2. Bölüm 2/4'lük ölçüde, ılımlı ama hareketlice (Andante con moto) tempoda başlar; orkestranın pes, buruk, sertçe ve unison (teksesli) anlatımına karşın piyanonun zarif ve dokunaklı ezgisi kudretle yakınışı birleştirir gibidir... Şiirsel unsurların egemen olduğu bu bölümün bir program müziği havası olduğunu, sevgilisi Euridice'yi yeraltındaki karanlık güçlere (tanrılara) kaptıran Orfeus'u piyanonun, tanrıları da orkestranın simgelediğini ileri sürenlerin başında Franz Liszt gelir... Gerçekten de orkestranın sert 'Hayır' cevabı duyulduktan sonra, piyano yumuşak ve ilginç trillerle çok hafif (ppp) sesle iç çekermiş gibi, Orfeus'un acı içindeki motifini -yalvarışını- sergiler...
'...İtalya Napoli'deki NATO üssü İzmir Urla'ya taşınıyor! 4000 Amerikan askeri Urla'da ev tutmaya başladı bile... Tehlikeli kısım bir havaalanı inşaatının da Mordoğan'da başlamış olması... Adana İncirlik üssü İran ve/veya Suriye atış menzilinde olduğu için ana hava üssü İzmir olacak... Amerikayla ilişkiler kemale ererken, Tayyip boğazdaki 5 villasına 5 tane daha katar artık...'
'...diğer iki bölümün toplamından daha uzun olan 1.Bölüm 3/4'lük ölçüde, önce pek çabuk olmayan, ama görkemli (Allegro non troppo e molto maestoso) tempoda üç kez yinelenen korno sinyali ve orkestranın gösterişli akorlarıyla başlar... Dramatik ana temayı piyano eşliğinde keman ve viyolonseller duyurur, sonra da piyanonon tekraladığı temayı orkestra işler... Daha canlı olan bölmede, 4/4'lük ölçüde, şen ve nükteli (Allegro spirito) tempoda, Çaykovski'nin Ukrayna'da panayırda kör bir dilenciden duyduğu ezgiyi piyano sergiler... Bunu izleyen iki temadan ilkini, korno ve tahta üflemeli çalgıların sunduğu temayı piyano geliştirir; ikinci temayı ise sürdinli yaylı çalgılar yansıtır... Orkestrayla piyano arasındaki parlak diyalog üç solo kadansla sonuçlanır...'
Resmi tarih imalatçılarının zorlamaları ve imal ettikleri safsatalar bir yana bırakılırsa, TC’nin sınırları ‘yedi düvele’ karşı ‘ulusal bir kurtuluş savaşı’ veren Kuvayı Milliyeciler tarafından değil, emperyalistler tarafından ve onların tek yanlı çıkarlarını gerçekleştirecek biçimde çizilmişti... Daha önce başka yerde (10) yazdığım gibi, Sovyet Devrimi ve iç savaşta Bolşeviklerin zaferi, emperyalist hesapları alt-üst etmişti... Bolşeviklerin zaferi ve devrimin yayılma potansiyeli karşısında başta İngiltere olmak üzere emperyalist güçler, Sevr Antlaşması’nda tâdilat yapmak zorunda kaldılar... Orhan Dilber’in ifade ettiği gibi: 'Zaten asıl büyük değişiklik Türkiye’nin Misak-ı Milli'ye göre genişlemesi biçiminde değildir... Nitekim yukarda gösterildiği gibi, bu bakımdan bir daralma söz konusudur... Bu nedenle söz konusu değişikliği Kuvayı Milliye’nin Misak-ı Milli aşkıyla daha büyük topraklar fethetmesi biçiminde yorumlamak yerine, emperyalistlerin Büyük Ermenistan ve bir özerk Kürdistan’dan vazgeçmesi biçiminde yorumlamak gerekir... Türkiye’nin sınırlarının bir tek bu çerçevede genişlemiş olması ve başka cephelerde bilakis geri çekilmiş olması da bu yorumu açıkça doğrulamaktadır... Bu bakımdan emperyalistler Ermenistan’ın küçültülmesini tercih etmiş ve Batı Ermenilerini de buna razı etmişlerdir... Kürtlerin kuzeyde kalan kesimini de yedi düvele karşı savaş havasındaki azgın Kuvayı Milliyecilerin önünde yalnız bırakmışlardı...” (11) Dolayısıyla, Türkiye’nin sınırlarını belirleyen başlıca faktörler: Bolşeviklerin Çarlık döneminde işgal ettiği topraklardan çekilmesi, ABD’nin de Sevr’den doğan haklarından vazgeçmesi ve Sovyet devriminin emperyalist dünyada yarattığı korkudur... İşte TC’nin ve Ortadoğu’nun savaş sonrasında aldığı biçim bu üç faktör tarafından belirlenmişti... Artık o aşamada sorun, sınırların şuradan veya buradan geçmesi değil, emperyalist çıkarları tehdit eden komünist yayılmayı engellemekti ve T.C. bir tampon bölge olarak bu işlevi yerine getirecekti...
Dipnotlar
1- Tarih IV, Türkiye Cumhriyeti 1931, s. 64. İstanbul Devlet Matbaası
2 - Bkz: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, III, TTK yayını, s. 73.
'Evet, öyledir oğlum, Meseglise çok güzeldir,' derdi, incelikle gülerek, 'ama sen Meseglise'in sözünü nerede işittin ki? '
'Meseglise'in sözünü nerede mi işittim? Çok meşhur bir yer; anlattılar, çok anlattılar', diye cevap verirdi uşak, ne zaman bizi ilgilendiren bir şeyin başkaları için önemini nesnel bir biçimde anlamak istesek, buna imkan bırakmayan kişilerin acımasız muğlaklığıyla...
-Bu bir güve kozası... Çok ironik... Kelebekler tüm ilgiyi çeker... Ama güveler ipek yaparlar... Daha güçlü, daha hızlıdırlar... Şu küçük deliği görüyor musun? Bu güve kozadan çıkmak üzere... Şu an içeride mücadele ediyor... Kozanın kalın kabuğunu kazıyor... Ona yardımcı olabilirim... Bıçağımı alıp, hafifçe çıkışı açarım ve güve kurtulur... Ama hayatta kalamayacak kadar zayıf olur... Mücadele, doğanın onu güçlendirme yoludur...
-Kitapta son dönemde “11. cumhurbaşkanı kim olacak” sorusunun cevabı da saklıymış... Yeni cumhurbaşkanı hangi özelliklere sahip?
-Kehanete göre, Türk İmparatorluğu'nun başına geçecek 11. kişinin adında 11 harf var... Çok ilginçtir ki, Abdullah Gül'ün ad ve soyadındaki harflerin toplamı da 11.
-Peki 11. cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak?
-Kitapta “11. Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir” öngörüsü var... Ayrıca “Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir” deniliyor... Bu da benim yorumumca AB'dir...
-Bu kehanet son mu? Türkiye'nin geleceği nasıl şekillenecek?
-Maalesef kahinler, Türk İmparatorluğu'nun 11. Prensi'nden sonra Türk devletini yok kabul etmiş... Türkiye ile ilgili kehanetler burada bitiyor... Bu sonuç, çok ciddiye alınmalı...
2. Bölüm 2/4'lük ölçüde, ılımlı ama hareketlice (Andante con moto) tempoda başlar; orkestranın pes, buruk, sertçe ve unison (teksesli) anlatımına karşın piyanonun zarif ve dokunaklı ezgisi kudretle yakınışı birleştirir gibidir... Şiirsel unsurların egemen olduğu bu bölümün bir program müziği havası olduğunu, sevgilisi Euridice'yi yeraltındaki karanlık güçlere (tanrılara) kaptıran Orfeus'u piyanonun, tanrıları da orkestranın simgelediğini ileri sürenlerin başında Franz Liszt gelir... Gerçekten de orkestranın sert 'Hayır' cevabı duyulduktan sonra, piyano yumuşak ve ilginç trillerle çok hafif (ppp) sesle iç çekermiş gibi, Orfeus'un acı içindeki motifini -yalvarışını- sergiler...
'...İtalya Napoli'deki NATO üssü İzmir Urla'ya taşınıyor! 4000 Amerikan askeri Urla'da ev tutmaya başladı bile... Tehlikeli kısım bir havaalanı inşaatının da Mordoğan'da başlamış olması... Adana İncirlik üssü İran ve/veya Suriye atış menzilinde olduğu için ana hava üssü İzmir olacak... Amerikayla ilişkiler kemale ererken, Tayyip boğazdaki 5 villasına 5 tane daha katar artık...'
Günaydınım,nar çiçeğim,sevdiğim
Günaydınım,nar çiçeğim,sevdiğim...
'...diğer iki bölümün toplamından daha uzun olan 1.Bölüm 3/4'lük ölçüde, önce pek çabuk olmayan, ama görkemli (Allegro non troppo e molto maestoso) tempoda üç kez yinelenen korno sinyali ve orkestranın gösterişli akorlarıyla başlar... Dramatik ana temayı piyano eşliğinde keman ve viyolonseller duyurur, sonra da piyanonon tekraladığı temayı orkestra işler... Daha canlı olan bölmede, 4/4'lük ölçüde, şen ve nükteli (Allegro spirito) tempoda, Çaykovski'nin Ukrayna'da panayırda kör bir dilenciden duyduğu ezgiyi piyano sergiler... Bunu izleyen iki temadan ilkini, korno ve tahta üflemeli çalgıların sunduğu temayı piyano geliştirir; ikinci temayı ise sürdinli yaylı çalgılar yansıtır... Orkestrayla piyano arasındaki parlak diyalog üç solo kadansla sonuçlanır...'
Kara bulutları kaldır aradan
Beri gel gönlüme çağlayanım gel
Ne kadar özenmiş seni yaradan
Beri gen gönlüme çağlayanım gel
Dilinden anlayan bülbül az olur
Gönülden çağlayan aşkın saz olur
Sen gelmezsen bahar geçer yaz olur
Beri gel gönlüme çağlayanım gel...
Resmi tarih imalatçılarının zorlamaları ve imal ettikleri safsatalar bir yana bırakılırsa, TC’nin sınırları ‘yedi düvele’ karşı ‘ulusal bir kurtuluş savaşı’ veren Kuvayı Milliyeciler tarafından değil, emperyalistler tarafından ve onların tek yanlı çıkarlarını gerçekleştirecek biçimde çizilmişti... Daha önce başka yerde (10) yazdığım gibi, Sovyet Devrimi ve iç savaşta Bolşeviklerin zaferi, emperyalist hesapları alt-üst etmişti... Bolşeviklerin zaferi ve devrimin yayılma potansiyeli karşısında başta İngiltere olmak üzere emperyalist güçler, Sevr Antlaşması’nda tâdilat yapmak zorunda kaldılar... Orhan Dilber’in ifade ettiği gibi: 'Zaten asıl büyük değişiklik Türkiye’nin Misak-ı Milli'ye göre genişlemesi biçiminde değildir... Nitekim yukarda gösterildiği gibi, bu bakımdan bir daralma söz konusudur... Bu nedenle söz konusu değişikliği Kuvayı Milliye’nin Misak-ı Milli aşkıyla daha büyük topraklar fethetmesi biçiminde yorumlamak yerine, emperyalistlerin Büyük Ermenistan ve bir özerk Kürdistan’dan vazgeçmesi biçiminde yorumlamak gerekir... Türkiye’nin sınırlarının bir tek bu çerçevede genişlemiş olması ve başka cephelerde bilakis geri çekilmiş olması da bu yorumu açıkça doğrulamaktadır... Bu bakımdan emperyalistler Ermenistan’ın küçültülmesini tercih etmiş ve Batı Ermenilerini de buna razı etmişlerdir... Kürtlerin kuzeyde kalan kesimini de yedi düvele karşı savaş havasındaki azgın Kuvayı Milliyecilerin önünde yalnız bırakmışlardı...” (11) Dolayısıyla, Türkiye’nin sınırlarını belirleyen başlıca faktörler: Bolşeviklerin Çarlık döneminde işgal ettiği topraklardan çekilmesi, ABD’nin de Sevr’den doğan haklarından vazgeçmesi ve Sovyet devriminin emperyalist dünyada yarattığı korkudur... İşte TC’nin ve Ortadoğu’nun savaş sonrasında aldığı biçim bu üç faktör tarafından belirlenmişti... Artık o aşamada sorun, sınırların şuradan veya buradan geçmesi değil, emperyalist çıkarları tehdit eden komünist yayılmayı engellemekti ve T.C. bir tampon bölge olarak bu işlevi yerine getirecekti...
Dipnotlar
1- Tarih IV, Türkiye Cumhriyeti 1931, s. 64. İstanbul Devlet Matbaası
2 - Bkz: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, III, TTK yayını, s. 73.
3 - 23.4. 1920’de BMM açış konuşması.
4 - “Kemalist Düşüncede “Türk Milleti” Kavramı”, Türkiye Günlüğü, Mart-Nisan 1995 ss: 127-141.
5 - Yazar, isimleri sayfa altındaki notta veriyor, ana metne tarafımdan eklenmiştir...
6 - Bkz: Sorun Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2004.
7 - Bkz: TBMMGCZ,III, s. 1319.
8 - Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 12.
9 - Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I, 2.baskı, s.30.
10 - Paradigmanın İflası, Özgür Üniversitie Kitaplığı
11 - Bkz: “Bir Emperyalist Saldırı Projesi [BOP] Orhan Dilberle Söyleşi”, in Ozguruniversite.org Güncel Yazılar, 7 Nisan 2006.
Neyle konuştum dedim, bana derdini söyle,
Kimler ağlatır seni, bu feryât nedir böyle.
Dedi o sevgiliden ayrı düştüm, üzgünüm,
Gayrı geçmez âlemde benim feryâtsız günüm...
...
'Evet, öyledir oğlum, Meseglise çok güzeldir,' derdi, incelikle gülerek, 'ama sen Meseglise'in sözünü nerede işittin ki? '
'Meseglise'in sözünü nerede mi işittim? Çok meşhur bir yer; anlattılar, çok anlattılar', diye cevap verirdi uşak, ne zaman bizi ilgilendiren bir şeyin başkaları için önemini nesnel bir biçimde anlamak istesek, buna imkan bırakmayan kişilerin acımasız muğlaklığıyla...
...
-Bu bir güve kozası... Çok ironik... Kelebekler tüm ilgiyi çeker... Ama güveler ipek yaparlar... Daha güçlü, daha hızlıdırlar... Şu küçük deliği görüyor musun? Bu güve kozadan çıkmak üzere... Şu an içeride mücadele ediyor... Kozanın kalın kabuğunu kazıyor... Ona yardımcı olabilirim... Bıçağımı alıp, hafifçe çıkışı açarım ve güve kurtulur... Ama hayatta kalamayacak kadar zayıf olur... Mücadele, doğanın onu güçlendirme yoludur...
-Kitapta son dönemde “11. cumhurbaşkanı kim olacak” sorusunun cevabı da saklıymış... Yeni cumhurbaşkanı hangi özelliklere sahip?
-Kehanete göre, Türk İmparatorluğu'nun başına geçecek 11. kişinin adında 11 harf var... Çok ilginçtir ki, Abdullah Gül'ün ad ve soyadındaki harflerin toplamı da 11.
-Peki 11. cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak?
-Kitapta “11. Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir” öngörüsü var... Ayrıca “Hristiyan Prensliklerin birleşmesi, Türk imparatorluğunun sonunu getirecektir” deniliyor... Bu da benim yorumumca AB'dir...
-Bu kehanet son mu? Türkiye'nin geleceği nasıl şekillenecek?
-Maalesef kahinler, Türk İmparatorluğu'nun 11. Prensi'nden sonra Türk devletini yok kabul etmiş... Türkiye ile ilgili kehanetler burada bitiyor... Bu sonuç, çok ciddiye alınmalı...
Tercuman
10.08.2007