Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Zâtı Zâyi
Zâtı Zâyi

- sandım ki su bana sırrını bağışlayacak -

  • güçlü olmak14.07.2026 - 12:19

    ... ırvin d. yalom'un
    nietzsche ağladığında kitabında okuduğum bir cümle önce beni sarsmış,
    sonra güce dair inancımı yeniden kurmuştu.
    kitabım kim bilir şimdi kimde. bu yüzden cümleyi birebir hatırlamıyorum; meâlen şöyleydi:

    "ben,
    senin beni yendiğini sanmana izin verecek kadar güçlüyüm."

    birinin kazandığını sanmasına izin verebilmek,
    insanın kendi üzerinde kurduğu hâkimiyetin en güçlü işaretlerinden biri olsa gerek.


    ben her savaşı kazanmak istemiyorum.
    hangi savaşa hiç girmemem gerektiğini bilecek kadar
    güçlü olmak yeter bana.



  • İçinden geldiği gibi yazmalısın13.07.2026 - 02:00

    ... ruhumu çokça incelten bir geceden,

    çokça şükran ile Gül Den.



  • İçinden geldiği gibi yazmalısın13.07.2026 - 01:58

    ... peki ya biz, Süvey Da

    kendimizle gerçekten barışabildik mi?

  • İçinden geldiği gibi yazmalısın12.07.2026 - 20:55

    ... kitaplığın en üst rafına koyduğum telgraf çiçeğim
    coşkuyla büyüyor, dalları aşağı doğru uzuyor her gün biraz daha. dışımdaki bene benzetiyorum bunu.
    taşkın neşem, içimde hayatta olup olmadığı belli olmayan bir kaktüsü saklıyor herkesten. öyle ki yaşam belirtisi bulmak için içimi büyüteçle incelemem gerekiyor bazen ama sonra ansızın bir cümle, bir balta gibi saplanıyor kalbimin ormanına. derinden bir "âh".
    tamam hayattayım. yaşamaya devam.

    yaşamak dediğim
    çiçeklerimi suladığımda bu dünyanın bana verdiği tek sorumluluğu yerine getirmiş olmanın huzuru,
    ve hayata dair tek endişem fırındaki kekimin yeterince kabarmayacak olması.

    oysa
    yüzyıl öncesiydi galiba.
    ne büyük söylemlerimiz vardı; ne büyük iddiâlar.
    meydanlar. sloganlar. kahrolsun inanca uzanan eller.
    yığın olmaya karşı direnişler. dünyayı güzelleştirecek tek doğruya sahip olmanın gururu ile yürüyüşler.
    inanmazsanız gidin dinleyin, meydanlarda bir yerde asılı kalmıştır sesim. sıktığım yumruklarımda eklem ağrıları hâlâ.
    bir namaz sonrası, elleri çiçek gibi açılmış dua eden annemin karşısına geçip, "ben sizin inandığınız Allah'a inanmıyorum." dedirten kibrim de büyüktü o günlerde.
    o günden sonra namaz sonrası duaları daha uzadı, dudakları daha telâşlı kımıldadı. yolda kaybolacaktım. anlamıştı annem.

    bizi bu düzende söz sahibi olduğumuza inandıranların, menfaatleri söz konusu olduğunda büyük ideâllerini helvadan putlarını yiyenler gibi yediklerini görünce,
    ben de vaatleri büyük olan bütün kitaplarımı hiç düşünmeden topladım; ulaşamayacağım yüksek bir rafa terk ettim hepsini.

    inancım da o kitapların birinin arasında kaldı. o rafta.
    o günden beri, inandığım Allah konuşmuyor benimle.
    senin Allah'ın da konuşmaz benimle, değil mi anne?
    ben, tanrıları bile kendine küstüren. benden incelik bekliyor insanlar. yoruldum zannettikleri kişi olmadığımı anlatmaktan.

    ruhum yüceymiş. ne önemi var bunun?
    kapı dışarı atılmaya, ezilmeye yazgılı bir böcekten fazlası değilsem.

    nasıl haklı, nasıl değerli, nasıl özel olduğuna dair söylenen onlarca yalanın
    ve büyük bir yanılgının içinde aşınan bir ömrün ardından
    sıradan olduğunun farkına vardığın o ân.

    karnıma yediğim yumruk arkamda duran duvara yapıştırdı beni. bir süre asılı kaldım orada. sonra bir uçuruma düşer gibi düştüm. altımda çıldıran bir deniz beni bekliyordu ve ben yüzmeyi bilmiyordum.
    çırpındım içimde. gözlerim içimi kustu, kustu.
    o gün gözyaşı rezervlerimi tükettim
    ve bir daha ne inandım ne de ağladım.

    az önce,
    nato toplantısını deve tabanımın aylardır yeni yaprak açmamasından daha önemli bir hadise gibi sundu haberler.
    büyüdüm. henüz sövecek kadar değil ama sövülecek doğru zamanı tespit edebilecek kadar büyüdüm.
    güzel sözleri, şiirleri, kumaşları, ipleri istiflediğim gibi güzel küfürleri de istiflemem gerek artık.

    neyse ki güzel haberlerim de var: kekim kabardı.
    benimle birlikte buna sevinir misiniz?
    dinleyin. müziğin sesini de biraz açtım.


    "dünyaya şafaklar gibi Tanrım sepelenmiş,
    kalbin gözü yanmazsa, görünmez göze Allah.

    ha leyli. ha leyli. ha leyli"

  • İçinden geldiği gibi yazmalısın11.07.2026 - 15:13

    ... kelime tüccarının
    kendine ait kelimeyi gerçekten bulmak istediğinden
    emin değilim.

    galiba o arayışın kendisini seviyor.

    belki bulacağı kelimenin gerektireceği değişime
    hazır hissetmiyor kendini.
    belki de
    başka bir şey.

    bilmiyorum.


  • Ruhumun nağmeleri11.07.2026 - 13:40




  • Ruhumun nağmeleri11.07.2026 - 13:29




  • İçinden geldiği gibi yazmalısın11.07.2026 - 13:15

    ... benim kelime tüccarım,
    cam raflara kelimeleri dizerken
    "anlam"a hepsinden ayrı bir yer ayırırdı.

    pek talep edeni yoktu.

    sadece bazı özel ruhların
    sahip olmak istediği bir kelimeydi bu.

    onlar için saklar,
    tereddütsüz teslim ederdi.

    çünkü bilirdi;

    her "anlam" teslimi,
    dünyaya yeni bir bakış demekti.


  • en sevdiklerim10.07.2026 - 14:31

    ... sınırlar. duvarlar.

    beton barikatlar.


  • ama neden10.07.2026 - 14:19

    ... "Tanrım ne yaptık sana

    kuşlarının kanatlarını mı kırdık

    ne yaptık sana"