, kalaycılık, maşacılık, ayakkabı boyacılığı, ayı oynatıcılığı (yasaklandı) , falcılık yaparlar. Çingenelerin müzik yeteneği onlara, şarkıcılık, çalgılıcık, çengilik gibi alanları açmıştır. Türkiye’deki Çingeneler Müslümanlığı benimsemiştir; İstanbul Türkçesine yakın kendine özgü bir dil konuşurlar; Türk argosunu pek çok kelime kazandırmışlardır. Yerleşik Çingeneler, İsatnbul’daki Surdibi, Sulukule, Ayvansaray, Selamsız gibi belli semtlerde toplanmıştır.
    ____________________________________

  • çingeneler02.06.2003 - 22:07

    Kitap: Başka Dünyanın İnsanları / Çingeneler
    Nazım Alpman - Ozan Yayıncılık;

    Elinizdeki Kitap dünyanın çeşitli yerlerinde dışlanmışlığın kadersizliğin içindeki Çingenelerin yaşamlarını konu alan 'neşeli' bir belgeseldir.
    Onlar ki, toplumsal dokunun 'aykırı' renkleridir. Birlikte yaşadıkları bireylerin sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerden yoksundurlar. Horlanırlar, aşağılanırlar ve genellikle de yergi sözcükleriyle anılırlar.
    Oysa Çingene gerçeği bundan çok farklıdır.
    Nazım Alpman bu gerçeği yakalayabilmek için aylar boyunca Çingenelerle birlikte oldu. Adapazarı'ndan Trakya'ya, Sulukule'den Selamsız'a çeşitli Çingene semtlerini ve kentlerini dolaştı. Kendisini sadece Türkiye ile sınırlamadı. Varna'da, Olbukin'de, Üsküp'te, Belgrad'da ve Kafkasya'da onların yaşamlarına tanıklık etti. Dış yüzleri aynalarla süslenmiş Çingene evlerinden, hala göçer geleneğini sürdürenlerin derme-çatma çadırlarına kadar 'konuk' olmadığı yer kalmadı.
    Kitapta yer alan Çingenelerin dili ve edebiyatı, Çingene olmanın felsefesi, Kakava ve Hıdırellez bayramları, düğünleri, kavgaları, davulcular, çiçekçiler, demirciler, müzisyenler ve ayıcılarla ilgili bölümler, yadsınıp yadırganan Çingenelerin onurlu yaşamının günışığına çıkmasını sağlıyor.
    Bu kitap Osman Cemal Kaygılı'nın 1938 yılında yayınlanan 'Çingeneler'inden sonra konu ile ilgilenenlere kaynak olabilecek en geniş kapsamlı çalışmadır.
    (Arka Kapak)
    __________________________________

  • çingeneler02.06.2003 - 21:41

    Avrupa’da Çingeneler

    Çingene göçü,9. yüzyıldan itabaren, Hindistan’da başlamış ve dalgalar halinde yayılmıştır.940’da bir Arap yazar Çingeneler’in İsfahan’a gelişlerini anlatır. Aynı zamanda Bohemya kralı olan imparartor Lüksemburglu Sigmmond’un kendilerine verdiği koruma mektuplarından dolayı Bohemien (Bohemyalı) de denilen Çingeneler,1418’de Almanya’yı baştanbaşa geçtiler.14. yüzyılda Romanya’da devletin, ruhban sınıfının ve senyörlerin kölesi oldular; bu kölelik ancak 1856’da sona erdi.1419’da Fransa’da Macon’a geldiler ve o zamandan beri ülkede devamlı dolaşıyorlar.1422’de Bolongna’dan geçerek Papa V. Martinus’u görmeye gittiler. İspanya’da candan bir karşılamadan sonra, yerleşik yaşama mecbur edildiler ve pek çoğu Amerika’daki kolonilere sürgüne gönderildi.
    Kaynak: Ansiklopedik
    ____________________________________

  • antarktika31.05.2003 - 02:01

    Antarktika, Güney Amerika’nın alt ucundaki Horn Burnu’na doğru çıkıntı yapan Palmer Yarımadası dışında kutup dairesinde yer alan 2200 km. yarı çaplı yuvarlak bir deniz kabuğu görünümündedir (aşağı yukarı 60 derece Güney enleminin ötesindedir.) Buzdan bir kubbe olan Arktika’nın aksine, bir kalkana benzeyen Antarktika kıta ve ada özelliği taşır. Bu haliyle Antarktika, parçalanmasıyla, Afrika, Güney Amerika, Avustralya, Hindistan, ve Antarktika’nın ortaya çıktığı başlangıçtaki kıta Gondavana’nın varlığının kanıtı gibidir.

    5140 metreye ulaşan Vinson Dağı gibi yükseltilerine rağmen, Antarktika’nın yüzeyi, ortalama 2000-3000 metre kalığında buzlarla kaplı olduğundan, yüzey şekilleri ayrıntılı olarak bilinmemektedir. Bu yüzden Antarktika, bir İskandinav terimi olan “kıta buzulu” anlamına gelen “inlandsis” diye nitelendirilir.14 milyon km. karelik alana (Türkiye’nin yaklaşık 18 katı) 2 milyon km kare de sürekli yüzen buzullar eklenir. Antarktika’nın alanı, çevresinde Eylül ayında, güney yarıküre kışı sürecinde oluşan buz duvarları ile 25 milyon km kareliye ulaşır.30 milyon km küplük buz katmanları yer çekimi ile (Güney Kutbu yaklaşık 3000 m yüksekliğindedir) kıtanın çevresine itilerek, buradaki yüzer platformları ve bazen 100 m. yüksekliğe uluşan kıyıdaki buz yalıyarlarını besler. Deniz akıntıları ve meterolojik olaylar (yağmur ve rüzgarlar gibi) kıyıdaki buz duvarlarını buzdağlarına (aysberg- ıceberg) dönüştürür. Antarktika’nın kıyılarındaki buz duvarlarında, yıllık hacmi 2300 km küpü bulan onbinlercesi oluşmaktadır. Boyları bir kaç 100 m. ile 100 km. arasında değişen buzdağlarının ömrü 10 yıldan fazladır. Bu ortam insan yaşamı için iticidir. Yaşam şartları özellikle kıtanın iç kısımlarında adeta imkansızdır. Senelik ortalama ısı –30 santigrat derecedir. Blizzard adı verilen, yeryüzündeki kar ve buz parçacıklarını şiddetle havalandıran sert rüzgarlar hüküm sürer.

    Antikçağ’dan beri varlığı sezilen, Rönesans döneminde Orance Fine ve Ortelius haritalarında büyük “Güney arazisi” olarak geçen ve ilk kez 1774’te 71 derece enlemi ötesine James Cook’un ayak bastığı Antarktika’da, Washington Antlaşması’na göre, devletlerin toprak talepleri askıya alınmıştır. Burada egemenlik sadece bilimindir. Hayvan varlığı ve canlı deniz kaynakları koruma altındadır. Wellington Antlaşması 1988 yılında en 16 ülke tarafından onaylanırken kıtanın yeraltı zenginliklerinin ve kıyıdan uzaktaki petrol yataklarının işletmesi öngörülmüştü. İklim şartlarının elverişli olup olmayacağını, maliyeti, şimdiye kadar korunmuş bir ortam için nelere mal olcağı hala tartışmaya açıktır.

    (Benoit Antheaume ve Larousse Ansiklopedileri bu konuda çok güzel bilgilere sahip.)
    ___________________________________________________________

    Bugün dünyanın en soğuk bölgesi Antarktika'dır. Antarktika'nın %98'i buzullarla kaplıdır. Antarktika'da yaklaşık on beş milyon yıldır değişmeyen bir buz takkesi bulunmaktadır. Kıtadaki buz tabakası gelen güneş ışınlarının %80-85'ini geri yansıtmaktadır. Bunun sonucunda Antarktika kıtası bu denli soğuk olmaktadır. Antarktika bu soğuk etkisiyle dünya üzerindeki iklim sistemine büyük etkisi vardır.
    (www.geocities.com/cografya_otto/makaleler/iklim.htm)
    ___________________________________________________________

    Antarktika'da bir buz tabakasının eridiği ve 7000 yıl içinde dünyada denizlerin seviyesinin 4.8 metre yükseleceği ileri sürüldü.
    Washington Üniversitesi profesörlerinden John O. Stone, Journal Science'da yer alan makalesinde, kayaların buzlardan ayrıldığı anda jeolojik ölçümler alındığını kaydetti. (Basın)
    ___________________________________________________________

    ayrıca bkz.
    www.cevre.gov.tr/cevrehukuku/antartika.htm (Antarktika Andlaşmasi Metni)
    cografya.dostweb.com/buzullar.htm (Buzullar)
    cografyadunyasi.8m.net/8/ guneydekibuzkaplikita-antarktika.htm
    ______________________________________________________

    Not: Daha önce hatayla Antartika yazmışım, Turuncu Gece rumuzlu arkadaşımıza, hatamı gösterdiği için teşekkür ederim.
    ______________________________________________________

  • çingeneler30.05.2003 - 21:13

    Çingenleri herkes bilir, ama iyi tanımaz. Bir topluluğa bağlı olma duygusuyla aralarında ilişkiler bulunan çeşitli grupların bir mozaği olan Çingeneler, bütün dünyaya yayılmış, gelişme halinde, sayıca çok ve genç bir toplum oluşturmaktadır: 12 Avrupa Topluluğu devletindeki sayıları (90’lılarda) tahminen 1,200,000’ü bulan Çingenelerin yarısı 16 yaşın altındadır.

    Yüzyıllar boyu kendilerine karşı geliştirilen olumsuz politikaya direnmeyi bilen Çingenelerin bir çok özelleği vardır. Yüzyıllardır süre gelen göçmenlikleri hiçbir zaman belli bir yerden başlamamıştır; Çingeneler için “vatana dönüş” de bir anlam taşımaz. “Toprağa bağlı” denilen toplumlardan farklı ve ülkenin sadece uyruğu olan Çingeneler çoğu zaman göçmendirler veya göçebeliğe eğlimleri vardır; yerleşik toplumlar gibi bağımlıkları yoktur, gittikleri yer onlarındır, sınırları sosyal ve psikolojiktir. “Toprağa bağlı olmayan” toplumlardan da farklı olarak, şimdiye kadar, ne çevrelerindeki topluma sosyal, ekonomik ve mesleki bakımdan katılmış, ne de yerel idarelerle siyasi bir ilişki kurmayı düşünmüşlerdir. Bir kenarda yaşar, başkalarında tedirginlik uyandırır ve yabancı olarak kalırlar.

    Çingenelere, günümüzde kendilerine bir kimlik tanımaya ancak daha çok donup kalmış geçmişe bağlı folklor bağlamında bir kimlik tanımaya daha yatkın bir çevreyi şaşırtrak, kendi varlık ve kültürlerini dini (çingene Bayramı) ve siyasi (Çingene kurumlarının geliştirilmesi) temel hareketlerle açıklıyor ve koruyorlar. Kendini bugüne kadar pek belli etmeyen azınlık 20. yüzyılın sonlarında su yüzüne çıkmaya başlamıştır…

    Çingene esas olarak göçebe bir toplumdur. Yer değiştirmekte kullandıkları araçlar, çok ender olarak moderndir; yerel yönetimlerin kendilerine ayırdığı yerlerde kamp kurarlar. Her zaman ev sahiplerinin bağnazlık ve hoşgörüsüzlüğünün kurbanı olmuşlardır. Onlar için en kötü dönemlerden biri nazi soykırım dönemidir; yüzbinlerce Çingene bütün batı Avrupa’dan kamplara, özellikle Auschwitz kampına sürgün edildi; şimdi Almanya’dan bunun onarılmasını istiyorlar. Bugün Çingene kültürü din alanında bir yenilenme yaşıyor.

    Çingeler hakkında Larousse'den ve Jean-Pirre Liegois’ten bilgiler aktarmaya devam edeceğim. Türkiye ve Avrupadiki çingelerden, yaşam biçimlerine kadar tarihsel, politik ve sosyal açıdan bahsetmeye çalışcağım.
    ____________________________________________

  • fonetik alfabe30.05.2003 - 17:12

    Fonetik ses bilgisidir... Sıfat olaraksa 'sesleri bütün özellikleri, ayrıntılarıyla gösteren, sesçil'.

    Fonetik Alfabe, bilirsiniz hani bir kelimeyi karşıdaki insanın doğru anlaması için harf harf söylerken dilimizde A için Ankara, B için Bolu, C için Ceyhan gibi şehir isimlerden yola çıkarak harfleri kodlamadaki standard kelimelerdir.

    Bunu bazı Ülkeler standart olarak kullanırlar. Mesala dünyada şuan (kullanımında zorunluluk olmadan) standard olarak kabul edilen uçaklarda telsizleşme ilgili olarak 2. Dünya Savaşından sonra 'Allied Armed Forces' tarafından geliştirilip esas NATO'nun kullandığı 'Phonetic Alphabet' versiyonudur:

    Harf - Uluslararası - Türkçe
    A - Alfa - Ankara
    B - Bravo - Bursa
    C - Çarli - Ceyhan
    Ç - Çankırı
    D - Delta - Denizli
    E - Eko - Edirne
    F - Foxtrot - Fatsa
    G - Golf - Giresun
    H - Hotel - Hopa
    I - İndia - Isparta
    İ - İzmir
    J - Juliet - Jale
    K - Kilo - Kayseri
    L - Lima - Lüleburgaz
    M - Mike - Manisa
    N - November - Nazilli
    O - Oscar - Ordu
    Ö - Ödemiş
    P - Papa - Pazar
    Q - Quebec -
    R - Romeo - Rize
    S - Sierra - Samsun
    Ş - Şarköy
    T - Tango - Trabzon
    U - Uniform - Urfa
    Ü - Ünye
    V - Victor - Van
    W - Whiskey -
    X - X ray -
    Y - Yankee -Yalova
    Z - Zulu - Zonguldak
    __________________________________________________

    www.fsturk.net/simulator/lesson/dersler/default2.htm (
    www.qsl.net/ta1dx/amator/phonetic_alphabets.htm (İngilizce Tüm Bilgiler)
    __________________________________________________

    Anadolu'dan Yunanistan'a getirilmiş olan bir iki önemli şey arasında, Fenike'den alındığı iddia edilen bir alfabe vardır. Bu fonetik alfabe, ilk önce Anadolu'da kullanıldı. (www.anadoluaydinlanma.org/yazilar/anadolununanakarayaetkileri.htm)

    Dünyanın bilinen en eski fonetik alfabesi Mısır'da bulundu. - Mısır'da bulunan fonetik abece, İ.Ö.3000'de Erzurum'daki Cunni mağarasında örneklerini gördüğümüz İSUB-ÖG tipi ön-Türk abecesi olmalıdır. (arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/99/11/23/yazarlar/15yaz.htm)
    __________________________________________________