Cem Karaca'nın tekbir sesleriyle uğurlanışıyla aynı soru gündeme geldi: Dünün rockçıları bugün dine mi dönüyor?
Tanrı sahnede!
Onları materyalizmin devrim marşlarıyla tanımıştık.Cem Karaca tekbirlerle gömülmek istedi.Timur Selçuk, 'Ben namazını kılan bir sosyalistim' dedi. Mahzar Alanson 'Yandım Yandım'ı Hz. Muhammed için yazdığını söyledi.Ne oluyor? Popçular mı dindarlaşıyor? Yoksa din mi popülerleşiyor?
Yıllar önce bir mizah dergisinde bir karikatür vardı: 'Ateizm konferansı'nda konuşacak hatip, kuliste diz çökmüş dua ediyor: 'Tanrım, bağışla ne olur? Bir kere girmiş bulunduk bu yola...' Türkiye'de adı Marksist sol çizgiyle özdeşleşmiş kimi müzisyenlerin çekmecelerinden kutsal kitaplar çıkması, akla bu karikatürü getiriyor. Acaba ateist hareketlerin starları, devrim marşları söyledikleri dönemde de sahne almadan kuliste dua ediyorlar mıydı? Yoksa 'beklenen devrim'in bir türlü gelmemesi mi onları uhrevi bir dünyanın kollarına çekti? Geçici bir moda mı bu? Yoksa ideolojinin boşluğunu inanç mı doldurdu?
Alkışlar ve tekbirler
Cem Karaca'nın ölümünün ardından Zaman gazetesinde Fetullah Gülen'in bir veda ilanı yayınlandı. Bu, 'Hocaefendi'nin daha önce bir şiirini seslendiren sanatçıya vefa örneği olarak yorumlandı. Karaca, 'son fotoğraf'ında babasının mezarı başında dua ediyordu. Kendisi de vasiyeti üzerine Abdülbaki Gölpınarlı'nın cenazesinin kaldırıldığı camiden, alkışlar yerine tekbirlerle uğurlandı ve başucunda dua ettiği babasının yanına gömüldü. Bütün bunlar, onu 'devrimin şanlı yolunda, ilerleyen halklar' için söylediği 1 Mayıs marşıyla anımsayan kimi hayranları için şaşırtıcı oldu. Ne olmuştu da, 'devrimci Cem', alkıştan sıkılmış ve son yolculuğuna tekbirlerin eşlik etmesini istemişti? Cem Karaca'nın soyağacını ve biyografisini inceleyenler bu soruya tekil yanıtlar bulabilirler. Ancak işin, onu aşan bir yanı var. Çünkü Karaca, cebinde tespih bulunan ilk 'solcu müzisyen' değil; son olmayacağı da kesin... Ondan 5 yıl önce, yine meydanlarda işçi sınıfının 1 Mayıs marşını seslendirmesiyle tanıdığımız bir başka müzisyen Timur Selçuk, Nebil Özgentürk'e şöyle diyordu: 'Namazını kılan bir sosyalistim ben... Daha iyi bir yöntem gelirse bir dakika sosyalizmle kalmam, yeni yönteme geçerim. Ama esas gönül pınarım, kaynağım o başucu kitabımdır. Ondan (Kuran'dan) son nefesime kadar vazgeçmem. Başucu kitabımla sosyalist ahlâkın çok uyuştuğuna inanıyorum. Çünkü orada insandan, emekten yana bir şeyler var. Ama Marksist miyim? Hayır. Çünkü ben Allah'ı inkâr edemem. İşçi sınıfı diktatörlüğünü kabul edemem. Sosyalizmin altından çok sular aktı. İbadeti reddeden bir Marksizmi ben de reddediyorum.' Selçuk, eskiden beri bu görüşte olduğunu söylüyordu, ancak 1970'lerdeki dinleyicileri onun marşlarıyla coşup işçi sınıfı diktatörlüğü için sloganlar atarken, sahnedeki adamın konserden sonra namaza gittiğini bilmiyorlardı. O, bunun nedenini şöyle açıklıyordu: 'Bize 'İbadet, Allah'la kul arasındadır' diye öğretildi. Ayetlerde de 'İbadetini yüksek sesle yapma, bunları gösteriş için kullanma' dendi bize... Babamız da bunları söyledi. Ama ne zaman '90'lara geldik, ne zaman ki bir takım insanlar o eşsiz başucu kitabını oya tahvil etmek için bunun bezirganlığını yapmaya başladılar, 'Babacığım, kusura bakma, ben artık konuşuyorum' dedim: 'Ben de ibadetimi yapıyorum arkadaş, senden daha da dindarım. Çünkü oy istemiyorum insanlardan. Üstelik sosyalistim' Bitti.' İşte başka bir örnek... Dönemin solcularından sayılmasa da dindar bir görüntü de arzetmeyen Mazhar Alanson, NTV'de Gani Müjde'nin programında, sevdalıların birbirlerine söyledikleri son 'hit'i Yandım Yardım için şöyle diyordu: 'Yandım Yandım'ı Hz. Muhammed için yazdım. Mekke'de, Kâbe'ye ilk gittiğim gün, o şarkının 'yandım yandım' sözü çıktı. Mekke'deki ikinci günümde ise '...ki ne yandım' kısmını ekledim. Daha sonra yazılan 'Bana yeniden şarkılar söyleten kadın' mısrası ise hayali bir sevgiliye ithaf edildi. Herkes bu şarkıyı bir kadın için yazdığımı sanıyor, ama öyle değil. Böyle garip bir adamdan bunu beklemezsiniz.' Sufi'nin yazarı Mazhar da 'Sevdadan geçme faslında'ydı artık, 'Mevla'yı bulma yollarında...'
Cat Stevens'tan Cohen'e Bu, bize özgü bir akım değil... Son 30 yılda Batı müzisyenleri arasında sıkça rastlanan bir durum... En tanıdık örneği, Cat Stevens... Uyuşturucuyla dibe vurduğu 27 yaşında Kuran'la tanışıp Müslümanlığı seçen ve Yusuf İslam adıyla kendini İslam'ın emrine veren pop yıldızı... Bir başka örnek, 'Acımız arttıkça daha çok Tanrı'ya ihtiyaç duyuyoruz' deyip maneviyat tahkimi için Hindistan yollarına düşen Beatles... Ve 70'lerde girdiği derin buhranı atlatmak için Zen'e sığınan ve sonunda Guru'sunun peşine düşerek 5 yıl boyunca Güney Kaliforniya'daki bir dağda, yaşlı hocasının aşçısı olarak tapınağa kapanan Leonard Cohen... Peki ne oluyor? Popun starları mı dindarlaşıyor? Yoksa din mi popülerleşiyor? Papa'nın huzurunda ters dönerek break dansı yapan popçular mı ibadete yöneldi, yoksa çağın ihtiyaçları doğrultusunda donuk kilise korolarını birer rock ayini haline çeviren papazlar mı moderniteye boyun eğdi? Paranın, şöhretin, içkinin, uyuşturucunun, seksin hükmettiği bir dünyanın hükümdarlarının secdeye gelmesini nasıl izah etmeli? Mütemadiyen altında oldukları ışık, renk ve ses alemi, aydınlatmak yerine karartıyor mu dünyalarını...? Aradıkları ışığı maneviyatta mı buluyorlar? Karşı karşıya oldukları yoğun fiziki baskı onları metafizik bir dünyaya mı itiyor? İlişkilerin yüzeysel, geçici, çıkarcı, sahte olduğu bir dünya içinde, mistik olan cazibe mi kazanıyor? Yoğun ilginin getirdiği bir anlam kaybı, anlam arayışını mı getiriyor beraberinde..? Sahnede kazanılan yarı-Tanrısal konum, onları Tanrı'ya mı yaklaştırıyor?
Tanrı'nın dönüşü
Belki de bu soruların yanıtı, modernizmin din karşısındaki yenilgisinde saklı... Tanrı'yla zıtlaşarak bayrağını açan modernite, dindarlığı hep köylülük alameti olarak gördü ve aşağıladı. Buna karşın (ya da bu yüzden) dindarlar da modernliği ateistlikle eş gördüler ve direndiler. Ancak bu özdeşleşme ilkin Batı'da çözüldü. Ağır kimlik krizlerinin ardından 'Tanrı'nın dönüşü'ne tanık olundu. Ateizmin karargahı Sovyetler'in duvarı yıkılırken kilise ayakta kaldı. Avrupa'da kiliseye gidenlerin sayısı azalsa da, dinin etkisi çoğaldı. Zamanla aynı gelişme Türkiye'de gözlenir oldu. Daha önceleri 'Tanrıtanımaz' olmasalar da 'din-dışı' bir hayat süren modern kesimler, Ramazan'da iftar sofralarında buluşmaya başladılar. Modernizm vaatlerini tutamayıp yoruldukça, din, biçare yüreklere yeniden yerleşti. Bu eğilimin öncüleri de 'toplumun sinir uçları' kabul edilen duyarlı sanatçılar oldu. Maneviyata en sıkı sarılanlar, maddiyata en çok dokunanlar arasından çıktı. Sol bir maziden İslam'a evrilen İsmet Özel de bir şiirinde 'Küfre yaklaştıkça inancım arttı' demiyor muydu?
Maileme ilginç bir yazı geldi sizlerle paylaşayım dedim:
Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandigimiz 'Alo' sözcügü, gerçekte bir sevgilinin kisaltilmis adidir.
Sevgilinin tam adi Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kiz, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hatti sevgilisinin evine çekmisti. Atölyesinde telefon çalinca arayanin Allessandra Lolita Oswaldo'dan baskasi olamayacagini bildiginden Graham Bell, telefonu açar açmaz 'Allessandra Lolita Oswaldo' diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adini kisaltarak hitap etmeye basladi ve telefonu her açisinda onu 'Ale Lolos' diye karsiladi.
Çalismalari uzadikça Graham Bell, sevgilisinin adini daha da kisaltti ve iki heceli bir ad buldu. Bu kisa ad 'Alo' idi. Allessandra Lolita Oswaldo,gelistirip, tüm kente yaymaya çalistigi telefondan baska birsey düsünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsiz olmaya baslayinca Graham Bell'i telefonuyla basbasa birakip onu terketti.
Yasli Bell, sevgilisinin birgün onu arayacagi umuduyla telefonun basindan ayrilmadi.Kentte çekilen telefon hatlarinin sayisi da giderek artmaya baslamisti. Graham Bell'i artik baska kisiler de ariyordu. Fakat o, telefonun her çalisinda kendisini sevgilisinin aradigini sanarak telefonunu 'Alo' diyerek açiyor ve artik herkes 'Alo' diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtiklarinda Alexander Graham Bell'in anisina saygi olarak 'Alo' demeye basladi.
Bugün tümümüzün kullandigi 'Alo' sözcügü iste o günlerden günümüze uzanmaktadir.
Astronomide, kürenin hareketi üzerine bir tefsir yazmıştır: Kitab fi-Hareket el-Falak. Aynı zamanda Almagest'i özetlemiş ve iki bölüme ayırmıştır: kürelerin tanımı ve kürelerin hareketi. Almagest'in bu özeti, İbranice'den Arapça'ya 1231'de Jacob Anatoli tarafından tercüme edilmiştir... devamı: http://www.atominsan.com/ibn_rusd.htm
Batı' ya Aristoculuğu Öğreten Bilgin:İbn-i Rüşd (Averroes,1126-1198) İbn Rüşd, yalnız büyük bir filozof değil, aynı zamanda kendisine yapılan baskılara karşın görüşlerinde direnen büyük bir adamdır. devamı: www.atominsan.com/bati_ve_islam.htm
Endülüs'ün yetiştirmiş olduğu en büyük filozoflardan ve hekimlerden birisi olan İbn Rüşd (1126-1198) ... devamı: www.bilimtarihi.gen.tr/kimkimdir/ibn_rusd.html
Latince adı Averroes olan İbn Rüşd, İslami geleneklerle Yunan felsefesini bütünleştiren bir felsefeci. Kordoba'da kadılık yapıyor. devamı: arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/ turk/98/12/13/yazarlar/58yaz.htm
Amerika Birleşik Devletleri'nin iki parti sistemi ölmüştür. Sistem insanların güvenini kaybetmiştir. Seçimlerin sunduğu tercihler hep yanlış tercihler olduğu için giderek az sayıda insan seçim sandığına gitme zahmetine katlanıyor. İki parti isteminin son çanı, Kongre'nin Georgia'dan üyesi Bayan Cynthia McKinney'in Demokrat Parti önseçimlerindeki yenilgisiyle çalmıştır.
Demokrat Parti önseçimlerinde Cynthia pusuya düşürüldü; hasımları binlerce Cumhuriyetçi seçmeni Cynthia aleyhine oy kullanmak üzere getirdi. Cumhuriyetçiler ışığı gördüler mi? Counterpoint'ten Alexander Cockburn'un başka bir açıklaması vardı: 'Tomar tomar Amerikan Yahudi parası Cynthia'nın rakibine aktı. [Yahudilerin sahibi olduğu, editoryal kontrolünü elinde bulundurduğu] Washington Post ve Atlanta Constitution'da Cynthia'ya durmadan çamur atıldı'.
'Cynthia, Yahudi lobisinin ilk Afro-Amerikan kurbanı değildi'. Yeniden Yapılanma'dan bu yana Alabama'dan seçilmiş ilk zenci Kongre üyesi olan Earl Hilliard, Cockburn'a göre 'Orta Doğu'da birazcık tarafsızlık istediği için devlet dışındaki Amerikalı Yahudi kuruluşlarından akıtılan para tomarlarıyla' yenilgiye uğratıldı.
Cockburn'un vardığı sonucu Stephen Zunes reddediyor, Cynthia'yı yenilgiye uğratanların savaş yanlısı güçler olduğunu vurguluyor. 'Tek amaçları Kongre'nin sivil hakları, emeği ve çevreyi en fazla savunan, Başkan George W. Bush'u sözünü esirgemeden eleştiren üyesini yenilgiye uğratmak olan binlerce muhafazakâr Cumhuriyetçi, Demokrat Parti önseçiminde oy kullandı. Bu Cumhuriyetçiler, bilhassa McKinney'in Başkan Bush'un 'terörle savaş'ına yönelik eleştirilerine öfkeleniyordu. Rakip Majette'e en fazla katkıda bulunanlar arasında hatırı sayılır sayıda büyük Cumhuriyetçi bağışçı ile genelde Yahudi etnik bağlantılarıyla bilinen birkaç isim vardı'. Bu satırlar, 'Cyhthia McKinney'in Yenilgisi İçin Yahudileri Suçlamayın' başlıklı (ki bu başlık çok yerindedir) bir makale yazan Zunes'a it.
Cynthia'nın yenilgisini, Yahudi lobisine karşı çıkma cesareti gösteren bir diğer zenci Kongre üyesi Hilliard'ın yenilgisine bağlayan Edward Herman, Zunes'ın vardığı sonucu reddediyordu. 'Her iki seçimdeki emsalsiz faktör, politikalarına karşı gelme cesaretini gösteren bu iki zenciye yönelik [Yahudi] öfkesiydi. [Yahudi lobisinin] Alabama ve Georgia seçimlerine zorla müdahil oluşu ve Hilliard ile McKinney'in başarılı bir şekilde devreden çıkarılması, mantıki olarak, zencilerin yasal hileler veya baskıyla değil de para gücüyle bir tür oy haklarının elinden alınmasıdır ve buna kuvvetle karşı çıkılmalıdır'.
Bu siyasi dedektif romanında, iki potansiyel suçlu (Yahudi Lobisi ve Savaş Partisi) arasında bir tercih yapma lüksüne sahibiz. İsimlere bir göz atalım. Bağlantıyı sağlayanlar, William F. Buckley'in National Review Magazine dergisinden John Podhoretz, David Horowitz ve Jonah Goldberg tarafından organize edildi. Bunlar, Temsilciler Meclisi eski başkanı Newt Gingrich'e ve 'Ulusal Savunma Danışma Konseyi'nden Richard Perle'e (ki Wolfowitz kliği olarak da bilinirler) ilham verdiler. Georgialı olan Gingrich ince işleri yaptı.
Yahudi Lobisi, Savaş Partisi'dir. Birbirlerine yakından bağlı, Yahudilerin üstünlüğüne inananlarla onların Musevi olmayan neo-konservatif müttefiklerinden oluşan bir parti bu. Joe Sobran, 1990'da sürekli İsrail'i destekleyen yorumcuların bir listesini çıkarmıştı: Podhoretz, Rosenthal, Dershowitz, Martin Peretz, George Will, Mortimer Zuckerman, Morton Kondracke, Jeane Kirkpatrick, Kenneth Adelman, Amos Perlmutter, Eric Breindal, Cal Thomas, Max Lerner, Ben Wattenberg, Charles Krauthammer, William Saphire, Fred Barnes... Şimdi bu isimlerin hepsi Savaş Partisi'nin savunucuları olarak sivrildiler.
Bill White, Sobran'ın listesindeki adamların hayat hikayelerinin izini sürdü. 'Bu adamlar hâlâ sadece etrafta değil, aynı zamanda iktidardadırlar. Bush yönetiminin perdesi arkasına sinmiş durumdalar. Amerika'nın artık yönetime İsrail'in sızmasından bir endişesi yok. Bunun yerine, Amerikan hükümeti Siyonist terör devletinin bir ileri sömürge karakolu haline gelmiştir. Norman Podhoretz, her zaman olduğu gibi elbette yine savaş çığırtkanlığı yapan herifin biri. David Frum, şimdilerde İkinci George'un bizi savaşa sürüklerken yaptığı konuşmaları yazıyor. ['Şeytan Mihveri' konuşmasını o kaleme aldı]. Alan Dershowitz, CBS'in ifadesiyle, şimdi 'muhabir Mike Wallace'a, işkencenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor', ırkçılığı harekete geçiriyor.
Bu şekilde, Gore ve Bush'da olduğu gibi, gerek Cumhuriyetçiler gerekse Demokratların içine sızılıyor gibi. Irak'la savaş daha erken başlayacak. İki eski partinin yerini şimdi iki yeni parti aldı: Barış Partisi ve Savaş Partisi.
Barış Partisi, Amerika'yı dış maceraların dışında tutmaya, ekonomiyi canlandırmaya, sıradan Amerikalının hayatını iyileştirmeye çalışıyor. Barışın sözcülerinden yazar Gore Vidal, Cumhuriyetin değerlerini koruma ve emperyal ihtiraslardan vazgeçme çağrısı yaptı. Savaş Partisi ise, ABD'yi yabancı çıkarlar için bir savaş makinesine dönüştürmek, Irak'ı yoketmek, Suudi Arabistan'ı ele geçirmek, Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmek, İsrail'i dünyanın yeni merkezi yapmak istiyor. Yahudi Lobisi, Savaş Partisi'nin itici gücü haline geldi. Orta Doğu'daki din kardeşleri için Yahudilerin samimi bir endişesi yok. Allah bilir, Barış Partisi'nde de yeterince Yahudi vardır. Noam Chomsky, Howard Zinn ve pekçokları, barışa destek verip Üçüncü Dünya Savaşı'nı reddettiler. Fakat örgütlü Museviler, Yahudi devletini dünya politikasındaki en kuvvetli güç yapmayı umarak savaşı seçtiler. Her politikacıdan sadakat yemini istediler; yani sadece Amerikalılar için marjinal olan Filistin sorunu konusunda değil, aynı zamanda merkezi bir sorun olan ABD'deki iktidar meselesinde de Yahudi Lobisi'nin talimatlarına uyma sözü. Cynthia reddetti bunu.
Cynhia McKinney, Yahudi Lobisi/Savaş Partisi'nin hedefi haline geldi. Çünkü o sadıktı, inatçıydı, dürüst ve merhametliydi. Sadıktı, çünkü sadakatinin seçmenlerine, Georgia halkına olduğunu düşünür. İnatçıydı, çünkü İsrail'e körü körüne destek vermez Cynthia. Dürüsttü, çünkü o seçmenlerinin cebinden para alıp Tel Aviv'e göndermez. Merhametli bir kadındır, çünkü Georgialı gençleri ufuktaki Üçüncü Dünya Savaşı'nda Irak'ın nehir vadilerinde, Arabistan çöllerinde ölüme göndermez. Bir Afro-Amerikan için, simgesi yerli bir getto etrafına dolanmış dikenli tel olan bir ülke için savaşta ülkesini tehlikeye atmanın bir mantığı yoktur. İktidar için yanıp tutuşmadıkları sürece başka adaylar için de bir mantığı yoktur.
Cynthia'nın hatası, Demokratlara güvenmekti. Bağımsız aday olsaydı daha iyi olacaktı. Bir tek güce, İsrail'i destekleyenlerin at gözlüklü medya ağına güvenmekle her iki 'eski parti' de geçersiz hale geldi. İki parti de, barış yanlısı, emperyalizmi reddeden ve yeni bir vizyona dayanan yeni bir güç tarafından etkisiz hale getirilmelidirler. İnsanlar, iki parti sistemi tuzağından giderek bıkmış durumda. Modelleri değiştirmenin, yeni ittifaklar kurmanın, eski rekabet ve nefretleri (herşeyden önce ırklar arası çatışmayı) reddetmenin zamanıdır şimdi.
İsrael Şamir: “Yahudiler olarak ya tövbe edeceğiz, ya da helak olacağız”
İsrael Şamir, bir Rus Yahudisi. Filistin topraklarına giderek Yafa şehrine yerleşmiş. Gazeteci-yazar. Tel Aviv’de bir rüya gördüğünü, savaş elbiseleri giymiş bir meleğin karşı duvara üç kelime yazdığını görmüş: “Mene, Tekel ufarsin.” Yani, 'imtihandan geçtiniz ve kaybettiniz! ’. Şamir, 'Ya Ninova halkı gibi tevbe edip kurtulacağız, ya da Sodom kenti ahalisi gibi helak edileceğiz.' diyor.
“Kaybedilen Ateş İmtihanı”
İsrael Şamir Allenby Caddesi'nin rengarenk eğlence yerlerinde, Tel Aviv'in zevkli gecelerinde kalabalık restoranlarda iken bir düş gördüm. Savaş elbiseleri giymiş bir melek bana geldi ve karşımdaki duvara üç kelime yazdı: Mene, Tekel ufarsin. Benim Melekçe-İngilizce sözlüğüm şöyle bir karşılık veriyor: İmtihandan geçtiniz ve kaybettiniz.
Bunlar İsrail halkının en kara günleri. Kapkara, çünkü bizim ve babalarımızın yası ve isyanının yok hükmünde olduğu ortaya çıktığından. 1968'de genç bir Rus Yahudisi (ben) doğduğum Rus şehrinde duvarlara 'Çekoslovakya'dan elinizi çekin' yazmıştı. Rus Yahudi şair Aleksandr Galiç'in güzel ve kalın sesi gürlüyordu: Yurttaşlar vatanımız tehlikede, çünkü tanklarımız yabancı topraklarda! Bazı Rus Yahudiler Kızıl Meydan'da istilaya karşı gösteri yaptılar ve polis tarafından dövüldüler. Biz Rus tanklarının Budapeşte'ye, Prag'a ve Kabil'e girişini protesto ettik; çünkü onuru, yanlış anlaşılmış bağlılık ve insanlığı da kan bağlarının üstünde tutan Rus yurttaşlardık. Aynı sıralar Amerikalı Yahudi çocuklar kendi ülkelerinin Vietnam'a girişine karşı gösteri yaptı; Avrupalı Yahudi kız ve oğullar da ırkçılığa karşı mücadele ediyordu. Yıllar geçti, ve şimdi bizim Yahudi tanklarımız yabancı toprakta.
Yahudi ordumuz sivilleri öldürüyor, evleri yıkıyor, milyonları açlığa mahkum ediyor ve Filistin köylerini ablukaya alıyor. İşlediğimiz suçlar Çeçenistan ve Afganistan'daki Rus zulmünü, Vietnam'daki Amerikan zulmünü, Bosna'daki Sırp zulmünü geçti. Şüphesiz Yahudi aydınlar kitle halinde Pennsylvania Avenue'da, Trafalgar Square'de gösteri yapıyorlar; Amerikalı Yahudiler seslerini Filistinlilerin Amerikan silahlarıyla donanmış katillerine karşı yükseltiyorlar, Rus Yahudileri Kutsal toprakların esir Gentilelerinin (2) insan hakları için seslerini yükseltiyorlar mı? Merak etmeyin bizim okumuşlarımız da Yahudi askerlerimize cesaret veriyorlar, Yahudi keskin nişancılarımızın becerikliliğini övüyorlar ve Filistin'in bütün Gentilelerini bir anda toz haline getirecek gücümüz varken kendimizi hergün birkaçyüz ölü ve yaralı ile sınırlayan Yahudi halkının insancıllığını göklere çıkarıyorlar.
Pale yerleşiminde yaşayan büyükbabam Rus Çarlığı içinde Yahudilerin özgür seyahatine çıkarılan engellerden yakınırdı; bizim kuşağımızda ise Anatoli Şaranski insan hakları için mücadelenin bir sembolü oldu. Kendi ülkemizde ise Gentileler rezervasyonlara ve toplama kamplarına kapatıldı; Pale bunların yanında soluk kaldı. Bir Filistinli bir Yahudi resmi belgesi olmadan komşu köye gidemez; sürekli bizim kontrolcülerimizce kontrolden geçirilir. Denizin ancak hayalini kurar; atalarının evinin önünü yıkayan denizin. Filistinlileri plajlarımızın saflığını kirletmeye bırakmıyoruz.
Ostrovski Mossad ajanlarının bir Ortadoğulu diplomatın evine Jimmy Carter zamanında mikrofon yerleştirdiklerini bildirdi. Amaç ABD'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Andrew Young'ı taciz etmekmiş; çünkü o FKÖ temsilcileriyle gayrıresmi görüşmeler yapmaya çalışıyormuş. Young FKÖ'nün gayriresmi BM temsilcisi Zehdi Lebib Terzi ile bir ortak dostları diplomatın (Kuveyt elçisi Abdullah Yakup Bişara'nın) evinde 'tesadüfen' karşılaştığında Terzi'nin haberi olmadan Mossad ajanları tarafından gizlice yerleştirilmiş dinleme cihazları bu görüşmenin her kelimesini kaydetmişler. Olay kısa süre sonra Siyonistlerin en saygın Amerikalı propaganda organı olan The New York,Times'da manşet haber olmuştu. Başkan Carter kamuoyu baskısına dayanamayarak Young'un istifasını istedi. Böylece ABD hükümeti ile FKÖ arasında ilişki kurmak için atılmış bu ilk adımlar tarihin tozlu sayfalarına gömüldü ve 23 Eylül 1979'da Young görevinden istifa etti. Bir Afro-Amerikan (siyahi) olan Young bundan sonra hiçbir zaman üst makamlarda görev alamadı.
Yıllarca Yahudiler işte ve eğitimde ayrımcılığı protesto ettiler. Kendi devletimizde ise tam bir milli ayrımcılık yarattık. Kendi kamu elektrik şirketimizde 13.000 çalışandan sadece altısı Gentiledir; yani % 0,0004. Gentileler Şeria Nehri ile deniz arasındaki topraklarda nüfusun %40'ını oluştururlar; ama sadece dörtte birinin oy hakkı vardır. Anayasa Mahkemesi'nde, hükümette, hava kuvvetlerinde, gizli serviste Gentile yoktur. En büyük liberal gazetemiz olan Haaretz'in yazı kadrosunda tek bir Gentile bile yoktur.
İşte bu nedenle Diaspora (3) Yahudilerinin her şikayeti bu olaylar ışığında yeniden yazılmak zorundadır. Biz insan hakkı için mücadele etmiyoruz; Yahudi hakları için mücadele ediyoruz. Özgür seyahat ve seçim hakkını mı savunuyoruz? Sadece Yahudiler için. Evrensel seçme ve seçilme hakkından sözediyoruz; ama kasdettiğimiz Yahudilerin seçmesi ve seçilmesi. İstila ve işgale itirazımız yok; biz istila ve işgal ettiğimiz sürece. Makineli tüfekli bir cani karşısında ellerini kaldırmış çocuğun resmi, ancak o bir Yahudi çocuğuysa bizi sinirlendiriyor. Gentile çocuğu rahatça vurulabilir.
Bialik 'Şeytan'ın bile hayalinde çocuk cinayeti için uygun ceza yoktur' dediğinde kasdettiği 'bir Yahudi çocuğu' idi. Pogromlarda (4) olanlardan dehşete düştüğünde dehşeti Yahudiler şiddete uğradığı içindi. Yoksa pogrom bizatihi yanlış birşey değildi. Yukarı Nasıra Yahudileri Gentileler için bir pogrom yaptı; ama hiçbir pogromcu yargılanmadı. Polis onlara birkısım pogrom kurbanlarını öldürürken yardım etti. Bundan da kötüsü Ramallah ve Beyt Jallah'taki pogromlar; savaş helikopterleri ve tanklarla işlendi.
Çarlık Rusyası, 'pogromlar ülkesi'nden büyükbabalarımız nefret eder; ve sonunda onu yok ettiler. Yine de yüz yıllık Yahudi pogromları bizim bir haftada öldürdüğümüzden daha az kurban aldı. Korkunç Kişinev pogromu bile 45 ölü 600 yaralıya malolmuştu. Geçen hafta İsrail'de 300 kişi öldürüldü binlerce kişi yaralandı. Çarlık Rusyası'nda bir pogromdan sonra yazarlar ve aydınlar failleri lanetlendi. Yahudi devletinde ise Tel Aviv'deki gösteriye birkaç düzineden fazla kişi gelmedi; İbrani Yazarlar Birliği de Gentile pogromunu destekledi.
1991'de Rus Yahudilerinin çoğu komünizme karşı ve özel mülkiyet lehinde tutum aldılar. Onların asıl aklında olan Yahudi özel mülkiyetiydi; o sırada biz Gentile mülklerine rahatça el koyuyorduk. Kudüs'ün, Talbiye'nin Eski Katamon'un, Rum ve Alman kolonilerinin en iyi yerlerini gezin ve şahane sarayları görün. Bunlar Gentilelere aitti; Almanlar, Ermeniler, Rumlar, İngilizler, Ruslar, Filistinliler? Hıristiyan ve müslüman. Hepsine el kondu ve Yahudilere verildi. Geçen hafta yüzlerce dönüm Gentile mülkü gaspedildi; yüzlerce Gentile evi alındı ya da yıkıldı.
Tutuklanmasından az önce büyük medya patronu Rus Yahudisi Gusinski İsrail'e geldi ve sınırsız desteğini bildirdi. Aynı zamanda dünyaya çağrıda bulunarak TV'sine elkoymak isteyen Rus makamlarına karşı mücadelesinde destek istedi. İsrail'e desteği gösteriyor ki, Bay Gusinski gaspı etnik duruma göre kabul ediyor. O sadece Yahudi mülkünün gaspına mı karşı; Yahudilerin tutuklanmasına mı karşı?
Gentileler hapislerde müebbed çürüyebilirler, Yahudi devletinde olduğu gibi.
Hiçbirzaman biz Yahudilerin demokrasi, insan hakları ve eşitlikte uzun dönemde elde ettiklerini batıramadık. Alman Nazilerinin sevmediğimiz yanı nedir? Irkçılıkları mı? Bizim ırkçılığımız daha az ve daha zehirsiz değil. Kudüs'te Rusça yayınlanan 'Doğru Söz' gazetesi yüzlerce Rus Yahudisine Filistinlilere karşı ne hissettiklerini sormuş. Tipik cevaplar: 'Bana kalsa Bütün Arapları öldürürüm,' 'tüm Araplar yokedilmeli,' 'tüm Araplar kovulmalı,' 'Arap Araptır. Hepsi yokedilmeli'. Acaba Almanya'da 1938'de daha iyi sonuçlar alınır mıydı? Ne de olsa Naziler bile Yahudi komşularını öldürmeyi 1941'e dek düşünmediler.
Artık doğru konuşalım; biz ırkçılığa başkası öyle olduğunda karşıyız. Biz ölüm mangaları ve gizli operasyonlara bize karşı yapıldığı sürece karşıyız. Kendi katillerimiz, Yahudi özel kuvvetleri bizim övünç kaynağımız. Yahudi devleti, yasal olarak cinayet mangaları bulunduran, katliam politikası güden, Ortaçağ işkenceleri uygulayan dünyadaki tek yer. Üzülmeyin sevgili Yahudi okurlarım, biz sadece Gentileleri asıp kesiyoruz.
Gettolara tıkıldığımızda gettoya karşıyız. Şimdi en liberal Yahudi planı bir gentile gettosu oluşturup telörgüyle çevrilmesi, Yahudi tanklarıyla kuşatılması, ve Yahudi fabrikalarıyla çevrelenerek burada Gentilelere 'Arbeit macht frei' (5) yapılmasını teklif ediyor. Ellerindeki herşeyi aldıktan sonra da bu gettoya bağımsızlık verecekmişiz.
İsrailliler daha anaokulundayken beyinleri yıkanmaya başlanır. Onlara seçilmiş halk oldukları, 'Über Alles' (6) oldukları söylenir. Onlara Gentilelerin tam insan olmadıkları ve dolayısıyla öldürülebilecekleri ve istendiği gibi faydalanılabilecekleri inancı aşılanır. Sonuçta İsrail bir BM kararının, siyonizmi ırkçılık olarak niteleyen kararın 'gereklerini yerine getirmiştir' (tırnaklar çevirenin) . İğrenç olan ise, Sovyetler Birliği'ndeki çok milliyetli eğitimin Yahudi üstünlüğü zehrini zerkeden Siyonist propagandaya yenilmesi. Kutsal Topraklar'da kendi Rus cemaatimin manevi çöküşünden utanç duyuyorum.
Evet, o meleğin ateşten kelimelerini yazdığı gibi, peygamberlerin insanları tövbeye çağırdığı gibi, bizim de seçimimiz var. Ninova (7) yolunu seçebiliriz, tövbe edebilir, çaldığımız mülkü iade edebilir, Gentilelere tam eşitlik verebilir, ayrımcılık ve cinayetleri durdurabilir ve hiç olmazsa kedilerimizin köpeklerimizin yüzü suyu hürmetine Tanrı'dan bağışlanma dileyebiliriz. Ya da bu Şeytani yolumuzda Sodom Kenti (8) ahalisi gibi devam eder ve kızgın Filistin göklerinden yağacak ateş ve kükürt sağanağını bekleriz.
1) Aslı: Acid Test 2) Gentile: Yahudi literatüründe Yahudi olmayan kişi, kişiler, milletler 3) Yurtdışı 4) Pogrom: Doğu Avrupa Yahudi gettosu ve burada yapılan Yahudi katliamı 5) Arbeit macht frei: Almanca: İş özgürleştirir. 2. Dünya Savaşı'nda Alman toplama kamplarında angarya işlerde çalıştırılan esirlere propaganda sloganı. 6) Über Alles: Almanca Herşeyin üstünde, Alman anavatanı için söylenir. 7) İlkçağdaki ünlü Yahudi sürgünü. Yahudiler Ninovalılara yenildiler ve esir edilip buraya sürüldüler. Kutsal Kitaplarda bu olay ahlaksızlıklarına karşı İlahi bir ceza olarak anlatılır. Daha sonra günahlarından tövbe ettiler ve geri döndüler. 8) Sodom ve Gomora: İlkçağda ahlaksızlıklarıyla ünlü iki kent. Kutsal titaplara göre içlerinden çıkan Lut Peygamber'in öğütlerini dinlememişler ve Tanrı tarafından ateş sağanağı ile yokedilmişlerdir.
Aşağıda verdiğim linler ölmüş... En iyisi bulduğum yazılarını buraya aktarmak... Böylece ilgilenenler sabit olarak buradan bulabilirler...
Shamir: Amerika'yı İsrail yönlendiriyor
Yeni Şafak, 24 şubat 2003
İstanbul'da bir konferans veren Musevi entellektüel İsrael Shamir, Irak'tan sonra operasyonun İran, Suudi Arabistan ve Pakistan'la devam edeceğini belirterek, ABD'yi İsrail'in yönlendirdiğini söyledi.
Yahudi entellektüel İsrael Shamir, ABD'nin Irak'a yapmayı planladığı saldırının sebebinin Avrasya'ya yeni bir şekil kazandırmak olduğunu ileri sürdü. Shamir, Irak'tan sonra operasyonun İran, Suudi Arabistan ve Pakistan'la devam edeceğini belirtti. Shamir, İsrail için 'güvenlikli bir alan' oluşturulacağını savundu.
İsrael Shamir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı ve Yarın Dergisi işbirliğiyle düzenlenen Avrasya konferansları çerçevesinde dün CRR konser salonunda 'Avrasyada barış ve istikrar' konulu bir konferans verdi.
ABD'nin arkasındaki güç
Yarın Dergisi yazarları Dr. Altay Ünaltay ve Burhan Metin'in müzakereci olarak katıldığı konferansta Shamir, Afganistan ve Irak operasyonlarının uzun yıllardır hazırlanan bir planın parçası olduğunu vurguladı. Shamir şöyle devam etti:
'Irak'tan sonra sıra İran ve Suudi Arabistan'a gelecek. Amerika'daki güçlü Yahudi lobisi Pakistan'dan Arabistan'a kadar uzanan bölgede güvenli bir alan yaratmak istiyor. Bu bölgenin hakimiyeti de İsrail'e verilecek. İsrail'in bütün dünyaya ABD'nin politikalarını yönlendirme gücüne sahip. Ancak, 'Yapılanları biz yapmıyoruz' havasına giriyor. ABD devlet mekanizmasındaki etkili Yahudiler bu savaşı destekliyor.'
...'Tıpkı bugünkü Amerikan askerleri gibi o zaman da İngilizler bir maşa idi. Osmanlı bölgede istikrarı sağlayan olumlu bir güçtü. Osmanlı yok olduktan sonra bu sorumluluk Türkiye'nin üzerine düşüyor. Türkiye Doğu'nun savunucusu olmak veya Yahudiler tarafından yönlendirilen Batılı bir güce köprü vazifesi görmek arasında tarihi bir tercih yapacak.'
SHAMİR KİMDİR?
Tanınmış İsrailli aydın, yazar, çevirmen gazeteci. Filistinli ünlü bir hahamın soyundan gelmektedir. Rus Bilimler Akademisi'nde matematik ve hukuk okudu. 1969'da İsrail'e göç etti. 1973 Arap-İsrail savaşında paraşütçü ve komando olarak bulundu. Askerliğinden sonra Kudüs İbrani Üniversitesi'nde hukuk öğrenimini bitirdi ancak mesleğe girmedi. Kariyerine gazeteci yazar olarak devam etti. Dünyanın çeşitli ülkelerini dolaştı. Filistin ve İsrailler için 'Tek halk, tek oy, tek devlet' siyasetinin öncülüğünü yapmaktadır.
O zaman sizler dunyanın yuvarlak olduğu ispatlana kadar yuvarlaklığına inanmayanlar gibi bir çok şeye keşfedilmeden ya da icat edilmeden karşı çıkanlardansınız?
O zaman, bilimin ve teknolojinin iyice ilerlediği cağımızda esas yobazlar kimdir sorarım? Engizisyonlar yıkıldı ama yerini kim aldı, kimlerın artık inancı yargılanmaya başladı... Bilim adamlarını akılsız, aptal diye aşağlayan, en küçük neden de içeri atamaya isteyen, çağların nefretini üstlerine kustuğumuz günah keçisi dinci yobazların yerine kimler aldı?
Daha bulmaya çalışın, mikroskoplar, teleskoplarla, formüllerle O'nu bulmaya çalışın... Nefes alışımız, bir su damlası gibi en basit şeyler bile O'nun varlığına delilken, siz farkında olmadan O'nun varlığını ispatlayacak daha çok deliller buldukça O'ndan daha çok uzaklaşacaksınız... Neden mi? Basit bir benzetme yapayım:
Yüce bir dağ düşünün, onu en güzel uzaktan görürsünüz ama yaklaştıkça yavaş yavaş tüm görünümünü kaybedersiniz ve dibine geldiğinizde o ulu dağdan sadece eteklerindeki büyük kaya parçasını görebilirisniz... Keşfetmeye, bulmaya hatta yeni tanrılar icat etmeye devam edin...
Nereye kadar... bir zamanlar bilimi yok etmeye çalışanlar gibi her insanın din musallatından kurtulmasına kadar mı?
Ne kadar eminiz kendimizden, kaç tane yıldız var kaç tane şeytan var?
Emin olalım daha... Bir gün ölüm kapımızı çaldığında, bakalım ''Evde yokum'' ya da ''Evde varım'' diyebilecek miyiz... Hayatta iken bulmadığı esas gerçeği(?) Yok diyen ya da var diyen nasıl kucaklayacak zamanı gelince?
Var ya da yok diyerek; sorumluluklardan kurtulmak o kadar kolay mı?
Peki kendimizi bulduk da mı Allah var diyoruz... Yoksa kendinizi bulamadığınız için mi yok?
Hepimiz evliya ya da alim değiliz ki atomu parçalamış gibi bilimden ya da ermiş gibi dinden bahsetme hakkımız olsun... hakkımız var mı aklımızın ermediğine var ya da yok demeye?
Cevapları buldukça sorular arttı... Sorular bitti de mi cevapları bulduk. Amerikayı keşfettikten önce mi ayak bastık aya... ne bu acele... ne bu kibir..
Güneş doğdu, Hz. İbrahim baktı ama o güneş bile battı... Gözlerim yaşlarla doldu çünkü insan için her gün yeni güneşler doğdu ve battı...
Cem Karaca'nın tekbir sesleriyle uğurlanışıyla aynı soru gündeme geldi: Dünün rockçıları bugün dine mi dönüyor?
Tanrı sahnede!
Onları materyalizmin devrim marşlarıyla tanımıştık.Cem Karaca tekbirlerle gömülmek istedi.Timur Selçuk, 'Ben namazını kılan bir sosyalistim' dedi. Mahzar Alanson 'Yandım Yandım'ı Hz. Muhammed için yazdığını söyledi.Ne oluyor? Popçular mı dindarlaşıyor? Yoksa din mi popülerleşiyor?
Yıllar önce bir mizah dergisinde bir karikatür vardı: 'Ateizm konferansı'nda konuşacak hatip, kuliste diz çökmüş dua ediyor: 'Tanrım, bağışla ne olur? Bir kere girmiş bulunduk bu yola...'
Türkiye'de adı Marksist sol çizgiyle özdeşleşmiş kimi müzisyenlerin çekmecelerinden kutsal kitaplar çıkması, akla bu karikatürü getiriyor.
Acaba ateist hareketlerin starları, devrim marşları söyledikleri dönemde de sahne almadan kuliste dua ediyorlar mıydı?
Yoksa 'beklenen devrim'in bir türlü gelmemesi mi onları uhrevi bir dünyanın kollarına çekti?
Geçici bir moda mı bu?
Yoksa ideolojinin boşluğunu inanç mı doldurdu?
Alkışlar ve tekbirler
Cem Karaca'nın ölümünün ardından Zaman gazetesinde Fetullah Gülen'in bir veda ilanı yayınlandı. Bu, 'Hocaefendi'nin daha önce bir şiirini seslendiren sanatçıya vefa örneği olarak yorumlandı.
Karaca, 'son fotoğraf'ında babasının mezarı başında dua ediyordu.
Kendisi de vasiyeti üzerine Abdülbaki Gölpınarlı'nın cenazesinin kaldırıldığı camiden, alkışlar yerine tekbirlerle uğurlandı ve başucunda dua ettiği babasının yanına gömüldü.
Bütün bunlar, onu 'devrimin şanlı yolunda, ilerleyen halklar' için söylediği 1 Mayıs marşıyla anımsayan kimi hayranları için şaşırtıcı oldu.
Ne olmuştu da, 'devrimci Cem', alkıştan sıkılmış ve son yolculuğuna tekbirlerin eşlik etmesini istemişti?
Cem Karaca'nın soyağacını ve biyografisini inceleyenler bu soruya tekil yanıtlar bulabilirler. Ancak işin, onu aşan bir yanı var. Çünkü Karaca, cebinde tespih bulunan ilk 'solcu müzisyen' değil; son olmayacağı da kesin...
Ondan 5 yıl önce, yine meydanlarda işçi sınıfının 1 Mayıs marşını seslendirmesiyle tanıdığımız bir başka müzisyen Timur Selçuk, Nebil Özgentürk'e şöyle diyordu:
'Namazını kılan bir sosyalistim ben... Daha iyi bir yöntem gelirse bir dakika sosyalizmle kalmam, yeni yönteme geçerim. Ama esas gönül pınarım, kaynağım o başucu kitabımdır. Ondan (Kuran'dan) son nefesime kadar vazgeçmem. Başucu kitabımla sosyalist ahlâkın çok uyuştuğuna inanıyorum. Çünkü orada insandan, emekten yana bir şeyler var. Ama Marksist miyim? Hayır. Çünkü ben Allah'ı inkâr edemem. İşçi sınıfı diktatörlüğünü kabul edemem. Sosyalizmin altından çok sular aktı. İbadeti reddeden bir Marksizmi ben de reddediyorum.'
Selçuk, eskiden beri bu görüşte olduğunu söylüyordu, ancak 1970'lerdeki dinleyicileri onun marşlarıyla coşup işçi sınıfı diktatörlüğü için sloganlar atarken, sahnedeki adamın konserden sonra namaza gittiğini bilmiyorlardı. O, bunun nedenini şöyle açıklıyordu:
'Bize 'İbadet, Allah'la kul arasındadır' diye öğretildi. Ayetlerde de 'İbadetini yüksek sesle yapma, bunları gösteriş için kullanma' dendi bize... Babamız da bunları söyledi. Ama ne zaman '90'lara geldik, ne zaman ki bir takım insanlar o eşsiz başucu kitabını oya tahvil etmek için bunun bezirganlığını yapmaya başladılar, 'Babacığım, kusura bakma, ben artık konuşuyorum' dedim: 'Ben de ibadetimi yapıyorum arkadaş, senden daha da dindarım. Çünkü oy istemiyorum insanlardan. Üstelik sosyalistim' Bitti.'
İşte başka bir örnek...
Dönemin solcularından sayılmasa da dindar bir görüntü de arzetmeyen Mazhar Alanson, NTV'de Gani Müjde'nin programında, sevdalıların birbirlerine söyledikleri son 'hit'i Yandım Yardım için şöyle diyordu:
'Yandım Yandım'ı Hz. Muhammed için yazdım. Mekke'de, Kâbe'ye ilk gittiğim gün, o şarkının 'yandım yandım' sözü çıktı. Mekke'deki ikinci günümde ise '...ki ne yandım' kısmını ekledim. Daha sonra yazılan 'Bana yeniden şarkılar söyleten kadın' mısrası ise hayali bir sevgiliye ithaf edildi. Herkes bu şarkıyı bir kadın için yazdığımı sanıyor, ama öyle değil. Böyle garip bir adamdan bunu beklemezsiniz.'
Sufi'nin yazarı Mazhar da 'Sevdadan geçme faslında'ydı artık, 'Mevla'yı bulma yollarında...'
Cat Stevens'tan Cohen'e
Bu, bize özgü bir akım değil...
Son 30 yılda Batı müzisyenleri arasında sıkça rastlanan bir durum...
En tanıdık örneği, Cat Stevens...
Uyuşturucuyla dibe vurduğu 27 yaşında Kuran'la tanışıp Müslümanlığı seçen ve Yusuf İslam adıyla kendini İslam'ın emrine veren pop yıldızı...
Bir başka örnek, 'Acımız arttıkça daha çok Tanrı'ya ihtiyaç duyuyoruz' deyip maneviyat tahkimi için Hindistan yollarına düşen Beatles...
Ve 70'lerde girdiği derin buhranı atlatmak için Zen'e sığınan ve sonunda Guru'sunun peşine düşerek 5 yıl boyunca Güney Kaliforniya'daki bir dağda, yaşlı hocasının aşçısı olarak tapınağa kapanan Leonard Cohen...
Peki ne oluyor?
Popun starları mı dindarlaşıyor?
Yoksa din mi popülerleşiyor?
Papa'nın huzurunda ters dönerek break dansı yapan popçular mı ibadete yöneldi, yoksa çağın ihtiyaçları doğrultusunda donuk kilise korolarını birer rock ayini haline çeviren papazlar mı moderniteye boyun eğdi?
Paranın, şöhretin, içkinin, uyuşturucunun, seksin hükmettiği bir dünyanın hükümdarlarının secdeye gelmesini nasıl izah etmeli?
Mütemadiyen altında oldukları ışık, renk ve ses alemi, aydınlatmak yerine karartıyor mu dünyalarını...? Aradıkları ışığı maneviyatta mı buluyorlar?
Karşı karşıya oldukları yoğun fiziki baskı onları metafizik bir dünyaya mı itiyor?
İlişkilerin yüzeysel, geçici, çıkarcı, sahte olduğu bir dünya içinde, mistik olan cazibe mi kazanıyor?
Yoğun ilginin getirdiği bir anlam kaybı, anlam arayışını mı getiriyor beraberinde..?
Sahnede kazanılan yarı-Tanrısal konum, onları Tanrı'ya mı yaklaştırıyor?
Tanrı'nın dönüşü
Belki de bu soruların yanıtı, modernizmin din karşısındaki yenilgisinde saklı...
Tanrı'yla zıtlaşarak bayrağını açan modernite, dindarlığı hep köylülük alameti olarak gördü ve aşağıladı.
Buna karşın (ya da bu yüzden) dindarlar da modernliği ateistlikle eş gördüler ve direndiler.
Ancak bu özdeşleşme ilkin Batı'da çözüldü. Ağır kimlik krizlerinin ardından 'Tanrı'nın dönüşü'ne tanık olundu. Ateizmin karargahı Sovyetler'in duvarı yıkılırken kilise ayakta kaldı. Avrupa'da kiliseye gidenlerin sayısı azalsa da, dinin etkisi çoğaldı.
Zamanla aynı gelişme Türkiye'de gözlenir oldu. Daha önceleri 'Tanrıtanımaz' olmasalar da 'din-dışı' bir hayat süren modern kesimler, Ramazan'da iftar sofralarında buluşmaya başladılar. Modernizm vaatlerini tutamayıp yoruldukça, din, biçare yüreklere yeniden yerleşti.
Bu eğilimin öncüleri de 'toplumun sinir uçları' kabul edilen duyarlı sanatçılar oldu.
Maneviyata en sıkı sarılanlar, maddiyata en çok dokunanlar arasından çıktı. Sol bir maziden İslam'a evrilen İsmet Özel de bir şiirinde 'Küfre yaklaştıkça inancım arttı' demiyor muydu?
[email protected]
Maileme ilginç bir yazı geldi sizlerle paylaşayım dedim:
Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandigimiz 'Alo' sözcügü, gerçekte bir sevgilinin kisaltilmis adidir.
Sevgilinin tam adi Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kiz, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hatti sevgilisinin evine çekmisti. Atölyesinde telefon çalinca arayanin Allessandra Lolita Oswaldo'dan baskasi olamayacagini bildiginden Graham Bell, telefonu açar açmaz 'Allessandra Lolita Oswaldo' diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adini kisaltarak hitap etmeye basladi ve telefonu her açisinda onu 'Ale Lolos' diye karsiladi.
Çalismalari uzadikça Graham Bell, sevgilisinin adini daha da kisaltti ve iki heceli bir ad buldu. Bu kisa ad 'Alo' idi. Allessandra Lolita Oswaldo,gelistirip, tüm kente yaymaya çalistigi telefondan baska birsey düsünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsiz olmaya baslayinca Graham Bell'i telefonuyla basbasa birakip onu terketti.
Yasli Bell, sevgilisinin birgün onu arayacagi umuduyla telefonun basindan ayrilmadi.Kentte çekilen telefon hatlarinin sayisi da giderek artmaya baslamisti. Graham Bell'i artik baska kisiler de ariyordu. Fakat o, telefonun her çalisinda kendisini sevgilisinin aradigini sanarak telefonunu 'Alo' diyerek açiyor ve artik herkes 'Alo' diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtiklarinda Alexander Graham Bell'in anisina saygi olarak 'Alo' demeye basladi.
Bugün tümümüzün kullandigi 'Alo' sözcügü iste o günlerden günümüze uzanmaktadir.
Astronomide, kürenin hareketi üzerine bir tefsir yazmıştır: Kitab fi-Hareket el-Falak. Aynı zamanda Almagest'i özetlemiş ve iki bölüme ayırmıştır: kürelerin tanımı ve kürelerin hareketi. Almagest'in bu özeti, İbranice'den Arapça'ya 1231'de Jacob Anatoli tarafından tercüme edilmiştir...
devamı: http://www.atominsan.com/ibn_rusd.htm
Batı' ya Aristoculuğu Öğreten Bilgin:İbn-i Rüşd (Averroes,1126-1198)
İbn Rüşd, yalnız büyük bir filozof değil, aynı zamanda kendisine yapılan baskılara karşın görüşlerinde direnen büyük bir adamdır.
devamı: www.atominsan.com/bati_ve_islam.htm
Endülüs'ün yetiştirmiş olduğu en büyük filozoflardan ve hekimlerden birisi olan İbn Rüşd (1126-1198) ...
devamı: www.bilimtarihi.gen.tr/kimkimdir/ibn_rusd.html
Latince adı Averroes olan İbn Rüşd, İslami geleneklerle Yunan felsefesini bütünleştiren bir felsefeci. Kordoba'da kadılık yapıyor.
devamı: arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/ turk/98/12/13/yazarlar/58yaz.htm
Hakkindaki kitaplar
www.yesevi.org/tdbm/bibliyografya/ibnirusd.html
SAVAŞ ve BARIŞ
Amerika Birleşik Devletleri'nin iki parti sistemi ölmüştür. Sistem insanların güvenini kaybetmiştir. Seçimlerin sunduğu tercihler hep yanlış tercihler olduğu için giderek az sayıda insan seçim sandığına gitme zahmetine katlanıyor. İki parti isteminin son çanı, Kongre'nin Georgia'dan üyesi Bayan Cynthia McKinney'in Demokrat Parti önseçimlerindeki yenilgisiyle çalmıştır.
Demokrat Parti önseçimlerinde Cynthia pusuya düşürüldü; hasımları binlerce Cumhuriyetçi seçmeni Cynthia aleyhine oy kullanmak üzere getirdi. Cumhuriyetçiler ışığı gördüler mi? Counterpoint'ten Alexander Cockburn'un başka bir açıklaması vardı: 'Tomar tomar Amerikan Yahudi parası Cynthia'nın rakibine aktı. [Yahudilerin sahibi olduğu, editoryal kontrolünü elinde bulundurduğu] Washington Post ve Atlanta Constitution'da Cynthia'ya durmadan çamur atıldı'.
'Cynthia, Yahudi lobisinin ilk Afro-Amerikan kurbanı değildi'. Yeniden Yapılanma'dan bu yana Alabama'dan seçilmiş ilk zenci Kongre üyesi olan Earl Hilliard, Cockburn'a göre 'Orta Doğu'da birazcık tarafsızlık istediği için devlet dışındaki Amerikalı Yahudi kuruluşlarından akıtılan para tomarlarıyla' yenilgiye uğratıldı.
Cockburn'un vardığı sonucu Stephen Zunes reddediyor, Cynthia'yı yenilgiye uğratanların savaş yanlısı güçler olduğunu vurguluyor. 'Tek amaçları Kongre'nin sivil hakları, emeği ve çevreyi en fazla savunan, Başkan George W. Bush'u sözünü esirgemeden eleştiren üyesini yenilgiye uğratmak olan binlerce muhafazakâr Cumhuriyetçi, Demokrat Parti önseçiminde oy kullandı. Bu Cumhuriyetçiler, bilhassa McKinney'in Başkan Bush'un 'terörle savaş'ına yönelik eleştirilerine öfkeleniyordu. Rakip Majette'e en fazla katkıda bulunanlar arasında hatırı sayılır sayıda büyük Cumhuriyetçi bağışçı ile genelde Yahudi etnik bağlantılarıyla bilinen birkaç isim vardı'. Bu satırlar, 'Cyhthia McKinney'in Yenilgisi İçin Yahudileri Suçlamayın' başlıklı (ki bu başlık çok yerindedir) bir makale yazan Zunes'a it.
Cynthia'nın yenilgisini, Yahudi lobisine karşı çıkma cesareti gösteren bir diğer zenci Kongre üyesi Hilliard'ın yenilgisine bağlayan Edward Herman, Zunes'ın vardığı sonucu reddediyordu. 'Her iki seçimdeki emsalsiz faktör, politikalarına karşı gelme cesaretini gösteren bu iki zenciye yönelik [Yahudi] öfkesiydi. [Yahudi lobisinin] Alabama ve Georgia seçimlerine zorla müdahil oluşu ve Hilliard ile McKinney'in başarılı bir şekilde devreden çıkarılması, mantıki olarak, zencilerin yasal hileler veya baskıyla değil de para gücüyle bir tür oy haklarının elinden alınmasıdır ve buna kuvvetle karşı çıkılmalıdır'.
Bu siyasi dedektif romanında, iki potansiyel suçlu (Yahudi Lobisi ve Savaş Partisi) arasında bir tercih yapma lüksüne sahibiz. İsimlere bir göz atalım. Bağlantıyı sağlayanlar, William F. Buckley'in National Review Magazine dergisinden John Podhoretz, David Horowitz ve Jonah Goldberg tarafından organize edildi. Bunlar, Temsilciler Meclisi eski başkanı Newt Gingrich'e ve 'Ulusal Savunma Danışma Konseyi'nden Richard Perle'e (ki Wolfowitz kliği olarak da bilinirler) ilham verdiler. Georgialı olan Gingrich ince işleri yaptı.
Yahudi Lobisi, Savaş Partisi'dir. Birbirlerine yakından bağlı, Yahudilerin üstünlüğüne inananlarla onların Musevi olmayan neo-konservatif müttefiklerinden oluşan bir parti bu. Joe Sobran, 1990'da sürekli İsrail'i destekleyen yorumcuların bir listesini çıkarmıştı: Podhoretz, Rosenthal, Dershowitz, Martin Peretz, George Will, Mortimer Zuckerman, Morton Kondracke, Jeane Kirkpatrick, Kenneth Adelman, Amos Perlmutter, Eric Breindal, Cal Thomas, Max Lerner, Ben Wattenberg, Charles Krauthammer, William Saphire, Fred Barnes... Şimdi bu isimlerin hepsi Savaş Partisi'nin savunucuları olarak sivrildiler.
Bill White, Sobran'ın listesindeki adamların hayat hikayelerinin izini sürdü. 'Bu adamlar hâlâ sadece etrafta değil, aynı zamanda iktidardadırlar. Bush yönetiminin perdesi arkasına sinmiş durumdalar. Amerika'nın artık yönetime İsrail'in sızmasından bir endişesi yok. Bunun yerine, Amerikan hükümeti Siyonist terör devletinin bir ileri sömürge karakolu haline gelmiştir. Norman Podhoretz, her zaman olduğu gibi elbette yine savaş çığırtkanlığı yapan herifin biri. David Frum, şimdilerde İkinci George'un bizi savaşa sürüklerken yaptığı konuşmaları yazıyor. ['Şeytan Mihveri' konuşmasını o kaleme aldı]. Alan Dershowitz, CBS'in ifadesiyle, şimdi 'muhabir Mike Wallace'a, işkencenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor', ırkçılığı harekete geçiriyor.
Bu şekilde, Gore ve Bush'da olduğu gibi, gerek Cumhuriyetçiler gerekse Demokratların içine sızılıyor gibi. Irak'la savaş daha erken başlayacak. İki eski partinin yerini şimdi iki yeni parti aldı: Barış Partisi ve Savaş Partisi.
Barış Partisi, Amerika'yı dış maceraların dışında tutmaya, ekonomiyi canlandırmaya, sıradan Amerikalının hayatını iyileştirmeye çalışıyor. Barışın sözcülerinden yazar Gore Vidal, Cumhuriyetin değerlerini koruma ve emperyal ihtiraslardan vazgeçme çağrısı yaptı. Savaş Partisi ise, ABD'yi yabancı çıkarlar için bir savaş makinesine dönüştürmek, Irak'ı yoketmek, Suudi Arabistan'ı ele geçirmek, Orta Doğu'yu yeniden şekillendirmek, İsrail'i dünyanın yeni merkezi yapmak istiyor. Yahudi Lobisi, Savaş Partisi'nin itici gücü haline geldi. Orta Doğu'daki din kardeşleri için Yahudilerin samimi bir endişesi yok. Allah bilir, Barış Partisi'nde de yeterince Yahudi vardır. Noam Chomsky, Howard Zinn ve pekçokları, barışa destek verip Üçüncü Dünya Savaşı'nı reddettiler. Fakat örgütlü Museviler, Yahudi devletini dünya politikasındaki en kuvvetli güç yapmayı umarak savaşı seçtiler. Her politikacıdan sadakat yemini istediler; yani sadece Amerikalılar için marjinal olan Filistin sorunu konusunda değil, aynı zamanda merkezi bir sorun olan ABD'deki iktidar meselesinde de Yahudi Lobisi'nin talimatlarına uyma sözü. Cynthia reddetti bunu.
Cynhia McKinney, Yahudi Lobisi/Savaş Partisi'nin hedefi haline geldi. Çünkü o sadıktı, inatçıydı, dürüst ve merhametliydi. Sadıktı, çünkü sadakatinin seçmenlerine, Georgia halkına olduğunu düşünür. İnatçıydı, çünkü İsrail'e körü körüne destek vermez Cynthia. Dürüsttü, çünkü o seçmenlerinin cebinden para alıp Tel Aviv'e göndermez. Merhametli bir kadındır, çünkü Georgialı gençleri ufuktaki Üçüncü Dünya Savaşı'nda Irak'ın nehir vadilerinde, Arabistan çöllerinde ölüme göndermez. Bir Afro-Amerikan için, simgesi yerli bir getto etrafına dolanmış dikenli tel olan bir ülke için savaşta ülkesini tehlikeye atmanın bir mantığı yoktur. İktidar için yanıp tutuşmadıkları sürece başka adaylar için de bir mantığı yoktur.
Cynthia'nın hatası, Demokratlara güvenmekti. Bağımsız aday olsaydı daha iyi olacaktı. Bir tek güce, İsrail'i destekleyenlerin at gözlüklü medya ağına güvenmekle her iki 'eski parti' de geçersiz hale geldi. İki parti de, barış yanlısı, emperyalizmi reddeden ve yeni bir vizyona dayanan yeni bir güç tarafından etkisiz hale getirilmelidirler. İnsanlar, iki parti sistemi tuzağından giderek bıkmış durumda. Modelleri değiştirmenin, yeni ittifaklar kurmanın, eski rekabet ve nefretleri (herşeyden önce ırklar arası çatışmayı) reddetmenin zamanıdır şimdi.
İSRAEL SHAMİR
İsrael Şamir: “Yahudiler olarak ya tövbe edeceğiz, ya da helak olacağız”
İsrael Şamir, bir Rus Yahudisi. Filistin topraklarına giderek Yafa şehrine yerleşmiş. Gazeteci-yazar. Tel Aviv’de bir rüya gördüğünü, savaş elbiseleri giymiş bir meleğin karşı duvara üç kelime yazdığını görmüş: “Mene, Tekel ufarsin.” Yani, 'imtihandan geçtiniz ve kaybettiniz! ’. Şamir, 'Ya Ninova halkı gibi tevbe edip kurtulacağız, ya da Sodom kenti ahalisi gibi helak edileceğiz.' diyor.
“Kaybedilen Ateş İmtihanı”
İsrael Şamir Allenby Caddesi'nin rengarenk eğlence yerlerinde, Tel Aviv'in zevkli gecelerinde kalabalık restoranlarda iken bir düş gördüm. Savaş elbiseleri giymiş bir melek bana geldi ve karşımdaki duvara üç kelime yazdı: Mene, Tekel ufarsin. Benim Melekçe-İngilizce sözlüğüm şöyle bir karşılık veriyor: İmtihandan geçtiniz ve kaybettiniz.
Bunlar İsrail halkının en kara günleri. Kapkara, çünkü bizim ve babalarımızın yası ve isyanının yok hükmünde olduğu ortaya çıktığından. 1968'de genç bir Rus Yahudisi (ben) doğduğum Rus şehrinde duvarlara 'Çekoslovakya'dan elinizi çekin' yazmıştı. Rus Yahudi şair Aleksandr Galiç'in güzel ve kalın sesi gürlüyordu: Yurttaşlar vatanımız tehlikede, çünkü tanklarımız yabancı topraklarda! Bazı Rus Yahudiler Kızıl Meydan'da istilaya karşı gösteri yaptılar ve polis tarafından dövüldüler. Biz Rus tanklarının Budapeşte'ye, Prag'a ve Kabil'e girişini protesto ettik; çünkü onuru, yanlış anlaşılmış bağlılık ve insanlığı da kan bağlarının üstünde tutan Rus yurttaşlardık. Aynı sıralar Amerikalı Yahudi çocuklar kendi ülkelerinin Vietnam'a girişine karşı gösteri yaptı; Avrupalı Yahudi kız ve oğullar da ırkçılığa karşı mücadele ediyordu. Yıllar geçti, ve şimdi bizim Yahudi tanklarımız yabancı toprakta.
Yahudi ordumuz sivilleri öldürüyor, evleri yıkıyor, milyonları açlığa mahkum ediyor ve Filistin köylerini ablukaya alıyor. İşlediğimiz suçlar Çeçenistan ve Afganistan'daki Rus zulmünü, Vietnam'daki Amerikan zulmünü, Bosna'daki Sırp zulmünü geçti. Şüphesiz Yahudi aydınlar kitle halinde Pennsylvania Avenue'da, Trafalgar Square'de gösteri yapıyorlar; Amerikalı Yahudiler seslerini Filistinlilerin Amerikan silahlarıyla donanmış katillerine karşı yükseltiyorlar, Rus Yahudileri Kutsal toprakların esir Gentilelerinin (2) insan hakları için seslerini yükseltiyorlar mı? Merak etmeyin bizim okumuşlarımız da Yahudi askerlerimize cesaret veriyorlar, Yahudi keskin nişancılarımızın becerikliliğini övüyorlar ve Filistin'in bütün Gentilelerini bir anda toz haline getirecek gücümüz varken kendimizi hergün birkaçyüz ölü ve yaralı ile sınırlayan Yahudi halkının insancıllığını göklere çıkarıyorlar.
Pale yerleşiminde yaşayan büyükbabam Rus Çarlığı içinde Yahudilerin özgür seyahatine çıkarılan engellerden yakınırdı; bizim kuşağımızda ise Anatoli Şaranski insan hakları için mücadelenin bir sembolü oldu. Kendi ülkemizde ise Gentileler rezervasyonlara ve toplama kamplarına kapatıldı; Pale bunların yanında soluk kaldı. Bir Filistinli bir Yahudi resmi belgesi olmadan komşu köye gidemez; sürekli bizim kontrolcülerimizce kontrolden geçirilir. Denizin ancak hayalini kurar; atalarının evinin önünü yıkayan denizin. Filistinlileri plajlarımızın saflığını kirletmeye bırakmıyoruz.
Ostrovski Mossad ajanlarının bir Ortadoğulu diplomatın evine Jimmy Carter zamanında mikrofon yerleştirdiklerini bildirdi. Amaç ABD'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Andrew Young'ı taciz etmekmiş; çünkü o FKÖ temsilcileriyle gayrıresmi görüşmeler yapmaya çalışıyormuş. Young FKÖ'nün gayriresmi BM temsilcisi Zehdi Lebib Terzi ile bir ortak dostları diplomatın (Kuveyt elçisi Abdullah Yakup Bişara'nın) evinde 'tesadüfen' karşılaştığında Terzi'nin haberi olmadan Mossad ajanları tarafından gizlice yerleştirilmiş dinleme cihazları bu görüşmenin her kelimesini kaydetmişler. Olay kısa süre sonra Siyonistlerin en saygın Amerikalı propaganda organı olan The New York,Times'da manşet haber olmuştu. Başkan Carter kamuoyu baskısına dayanamayarak Young'un istifasını istedi. Böylece ABD hükümeti ile FKÖ arasında ilişki kurmak için atılmış bu ilk adımlar tarihin tozlu sayfalarına gömüldü ve 23 Eylül 1979'da Young görevinden istifa etti. Bir Afro-Amerikan (siyahi) olan Young bundan sonra hiçbir zaman üst makamlarda görev alamadı.
Yıllarca Yahudiler işte ve eğitimde ayrımcılığı protesto ettiler. Kendi devletimizde ise tam bir milli ayrımcılık yarattık. Kendi kamu elektrik şirketimizde 13.000 çalışandan sadece altısı Gentiledir; yani % 0,0004. Gentileler Şeria Nehri ile deniz arasındaki topraklarda nüfusun %40'ını oluştururlar; ama sadece dörtte birinin oy hakkı vardır. Anayasa Mahkemesi'nde, hükümette, hava kuvvetlerinde, gizli serviste Gentile yoktur. En büyük liberal gazetemiz olan Haaretz'in yazı kadrosunda tek bir Gentile bile yoktur.
İşte bu nedenle Diaspora (3) Yahudilerinin her şikayeti bu olaylar ışığında yeniden yazılmak zorundadır. Biz insan hakkı için mücadele etmiyoruz; Yahudi hakları için mücadele ediyoruz. Özgür seyahat ve seçim hakkını mı savunuyoruz? Sadece Yahudiler için. Evrensel seçme ve seçilme hakkından sözediyoruz; ama kasdettiğimiz Yahudilerin seçmesi ve seçilmesi. İstila ve işgale itirazımız yok; biz istila ve işgal ettiğimiz sürece. Makineli tüfekli bir cani karşısında ellerini kaldırmış çocuğun resmi, ancak o bir Yahudi çocuğuysa bizi sinirlendiriyor. Gentile çocuğu rahatça vurulabilir.
Bialik 'Şeytan'ın bile hayalinde çocuk cinayeti için uygun ceza yoktur' dediğinde kasdettiği 'bir Yahudi çocuğu' idi. Pogromlarda (4) olanlardan dehşete düştüğünde dehşeti Yahudiler şiddete uğradığı içindi. Yoksa pogrom bizatihi yanlış birşey değildi. Yukarı Nasıra Yahudileri Gentileler için bir pogrom yaptı; ama hiçbir pogromcu yargılanmadı. Polis onlara birkısım pogrom kurbanlarını öldürürken yardım etti. Bundan da kötüsü Ramallah ve Beyt Jallah'taki pogromlar; savaş helikopterleri ve tanklarla işlendi.
Çarlık Rusyası, 'pogromlar ülkesi'nden büyükbabalarımız nefret eder; ve sonunda onu yok ettiler. Yine de yüz yıllık Yahudi pogromları bizim bir haftada öldürdüğümüzden daha az kurban aldı. Korkunç Kişinev pogromu bile 45 ölü 600 yaralıya malolmuştu. Geçen hafta İsrail'de 300 kişi öldürüldü binlerce kişi yaralandı. Çarlık Rusyası'nda bir pogromdan sonra yazarlar ve aydınlar failleri lanetlendi. Yahudi devletinde ise Tel Aviv'deki gösteriye birkaç düzineden fazla kişi gelmedi; İbrani Yazarlar Birliği de Gentile pogromunu destekledi.
1991'de Rus Yahudilerinin çoğu komünizme karşı ve özel mülkiyet lehinde tutum aldılar. Onların asıl aklında olan Yahudi özel mülkiyetiydi; o sırada biz Gentile mülklerine rahatça el koyuyorduk. Kudüs'ün, Talbiye'nin Eski Katamon'un, Rum ve Alman kolonilerinin en iyi yerlerini gezin ve şahane sarayları görün. Bunlar Gentilelere aitti; Almanlar, Ermeniler, Rumlar, İngilizler, Ruslar, Filistinliler? Hıristiyan ve müslüman. Hepsine el kondu ve Yahudilere verildi. Geçen hafta yüzlerce dönüm Gentile mülkü gaspedildi; yüzlerce Gentile evi alındı ya da yıkıldı.
Tutuklanmasından az önce büyük medya patronu Rus Yahudisi Gusinski İsrail'e geldi ve sınırsız desteğini bildirdi. Aynı zamanda dünyaya çağrıda bulunarak TV'sine elkoymak isteyen Rus makamlarına karşı mücadelesinde destek istedi. İsrail'e desteği gösteriyor ki, Bay Gusinski gaspı etnik duruma göre kabul ediyor. O sadece Yahudi mülkünün gaspına mı karşı; Yahudilerin tutuklanmasına mı karşı?
Gentileler hapislerde müebbed çürüyebilirler, Yahudi devletinde olduğu gibi.
Hiçbirzaman biz Yahudilerin demokrasi, insan hakları ve eşitlikte uzun dönemde elde ettiklerini batıramadık. Alman Nazilerinin sevmediğimiz yanı nedir? Irkçılıkları mı? Bizim ırkçılığımız daha az ve daha zehirsiz değil. Kudüs'te Rusça yayınlanan 'Doğru Söz' gazetesi yüzlerce Rus Yahudisine Filistinlilere karşı ne hissettiklerini sormuş. Tipik cevaplar: 'Bana kalsa Bütün Arapları öldürürüm,' 'tüm Araplar yokedilmeli,' 'tüm Araplar kovulmalı,' 'Arap Araptır. Hepsi yokedilmeli'. Acaba Almanya'da 1938'de daha iyi sonuçlar alınır mıydı? Ne de olsa Naziler bile Yahudi komşularını öldürmeyi 1941'e dek düşünmediler.
Artık doğru konuşalım; biz ırkçılığa başkası öyle olduğunda karşıyız. Biz ölüm mangaları ve gizli operasyonlara bize karşı yapıldığı sürece karşıyız. Kendi katillerimiz, Yahudi özel kuvvetleri bizim övünç kaynağımız. Yahudi devleti, yasal olarak cinayet mangaları bulunduran, katliam politikası güden, Ortaçağ işkenceleri uygulayan dünyadaki tek yer. Üzülmeyin sevgili Yahudi okurlarım, biz sadece Gentileleri asıp kesiyoruz.
Gettolara tıkıldığımızda gettoya karşıyız. Şimdi en liberal Yahudi planı bir gentile gettosu oluşturup telörgüyle çevrilmesi, Yahudi tanklarıyla kuşatılması, ve Yahudi fabrikalarıyla çevrelenerek burada Gentilelere 'Arbeit macht frei' (5) yapılmasını teklif ediyor. Ellerindeki herşeyi aldıktan sonra da bu gettoya bağımsızlık verecekmişiz.
İsrailliler daha anaokulundayken beyinleri yıkanmaya başlanır. Onlara seçilmiş halk oldukları, 'Über Alles' (6) oldukları söylenir. Onlara Gentilelerin tam insan olmadıkları ve dolayısıyla öldürülebilecekleri ve istendiği gibi faydalanılabilecekleri inancı aşılanır. Sonuçta İsrail bir BM kararının, siyonizmi ırkçılık olarak niteleyen kararın 'gereklerini yerine getirmiştir' (tırnaklar çevirenin) . İğrenç olan ise, Sovyetler Birliği'ndeki çok milliyetli eğitimin Yahudi üstünlüğü zehrini zerkeden Siyonist propagandaya yenilmesi. Kutsal Topraklar'da kendi Rus cemaatimin manevi çöküşünden utanç duyuyorum.
Evet, o meleğin ateşten kelimelerini yazdığı gibi, peygamberlerin insanları tövbeye çağırdığı gibi, bizim de seçimimiz var. Ninova (7) yolunu seçebiliriz, tövbe edebilir, çaldığımız mülkü iade edebilir, Gentilelere tam eşitlik verebilir, ayrımcılık ve cinayetleri durdurabilir ve hiç olmazsa kedilerimizin köpeklerimizin yüzü suyu hürmetine Tanrı'dan bağışlanma dileyebiliriz. Ya da bu Şeytani yolumuzda Sodom Kenti (8) ahalisi gibi devam eder ve kızgın Filistin göklerinden yağacak ateş ve kükürt sağanağını bekleriz.
1) Aslı: Acid Test
2) Gentile: Yahudi literatüründe Yahudi olmayan kişi, kişiler, milletler
3) Yurtdışı
4) Pogrom: Doğu Avrupa Yahudi gettosu ve burada yapılan Yahudi katliamı
5) Arbeit macht frei: Almanca: İş özgürleştirir. 2. Dünya Savaşı'nda Alman toplama kamplarında angarya işlerde çalıştırılan esirlere propaganda sloganı.
6) Über Alles: Almanca Herşeyin üstünde, Alman anavatanı için söylenir.
7) İlkçağdaki ünlü Yahudi sürgünü. Yahudiler Ninovalılara yenildiler ve esir edilip buraya sürüldüler. Kutsal Kitaplarda bu olay ahlaksızlıklarına karşı İlahi bir ceza olarak anlatılır. Daha sonra günahlarından tövbe ettiler ve geri döndüler.
8) Sodom ve Gomora: İlkçağda ahlaksızlıklarıyla ünlü iki kent. Kutsal titaplara göre içlerinden çıkan Lut Peygamber'in öğütlerini dinlememişler ve Tanrı tarafından ateş sağanağı ile yokedilmişlerdir.
Çev: A. Altay Ünaltay
kaynak: Israel Shamir
Aşağıda verdiğim linler ölmüş... En iyisi bulduğum yazılarını buraya aktarmak... Böylece ilgilenenler sabit olarak buradan bulabilirler...
Shamir: Amerika'yı İsrail yönlendiriyor
Yeni Şafak, 24 şubat 2003
İstanbul'da bir konferans veren Musevi entellektüel İsrael Shamir, Irak'tan sonra operasyonun İran, Suudi Arabistan ve Pakistan'la devam edeceğini belirterek, ABD'yi İsrail'in yönlendirdiğini söyledi.
Yahudi entellektüel İsrael Shamir, ABD'nin Irak'a yapmayı planladığı saldırının sebebinin Avrasya'ya yeni bir şekil kazandırmak olduğunu ileri sürdü. Shamir, Irak'tan sonra operasyonun İran, Suudi Arabistan ve Pakistan'la devam edeceğini belirtti. Shamir, İsrail için 'güvenlikli bir alan' oluşturulacağını savundu.
İsrael Shamir, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı ve Yarın Dergisi işbirliğiyle düzenlenen Avrasya konferansları çerçevesinde dün CRR konser salonunda 'Avrasyada barış ve istikrar' konulu bir konferans verdi.
ABD'nin arkasındaki güç
Yarın Dergisi yazarları Dr. Altay Ünaltay ve Burhan Metin'in müzakereci olarak katıldığı konferansta Shamir, Afganistan ve Irak operasyonlarının uzun yıllardır hazırlanan bir planın parçası olduğunu vurguladı. Shamir şöyle devam etti:
'Irak'tan sonra sıra İran ve Suudi Arabistan'a gelecek. Amerika'daki güçlü Yahudi lobisi Pakistan'dan Arabistan'a kadar uzanan bölgede güvenli bir alan yaratmak istiyor. Bu bölgenin hakimiyeti de İsrail'e verilecek. İsrail'in bütün dünyaya ABD'nin politikalarını yönlendirme gücüne sahip. Ancak, 'Yapılanları biz yapmıyoruz' havasına giriyor. ABD devlet mekanizmasındaki etkili Yahudiler bu savaşı destekliyor.'
...'Tıpkı bugünkü Amerikan askerleri gibi o zaman da İngilizler bir maşa idi. Osmanlı bölgede istikrarı sağlayan olumlu bir güçtü. Osmanlı yok olduktan sonra bu sorumluluk Türkiye'nin üzerine düşüyor. Türkiye Doğu'nun savunucusu olmak veya Yahudiler tarafından yönlendirilen Batılı bir güce köprü vazifesi görmek arasında tarihi bir tercih yapacak.'
SHAMİR KİMDİR?
Tanınmış İsrailli aydın, yazar, çevirmen gazeteci. Filistinli ünlü bir hahamın soyundan gelmektedir. Rus Bilimler Akademisi'nde matematik ve hukuk okudu. 1969'da İsrail'e göç etti. 1973 Arap-İsrail savaşında paraşütçü ve komando olarak bulundu. Askerliğinden sonra Kudüs İbrani Üniversitesi'nde hukuk öğrenimini bitirdi ancak mesleğe girmedi. Kariyerine gazeteci yazar olarak devam etti. Dünyanın çeşitli ülkelerini dolaştı. Filistin ve İsrailler için 'Tek halk, tek oy, tek devlet' siyasetinin öncülüğünü yapmaktadır.
Azrail'i görseydik ölmekten kimse korkmazdı...
Eğer korkucaksak, ölüm meleğinden değil yaptıklarımızdandır...
Allah'i bulana kadar... inanmıyacak mısınız?
O zaman sizler dunyanın yuvarlak olduğu ispatlana kadar yuvarlaklığına inanmayanlar gibi bir çok şeye keşfedilmeden ya da icat edilmeden karşı çıkanlardansınız?
O zaman, bilimin ve teknolojinin iyice ilerlediği cağımızda esas yobazlar kimdir sorarım? Engizisyonlar yıkıldı ama yerini kim aldı, kimlerın artık inancı yargılanmaya başladı... Bilim adamlarını akılsız, aptal diye aşağlayan, en küçük neden de içeri atamaya isteyen, çağların nefretini üstlerine kustuğumuz günah keçisi dinci yobazların yerine kimler aldı?
Daha bulmaya çalışın, mikroskoplar, teleskoplarla, formüllerle O'nu bulmaya çalışın... Nefes alışımız, bir su damlası gibi en basit şeyler bile O'nun varlığına delilken, siz farkında olmadan O'nun varlığını ispatlayacak daha çok deliller buldukça O'ndan daha çok uzaklaşacaksınız... Neden mi? Basit bir benzetme yapayım:
Yüce bir dağ düşünün, onu en güzel uzaktan görürsünüz ama yaklaştıkça yavaş yavaş tüm görünümünü kaybedersiniz ve dibine geldiğinizde o ulu dağdan sadece eteklerindeki büyük kaya parçasını görebilirisniz... Keşfetmeye, bulmaya hatta yeni tanrılar icat etmeye devam edin...
Nereye kadar... bir zamanlar bilimi yok etmeye çalışanlar gibi her insanın din musallatından kurtulmasına kadar mı?
Allah'ı bulana kadar, ölüm sizi bulur...
Allah'ı buluna kadar...
Takvimde belirtiği için mi tutuluyor güneş?
Ne kadar eminiz kendimizden, kaç tane yıldız var kaç tane şeytan var?
Emin olalım daha... Bir gün ölüm kapımızı çaldığında, bakalım ''Evde yokum'' ya da ''Evde varım'' diyebilecek miyiz... Hayatta iken bulmadığı esas gerçeği(?) Yok diyen ya da var diyen nasıl kucaklayacak zamanı gelince?
Var ya da yok diyerek; sorumluluklardan kurtulmak o kadar kolay mı?
Allah'ı bulana kadar...
Peki kendimizi bulduk da mı Allah var diyoruz... Yoksa kendinizi bulamadığınız için mi yok?
Hepimiz evliya ya da alim değiliz ki atomu parçalamış gibi bilimden ya da ermiş gibi dinden bahsetme hakkımız olsun... hakkımız var mı aklımızın ermediğine var ya da yok demeye?
Cevapları buldukça sorular arttı... Sorular bitti de mi cevapları bulduk. Amerikayı keşfettikten önce mi ayak bastık aya... ne bu acele... ne bu kibir..
Güneş doğdu, Hz. İbrahim baktı ama o güneş bile battı... Gözlerim yaşlarla doldu çünkü insan için her gün yeni güneşler doğdu ve battı...