Kültür Sanat Edebiyat Şiir

can dündar sizce ne demek, can dündar size neyi çağrıştırıyor?

can dündar terimi Simge Şahin tarafından 12.08.2003 tarihinde eklendi

  • Şinasi Akay
    Şinasi Akay29.06.2016 - 15:46

    'Bir kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür; Ama ister ki, erkeğin gücü kendisine huzur versin.'
    Can Dündar

  • Nalan Bayur
    Nalan Bayur09.12.2013 - 14:37

    SAATE bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
    'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
    'Gözünün dilini' bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
    Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
    Kucaklamalı seni güvenli kolları,
    ...dalları, bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
    En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
    Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
    Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
    Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, 'hak ettim' diyebilmelisin.
    Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
    Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
    Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
    Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
    Can DÜNDAR

  • Didar Seçkin
    Didar Seçkin16.12.2010 - 02:10

    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. 'Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse'..
    [Can Yücel]

  • Didar Seçkin
    Didar Seçkin29.11.2010 - 23:58

    Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu.
    Ya keman çalacaktım ya piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon....
    Olmadı, hepsini istedim, hiç birinden vazgeçemedim.
    Yıllar geçtikten sonra her enstrümanı iyi çalabiliyorum; ama hiç birinde virtüöz değilim.
    Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var, ne de piyanoyla..
    Bütün enstrümanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.
    Başarılı olmak için her şey değil, bir şey lazımmış.
    Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için bir şeyi vermek, diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş.
    Keşke kemani seçseydim ve diğerlerinden vazgeçseydim.
    Karıma da hayati zindan ettim, sevgililerime de...
    Hiç birinden vazgeçmedim.
    Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak ya, diğerlerinden vazgeçmek...
    İşte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim.
    Evlendikten sonra başka kadınların da olduğu bir hayati yaşamaya devam ettim.
    İçlerinden bazılarını daha çok sevdim; ama ne onlardan birinde, ne de karımda karar kılabildim.
    Yıllar sonra şimdi yapayalnızım...Ne karım kaldı, ne de diğerleri...
    Keşke birini gerçekten seçebilseymişim, ama, yapamadım.
    Tıpkı enstrüman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta elim bos kaldi.
    Almak için bırakmak gerekiyormuş. Dolu bos yaşamak.
    Hayatim boyunca yapacak çok isim oldu; hepsini yapmayı istedim.
    Hangisinde 'en iyi' yim? Şimdi bakıyorum, kazananlar, başarılı olanlar hep bir tek şey yapmışlar.
    En iyi olmak için önce seçmek ve diğerlerini bırakmak gerekiyor.
    İşte de böyle, özel yaşamda da...
    Bu seçimi yapmamız gerekiyor; çünkü mutlaka bazıları daha uygun...
    Bir ara ekonomik sıkıntıya düştüm. Tasarruf gerek.
    Başladım her şeyden %10 kesmeye, ne anlamsız bir uğraşmış bu. %10 daha az peynir yemek, cay içmek..
    Bu tasarruf çok acı verdi bana, her an hissettim. Her şeyden %10 kesmek tabiatıma uygundu tabii. Çok sonradan anladım; sadece taksiyle dolaşmayı bıraksam yetermiş!
    Her kalemden %10 değil, etkili kalemi bulmak gerekiyormuş.
    Yani, orada da secim yapmak gerekiyormuş...
    Her seçim bir kaybediştir' Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
    Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz.
    Kalkar kalkmaz hayat bin seçeneği dayar burnunuzun ucuna...
    ’Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız? ' diye başucunuzda biten garsona,hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından, ‘bize oy verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.
    Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz.
    Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz.
    Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir.
    Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.
    Ama yasam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez.
    Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yasama şansınız yoktur.
    Bu secim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.
    Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.
    Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.
    Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
    Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
    Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

    Can Dündar
    yazılarını severek okuduğum ender yazarlardan ve gazeticilerden.

  • Kamusal Alan Olimpiyatları
    Kamusal Alan Olimpiyatları28.04.2010 - 15:54

    Bir Can Dündar Yazısıdır…

    O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz…
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz… ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
    O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
    sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
    ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa…
    dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
    hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse…
    elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
    kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
    her şiirde anlatılan O’ysa… her filmin kahramanı O… her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa…
    bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
    iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa…
    iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa…
    eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız…
    mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken “keşke O anlatsa” diye iç geçiriyorsanız…
    kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü…
    özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu…
    hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız…
    O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse…
    ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse…
    gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
    bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine…
    uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa…
    dışarıda yer yerinden oynuyor ve “içeri”de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
    nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız…
    kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim…
    gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa…
    Her gidişte ayaklarınız “Geri dön” diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla…
    …o halde bugün sizin gününüz! ..
    “Çok yaşa”yın ve de “siz de görün”üz.

    Can Dündar

  • Uğur Tapban
    Uğur Tapban09.02.2010 - 20:22

    İlkeli; dürüst; çalışkan gazeteci...Adam gibi adam!

  • Sultan Şeker
    Sultan Şeker10.06.2009 - 14:18

    yazılarınıo severek beğenerek okuduğum gazeteci ve yazar.ayrıca çok kaliteli belgesellere imza atmıştır özellikle atatürk'le ilgilive mustafa çok ses ve tartışma yaratmıştı.izleyemediğim için yorum yok:

  • Fikriye Çabuk
    Fikriye Çabuk20.12.2008 - 11:56

    Kayıpsınızdır.
    Açık denizlerin sisli karanlığında pusulasız;
    bir ışığa,bir sese hasret,gezinir durursunuz;
    yalnız...umarsız...
    Kalabalığın ortasında bir başınasınızdır.
    Sonra birden,bir gong sesi yırtar karanlığı...
    Uzak bir fenerin ışığı aydınlanır önünüz
    sıra...
    Gözbebekleriniz o ışığı kitler,
    gözkapaklarınızı kırpmadan ışığın çağrısına
    koşarsınız.
    Sisler dağılmaya başlar yavaş yavaş...
    neşeli pervane böcekleri gibi ışığına
    yöneldiğiniz büyülü fener,rengarenk
    vaatlerle sizi kendine çeker.
    O an ne yalnızlığınız kalır,ne de kayıplığınız...
    Artık düşler dünyasının geniş ailesine
    mensupsunuzdur.
    Sonra birden fenerin ışığı söner.
    gerisi yeniden karanlık...yalnızlık...
    CAN DÜNDAR
    büyülü fener arka kapak tanıtım yazısından alıntıdır.
    günümüzde aydın grup içerisinde bulunduğunu düşündüğüm çok değerli bir aydınımız.Milliyet gazetesindeki köşesinden de yazılarını takip edebilirsiniz.

  • Nirvan Özçelik
    Nirvan Özçelik26.10.2008 - 09:58

    Bavulları hep toplu durmalı insanın...

    Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

    Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...

    İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...



    * * *



    Çünkü 'omuz omuza' günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...

    Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

    Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.



    * * *



    İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...

    Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

    Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

    'Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz' dizeleriyle başlamalı güne...

    Telesekretere 'şu anda size cevap verebilecek kim­se yok' denmeli, '... belki de hiçbir zaman olmaya­cak...'

    Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...



    * * *



    Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

    Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

    O yüzden en sessiz gecelerde 'doğruydu, yaptım'la teselli bulmalı insan...

    Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...

    Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...

    Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

    Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...



    * * *



    Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

    Yollarla barışmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...

    Can Dündar

  • Masalin Perisi
    Masalin Perisi03.07.2008 - 19:38

    Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
    ..........

    Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım....


    him bendeki onu cookk güzell anlatmissssss :))