Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • dikiş19.08.2026 - 22:16

    ... bir hobi olarak
    insanın kendi giysilerini, çantasını, cüzdanını
    ve en güzeli de kişiye özel hediyelerini dikebiliyor olmasının
    yani tüketim çarklarının dişlilerine sıkışmadan
    alternatif bir dünya yaratabiliyor olmanın
    kişiye kendini nasıl güçlü hissettirdiği ile ilgili
    bir şeyler geveleyebilirdim
    eğer asıl gücün
    tüm bunları yapacak zamanı yaratmakta olduğunu
    bilmemiş olsaydım.

    yine de bir dikiş makinesi
    romantik vintage fotoğraf konseptine malzeme olmaktan
    çok daha işlevseldir.
    makinesiz evlere aklım ermemektedir.
    popüler kültüre hizmet bir kahve köşem olmadı hiç,
    ama dikiş köşemin bana hizmeti hakîkî bir mutluluk sebebidir.
    bunca güzellemeden sonra da o zamanı yaratıp
    bir şey dikmeyeceksem
    bana da yazıklar olsundur.

    hadi canım. hadi.

    beyaz gömleklik kumaşım da var zaten.
    kolları arkadan bağlamalı model için çok uygun.

  • kendi kendine konuşmak19.08.2026 - 22:04

    ... keşke sadece kendi kendime konuşsaydım.
    bir de yazıyorum.

    kolları arkadan bağlamalı
    beyaz bir gömlek mi diksem.
    belli ki lâzım olacak.


  • Hayatı Kullanma Kılavuzu19.08.2026 - 21:59

    ... antika pazarından
    bohemya porseleni bir tepsi aldım.
    kulpları kabartmalı, içinde mavi renkte el işi zarif iki çiçek dalı motifi. yuvarlak, şık bir tepsi.
    gözüm gibi sakınarak, epey uzak bir mesafeden eve kadar hasarsız getirdim.
    temizledim.
    sonra tepsinin hakikati ile başbaşa kaldım.

    - üzerindeki boyalar hassas olduğu için gelişigüzel kullanmamalıyım.
    - ne kadar ağırlık kaldırabileceğini bilemediğimden servis için kullanmamalıyım.
    - masanın üzerine dekoratif olarak koyabilirim ama üzerine bir şey düşme ve kırılma riskinden dolayı öyle de yapmamalıyım.

    ve işte ortada kocaman bir soru:
    kullanım konforuna bu kadar aykırı bir tepsiyle
    ben ne yapacağım?

    benim onu kullanamıyor oluşum onun değerli olduğu gerçeğini değiştirmediğine göre
    tepsiyi bekleyen akıbet:
    seçenek 1: bir satış uygulamasından iyi bir fiyata satmak
    seçenek 2: sanatın birkaç dalıyla ilgilenen müzehhip arkadaşıma hediye etmek

    peki şimdi ben bunu niye anlattım.
    tepsi üzerinden insan ilişkilerine ve bütün albenisinin ardından baş başa kalınan insan hakikatine dair
    sanki daha önce hiç yapılmamış gibi birkaç tespit yapacaktım
    ama çok üşendim şu an.
    insanlık benim müthiş tespitlerimden bir süre daha mahrum kalabilir.
    bir de saçlarım beyazlıyor, uzun uzun açıklayamam her şeyi.
    anlayan anladı zaten.

    evet. gideyim ben. tamam.


  • hivron18.08.2026 - 02:19

    ... yıllar sonra "dicemidim" parçası çıktı karşıma.

    önce kendimi hazırladım
    sonra oynat tuşuna bastım ve gözlerimi kapattım.
    şarkı şarkı değil
    wells'in zaman makinesi.
    2007 -11 aralığında bir zamana bıraktı beni.
    gece yarısı. kulaklığını takmış, bilgisayar başında açtığı onlarca sekme arasında gezinen bir ben.
    playlisti, notları, duyguları ve sekmeleri karışık bir ben.
    sekmelerden birinde antoloji de var.

    şarkı bitiyor.
    bugüne, playlisti, notları, duyguları ve sekmeleri değişmiş bene dönüyorum.
    hâlâ sekmelerin birinde antoloji.
    tamam. kabul. burası da benim distopyam.
    ve hâlâ eloilerden de marloklardan da tırsıyorum.


    dicemidim dîsa
    min veşêre, min veşêre..



  • kabullenememek16.08.2026 - 00:55

    ... içimin almadığı haksızlıklar var.



  • kabullenmek16.08.2026 - 00:50

    ... her hikâyenin iyisi olamayız.

  • yaşamak dediğin14.08.2026 - 15:24

    ... kafam cam kırıklarıyla dolu doktor.

    anlıyor musun?


  • acemice yaşamak13.08.2026 - 23:03

    ... "ez nizanim çawa bijîm, çawa bimrim rebenê.

    ronî ne dûre,

    ne nêze dayê.."

  • sonra fark ettim ki12.08.2026 - 20:23

    ... benim ayaklarım
    beni a noktasından b noktasına taşıması dışında
    hiçbir işe yaramıyor.

    oysa
    milletin ayakları neler yapıyormuş, neler.

  • yersen12.08.2026 - 20:13

    ... koltuğumun muhtelif yerlerinde dikişler sökülmüş, söküklerden süngerler göz kırpıyor.
    bir başkasının yıpranmışlık, özensizlik, yoksulluk göreceği o yerlerde
    ben o koltuklarda geçirilen zamanları görüyorum;
    oturup okunan kitaplar, uzanıp izlenen filmler,
    izlerken uykunun sıcak davetine karşı koyulamayan ânlar.
    ağırlanan misafirlerin seslerini,
    koltuklar arasında yankılanan kahkahaları duyuyorum.
    neşesiyle gelen çocukların ise
    koltukların eskimesine olan katkılarına göz yumuyorum.

    çünkü.. her sökük bir iz, bir tarih, bir anlam demek.
    odamı bir showroomdan ayıran şey tam da
    bu yaşanmışlık.

    evet.

    meseleye böyle bakmayı tercih etmemin
    koltuk fiyatlarının fahişliğiyle
    hiç ilgisi yok.

    hiç.