Hayyamın düşünemediği şey zamandı. Dünyanın da insanın da mutlak kader dediğimiz sonu var. Evet ölüm dünyadaki her şey için sondur. Ama kaderin zamanı, insanın dokunuşuna açıktır. Dünya belki çok daha uzun süre var olabilecekken, insan kendi eylemleriyle o takvimi öne çekebilir. Savaşlarla, hırslarla, doğayı hoyratça tüketmesiyle… Kaderin yazısı değişmez, ama o yazının hangi sayfada biteceğini insan belirleyebilir. İşte burada sorumluluk başlar: Biz sonu engelleyemeyiz, fakat sonun ne zaman geleceğini etkileyebiliriz. Mutlak kader, bize teslim edilmiş bir zaman cetveli değil; bizim elimizle hızlanabilen veya yavaşlayabilen bir süreçtir. Belki de hakikat şudur: Kader, değişmez olan sondur; insanın payı ise o sona ne kadar hızlı yürüneceğini seçmektir. Biz kukla değiliz. Öyle olsa içimizde irade ve duygular olmazdı.
Aslı Birer
“Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz Kuklacı felek usta, kuklalar da biz. Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer; Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.”
Yine bir akşamüstü her zamanki gibi evin bahçesindeyim ama uzak diyarların hanımelileri bizim bahçedeki gibi kokmuyor. Çayı bile yavan, Demi de tavşan kanı değil hani… Velhasılıkelam Vakitler aynı, benim vaktim; Öyle geçmişten mülga tatlı bir hüzün işte…
Sevgisizliğin üzerini yapraklar örtsün, hem de sonbaharı beklemeden, geçten gelir ya ne gelirse. Güç olmadan, göç olmadan örtülür belki bir battaniye gibi üşümüş yüreklere…
Günün şiiri o kadar mı muhteşem ki tekrar tekrar yayınlıyorsunuz? Tamam güzel ben de yorum yapmıştım ama bu da fazla değil mi? İnsanlar yıllardır boş yere tepki göstermiyorlar size. Sadece gerçekleri görün isterdim kimse sizin düşmanınız değil. Burası bir edebiyat sitesi ya bu konuda biraz daha adil olmayı deneyin isterim. Naçizane tavsiyemdir. Hoş kimsenin kimseyi umursadığı da yok ama ben yine de yazdım.
“Issız sokaklar” metaforu, aklın yolakları ve “bohem” saf ve özgür dışsal gürültüden uzak düşünebilmek. Bunu başarmak demek bana göre ezbercilikten kurtarılmış bir akıl demektir. Başka türlü insanların sağlıklı bir topluluktan güçlü ve başarılı bir topluma dönüşmesini mümkün görmüyorum. Aslı Birer
Aşırı olumlamaların insan üzerindeki etkisi de zaman içinde yıkıcı bir etki oluşturur. Gerçekliğin gölgelenmesi hatadır. Hayat bu yanılgıları kabul etmez. Yaşama ters ve ihanettir. Aslı Birer
Kant’a göre de gerçekliği olduğu gibi kavrayabilmek, “olması gereken” ile “gerçek olan” arasında bir denge kurmayı gerektirir. Aşırı olumlamalar, ona göre saf aklın sınırlarını aşarak bizi yanılsamaya sürükleyebilir. Eğer kendi hatalarımızı veya dünyanın sınırlılıklarını görmezden gelirsek, ahlaki ve entelektüel sorumluluğumuzu ihmal etmiş oluruz. Yani, aşırı olumlamalar sadece bireysel yanılgıya değil, ahlaki hatalara da yol açabilir.
Merhaba Engin, sizin tarif ettiğiniz bir çok anlam boşluğu, varoluşçuların “absürde” dediği şeyin ta kendisidir. Mitler çöktü, Tanrı sustu, ama sorular susmadı. Bu noktada insanın önünde iki yol vardır: Ya eski masallara geri sığınmak, ya da hiçliğin soğuk havasında kendi anlamını inşa etmek. Varoluşçu cevap şudur: Hayatın anlamı verilmez, yaratılır. Ve bu yaratma, sürekli bir eylemdir; yaşamın tamamı bu eylemden ibarettir.
Sizin sorumluluk ve özdisiplin vurgunuz, Stoacıların kalbine giden doğrudan bir yol. Onlar derdi ki: “Evreni yönetemezsin, ama zihnini yönetebilirsin.” Mitler çökse de doğa hâlâ aynı; acı, ölüm ve belirsizlik yine orada. Stoacı yanıt şudur: Dışarıdaki kaosun seni yutmasına izin verme. Erdem, akıl ve ölçülülükle yaşarsan, anlam zaten içinden filizlenir. Hayvan–insan farkına gelince: “Hayvanlarda buna gerek yoktur” kısmı doğru ama, bazı türlerde ritüel ve yas davranışları gözlendiği için, “gerek yoktur” yerine “sınırlı ölçüde vardır” demek daha biyolojik olarak hassas olurdu. Düşünce zinciriniz mantıklı ilerliyor; insandaki anlam ihtiyacının evrimsel ve kültürel temellerine değinmişsinİz.
Hayyamın düşünemediği şey zamandı. Dünyanın da insanın da mutlak kader dediğimiz sonu var. Evet ölüm dünyadaki her şey için sondur. Ama kaderin zamanı, insanın dokunuşuna açıktır. Dünya belki çok daha uzun süre var olabilecekken, insan kendi eylemleriyle o takvimi öne çekebilir. Savaşlarla, hırslarla, doğayı hoyratça tüketmesiyle… Kaderin yazısı değişmez, ama o yazının hangi sayfada biteceğini insan belirleyebilir.
İşte burada sorumluluk başlar: Biz sonu engelleyemeyiz, fakat sonun ne zaman geleceğini etkileyebiliriz. Mutlak kader, bize teslim edilmiş bir zaman cetveli değil; bizim elimizle hızlanabilen veya yavaşlayabilen bir süreçtir. Belki de hakikat şudur: Kader, değişmez olan sondur; insanın payı ise o sona ne kadar hızlı yürüneceğini seçmektir. Biz kukla değiliz. Öyle olsa içimizde irade ve duygular olmazdı.
Aslı Birer
“Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz.
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.”
Dünyanın zembereği boşaldı…
Onda kaderi aradım, kaderi benmişim meğer. (İnsan)
Aslı Birer
Sade bir akşam işte, ne gökyüzü yıldızsız, ne toprağın rengi farklı…
Aslı Birer
Yine bir akşamüstü her zamanki gibi evin bahçesindeyim ama uzak diyarların hanımelileri bizim bahçedeki gibi kokmuyor.
Çayı bile yavan,
Demi de tavşan kanı değil hani…
Velhasılıkelam
Vakitler aynı, benim vaktim;
Öyle geçmişten mülga tatlı bir hüzün işte…
Aslı Birer
Sevgisizliğin üzerini yapraklar örtsün, hem de sonbaharı beklemeden, geçten gelir ya ne gelirse. Güç olmadan, göç olmadan örtülür belki bir battaniye gibi üşümüş yüreklere…
Aslı Birer
Günün şiiri o kadar mı muhteşem ki tekrar tekrar yayınlıyorsunuz? Tamam güzel ben de yorum yapmıştım ama bu da fazla değil mi? İnsanlar yıllardır boş yere tepki göstermiyorlar size. Sadece gerçekleri görün isterdim kimse sizin düşmanınız değil. Burası bir edebiyat sitesi ya bu konuda biraz daha adil olmayı deneyin isterim. Naçizane tavsiyemdir. Hoş kimsenin kimseyi umursadığı da yok ama ben yine de yazdım.
“Issız sokaklar” metaforu, aklın yolakları ve “bohem” saf ve özgür dışsal gürültüden uzak düşünebilmek. Bunu başarmak demek bana göre ezbercilikten kurtarılmış bir akıl demektir. Başka türlü insanların sağlıklı bir topluluktan güçlü ve başarılı bir topluma dönüşmesini mümkün görmüyorum.
Aslı Birer
Aşırı olumlamaların insan üzerindeki etkisi de zaman içinde yıkıcı bir etki oluşturur.
Gerçekliğin gölgelenmesi hatadır. Hayat bu yanılgıları kabul etmez. Yaşama ters ve ihanettir.
Aslı Birer
Kant’a göre de gerçekliği olduğu gibi kavrayabilmek, “olması gereken” ile “gerçek olan” arasında bir denge kurmayı gerektirir. Aşırı olumlamalar, ona göre saf aklın sınırlarını aşarak bizi yanılsamaya sürükleyebilir. Eğer kendi hatalarımızı veya dünyanın sınırlılıklarını görmezden gelirsek, ahlaki ve entelektüel sorumluluğumuzu ihmal etmiş oluruz. Yani, aşırı olumlamalar sadece bireysel yanılgıya değil, ahlaki hatalara da yol açabilir.
Buraya bir aforizma yerleştirmek istiyorum.
Issız sokakların keşfi bohem bir beynin eseridir.
Çünkü gerçek eşsiz inşa, yalnızlık ve özgürlükle mümkün olur.
Aslı Birer
Merhaba Engin, sizin tarif ettiğiniz bir çok anlam boşluğu, varoluşçuların “absürde” dediği şeyin ta kendisidir. Mitler çöktü, Tanrı sustu, ama sorular susmadı. Bu noktada insanın önünde iki yol vardır: Ya eski masallara geri sığınmak, ya da hiçliğin soğuk havasında kendi anlamını inşa etmek. Varoluşçu cevap şudur: Hayatın anlamı verilmez, yaratılır. Ve bu yaratma, sürekli bir eylemdir; yaşamın tamamı bu eylemden ibarettir.
2. Stoacı Perspektif (Marcus Aurelius, Epiktetos çizgisi)
Sizin sorumluluk ve özdisiplin vurgunuz, Stoacıların kalbine giden doğrudan bir yol. Onlar derdi ki: “Evreni yönetemezsin, ama zihnini yönetebilirsin.” Mitler çökse de doğa hâlâ aynı; acı, ölüm ve belirsizlik yine orada. Stoacı yanıt şudur: Dışarıdaki kaosun seni yutmasına izin verme. Erdem, akıl ve ölçülülükle yaşarsan, anlam zaten içinden filizlenir.
Hayvan–insan farkına gelince: “Hayvanlarda buna gerek yoktur” kısmı doğru ama, bazı türlerde ritüel ve yas davranışları gözlendiği için, “gerek yoktur” yerine “sınırlı ölçüde vardır” demek daha biyolojik olarak hassas olurdu.
Düşünce zinciriniz mantıklı ilerliyor; insandaki anlam ihtiyacının evrimsel ve kültürel temellerine değinmişsinİz.