... herkesle kavgalı asi ergenus dünyasından aldığım onure edici saygın kabul ve bununla yaşadığım büyük saâdet sayesinde kendimi yeterince şımarttığıma göre ütü masasının başında birikmiş bir yığın çamaşırla geçireceğim bilmem kaç saat daha katlanılır olacaktır.
çünkü ben kıyafette ikinci ütü izini çıkartmayacak kadar yetenekli, yorulmadan bitirebileceğimi düşünecek kadar iyimser, bitene kadar sakinliğimi koruyacak kadar sabırlı, yeterince buhar vermeyen ütü ile münâkaşa etmeyecek kadar asil bir insanım.
evet. tabii. öyleyim. bunun da üstesinden gelirim.
... bu soruya dışardan bir cevap bulmak için biraz da günün eğlencesi olsun diye üç liseli yeğenime mesaj attım.
"... size ısmarlayacağım yemeğin kelime seçimlerinizde etkili olmasına müsaade etmeden :P tamamen hür iradenizle yazacağınız üç kelimeye ihtiyacım var.
beni tanımlayan üç kelime yazar mısınız? "
gelen cevaplar :
- yetenekli. otoriter. yaratıcı
- eğlenceli. iyimser. eli lezzetli (hamburgerlerin tadı hâlâ damağımda)
- sabırlı. sükûnetli. asil
birbirinden farklı dokuz kelime. doğduklarından beri yanlarında olduğum üç kişi bile beni üç ayrı yerden görmüş.
... on birde biten pilime rağmen gecenin sessizliğinde kendimle baş başa kalışımı biraz daha uzatmak için açık tutmaya çalıştığım gözlerime her gece yeniden verdiğim aynı söz.
... "biz işte o ânların içinde varlığımızın imtihanını geçiririz. o ânlarımızın içinde varız veyahut yokuz. şahsiyetimiz orada bütünleşir ve tam dolgunluğu içinde zıtlıkları karşılar.
... temmuz sıcağı koltukta oturulmuyor. yere, halının üzerine bağdaş kurmuş elimdeki kitabı anlamaya çalışırken balkonun açık kapısından içeri giren rüzgârın tülü havalandırmasıyla tüm dikkatim dağıldı.
rüzgâr esti. tül havalandı ve ben tam bir sene önceki bir ânın içinde buldum kendimi.
yine temmuz ve sıcak. ben yine elimde kitap yerdeyim. oda aynı. halı aynı. tül aynı. rüzgâr aynı. birbirine bu kadar benzer iki ânın ortasında hayret hâlindeyken o soru geldi takıldı kalbimin çengeline.
peki ben? ne kadar aynıyım on iki ay önceki kendimle.
ne kadar eksildim, ne kadar arttırdım kendimden. ne kadarım zâyi oldu, ne kadarıma rastladım bu iki ân arasında.
... herkesle kavgalı asi ergenus dünyasından aldığım
onure edici saygın kabul ve bununla
yaşadığım büyük saâdet sayesinde
kendimi yeterince şımarttığıma göre
ütü masasının başında
birikmiş bir yığın çamaşırla geçireceğim
bilmem kaç saat
daha katlanılır olacaktır.
çünkü
ben kıyafette ikinci ütü izini çıkartmayacak kadar yetenekli,
yorulmadan bitirebileceğimi düşünecek kadar iyimser,
bitene kadar sakinliğimi koruyacak kadar sabırlı,
yeterince buhar vermeyen ütü ile münâkaşa etmeyecek kadar asil bir insanım.
evet. tabii. öyleyim.
bunun da üstesinden gelirim.
hadi bakalım.
... bu soruya dışardan bir cevap bulmak için
biraz da günün eğlencesi olsun diye
üç liseli yeğenime mesaj attım.
"... size ısmarlayacağım yemeğin kelime seçimlerinizde etkili olmasına müsaade etmeden :P
tamamen hür iradenizle yazacağınız
üç kelimeye ihtiyacım var.
beni tanımlayan üç kelime yazar mısınız? "
gelen cevaplar :
- yetenekli. otoriter. yaratıcı
- eğlenceli. iyimser. eli lezzetli (hamburgerlerin tadı hâlâ damağımda)
- sabırlı. sükûnetli. asil
birbirinden farklı dokuz kelime.
doğduklarından beri yanlarında olduğum üç kişi bile
beni üç ayrı yerden görmüş.
şimdi ben nerden bileyim,
ben kimim?
...
- dondurma bile ısmarlarım
hem deee.. üç top
- helal bee..
... on birde biten pilime rağmen
gecenin sessizliğinde kendimle baş başa kalışımı
biraz daha uzatmak için
açık tutmaya çalıştığım gözlerime
her gece yeniden verdiğim
aynı söz.
hı hı
evet evet
bu gece son.
... "biz işte o ânların içinde
varlığımızın imtihanını geçiririz.
o ânlarımızın içinde varız veyahut yokuz.
şahsiyetimiz orada bütünleşir ve tam dolgunluğu içinde zıtlıkları karşılar.
sürüklenirsek hiçiz, dayanırsak varız.
çünkü saman çöpü değiliz. "
... "ben o öfkeyle
sekiz köy yakardım
ama sessizce evime gittim.
bu, büyümektir. "
... siz iki kırılgan kelime,
durmayın yan yana böyle.
yapmayın.
paramparça ederler sizi.
... bazen
zıkkımın kökü.
... temmuz sıcağı koltukta oturulmuyor.
yere, halının üzerine bağdaş kurmuş
elimdeki kitabı anlamaya çalışırken
balkonun açık kapısından içeri giren rüzgârın
tülü havalandırmasıyla tüm dikkatim dağıldı.
rüzgâr esti. tül havalandı ve ben tam bir sene önceki
bir ânın içinde buldum kendimi.
yine temmuz ve sıcak.
ben yine elimde kitap yerdeyim.
oda aynı. halı aynı. tül aynı. rüzgâr aynı.
birbirine bu kadar benzer iki ânın ortasında hayret hâlindeyken
o soru geldi takıldı kalbimin çengeline.
peki ben?
ne kadar aynıyım on iki ay önceki kendimle.
ne kadar eksildim, ne kadar arttırdım kendimden.
ne kadarım zâyi oldu,
ne kadarıma rastladım bu iki ân arasında.
içimdeki rüzgâr
aynı rüzgâr mı
hâlâ?
... ya içimdeki vitrin devrilirse.