Okudum ve ön yargının insanları ne kadar adaletten uzaklaştırdığını ve hatta okuyanların da ne kadar esir olduklarını bir kere daha gördüm.
Evet Semiha Oğuz, hani bir atasözü var ya, “adım çıkmış dokuza inmez sekize” işte çok güzel bir örneği bu sizin yazdıklarınız.
Ve ben de belki daha akademik bir lisanla şöyle bir açıklama ekleyeyim.
Şiirin mesajı, üvey annelere karşı toplumun geliştirdiği önyargıları ve bu önyargıların bir bireyin yaşamını nasıl zorlaştırdığını ele alıyor şöyle ki:
Önyargının Kıskacında Bir Kimlik: Üvey Annelik Algısı Üzerine
Toplumsal yargılar, bireylerin kimliklerini şekillendirmede güçlü bir role sahiptir. Ancak bu yargılar, çoğu zaman gerçeklikten kopuk, nesnel olmaktan uzak ve bireyleri ötekileştirici bir nitelik taşır. Şiir, tam da bu noktada, üvey annelik kavramına karşı toplumun sergilediği önyargıları ele almakta ve bu önyargıların bir bireyin yaşamını nasıl zorlaştırdığını gözler önüne sermektedir. Metinde tekrar eden “Analıktır, kötü olur dediler.” dizesi, toplumun üvey anne figürüne bakış açısını sorgulayan bir leitmotif olarak öne çıkmaktadır. Annelik kavramı biyolojik bağ üzerinden kutsanırken, üvey anneler ise çoğu zaman “eksik”, “soğuk” ya da “kötü” olarak kodlanmaktadır. Şair, bu genel kanının adaletsizliğini eleştirerek, üvey annenin de bir birey olarak duyguları, emekleri ve fedakârlıkları olduğuna dikkat çekmektedir. Şiirde kullanılan imgeler, bu haksız algının birey üzerindeki baskısını somutlaştırmaktadır. “Sanki nikâhsız, azadlı bir köle” dizesi, üvey annenin ev içindeki konumunu; sorumluluklarıyla baş başa bırakılan ancak hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmeyen biri olarak var oluşunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. “Tavuk oldum, kapatıldım kümese” benzetmesi ise, bireyin özgürlük alanının daraldığını ve toplumsal etiketler nedeniyle kısıtlandığını ifade etmektedir. Bütün bu anlatı, toplumun önyargılarının bireyin ruhunda yarattığı kırılmaları ve yorgunluğu gözler önüne sererken, aynı zamanda sessiz bir isyan da içermektedir. Üvey annelere biçilen rollerin adil olup olmadığı sorgulanmakta ve toplumun bu yargıları yeniden gözden geçirmesi gerektiğine dair bir çağrı yapılmaktadır.
Sonuç olarak, şiir, önyargının bireyi nasıl haksız bir yük altına soktuğunu güçlü bir anlatımla ortaya koymaktadır. Üvey annelik, annelikten farklı bir kategoriye itilirken, aslında aynı fedakârlık ve emeği gerektiren bir rol olduğu göz ardı edilmektedir. Şair, bu algının yarattığı çelişkilere dikkat çekerek, üvey annelere yönelik adaletsiz toplumsal bakış açısının sorgulanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Benim suretime biçtiğin gölge, ancak kendi zihnindeki bulanıklığın eseri. Kişi kendinden bilirmiş işi; Zira göz, görmek istediğini seçer, dil, içindeki zehri döker. Bil ki insan, bilmediğine düşmandır; Ve anlamadığına saldırır.
Sözde bir terazide tartmaya kalktığın şeyi, Önce zihnindeki eğrilikten geçirdin. O yüzden ölçtüğün ben değilim, Sadece kendi içindeki kırık yansıma.
Değerimi, kendi varlığım belirler. Yolumu bulmak için ne bir sürüye Ne de bir iz sürücüye ihtiyacım var.
Ve unutma, Şair, terazisinde kendini tartar. Adam olan aynaya bir kez de başka açıdan bakar. Ayinesi iştir kişinin Lafına bakılır mı hadsiz kişinin Yayık ayran gibi süzme sözlerin Ne ayıp biliyor ne de bir edep Aslı Birer
Adaletsiz saatlerde gökyüzüne… Zamana başkaldıran harflerim, Susturulmuş vicdanların yankısı. Her hecem bir uyanış, Her noktam bir direniş… Suskun gecelerin ortasında, Özgürlüğü fısıldayan rüzgâr gibiyim
Takmış destansı elmas gerdanlığını Boynuna, Bin dokuz yüz on beş’li. Vatan sevgisini mühürlemiş bağrına, Tırmanmış dağların Nirvana’sına.
Ey, mücevherlerin en değerlisi, Direnişine kurban Çanakkale! Sen ki, ölümü göğüsleyen Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle, Bir değil, binlerce Mustafa Kemal’le Bir millet doğurdun güne!
Kurtuluşa yaktığın meşale, Özgürlüğün bedelini anlatan ebedi bir abide… Şimdi, toprağında açan her gonca güle O gün düşenlerden yükselen göğe Kokularıdır zaferlere nişâne… Adın, tarihe mühür, Geçilmezsin, geçilmez Çanakkale.
Aşık Hatuni Semiha Oğuz
“Analık” günün şiiri.
Okudum ve ön yargının insanları ne kadar adaletten uzaklaştırdığını ve hatta okuyanların da ne kadar esir olduklarını bir kere daha gördüm.
Evet Semiha Oğuz, hani bir atasözü var ya, “adım çıkmış dokuza inmez sekize” işte çok güzel bir örneği bu sizin yazdıklarınız.
Ve ben de belki daha akademik bir lisanla şöyle bir açıklama ekleyeyim.
Şiirin mesajı, üvey annelere karşı toplumun geliştirdiği önyargıları ve bu önyargıların bir bireyin yaşamını nasıl zorlaştırdığını ele alıyor şöyle ki:
Önyargının Kıskacında Bir Kimlik: Üvey Annelik Algısı Üzerine
Toplumsal yargılar, bireylerin kimliklerini şekillendirmede güçlü bir role sahiptir. Ancak bu yargılar, çoğu zaman gerçeklikten kopuk, nesnel olmaktan uzak ve bireyleri ötekileştirici bir nitelik taşır. Şiir, tam da bu noktada, üvey annelik kavramına karşı toplumun sergilediği önyargıları ele almakta ve bu önyargıların bir bireyin yaşamını nasıl zorlaştırdığını gözler önüne sermektedir.
Metinde tekrar eden “Analıktır, kötü olur dediler.” dizesi, toplumun üvey anne figürüne bakış açısını sorgulayan bir leitmotif olarak öne çıkmaktadır. Annelik kavramı biyolojik bağ üzerinden kutsanırken, üvey anneler ise çoğu zaman “eksik”, “soğuk” ya da “kötü” olarak kodlanmaktadır. Şair, bu genel kanının adaletsizliğini eleştirerek, üvey annenin de bir birey olarak duyguları, emekleri ve fedakârlıkları olduğuna dikkat çekmektedir.
Şiirde kullanılan imgeler, bu haksız algının birey üzerindeki baskısını somutlaştırmaktadır. “Sanki nikâhsız, azadlı bir köle” dizesi, üvey annenin ev içindeki konumunu; sorumluluklarıyla baş başa bırakılan ancak hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmeyen biri olarak var oluşunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. “Tavuk oldum, kapatıldım kümese” benzetmesi ise, bireyin özgürlük alanının daraldığını ve toplumsal etiketler nedeniyle kısıtlandığını ifade etmektedir.
Bütün bu anlatı, toplumun önyargılarının bireyin ruhunda yarattığı kırılmaları ve yorgunluğu gözler önüne sererken, aynı zamanda sessiz bir isyan da içermektedir. Üvey annelere biçilen rollerin adil olup olmadığı sorgulanmakta ve toplumun bu yargıları yeniden gözden geçirmesi gerektiğine dair bir çağrı yapılmaktadır.
Sonuç olarak, şiir, önyargının bireyi nasıl haksız bir yük altına soktuğunu güçlü bir anlatımla ortaya koymaktadır. Üvey annelik, annelikten farklı bir kategoriye itilirken, aslında aynı fedakârlık ve emeği gerektiren bir rol olduğu göz ardı edilmektedir. Şair, bu algının yarattığı çelişkilere dikkat çekerek, üvey annelere yönelik adaletsiz toplumsal bakış açısının sorgulanması gerektiğini vurgulamaktadır.
Bana da tebrik etmek düşer…
Sevgilerimle…
Bazı insanlar o kadar kendi içlerinde bile paradoks ki, başlarıyla ayakları birbirinden bağımsız hareket ediyor.
Dünyanın işine bak ki! Atatürk’ün öğretmeni baş tacı ettiği cumhuriyette; öğretmen ol! Ondan sonra da o ilkelere sahip çıkacağına yerden yere vur!
Ben bunu vicdanlara bırakıyorum.
Bu sabah bir şiire yazdığım yorumdur.
“Gerçek polis insanın kendi vicdanıdır. Belki de aynaya sormalı; “adalet nerede”? Diye.”
Aslı Birer
Yarın adalet, hak, hukuk kazanacak! O gün sakın bu yazdıklarını unutupta o güzel insanların safına gireyim deme! Seni o zaman rezil rüsva ederim!
Gel, tarih yazalım
Harfleri altın, adı özgürlük olsun.
Yoksunluklarımızı ısıtıp avuçlarımızda,
Göğe mavi bir güneş yapalım.
Karanlığın gölgesi düşse de üstüne,
Gözlere ışık, seslere yankı olur
Her şafak vakti yüreğimizde.
Hangi dağ kapatabilir ki onu?
O, her zerreyi deler de geçer,
Ve her sabah ışırken bir halk doğurur.
Aslı Birer
Benim suretime biçtiğin gölge, ancak kendi zihnindeki bulanıklığın eseri.
Kişi kendinden bilirmiş işi;
Zira göz, görmek istediğini seçer, dil, içindeki zehri döker.
Bil ki insan, bilmediğine düşmandır;
Ve anlamadığına saldırır.
Sözde bir terazide tartmaya kalktığın şeyi,
Önce zihnindeki eğrilikten geçirdin.
O yüzden ölçtüğün ben değilim,
Sadece kendi içindeki kırık yansıma.
Değerimi, kendi varlığım belirler.
Yolumu bulmak için ne bir sürüye
Ne de bir iz sürücüye ihtiyacım var.
Ve unutma,
Şair, terazisinde kendini tartar.
Adam olan aynaya bir kez de başka açıdan bakar.
Ayinesi iştir kişinin
Lafına bakılır mı hadsiz kişinin
Yayık ayran gibi süzme sözlerin
Ne ayıp biliyor ne de bir edep
Aslı Birer
Yazacaksan;
-Çığlık gibi yaz.
-Savrulur gibi yaz.
-Çağlayan gibi yaz
Kelimelerin illüzyonu hissettirebilmektir…
Öyleyse özgürce es gitsin.
Aslı Birer
Adaletsiz saatlerde gökyüzüne…
Zamana başkaldıran harflerim,
Susturulmuş vicdanların yankısı.
Her hecem bir uyanış,
Her noktam bir direniş…
Suskun gecelerin ortasında,
Özgürlüğü fısıldayan rüzgâr gibiyim
Aslı Birer
ÇANAKKALE: ÖZGÜRLÜĞE YAKILAN MEŞALE
Takmış destansı elmas gerdanlığını
Boynuna,
Bin dokuz yüz on beş’li.
Vatan sevgisini mühürlemiş bağrına,
Tırmanmış dağların Nirvana’sına.
Ey, mücevherlerin en değerlisi,
Direnişine kurban Çanakkale!
Sen ki, ölümü göğüsleyen
Mehmetçiğin sarsılmaz iradesiyle,
Bir değil, binlerce Mustafa Kemal’le
Bir millet doğurdun güne!
Kurtuluşa yaktığın meşale,
Özgürlüğün bedelini anlatan ebedi bir abide…
Şimdi, toprağında açan her gonca güle
O gün düşenlerden yükselen göğe
Kokularıdır zaferlere nişâne…
Adın, tarihe mühür,
Geçilmezsin, geçilmez Çanakkale.
Aslı Birer