Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ölüm sizce ne demek, ölüm size neyi çağrıştırıyor?

ölüm terimi tarafından tarihinde eklendi

  • Özgür Gürtali
    Özgür Gürtali

    Kalabalıklar kirletir insanı.

    Arınmak için yalnızlığa ihtiyacımız var.

    Ve, öyle mükemmel bir yalnızlığa insan ancak başka bir insanla bütünleşerek, başka bir insanla kaynaşarak, başka bir insanın dokunuşuyla hayatı unutarak, bir başka insanın verdiği eşsiz hazla 'ölerek' ulaşabilir.

    Ölümün, el değmemiş berraklığına sevişmeden başka hiçbir yerde kavuşamaz insan.

    Bazen, belki de ölümden korkmamalıyız diye düşünüyorum.

    Bütün duygularımız, düşüncelerimiz, varlığımız ile tutunduğumuz, sonsuz bir ihtirasla ilanihaye parçası olmak istediğimiz, tüm sevdiklerimizin içinde kaldığı hayattan kopartılacağımız o anda hissedeceğimizi farz ettiğimiz acının dehşeti, yaşadığımız her saniyeye damgasını basıyor.

    O kopma anı ürpertiyor bizi.

    Belki de o 'an' sandığımız gibi bir şey değildir.

    Belki de ölüm bir zevk anıdır.

    Belki de, bildiğimiz duyguların hepsinin, bir cam kırığından geçen güneş ışıkları gibi tek bir anın içinde birleşip mutlak bir hazza döndüğü andır o.

    Yaşarken, ölüme geçiş anına benzeyen iki andan sürekli geçiyoruz.

    Birisi uyku.

    Kendi karanlığımızın içine saklanarak hayattan ayrıldığımız uyku anı huzurla dolu, en sıkıntılı zamanlarımızda bile özlediğimiz bir sığınak hepimiz için.

    Diğeri ise, benzersiz bir arzuyla kendi ruhumuzu bir kağıt parçası gibi bedenimizin ateşlerine tutup yaktığımız, o ruhun derinlerinde sakladığı ne varsa; en vahşi oyunlardan zevk alan şiddet dolu canavarların, o ana kadar biriktirdiğimiz inanışların hepsini aç bir kaplan gibi tüylerini ışıldatarak parçalayan alevli ihtirasların, başka zamanlarda soğukkanlı yüz çizgilerimizin arkasında sakladığımız sabit bakışlı deliliklerin, bir kadınla bir erkek arasına konmuş bütün yasakları tutkuyla parçalayan kural tanımaz azgınlıkların, en korkunç tehlikeleri bile arzunun kavurucu ışığında bir eğlence gibi gören saldırganlıkların yıldız yağmurları gibi döküldüğü yataklarda yaşadığımız sevişmenin zirvesinden kendimizi içine bıraktığımız o karanlık yangına düşerken hissettiğimiz haz dolu yok oluş.

    Yarattığı o hücrelerimize kadar işleyen sarsıntı ve uykudan daha derin karanlığıyla ölüme daha çok benzeyeni herhalde sevişme.

    Zaten birçok dilde de o muhteşem ana 'küçük ölüm' deniyor.

    Hayatın bütün dertleriyle, acılarıyla ve o bitmez tükenmez ölüm korkusuyla baş edebilen tek duygu da bu sevişme isteği; saatlerini, bazen günlerini içinde geçirdiğin, duvarları, siyah kar taneleri gibi her biri her seferinde aynı el değmemiş saflıkla hissedilen arzulardan örülmüş o sihirli sonsuzluk mağarası.

    Bütün tasaların, kederlerin, acıların, korkuların kor ateşten bir nehre düşmüş çelik parçaları gibi eriyip hazza dönüştüğü kutsal vakit.

    Aynı ölüm gibi büyük bir unutuş...

    Her şeyi unuturuz.

    Her şeyi...

    Unutmayı özlediğiniz, unutabilmek için tanrıya yakardığınız ne varsa unutabilirsiniz.

    Şehvet, diğer bütün duyguları yok eder.

    Bütün düşünceleri yok eder.

    Bildiğiniz her şeyi yok eder.

    Sizi yok eder.

    Kızıl bir sisin içinde kaybolur gidersiniz.

    Ölüm gibi...

    Tek farkı, geri dönersiniz...

    Ama mümkün olsa dönmemeyi, orada, kendi teriyle yaldızlanmış bir başka bedenin içinde kalmayı tercih edersiniz çünkü hayatın hiçbir anı size daha büyük bir haz vaat etmez.

    Neden tanrı böylesine eşsiz bir hazzı hayatın içine kattı?

    Çoğalmamız için mi?

    Daha azı için de yapardık bunu, iyi bir yemek kadar zevk verseydi de sevişirdik.

    Neden ölümle yarışacak kadar kuvvetli bir isteği ve unutuşu yerleştirdi içimize?

    Niye hayatın içine 'ölüme' benzer bir kayboluşu serpiştirdi?

    Belki de yeni bir canlıyı yarattığımız, hayatın kaynağı olduğumuz an, ölümü de gördüğümüz, ölümle kucaklaştığımız, yaratmakla yok olmanın aynı hazdan beslendiğini hissettiğimiz andır.

    Ve, belki de biz bunu bilmiyoruzdur.

    Belki de defalarca ölerek, defalarca hayattan koparak, o mutlak ve hepsinden daha zevkli kopuşa hazırlıyoruz kendimizi.

    Bunu bilemeyiz.

    Bize kimse anlatmadı.

    Anlatabilecek kimse de yok.

    Sadece ölümden korkuyoruz.

    Ama sevişmekten de korkuyoruz.

    Bütün kutsal kitaplar, bütün ahlak sistemleri, sevişmelerimizi dizginlemeye, onları kafeslere kapatıp evcilleştirmeye, canavarlarımızı küçük kedi yavrularına çevirmeye uğraşıyorlar.

    Yüzyıllardır sevişmeleri 'sadakatten' yapılmış hapishanelere kapatan, sevişmeyi 'ihanetle' özdeşleştiren, asıl büyük 'unutuşu' sağlayan dizginsiz vahşi koşuları, sınırları belirlenmiş sakin otlaklardaki yumuşak yürüyüşlere çevirmeye çalışan biz değil miyiz?

    Hazza giden yolları teker teker biz kapatmadık mı?

    Herkesin, aynı sıradanlıkla, birbirine benzer biçimde sevişmesi gerektiğini neredeyse bir inanç haline biz getirmedik mi?

    Sevişmelerden konuşmaktan bile korkmuyor muyuz?

    Kadınları, 'namusla' sevişme ikilemine biz sokmadık mı?

    Bir kadının bizim kurallarımız dışında hazzı aramasını 'ahlaksızlık' ilan eden biz değil miyiz?

    Yeryüzünün bütün dindarları 'sevişmeden' söz edilmesini bile tahammül edilemez bir günah olarak görmüyorlar mı?

    Tanrı, sevişmeyi onlara en büyük 'imtihan' alanı seçmişken, onlar bu imtihanı içlerinde var olan arzularla yüzleşerek ve bu arzunun üstesinden gelerek kazanmak yerine, bu arzuyu tümüyle yok sayarak, reddederek, kendi doğasını inkar ederek kazanmaya çabalamıyor mu?

    En fazla yalan sevişmeler konusunda söylenmiyor mu?

    Herkes en kuvvetli duyguları sevişme konusunda hissederken, birçoğumuz böyle bir duygusu hiç yokmuş gibi davranmıyor mu?

    Biliyor musunuz, belki de ölümden bu kadar çok korkmamızın nedeni, kendi şehvetimizi doğallıkla yaşamamıza koyduğumuz engeller, 'küçük ölümlerle' gerçek ölüme alışma olanaklarımızı azaltan yasaklarımızdır.

    Hayattan da belki bu yüzden böylesine korkuyoruz.

    Ölümle hayatın birbirine değdiği o muhteşem anın sınırlarını daralttıkça ikisini birbirinden koparıyor ve ikisinden de korkuyoruz.

    Tek kurtarıcımız edebiyat.

    Sadece orada sevişmeleri, bütün insanların bu ortak 'günahını' açıkça görebiliyor, onun doğallığını, bir insanın bir başka insana dokunarak nasıl değiştiğini, bu müthiş değişimin yarattığı sarsıntıları, zavallı bir canlı olmanın çaresiz güçsüzlüğünden nasıl kurtulduğunu, nasıl mitolojik bir tanrıya ya da tanrıçaya dönüştüğünü, hayatın ve ölümün kaynağındaki o kutsal ırmakta yıkanarak nasıl kendinden, geçmişinden, korkularından arındığını, bir bedenden bir bedene hayatın ve ölümün dokunuşlarla, öpüşmelerle, sarılışlarla nasıl aktığını, kadınların ölüme ve hayata aynı anda dokundukları o muhteşem anda nasıl çığlıklarla yağmurlara, bulutlara karıştığını, en şiddetli birleşmelerde bile isteğin saflığından doğan o masumiyetin insanları nasıl vahşetleriyle masumlaştırdığını okuyoruz.

    Kadınların, başka hiçbir zaman, başka hiçbir yerde söyleyemeyecekleri sözcükleri fısıldayan dudakları, onların içlerinde bir başka canlı gibi taşıdıkları dişiliklerini ılık ve telaşlı soluklarıyla nasıl yeniden doğuruyor, terli saç dipleri, istekle gerilen bereketli kasıkları, kapanan gözleriyle ölümün büyük unutuşuna dokunarak, nasıl yeni bir hayata ancak 'küçük ölümle' ölerek can veriyor; bunu bize, sevişmenin bir şelaleden akan nilüferleri andıran gizemli estetiğiyle başka ne anlatabilir?

    Sevişirken insanın en masum, en doğal, en içten haline kavuştuğunu, kıvranan, kıpırdanan, savrulan bedeniyle, içinde yıldız çiçekleri taşıyan bir tohum gibi yırtılıp en derininde saklı olan tanrısal varlığı ortaya çıkardığını, bütün kirli duygularıyla düşüncelerinden ancak burada kurtulduğuna başka nasıl ikna olabiliriz?

    Kalabalıklar kirletir insanı.

    Arınmak için yalnızlığa ihtiyacımız var.

    Ve, öyle mükemmel bir yalnızlığa insan ancak başka bir insanla bütünleşerek, başka bir insanla kaynaşarak, başka bir insanın dokunuşuyla hayatı unutarak, bir başka insanın verdiği eşsiz hazla 'ölerek' ulaşabilir.

    Ölümün, el değmemiş berraklığına sevişmeden başka hiçbir yerde kavuşamaz insan.

    Hayat, ne bulursa içine alan çamurlu bir nehir gibi akar, yaşayan herkese o nehrin sularından bir şeyler bulaşır, biraz çamurlanırız hepimiz.

    Ölüm temizdir.

    Ölmeden ölmenin mümkün olduğu tek yer ise şehvetimizdir.

    İnsanoğlunun en çok utandığı ve en çok korktuğu duygusu.

    Ölümü gördüğümüzde hayatta önemli olan her şey önemini kaybeder.

    Belki şehvetten de bunun için korkuyoruz.

    Hayatın önemli olması gerektiğine inandığımız bütün tuhaflıklarını önemsizleştirdiği için.

    Savaşların, cinayetlerin, iktidar kavgalarının, servetlerin ne önemi var bir insan şehvetin perilerle, yıldızlarla, denizkızlarıyla, canavarlarla, sihirli ormanlarla, şarkı söyleyen ağaçlarla dolu esrarengiz dünyasına daldığında.

    'Küçük ölüme' doğru yola çıktığınızda, dokunduğunuz bedenin her kıvrımında bir başka macera, bir başka tehlike, bir başka ürperti hissederek, sıcak kumlara gömülüp her kımıldanışta kendinizden başka biri olarak daha derinlere dalarak, bütün evrenin kara bir deliğe doğru kayıp tek birışığa, tek bir parlak yıldıza dönüştüğünü görerek kendi ölümünüze yaklaştığınızda, sizin için, içinde bütün evreni taşıyan o tek ve parlak yıldızdan daha önemli ne olabilir?

    Sonra o an gelir.

    O tek ışığa değersiniz.

    Değdiğiniz bütün bir evrendir.

    Ve, onun, parıltısıyla sizi sonsuz bir karanlık gibi emip içine alan evrenin parçası olursunuz.

    Ölürsünüz o anda.

    Ölüm, evrenle bütünleşmektir.

    Sevişmek de, aynen ölüm gibi, bir insanla değil bütün bir evrenle bütünleşmektir, onun için öylesine karanlık, öylesine yakıcı, öylesine sonsuz, öylesine tanrısaldır.

    Sonra sizi o yıldıza götüren, sizi evrenin bir parçası yapan bedene sarılıp yattığınızda hissettiğiniz yorgunluk bedenin yorgunluğu değildir, hissettiğiniz, sınırsız bir evreni kendi içine alan ruhunuzun yaşadığı büyük serüvenin geride bıraktığı muhteşem yorgunluğudur.

    Yeni doğmuş bir bebek gibi yeniden dönersiniz hayata.

    Ölmüş ve doğmuşsunuzdur.

    Defalarca biçim değiştirmişsinizdir.

    Ruhunuz, titremelerle, inlemelerle sürekli olarak kendinden soyunmuş, bedeniniz gibi çırılçıplak kalana kadar çeşitli menzillerden geçmiş, her menzilde başka bir kılıkta, başka bir renkte görünmüş, kah şefkatli, kah sevecen, kah vahşi, kah canavar, kah köle, kah zalim olmuş, sonunda ölümün saflığına kavuşmuştur.

    Büyük bir maceradır sevişmek.

    Bedenin önce, ruhun sonra soyunduğu ve birlikte koştukları, sonunda birlikte yok oldukları bir macera.

    Bir yıldız yolculuğu.

    Bir ölüm.

    Zaman kaybolmuştur.

    Bütün biçimler kaybolmuştur.

    Her şeye biraz şaşkınlıkla, yeniden tanımaya çalışarak bakarsınız.

    Hayat titrek adımlarla geri döner.

    Sizde, tüm evreni tek bir yıldıza çevirip, ona dokunmuş birinin huzurlu ve sakin mutluluğu vardır.

    Ölümden korkmazsınız o anda.

    Hiçbir şeyden korkmazsınız.

    Küçük sızılarla bedeninizle ruhunuz yeniden birbiriyle buluşur, birbirinin içine yerleşir.

    Bütün vahşetiniz, şiddetiniz, canavarlarınız, perileriniz yeniden kendi kuytuluklarına çekilirler.

    Derin bir sessizlik kaplar içinizi.

    Bir anlığına kendi sesinizi bile kaybedersiniz.

    Sonra sesler duyulur yeniden.

    Bunlar bildiğiniz, tanıdığınız, her gün birlikte olduğunuz seslerdir.

    Hayata dönmeye başlamışsınızdır.

    O 'küçük ölümün' memnuniyetini hálá hatırlar, hayatı biraz küçümsersiniz.

    Derin, hoşnut bir nefes alırsınız.

    Yanınıza döner bu yolculuğa çıkarken size yol arkadaşlığı yapana minnetle bakarsınız.

    Ruhlarınızın giyinmeye başladığını tuhaf bir acıyla hissedersiniz.

    Biraz sonra bedenleriniz de kapanacaktır.

    İki ayrı insana dönüşeceksinizdir.

    Bu her zaman şaşırtıcı ve biraz acıklıdır.

    Yeniden kapanan ruhunuzda ve bedeninizde ise sizinle birlikte bütünleşip, sizinle birlikte parçalanan evrenin yarattığı sızılı bir hazzın izleri durmaktadır hálá.

    Belki de ölüm işte böyle bir şeydir.

    Bütün kainatın içinde toplandığı bir yıldıza dokunmak, mutlak ve sonsuz bir haz duyarak o yıldızın parçası olmaktır.

    Belki de güzel bir şeydir ölüm.

    'Küçük ölüm' böylesine muhteşem olduğuna göre...

    O belki de daha muhteşemdir.... :)

  • Pınar Aslan
    Pınar Aslan

    Dünyaya ölmeye gelinir.

    Yaşanmaya gelinseydi, koşunun sonu hep yeni yaşamalara çıkardı. Koştukça hayata yaklaşır, bitmeyen ömürleri tekrar tekrar yakalardık.

    “Her fâni ölümü tadacaktır...”

    Koşuların, hedeflerin, bitirişlerin son soluğunda ölümü tatmak var...

    Geldik, gideceğiz... Çare yok. Giderken doğduğumuz günkü gibi saf, temiz ve haramsız olabiliyor muyuz? Kazanç budur. Zor olan, imkânsız görünen budur. Ve inanmak, imkânsızı başarabilme gücü, azmi ve kuvvetidir.

    İnanmak, dolu dolu yaşamaktır.
    ...

    Ölüm “kötü son” değil. Sürpriz netice değil.

    Ölüm, koştuğumuz ve ulaştığımız tazeliktir...

    Ölümün bir adım ötesi yenilik.

    Ölümde konaklamadan ölümsüzlüğe varılmaz.. Ölümde dinleniriz. Ömür boyu süren yorgunluklar orada üstümüzden atılır.

    Yaradana ve İki Cihan Efendisi’ne (asm) yorgunluksuz kavuşuruz...

    Yepyeni! ...?

    ...

  • Uzay Türkmen
    Uzay Türkmen

    ölüm ruhun özgürleşmesinden başka bir şey değildir. Buna rağmen çok güzel bir şey değil. canlı bedenimizde yeterince yaşayıp ruhumuzu geliştirmemiz bedensiz yaşayacağı günlere alıştırmamız gerekir. Ruhumuz ancak başka ruhlarla dostça, kardeşçe sevgiyle geçindiği zaman gerçek manada özgür olabilir. Ruhumuz bunu öğrenene kadar ölümden sonra başka bedenlere girer. Bedenimiz ve bu dünya ruhun okuludur. Yani mezun olamayan sınıfı tekrar eder başka bedene girer. Herkesin en kısa sürede mezun olması dileklerimle

  • Mesut Çelik
    Mesut Çelik

    Bazen bu kadar yaşadığım yeter diye düşünüp ölümün benim de kapımı çalmasını çok istiyorum. Ama belki görecek güzel günlerim var belkide daha fazla acılar çekeceğim şu dünyada ama takdiri ilahi işte o ne kadar izin verdiyse o kadar yaşayacağım diye avutuyorum kendimi.

  • Jiyana Berxwedan
    Jiyana Berxwedan

    ölüm ölüm dediğin neki gülüm ben senin için yaşamayı göze almışım :-)))))))))

  • Hamza
    Hamza

    ölüm ölüm dediğin nedirki gülüm ben senin için yaşamayı seçtim.. bu söze bakarsak yaşamak daha zor bu dünyada... :)

  • Yakup İcik
    Yakup İcik

    Çoğumuz acıdan ve yaşamın gerçeklerinden kaçış yolu olarak şu veya bu zaman ölümü düşünmüşüzdür. Kontrolü kaybettiğimizi veya kontrolden vazgeçtiğimizi hissettiğimiz (depresyon) zaman ölmek isteriz.

    Bazen kızdığımız insanları cezalandırmak veya başkalarına acı vermek (intikam) için ölmek isteriz. Bazen olumsuz duyguların altında ezilir, ümidimizi kaybederiz. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolunu bulamaz, tek kurtuluşun ölüm olduğunu düşünürüz. Ölümü istemek cesaretsizliğin son aşamasıdır. Kendini sevmenin tam tersidir.

    Bazen ölüm en kolay çözüm olarak görünür. Eğer böyle hissediyorsanız, büyük olasılıkla en kolay çözümdür. En kolay yolu seçmek cesaret gerektirmez. Cesaret, nedenini anlamasanız da, istemeseniz de en zor yolu seçip, takip etmektir. Kahramanın görevi ıstırabı, acıyı değiştiremeyeceğini kabul edip, yapabileceğinin en iyisini yapmaktır.

    Ölmek istemek genellikle denetimimizde olmayan bir şeyi kontrol etmek istemekten kaynaklanır. Yaşamımızın amacını ve niçin burada olduğumuzu bilmiyoruz. Hayatımızın diğer insanlara etkisini, diğerleriyle etkileşimini ve tablonun bütününü algılayamıyoruz. Zamanından önce ölmek kestirmeden gitmektir ve kestirmeden gitmeye kalkınca genellikle yolumuzu kaybeder, gideceğimiz yere daha uzun sürede varırız. İntihar en tehlikeli kumar olabilir çünkü bir sonraki adımın ne olduğunu bilmiyoruz.

    Ölüm bir son, ama acaba acının sonu mu? Gittiğimiz yere giderken çözümlenmemiş sorunlarımızı da kendimizle birlikte götürürüz. Benzer şekilde kendi ölümümüze karar verince de olumsuzluğu ve acıyı beraberimizde götürüyor olabiliriz.

    Ölmek istemek ve yaşamın enerjisini ölüme odaklamak gücümüz ve kontrolümüz dışındaki şeylere hükmetme yanılgısını üretir. Hayallerin bizi yaşamdan uzaklaştırdığını biliyoruz. Yaşamdan kaçış olarak ölümü istemek, dışsal şeylere odaklanmasının bir başka yoludur.

    Ölüm yaşamın doğal sürecinin bir parçasıdır ve bu anlamda ölüme hazırlanmak yaşamı bugün sonuna kadar değerlendirmek anlamına gelir. Bazı açılardan yaşamın tümü ölümün provası olarak düşünülebilir. Sevgi, cesaret ve gelişim dolu iyi bir yaşamımız olursa, ölüm gelince kabullenmek hiç de zor bir karar olmaz. Gerçekte bu karar hiçbir şekilde bizim kararımız değildir.

    Paradoks şudur ki hayatı ne kadar dolu dolu yaşarsak, ne kadar kahraman olmaya çabalarsak, ölümden o kadar az korkarız. Yaşarken güçlü ve cesur olan, ölürkende güçlü ve cesur olur. Şimdi yaşamımızdaki acıları kabul edersek, gelecekte olacakları da kabule hazırlanmış oluruz. Hayattaki amacımızı bilemeyeceğimize göre, neden tüm olasılıklara hazırlıklı olmayalım?

    Tüm cesaretinizi kaybettiyseniz ve en kolay yolu seçmeyi düşünüyorsanız, sizi yüreklendirecek şeyler bulmaya çalışın. Cesaret oralarda bir yerde ve siz, sizin için en iyi noktada ölmeyi hak ediyorsunuz. Bunu ançak kontrol hayalini bırakırsanız yapabilirsiniz.

    Gerçek cesaret emin olmadan, korkarak ve bütünü kavrayamadan, yapmak, yaşamak, herşeyi denemektir. Kahramanlara özgü bir görevle-yaşamınızla-karşı karşıyasınız ve yaşamınız süresince size eşlik edecek tek kişi için, kendiniz için bir kahraman olabilirsiniz.

    * * *

    Ölüm/üm(Tasvir)

    Ansizin bir sey oldu bana.
    issiz bir sessizlik oldu.
    gözlerim kapali sanki.
    hareket etmiyorum.
    konusmuyorum.
    suskunum.
    zifiri bir karanlik alabildigine.
    zindan karasindan daha kara.
    katran rengi mi desem?
    tarifsiz bir karanlik...

    Nasilda hemen duyuldu? ...(!)
    örtülmüs üstüme beyaz bir kefen.
    mor güllerin o tatli rengini almis dudaklarim,
    suskun.
    tenim sanki gecelerdeki ay gibi!
    Akisleniyor evrenin sevgilisi cobanyildizi,nin muhtesem rengi her yerimde!
    ve herkes agliyor bana,basimda.
    öyle an ki o an...
    sanki figanlar her makamda besteleniyor
    deste deste hüzün kederli yüzlerde.
    kötülüklerim unutulmus o an,
    herkes iyiliklerimden bahsediyor.
    bütün gözler oluk oluk akiyor...
    'oysa ben aglamaya utanirdim! '
    simdi bana agliyor bu millet.
    aglama demek istiyorum,diyemiyorum...
    ...yikaniyorum
    ...el üstündeyim
    yaratildigim mis gibi topragin icindeyim.
    üstümde cayir,cimen ve otlar!
    gelecek icin gidenlerdenim simdi! ...

    Yakup Icik

    'Dünya,ya geldiginiz gün bir yandan yasamaya bir yandan,da ölmeye baslarsiniz'...(MONTAIGNE)

    ...öyle yada böyle sükut icinde bekleyecegim seni ölüm!

  • Yakup İcik
    Yakup İcik

    varligin bir halden baska bir hale dönmesidir,Ölüm...

    'basim öne egik sükutla beklemekteyim'

    www.poemhunter.com/yakup-icik

  • Hasan Kalemköy
    Hasan Kalemköy

    ÖLÜM OLMASA NE OLURDU

    1-ÖLÜM LMASA ÖLÜM KORKUSUDA OLMAZDI
    2-ÖLÜM KORKUSU OLMAZSA KOLPACI VE ZARFCI MAFYA ÖLÜM KORKUSU YAYAMAZ PARA KAZANAMAZDI
    3-ÖLÜM OLMASA HAYATIMIZ RENKLİ OLMAZDI
    4-YAŞAMI HİÇMİ HİÇ SEVMEZDİK
    5-HİÇ BİR KURTULUŞ YOLUMUZ OLMAZDI ACI ÇEKERDİK
    6-KÖTÜLÜK YAPANLARA ÖLSEDE KURTULSAM DEYİP RAHATLAYAMAZDIK
    7-HİÇ KİMSE MİRASA KONAMAZDI
    8-ÖZCÜMLE BU DÜNYADA YAŞAMAK ÖLÜMDEN BETER OLURDU

  • Özlem Kaya
    Özlem Kaya

    ölüm ölüm dediğin nedir yawwww.......

  • Türkan Tik
    Türkan Tik

    ' Ne çok söz söyLüyor öLüm, taşLar kadar suskun duruyor. Ne çabuk öLüyor öLüm konuşmaLarda, ne kadar diri duruyor sessizLikte..'

    ne yazık...

  • Yasemin
    Yasemin

    birgün benden gelip alacaksın..gençliğim güzelliğim ve tüm hasletlerimi ya ben! sana ne sunacağım? hep ertelediğim ama asla yapmadıklarım var elimde ne olur hazırken gel ne olur:(

  • Kübra
    Kübra

    Karanlığa el uzanmış,
    Ölümün eli mi ne?
    Yapılacak birçok iş var,
    Bu gelen deli mi ne?

    AŞIK SEFAİ

  • Yüksel Dikgöz
    Yüksel Dikgöz

    Ölüm, bir kapıdan girip öte ki kapıdan çıkmaktır. Ölümden kafirlerle, günahkar insanlar korkar. Ölüm, BÜYÜK SEVGİLİYE yürümektir.

  • Zeliha Yildirim
    Zeliha Yildirim

    Vakit geldigin de cikacagimiz yolculuk

    ... ama bu gün... ama yarin! ! !

  • Kezban Kaya
    Kezban Kaya

    ölüm dündü.... Ve Bitti....

  • Halil Özkan
    Halil Özkan

    Ben ölümü reddediyorum ölüme inanmayacağım taki ölene kadar

  • Abdulkadir Azaklı
    Abdulkadir Azaklı

    Ölümü bir şiirle anlatıyorum.

    Ben ölürsem, üzülmeyin halime.
    Neşe ile koyun beni kabrime.
    Orda ben yeterim, kendi kendime.
    Bana göre ölüm, bir kurtuluştur.

    Yaşamım boyunca, çok hata yaptım.
    Öyle anlar oldu, yolumdan saptım.
    Sabit kalamadım, çok düştüm kalktım.
    Kimseye kul köle olmadım asla.

    Tanrımı çok sevdim, o sevmese de.
    Hep ondan istedim, o vermese de.
    Özür diliyorum, af etmese de.
    Bütün suçlarımın, arkasındayım.

    Artık bu gidişin, dönüşü yoktur.
    Allah'a güvendim, rahmeti çoktur.
    İşte sayın dostlar, sonumuz budur.
    Er geç bu dünyadan, göç edeceğiz.

    İnsanları sevdim, taraf olmadım.
    Dinler arasında, ayrım yapmadım.
    Hiç kimseden asla zarar görmedim.
    En büyük zararı nefsimden gördüm.

    Abdulkadir Azaklı

  • Fatih Keşkekçi
    Fatih Keşkekçi

    İki 'karanlık' arasına hayat dediğime göre bu durumda Ölüm karanlıkların ikincisini temsil temketedir.

  • Aynur Özdemir
    Aynur Özdemir

    Her şeyin sonu aşkın asla

  • Naz Güner
    Naz Güner

    korkmuyorum ondan bilsin :) nasılsa oda olucak bir gün? ? ? ? olcaksa da '. Z G. R L. K 'yolunda olur seve seve olur.

  • Ozgur Altunkaya
    Ozgur Altunkaya

    garip,bir avuc toprak.

  • Nermin Mürseloğlu
    Nermin Mürseloğlu

    dağlar taşlar kül misali bir gün olur toza bilir insan oğlu gül misali bir gün olur tozabilir

  • Nuray Yılmaz
    Nuray Yılmaz

    yeniden doğuş.

  • Selim Özgülen
    Selim Özgülen

    ÖLÜM GÜZEL ŞEY,BUDUR PERDE ARDINDAN HABER;
    HİÇ GÜZEL OLMASAYDI ÖLÜRMÜYDÜ PEYGAMBER

    ÜSTAD NECİP FAZIL KISAKÜREK

  • Nurcan Albayrak
    Nurcan Albayrak

    'her nefis ölümü tadacaktır'

    nefsimi kontrol altına almamı sağlayan en önemli etken.hayatın anlamı...

  • Mehmet Akın
    Mehmet Akın

    ölüm koskoca bir sırdır. sadece tadanın bilebileceği bir sır. arasıra akla getirilerek herşeyimize çeki düzen verdiren bir sır. ölen sadece kendisi bilir ne demek olduğunu. geri dönüpte, şunlar bunlar oldu, böyle birşeymiş ölüm denilemeyecek bir son. bana kalırsa bu denli sır dolu oluşu bile çok şey anlatıyor sağ olana ve anlayabilene...

  • Ayhan Yaşar
    Ayhan Yaşar

    bu dünyada iyi ki 'ölüm' var. birgün kesinlikle öleceğimiz halde bu kadar çok ihtiraslıyız ya bir de ölmeseydik halimiz nice olurdu... düşünmesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetti...

  • Mürüvvet Öztürk
    Mürüvvet Öztürk

    NEHİRLER AKTI GEÇTİ
    KURUDU VAKTİ GEÇTİ
    NİCE HAN, NİCE SULTAN
    TAHTI BIRAKTI GEÇTİ
    ŞU DÜNYA BİR PENCEREDİR HER GELEN BAKTI GEÇTİ........


    ERTEĞRUL GAZİ

  • Nisan Yağmur
    Nisan Yağmur

    Sınavın bitip kalemlerin bırakıldığı an.