mevsim rüzgarları nezaman eserse ozaman hatırlarım çocukluk rüyalarım şeytan uçurtmalarım öper beni annem yanaklarımdan güzel bir rüyada sanki sevcdiklerim hayattalarken hala akşama doğru azalırsa yağmur kız kulesi ve adalar ah burda olsan,çok güzel hala istanbul'da sonbahar
her zaman kolay değil sevmeden sevişmek tanımak bir vücudu yavaşça öğrenmek alışmak ve kaybetmek istanbul bugün yordun üzgün ve yaşlanmış biraz kilo almış ağlamış yine rimelleri akıyor
bazı kelimeler vardır aşk gibi anne gibi dost gibi hüzün gibi...adları geçince dalar gider nasıl tanımlayacağımızı bilemez,kelimelerden kelime seçemeyiz duygumuzu anlatmak için..istanbul gibi...
İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomucuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar bulusmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi magrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyürde kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir
bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa
İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur
tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı
biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı
istanbula kar yağıyordu kömür yanıyordu sobalarda geceleri polisler bekçiler oluyordu birde biz oluyorduk.ölümüne üşüyorduk ha yalan yok polislerde üşüyordu
''Istanbu´u sevmezse gönül, aski ne anlar? '' Üsküdar, Salacak.... Bir cift nemli göz hep bakacak.. Giden her sey adina... Yerine yenisi geleceginden emin ve yine gidecek olmaktan mahzun, bakacak daima.. istanbul kalacak!
Topragi ellerimle kazip denizler yapacaktim sehrine sehrinde milyon isik sehrimde ask yakacaktim tek sartim vardi Gelmedin.. Sirf bu yüzden bende Ekmedim sana tek bir menekse kurdugum hayalleride yiktim kendi ellerimle seve seve
uzaklarin adami oldun baska baska kucaklarin oldugun gibi kal istedim sen sen ol istedim Degistin.. Sirf bende bu yüzden Dua etmiyecegim iyi ol diye bugün elim kalbimde yarin baska bir elde Sen gelme!
Denizi varmis yokmus sehrinin düsünmüyorum sikildiginda nerde son bulursun bilmiyorum Yedi tepesi ayagimin ucunda bogazi karsimda iki kita bilirim senden hayir yok bana! Sahi sen simdi martilara simit parcalari atmayi bile bilmezsin sehrin denizsiz di senin birak adam birak beni zorlama sen bana gelmezsin..
Garip bir merak benim ki.. sehrinde martilar varmiydi senin..!
bir aşk şehridir istanbul bir sevda, acı dolu yaşamların durağı umutların başkentidir istanbul yalnızların, kaldırım eskiteceği bir şehir kaldırımlarınsa hiç eskimediği hep çiğneyenleri eskittiği bir şehirdir istanbul korkuların ve hüzünlerin, umutların ve sevinçlerin hele hele süprizlerin hiç eksik olmadığı bir şehir aşkların hiç bitmediği bir şehirdir istanbul. hep bir sevda oku vardır vurur seni taa kalbinden yaşanması gereken bir şehir istanbul, acılarınıda seversen yaşatmasını sever bu istanbul yaşamasını bilirsen aşktan kaçamazsın bu şehirde acısından korktuğun için, hep bir sevda oku vardır, vurur seni taa kalbinden bir aşk şehridir istanbul bir sevda, acı dolu yaşamların durağı umutların başkentidir istanbul
Saçlarını dağıtır rüzgar Yeditepe üzerinden Hatıralar tarihin küllerini savurur Kadın gibi kısrak gibi sarılayım Gel ince beline Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından Tüketilmiş yaşanmamış Hediyelik hayatlar ah bu sever Pencereler bu kapılar sokaklar Hüzün gibi sevinç gibi Eskitilmiş zamanlar Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından Minareler uzanmış gökyüzüne bağırır Kara sevdan nerelerde Yüreğimi çağırır Dua gibi büyü gibi ezberledim hasretini Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından
başta ürktüğüm ama daha sonra o koskocaman sinesinde kendime bir yer bulduğum, içinde olmadığımda sudan çıkmış balığa döndüğüm, acısı tatlısı ile bir çok tecrübe edindiğim ve bir türlü onsuz yapamadığım güzide şehir.
her zaman gibi işten çıktım..bogaza karşı bir çay yudumladım..sonra koşa koşa nete geldim..yüreğimin zulası tıka basa dolmuştu..ve şimdi işte sadece ekrana bakıyorum....konuşuyorum yanımda ki ses kaydedici alete...-başa alıyorum kasedi..sonuna kadar sessizlik.; .İstanbul; ...
gel gelen gördü istanbulun çilesini çek çek ki istanbullu olasın dolan taşan sokaklar ve binalar hani nerede o altın olan topraklar yalan yalan olan tek şey rüya rüyalarda gelen tek şey ise para şu istanbulun eşsiz boğazında ne kadar gizemli esrarengiz bi hava güneşin batışından taki doğuşuna ister adya ister avrupa'da dolaş burası bizim işte türk toprakları bak da gör atalarının miraslarını ne kadar acımasız olsa da bu şehir senelerdir burda katlandık bu olanlara İSTANBUL bizimdir bizim kalacak İSTANBUL'u dinliyorum gözlerim kapalı
Megaryalı Bizans, kendi kabilesi için bir şehir kurmak ister ve fikrini almak üzere Delf kahinine başvurur. Aldığı cevap kısa ve kesindir: - 'Bu şehri, Körler Ülkesi'nin karşısına kur! ' Neresidir bu 'Körler Ülkesi' diye fazla düşünmez Bizans. Aramaya karar verir. Aylar sonra Sarayburnu'nun bulunduğu yere gelir. Boğaz'dan Kadıköy'ün yerinde bulunan şehri seyreder ve kendi kendine sorar: - 'Bu şehri neden benim bulunduğum güzel yerde kurmamışlar da karşıki çorak topraklar üzerine kurmuşlar? Bu adamlar kör mü? ' Sonra birden, kahinin sözlerini hatırlar: 'Şehrini, Körler Ülkesi'nin karşısında kur! ' O an karar verir. Körler Ülkesi'nin karşısındadır. Kendisi şehri, Boğaz'ın yakasındaki yemyeşil yerde, yedi tepe üzerine kuracaktır. Şehir kısa zamanda Haliç'le Ligos Burnu üzerinde kurulur. Adı, kurucusuna mal ederek Bizans olur.
mevsim rüzgarları nezaman eserse
ozaman hatırlarım
çocukluk rüyalarım
şeytan uçurtmalarım öper beni annem yanaklarımdan
güzel bir rüyada
sanki sevcdiklerim hayattalarken hala
akşama doğru
azalırsa yağmur
kız kulesi ve adalar
ah burda olsan,çok güzel hala istanbul'da sonbahar
her zaman kolay değil
sevmeden sevişmek
tanımak bir vücudu yavaşça öğrenmek
alışmak ve kaybetmek
istanbul bugün yordun
üzgün ve yaşlanmış
biraz kilo almış
ağlamış yine rimelleri akıyor
bazı kelimeler vardır aşk gibi anne gibi dost gibi hüzün gibi...adları geçince dalar gider nasıl tanımlayacağımızı bilemez,kelimelerden kelime seçemeyiz duygumuzu anlatmak için..istanbul gibi...
Yürüyelim Seninle İstanbul'da
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu
İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut
bir elimizde sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin, tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın her sabah iner toprağa
hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan
İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur
tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki yabancı
biz gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Acaba ögrenebildim mi?
Istanbul´u...
Istanbul´u sevmeyi..
Istanbul´u birakip gitmeye gönlü el vermeyen adsiz kahramanlariyla, ne güzel bir ask sehri Istanbul...
Ve bu sehrin her yani deniz...hep deniz.
istanbula kar yağıyordu kömür yanıyordu sobalarda geceleri polisler bekçiler oluyordu birde biz oluyorduk.ölümüne üşüyorduk ha yalan yok polislerde üşüyordu
Beni sakla...
Üstümde gül acacak, dalinda bülbül sakiyacak, baska sehir istemiyorum..
Zor bir sehir Istanbul..
Cünkü ask. zordur..
Cünkü ask, gercekten sevmeden, kendini vermeden,
kendinden gecmeden,kolaylasmayan bir zordur..
cünkü ask Istanbuldur...
Neden?
Onunda sirri ask :))
''Istanbu´u sevmezse gönül, aski ne anlar? ''
Üsküdar, Salacak....
Bir cift nemli göz hep bakacak..
Giden her sey adina...
Yerine yenisi geleceginden emin ve yine gidecek olmaktan mahzun, bakacak
daima..
istanbul kalacak!
'Istanbul,sen sesi güzel bir sehirsin,
seni duydum bunu bil.'
Bu sehr-i stanbul ki,bimisl ü behadir
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadir.
mavi gözlü küçük kız....
Istanbulda ne var demeyin! !
Istanbulda nemi var? ?
Istanbulda istanbul var...
dumanı üstünde....
her şeyi ile mükemmel..
tek sorun var: trafik..!
salacak tan güneşin batışını izlemek muhteşem görüntü.. hayallerim aşkım ve boğaz..
Topragi ellerimle kazip
denizler yapacaktim sehrine
sehrinde milyon isik
sehrimde ask yakacaktim
tek sartim vardi
Gelmedin..
Sirf bu yüzden bende
Ekmedim sana tek bir menekse
kurdugum hayalleride yiktim
kendi ellerimle seve seve
uzaklarin adami oldun
baska baska kucaklarin
oldugun gibi kal istedim
sen sen ol istedim
Degistin..
Sirf bende bu yüzden
Dua etmiyecegim iyi ol diye
bugün elim kalbimde
yarin baska bir elde
Sen gelme!
Denizi varmis yokmus sehrinin
düsünmüyorum
sikildiginda nerde son bulursun
bilmiyorum
Yedi tepesi ayagimin ucunda
bogazi karsimda iki kita
bilirim senden hayir yok bana!
Sahi sen simdi
martilara simit parcalari atmayi bile bilmezsin
sehrin denizsiz di senin birak adam birak beni zorlama
sen bana gelmezsin..
Garip bir merak benim ki..
sehrinde martilar varmiydi senin..!
Seni Leylalara Mecnunlara nisbet ne gezer
Sana Leyla diyeni Mecnun sayarım
bir aşk şehridir istanbul
bir sevda, acı dolu yaşamların durağı
umutların başkentidir istanbul
yalnızların, kaldırım eskiteceği bir şehir
kaldırımlarınsa hiç eskimediği
hep çiğneyenleri eskittiği bir şehirdir istanbul
korkuların ve hüzünlerin, umutların ve sevinçlerin
hele hele süprizlerin hiç eksik olmadığı bir şehir
aşkların hiç bitmediği bir şehirdir istanbul.
hep bir sevda oku vardır vurur seni taa kalbinden
yaşanması gereken bir şehir istanbul,
acılarınıda seversen
yaşatmasını sever bu istanbul
yaşamasını bilirsen
aşktan kaçamazsın bu şehirde
acısından korktuğun için,
hep bir sevda oku vardır, vurur seni taa kalbinden
bir aşk şehridir istanbul
bir sevda, acı dolu yaşamların durağı
umutların başkentidir istanbul
-bilhan!
Saçlarını dağıtır rüzgar
Yeditepe üzerinden
Hatıralar tarihin küllerini savurur
Kadın gibi kısrak gibi sarılayım
Gel ince beline
Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından
Tüketilmiş yaşanmamış
Hediyelik hayatlar ah bu sever
Pencereler bu kapılar sokaklar
Hüzün gibi sevinç gibi
Eskitilmiş zamanlar
Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından
Minareler uzanmış gökyüzüne bağırır
Kara sevdan nerelerde
Yüreğimi çağırır
Dua gibi büyü gibi ezberledim hasretini
Yarim İstanbul gel öpeyim gerdanından
başta ürktüğüm ama daha sonra o koskocaman sinesinde kendime bir yer bulduğum, içinde olmadığımda sudan çıkmış balığa döndüğüm, acısı tatlısı ile bir çok tecrübe edindiğim ve bir türlü onsuz yapamadığım güzide şehir.
şehr-i istanbul..
yeryüzünün tek maskeli şehri.ta ki içine girene kadar gizler maskesini ve içene yeni biri aldığı zaman gösteriverir asıl yüzünü...
her zaman gibi işten çıktım..bogaza karşı bir çay yudumladım..sonra koşa koşa nete geldim..yüreğimin zulası tıka basa dolmuştu..ve şimdi işte sadece ekrana bakıyorum....konuşuyorum yanımda ki ses kaydedici alete...-başa alıyorum kasedi..sonuna kadar sessizlik.; .İstanbul; ...
gel
gelen gördü istanbulun çilesini
çek
çek ki istanbullu olasın
dolan taşan sokaklar ve binalar
hani nerede o altın olan topraklar
yalan
yalan olan tek şey rüya
rüyalarda gelen tek şey ise para
şu istanbulun eşsiz boğazında
ne kadar gizemli esrarengiz bi hava
güneşin batışından taki doğuşuna
ister adya ister avrupa'da dolaş
burası bizim işte türk toprakları
bak da gör atalarının miraslarını
ne kadar acımasız olsa da bu şehir
senelerdir burda katlandık bu olanlara
İSTANBUL bizimdir bizim kalacak
İSTANBUL'u dinliyorum gözlerim kapalı
şu şehri stanbul ki bi misli bahadır
bir sengine yekpare acem mülkü fedadır
ŞEHR-İ ŞAH...DÜNYANIN KALBİ,KENDİMİ BULDUĞUM TOPRAKLARDA HERDAİM CAPCANLI,İNSANA HEYECAN VEREN YEGANE GÜZELLİK ABİDESİ..İYİ Kİ VAROLAN ŞEHİR....
Aşığım bu şehre, gözlerimi ve kalbimi bıraktıgım şehir.....
Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde...
Megaryalı Bizans, kendi kabilesi için bir şehir kurmak ister ve fikrini almak üzere Delf kahinine başvurur. Aldığı cevap kısa ve kesindir:
- 'Bu şehri, Körler Ülkesi'nin karşısına kur! '
Neresidir bu 'Körler Ülkesi' diye fazla düşünmez Bizans. Aramaya karar verir. Aylar sonra Sarayburnu'nun bulunduğu yere gelir.
Boğaz'dan Kadıköy'ün yerinde bulunan şehri seyreder ve kendi kendine sorar:
- 'Bu şehri neden benim bulunduğum güzel yerde kurmamışlar da karşıki çorak topraklar üzerine kurmuşlar? Bu adamlar kör mü? '
Sonra birden, kahinin sözlerini hatırlar: 'Şehrini, Körler Ülkesi'nin karşısında kur! '
O an karar verir. Körler Ülkesi'nin karşısındadır. Kendisi şehri, Boğaz'ın yakasındaki yemyeşil yerde, yedi tepe üzerine kuracaktır. Şehir kısa zamanda Haliç'le Ligos Burnu üzerinde kurulur. Adı, kurucusuna mal ederek Bizans olur.