hem de.. şu; her daim elinde çiçek, kucağında kitap uzaklara dalmış varoluşsal sancılarını aforizmalı cümlelerle yoğurup dünyanın en önemli keşfini yapmış tavrını elbise diye üzerine giyinen yollardan hep bir göz uman hüzünlü pozların bilindik yüzü o melankolik profil imajıma zarar verme pahasına..
evet itiraf edeceğim ... .. yani ederim işte bir ara..
... açılın, bir boş işler müdürü olarak söyleyeceklerim var.. uğraşlarına bir miktar değer atfedenler buna "hobi" demeyi de tercih ediyorlar ama babamın bana mütemâdiyen "yine hangi boş iş peşindesin " demesinden sebep yaptıklarım tabii ki boş iştir.. hanginiz babasının bir konuda verdiği hükmü değiştirebilir ki.. olsun.. canım babam.. zerre faydası olmayan boş işlerim çok.. ama en sonuçsuz boş iş ne derseniz, netteki din ve ideoloji ekseninde dönen gündelik tartışmalardır derim.. "tarafımı belli etmeliyim" telâşı ile klavyeye abandığım günlerde bir tırtıl ya da bir kaldırım çiçeği olsaydım keşke diyorum.. hiç değilse ekosisteme biraz faydam dokunurdu.. bir de insan tek bir boş işle de ömür tüketmemeli.. boş işlerini de çeşitlendirmeli, renklendirmeli; o boşluk hâlini daha konforlu ve mâkul bir seviyede yaşayabilmeli.. en önemlisi de sahiplenmeli ve onurunu korumalı o bomboş işlerinin.. bu boş işlerin en kötü yanı ise boş vermeye gelmeyişleri.. siz hep çok ciddi ve hayâtî işlerle uğraştığınız için boş bir işin ne kadar emek ve zaman tükettiğini de bilmiyorsunuzdur tabii.. olsun, öğrenirsiniz.. bir de "boş yapmak" mevzusu var "boş işler" le karıştırılan.. o farklı bir uzmanlık alanı, o konuda bir yetkinliğim olmadığı için boş sorularla darlamayınız beni efendim..
... çünkü yerle bir ediyoruz kozmetik sektörünün ve plastik cerrahinin başarı istatistiklerini.. üzülüyorum aslında iflâh edilemezliğimiz karşısındaki çâresizliklerine.. hem sonra çirkiniz diye ahmak da sanılıyoruz belli ki.. “ruhun güzel, görüntün detay” diye bir şeyler geveliyor güzeller.. sanki bir teselliyle avunabilirmişiz gibi..
çorbanın üzeri için kıtır ekmek güzel olur diye ekmekleri bölüp tepsiye, tepsiyi de fırına yerleştirip çalıştırmış, kızarana kadar geçecek sürede kitaba gömülmüştüm.. serinin kaçıncı kitabıydı hatırlamıyorum ama George Martin yine zirveye çıkarmış anlatıyı; kelimelerin kanatlarıyla fantastik topraklarda gezdiriyor, karakterlerini soyup ruhlarını tüm çıplaklığıyla ortalığa seriyor, kimisinden nefret ettiriyor, kimisine acındırıyor; okuyucuyu ele geçirmiş öyle kolay değil sıyrılıp kurtulmak.. vakit ne kadar geçmiş farkında değilim, fırını hatırlayıp mutfağa koşmuş ama geç kalmıştım.. göz gözü görmeyecek denli yoğun siyah bir duman mutfağı ele geçirmiş; koordinatları yanlış girilmiş bir bomba mutfağın ortasına düşmüş gibi..
sonrasını tahayyül etmek hiç zor değil..
tüm seriyi başka bir vukuat olmadan bitirmiş olsam da artık benim için A Game of Thrones, yanmış bir fırın, uzun süre çıkmayan yanık kokusu, ve karartılardan arındırılıp eski hâline getirilmesi günler süren bir mutfak temizliği demekti..
Kamu Spotu: fırın açıkken kitap okumayınız / kitap okurken fırın açmayınız..
insanın yüreğinde ezilmiş gül hüznü varken kahvaltıya tavada tereyağlı katmer yapmamalı bence ama yaptım.. "bu işte bir terslik var" duygusu ile yaptım.. parçalarımın birbirinden bu kadar habersiz çalışması can sıkıcı olmaya başladı.. üzerime giydiklerimden beterler; uyumsuz ve bihaber dünyadan.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde, diyorum; soğan kavurup salça eklenmeli bir yemek beklenmemeli benden.. yüreğin ile yemeğin bir alakası olmalı: daha arabesk acıların olduğu gün tarhana çorbası, dışarıda ıslanmış ama günün sonunda eve varmanın huzuru varsa mercimek çorbası, ama dünyaya dair hiç bir telaş yoksa meyveli yulaf yapılmalı mesela.. filmlerde üzgün karakterleri makarna yerken görüyorum, ana akımın kendi yas biçimini dayatma yöntemi mi bu bilmiyorum ama kremalı mantarlı makarna bugünün ruhuna uygun bir menü.. kararımı veriyorum.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde ama işler de birikmiş epeyce: dikilmeyi bekleyen kumaşlar, çizilmeyi bekleyen tek dilimli yapraklar ve salyangozlar, kırışıklıklarından uzaklaştırılması gereken çamaşırlar, köpüklenmesi gereken lavabolar.. Allah bitmeyen işlerin de belasını vermeli artık bence.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde bugün hiç bir şey yapmasam, bir köşeye oturup hiç konuşmasam.. bir müziğin tınısında zâyi olsam, diyorum ama spotify premium olmadığım için şarkı seçme ve atlama hakkımın bittiği bildirimi veriyor, cüzdanımdaki son kuruşa da göz dikmiş tüketim sektörünün de umrunda değil yani yüreğim.. biraz daha içime çöküyorum..
ezilmiş gül hüzn...........
hay senin yağmuruna da, gülüne de, yüreğine de.. yıldım ezilmişliğinden.. kalkıyorum kuru fasulye yapıyorum, yanına da ayran ve turşu
... abartılmayı en çok hakeden
bir şiirdir
ya da "devrimci bir eylem"..
belki de devrim dediğimiz biraz şiirdir..
gülümsemek belki de bir devrim şiiridir..
bilmiyorum..
ama muhakkak ki önemli bir şeydir..
ihmal etmeyiniz..
... hayır gerekmiyor, ama etmek istiyorum..
hem de.. şu; her daim elinde çiçek, kucağında kitap
uzaklara dalmış
varoluşsal sancılarını aforizmalı cümlelerle yoğurup
dünyanın en önemli keşfini yapmış tavrını elbise diye üzerine giyinen
yollardan hep bir göz uman
hüzünlü pozların bilindik yüzü
o melankolik profil imajıma
zarar verme pahasına..
evet itiraf edeceğim
...
..
yani
ederim işte
bir ara..
kaçmıyoruz ya..
... - baba, nasılsın?
- iyiyim şükür..
sen iyiysen, daha iyi olurum ama..
... açılın,
bir boş işler müdürü olarak söyleyeceklerim var..
uğraşlarına bir miktar değer atfedenler buna "hobi" demeyi de tercih ediyorlar ama
babamın bana mütemâdiyen "yine hangi boş iş peşindesin " demesinden sebep yaptıklarım tabii ki boş iştir.. hanginiz babasının bir konuda verdiği hükmü değiştirebilir ki.. olsun.. canım babam..
zerre faydası olmayan boş işlerim çok.. ama en sonuçsuz boş iş ne derseniz, netteki din ve ideoloji ekseninde dönen gündelik tartışmalardır derim.. "tarafımı belli etmeliyim" telâşı ile klavyeye abandığım günlerde bir tırtıl ya da bir kaldırım çiçeği olsaydım keşke diyorum.. hiç değilse ekosisteme biraz faydam dokunurdu..
bir de insan tek bir boş işle de ömür tüketmemeli..
boş işlerini de çeşitlendirmeli, renklendirmeli;
o boşluk hâlini daha konforlu ve mâkul bir seviyede yaşayabilmeli.. en önemlisi de sahiplenmeli ve onurunu korumalı o bomboş işlerinin..
bu boş işlerin en kötü yanı ise boş vermeye gelmeyişleri..
siz hep çok ciddi ve hayâtî işlerle uğraştığınız için boş bir işin ne kadar emek ve zaman tükettiğini de bilmiyorsunuzdur tabii.. olsun, öğrenirsiniz..
bir de "boş yapmak" mevzusu var "boş işler" le karıştırılan..
o farklı bir uzmanlık alanı, o konuda bir yetkinliğim olmadığı için boş sorularla darlamayınız beni efendim..
evet söyleyeceklerim bu kadar,
dağılabilirsiniz..
... çiçek açmış
bahçemdeki limon ağacı..
... çünkü
yerle bir ediyoruz
kozmetik sektörünün ve plastik cerrahinin
başarı istatistiklerini..
üzülüyorum aslında
iflâh edilemezliğimiz karşısındaki çâresizliklerine..
hem sonra
çirkiniz diye ahmak da sanılıyoruz
belli ki..
“ruhun güzel, görüntün detay” diye
bir şeyler geveliyor
güzeller..
sanki bir teselliyle avunabilirmişiz gibi..
hı hı
anlıyoruz merak etme
evet evet
aynen..
... uzun yıllar evvel..
çorbanın üzeri için kıtır ekmek güzel olur diye
ekmekleri bölüp tepsiye, tepsiyi de fırına yerleştirip çalıştırmış,
kızarana kadar geçecek sürede kitaba gömülmüştüm..
serinin kaçıncı kitabıydı hatırlamıyorum ama
George Martin yine zirveye çıkarmış anlatıyı;
kelimelerin kanatlarıyla fantastik topraklarda gezdiriyor,
karakterlerini soyup ruhlarını tüm çıplaklığıyla ortalığa seriyor, kimisinden nefret ettiriyor, kimisine acındırıyor;
okuyucuyu ele geçirmiş
öyle kolay değil sıyrılıp kurtulmak..
vakit ne kadar geçmiş farkında değilim,
fırını hatırlayıp mutfağa koşmuş ama geç kalmıştım..
göz gözü görmeyecek denli yoğun siyah bir duman mutfağı ele geçirmiş; koordinatları yanlış girilmiş bir bomba mutfağın ortasına düşmüş gibi..
sonrasını tahayyül etmek hiç zor değil..
tüm seriyi başka bir vukuat olmadan bitirmiş olsam da
artık benim için A Game of Thrones,
yanmış bir fırın, uzun süre çıkmayan yanık kokusu,
ve karartılardan arındırılıp eski hâline getirilmesi günler süren bir mutfak temizliği demekti..
Kamu Spotu:
fırın açıkken kitap okumayınız /
kitap okurken fırın açmayınız..
... "ben genel olarak
senin varoluşunu bir şiir gibi görüyorum..
bana kalırsa sen selam verince bile şiirini yazıyorsun.."
dedi eski bir dost..
ve ben
kendimi gömmeye
bugün ara veriyorum..
... yağmur yağıyor şehrime
ve yine
"ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde.. "
insanın yüreğinde ezilmiş gül hüznü varken kahvaltıya tavada tereyağlı katmer yapmamalı bence ama yaptım.. "bu işte bir terslik var" duygusu ile yaptım.. parçalarımın birbirinden bu kadar habersiz çalışması can sıkıcı olmaya başladı.. üzerime giydiklerimden beterler; uyumsuz ve bihaber dünyadan..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde, diyorum;
soğan kavurup salça eklenmeli bir yemek beklenmemeli benden.. yüreğin ile yemeğin bir alakası olmalı:
daha arabesk acıların olduğu gün tarhana çorbası,
dışarıda ıslanmış ama günün sonunda eve varmanın huzuru varsa mercimek çorbası,
ama dünyaya dair hiç bir telaş yoksa meyveli yulaf yapılmalı mesela..
filmlerde üzgün karakterleri makarna yerken görüyorum,
ana akımın kendi yas biçimini dayatma yöntemi mi bu bilmiyorum ama kremalı mantarlı makarna bugünün ruhuna uygun bir menü.. kararımı veriyorum..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde
ama işler de birikmiş epeyce: dikilmeyi bekleyen kumaşlar,
çizilmeyi bekleyen tek dilimli yapraklar ve salyangozlar, kırışıklıklarından uzaklaştırılması gereken çamaşırlar, köpüklenmesi gereken lavabolar.. Allah bitmeyen işlerin de belasını vermeli artık bence..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde
bugün hiç bir şey yapmasam, bir köşeye oturup hiç konuşmasam.. bir müziğin tınısında zâyi olsam, diyorum
ama spotify premium olmadığım için şarkı seçme ve atlama hakkımın bittiği bildirimi veriyor,
cüzdanımdaki son kuruşa da göz dikmiş tüketim sektörünün de umrunda değil yani yüreğim..
biraz daha içime çöküyorum..
ezilmiş gül hüzn...........
hay senin yağmuruna da,
gülüne de, yüreğine de..
yıldım ezilmişliğinden..
kalkıyorum
kuru fasulye yapıyorum,
yanına da ayran ve turşu
var mı itirazı olan..
... sohbeti en risksiz ve sığ sulara sürmek
ve bile bile yüzeyde kalmak..
en sevdiğim,
en konforlu cehâletim..