... az önce bir kız çocuğu benden daha olgun olduğunu imâ etti. çok ağrıma gitti. ben de yaşımın gerektirtiği şekilde davranmaya daha olgun ve ciddi bir insan olmaya daha işe yarar şeylerle meşgul olmaya karar verdim.
kavanozları hazırladım, kış için sos yaparak başlayacağım bu serüvene.
... rüyâmda kitapları çok satan çok ünlü bir şairmişim.
bazı şiirlerimi habitatı mum ışığı olan melül bakışlı romantikler biçare kalmasın diye yazıyor, bazılarını da şiiri sokağa taşıyan hayatla kavgalı bıçkın gençlerin duvar yazılarına malzeme olsun diye yazıyorum. şiirlerimden kırpılan cümlelerle edebiyat sitelerinde cool profillerin yaratılıyor olmasına ise müsamahalıyım. olabildiğince çok yönlüyüm, kahvehane dayıları bir de mor saçlı kedi sever teyzeler hariç toplumun her kesimini kucaklayıcı bir dil kullanmaya özen gösteriyorum. doğrusu bu konuda da acımasız eleştirmenlerin bile kalemlerini sessiz bırakacak kadar mahir olduğum kabul ediliyor.
işte ben yine bir gün kuyruğu sokağa taşmış imza günüme bir pop starı bile kıskandıracak bir teveccühle gidiyorum. korumalarım insan kalabalığını iki yana açtıkları geniş kollarıyla yarıp, hayranlarımın abartılı sevgi gösterilerinden zarar görmeden masama kadar ulaşmamı sağlıyorlar. iyi olduğunu bilmenin kibrinden taviz vermeden, son derece mesafeli ama olması gerektiği kadar insani gülüşümle herkese selam verdikten sonra bu dünyanın bir insana verebileceği en hayati görevi yerine getirir bir ciddiyetle kitaplarımı imzalamaya başlıyorum. imzalıyorum. imzalıyorum. imzalıyorum. her ân kalabalığa bir yenisi eklendiği için kuyrukta hiç kısalma olmuyor. imzalıyorum. imzalıyorum. imzalıyorum. ama bütün bu tantanaya rağmen anlamlandıramadığım bir eksiklik duygusuyla duvardaki büyük saat 16:59'u gösterdiği sırada tam uzatılan yeni kitabı elime almış imzalamaya hazırlanırken "Ne güzel demişsiniz beğeni ile okudum dilinize sağlık" diyen bir ses.
tüm kalabalık bir anda susuyor. çıt yok. ölüm sessizliği. son replik söylenmiş, herkesin rolü bitmiş, bir senaryo tamamlanmış gibi. üzerine bastığımız zeminden gelen çatırdamalar duyuluyor önce sonra bir anda yer yarılıp bütün dekoruyla o kalabalığı yutuyor. kalabalıkla ben, kitaplarımla ben, kitaplarımdan dökülen şiirlerimle ben düşüyoruz. düşüyoruz. düşüyoruz.
nihayet sert bir zemine çarpıyor yatağımdan fırlıyorum.
ter içinde kalmışım. telefon elimde, antoloji açık kalmış yine.
... buraya gelip dümdüz "iyi değilim" dersem aforoz edilirim, yaka paça kapının önüne konulurum diye korkuyorum. nerden buluyorsunız bu teşbihleri, betimlemeleri. güzel cümle fakiriyiz diye hâlimizi de izah edemiyoruz. vallahi bu bir dram.
nasılsın? - iyi değilim. - hımm. biraz daha açar mısın? - açacak güzel cümlem yok. - o zaman sorun yok, demek ki iyiymişsin. yeterince özgün bir metaforla acını temellendirmeden de bir daha gelme!
... ölsem hiçbirinizin bundan haberi olmayacak. belki sessizliğimi farkedip bir iki mesaj atar dönüş alamayınca da "sıkıldı gitti" dersiniz. oysa o sırada böceklere akşam ziyafeti, bir çiçeğe gübreyimdir artık.
taziyeme gelip kıymalı pidemden yiyemeyecek olmanız da çok dramatik geldi şu an.
bunu umursamaya karar verdim. bugün değil ama daha müsait bir zamanda buna da üzüleceğim.
... atak sırasında sağlıklı düşünemeyen bir migren hastasının hâlâ hayatta olmasının tek sebebinin yüksek katlı bir binada değil de giriş katta oturuyor olması.
... hesabım > üyelik iptali > üyelikten ayrıl
bir süre bakışma
“gerçekten gidiyor muyum?”
“belki biraz daha kalırım.”
“bunca yılın hatırı yok mu?”
“neyse”
sonra çıkış.
... az önce bir kız çocuğu
benden daha olgun olduğunu imâ etti.
çok ağrıma gitti.
ben de yaşımın gerektirtiği şekilde davranmaya
daha olgun ve ciddi bir insan olmaya
daha işe yarar şeylerle meşgul olmaya karar verdim.
kavanozları hazırladım,
kış için sos yaparak başlayacağım bu serüvene.
çok heyecanlıyım.
... çünkü unutursam
bir daha, bir daha düşerim
aynı çukura.
akılsızlık etme.
belediyecilik
bu memleketin küçümsenecek bir sorunu değil.
... kapımın önü
bir meydan muhârebesi.
oysa
benim ne zırhım var,
ne de kılıcım.
... rüyâmda kitapları çok satan
çok ünlü bir şairmişim.
bazı şiirlerimi habitatı mum ışığı olan melül bakışlı romantikler biçare kalmasın diye yazıyor,
bazılarını da şiiri sokağa taşıyan hayatla kavgalı bıçkın gençlerin duvar yazılarına malzeme olsun diye yazıyorum.
şiirlerimden kırpılan cümlelerle edebiyat sitelerinde cool profillerin yaratılıyor olmasına ise müsamahalıyım.
olabildiğince çok yönlüyüm, kahvehane dayıları bir de mor saçlı kedi sever teyzeler hariç
toplumun her kesimini kucaklayıcı bir dil kullanmaya özen gösteriyorum.
doğrusu bu konuda da acımasız eleştirmenlerin bile kalemlerini sessiz bırakacak kadar mahir olduğum kabul ediliyor.
işte ben yine bir gün
kuyruğu sokağa taşmış imza günüme
bir pop starı bile kıskandıracak bir teveccühle gidiyorum.
korumalarım insan kalabalığını iki yana açtıkları geniş kollarıyla yarıp, hayranlarımın abartılı sevgi gösterilerinden zarar görmeden masama kadar ulaşmamı sağlıyorlar.
iyi olduğunu bilmenin kibrinden taviz vermeden, son derece mesafeli ama olması gerektiği kadar insani gülüşümle herkese selam verdikten sonra
bu dünyanın bir insana verebileceği en hayati görevi yerine getirir bir ciddiyetle
kitaplarımı imzalamaya başlıyorum.
imzalıyorum. imzalıyorum. imzalıyorum.
her ân kalabalığa bir yenisi eklendiği için kuyrukta hiç kısalma olmuyor.
imzalıyorum. imzalıyorum. imzalıyorum.
ama bütün bu tantanaya rağmen anlamlandıramadığım bir eksiklik duygusuyla
duvardaki büyük saat 16:59'u gösterdiği sırada
tam uzatılan yeni kitabı elime almış
imzalamaya hazırlanırken
"Ne güzel demişsiniz
beğeni ile okudum
dilinize sağlık" diyen bir ses.
tüm kalabalık bir anda susuyor.
çıt yok.
ölüm sessizliği.
son replik söylenmiş,
herkesin rolü bitmiş,
bir senaryo tamamlanmış gibi.
üzerine bastığımız zeminden gelen çatırdamalar duyuluyor önce
sonra bir anda yer yarılıp bütün dekoruyla o kalabalığı yutuyor.
kalabalıkla ben, kitaplarımla ben,
kitaplarımdan dökülen şiirlerimle ben
düşüyoruz.
düşüyoruz.
düşüyoruz.
nihayet sert bir zemine çarpıyor
yatağımdan fırlıyorum.
ter içinde kalmışım.
telefon elimde, antoloji açık kalmış yine.
... tadilat nedeniyle kapalıyım.
... buraya gelip dümdüz "iyi değilim" dersem
aforoz edilirim, yaka paça kapının önüne konulurum
diye korkuyorum.
nerden buluyorsunız bu teşbihleri, betimlemeleri.
güzel cümle fakiriyiz diye
hâlimizi de izah edemiyoruz.
vallahi bu bir dram.
nasılsın?
- iyi değilim.
- hımm. biraz daha açar mısın?
- açacak güzel cümlem yok.
- o zaman sorun yok, demek ki iyiymişsin.
yeterince özgün bir metaforla acını temellendirmeden de bir daha gelme!
ve şakk!! yüzüme kapanan bir kapı.
... ağrı kesicilerin verdiği yetkiye dayanarak..
... ölsem hiçbirinizin bundan haberi olmayacak.
belki sessizliğimi farkedip bir iki mesaj atar
dönüş alamayınca da "sıkıldı gitti" dersiniz.
oysa o sırada böceklere akşam ziyafeti,
bir çiçeğe gübreyimdir artık.
taziyeme gelip
kıymalı pidemden yiyemeyecek olmanız da
çok dramatik geldi şu an.
bunu umursamaya karar verdim.
bugün değil ama
daha müsait bir zamanda
buna da üzüleceğim.
... atak sırasında
sağlıklı düşünemeyen bir migren hastasının
hâlâ hayatta olmasının tek sebebinin
yüksek katlı bir binada değil de
giriş katta oturuyor olması.