'Ey insan! Eğer yalnız O'na abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.'
'Her kim kendisini Allah’a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah’a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin O'ndan olduğunu ve O'na rücu edeceğini bilmekle olur.'
'Allah’a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.'
'Maden her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.'
Şubat ayının başında Finlandiya'da 30 kişi total ret nedeniyle hapse atıldı; bunlardan aşağıda isim ve adresleri bulunan 12'si destek mektupları almak istiyor. Bu kez bildiğimiz kadarıyla aralarında anarşist bulunmuyor. 2002 yılında devlet 70 total retçiye karşı adli işlem başlattı, ki bu sayı Yehova şahitlerinin (askeri) hizmetten muaf bırakıldığı 1987 yılından bu yana en büyük rakamı oluşturuyor.
İngiltere'de askerler savaşı reddediyor 03-03-2003 yenidenozgurgundem.com İngiltere'de bazı yedek askerlerin, Savunma Bakanlığı'na başvurarak, Irak'a yönelik bir savaşa katılmayı reddettikleri bildirildi
DİPLOMASİ SERVİSİ - The Sunday Telegraph gazetesinin haberinde, 'ahlaki ve vicdani gerekçeler' ortaya koyarak savaşmayı reddeden askerlerin sayısının şu ana kadar üç olduğu, bu sayının giderek artabileceği kaydedildi.
Gazete,1996 yılında çıkarılan, yedek askerlerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen yasanın bu şekilde savaşmayı reddeden bir yedek askerin yargılanmasına ve suçlu bulunması halinde hapsedilmesine olanak sağladığını anımsattı.
Savaşmayı reddeden askerlerden biri, Savunma Bakanlığı'na verdiği dilekçede, 'Bu savaşa hazır değilim. Bundan kaçmak için bütün yolları deneyeceğim ve bu intikam amaçlı savaşın bir parçası olmayacağım' dediğini belirtti.
Bu savaşın ülkesinin savunulmasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını kaydeden bu yedek asker, 'Ben sadece ABD Başkanı daha ucuz petrole ihtiyaç duyuyor diye bu savaşın bir parçası olmam' ifadesini kullandı. Gazete, Savunma Bakanlığı'na dayanarak, yedeklerin yüzde 20'sinin savaşa gitmeyi reddettiklerini, ancak bunların gerekçelerinin çeşitlilik arzettiğini yazdı. Bakanlık sözcüsünün 'Şu anda bu yüzde 20'lik bölümün ne kadarının ahlaki ve vicdani sebepler öne sürdüklerini bilmiyoruz' dediğini kaydeden gazeteye göre, Liberal Demokrat Parti'li bazı milletvekilleri de, seçmenleri olan yedeklerden aynı şikayetleri duyduklarını bildirdiler.
Almanya'da konuşlanmış Amerikan askerlerinden altısı, Irak'ta savaşmayı redderek ordudan firar etti. Asker kaçağı sayılan bu askerler şimdi barış eylemcileri tarafından saklanıyor .... 04-04-2003 Özgür Politika
Irak savaşını onaylamayan bir grup ABD’li asker, Amerikan uçakgemisi Kitty Hawk’tan AFP muhabirine konuştu. 5 bin kişilik personelin görev yaptığı devasa uçakgemisi Kitty Hawk’taki ABD’li askerlerden 5’i, “Ülkemiz niçin başka insanlara nasıl yaşayacaklarını öğretmeye, onlara ne yapmaları, ne yapmamaları grektiğini söylemeye kalkıyor? ” diyerek fikirlerini açıkladılar.
AFP muhabirinin görüştüğü askerlerden Kevin Parker, “Bu savaş olmamalıydı” dedi ve Beyaz Saray yönetimiyle aynı fikirde olmadığını belirtti. Savaş yanlısı arkadaşlarının tersine, “Bütün ülkeler ABD’ye benzemek zorunda değil. Bana sorarsanız, bu savaşın işe yarayacağını düşünmüyorum. Siviller ölüyor, askerler ölüyor, bombalar her şeyi imha ediyor. Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiyor” diye konuştu.
‘DİĞER ASKERLER BOYUN EĞİYOR’ Jason Meeh adlı asker de savaşa karşı olduğunu belirterek, “Arkadaşlarımız çoğunluğa ayak uyduruyorlar ve genel kabul gören fikirlerin dışında bir şeyler söylemeye korkuyorlar” dedi. Meeh, “Bu insanların bildiği tek şey var; kabul etmeseler de kendilerine söylenene boyun eğmek” diye konuştu. 21 yaşındaki genç adam, “Benim için Amerikalı olmak; fikri hür olmak, genel kabul gören fikirlere şüpheyle bakabilmektir” dedi ve şöyle konuştu: “Bence bu savaşın terörizmle mücadeleyle ilgisi yok. Herhangi birilerinin kurtarılması falan da söz konusu değil.”
‘ABD’NİN GÖZÜ IRAK PETROLÜNDE’ ABD’nin emperyalist niyetleri olduğunu düşünen Meeh ve Parker, “Her şeyden önce Irak’ın petrol zenginlikleri kontrol altına alınmak isteniyor. Sonra işin içinde para var. Dahası bu savaş, terörü yok etmek şöyle dursun onu daha da tırmandıracaktır” diye konuştular. Er Meeh, röportajı bitirirken şunları söyledi: “Bu savaş, kültürümüzle Batı uygarlığı ve Ortadoğu kültürü arasındaki uçurumu daha da derinleştirecek.11 Eylül’de o insanlar bize niçin saldırdılar diye sormak gerek. Ben bunu şimdi şimdi anlıyorum.”
Nerede bu savaş karşıtları? 20-05-2003 gazetem.net-Mehmet Altan A & G araştırma şirketinin son kamuoyu yoklamasında, Irak Savaşı’nda Türkiye’nin tutumunu onaylayanların oranı % 41.5 çıktı. Halbuki savaş öncesi yapılan anketlerde bu sonuç % 81 olarak değerlendiriliyordu. Ortada garip bir durum var. Eğer savaş karşıtları ilk kamuoyu yoklamalarındaki kadar yüksek oranda seyrediyor olsa, bu ani düşüş ne ile açıklanacak? .... Dünkü savaş karşıtları, bu duruma geri dönüp bir bakmalı.
'Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.' ________________________________________________
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir.1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İspârit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş,23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan îtîbâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzalarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, ' Bediüzzaman, ' 'çağın eşsiz güzelliği' lakabı ile anılmaya başlamıştır.
Said Nurî medrese eğitimiyle dînî ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamıştır; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zarûri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907'de İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'da da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meşrûyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslâm nâmına sahip çıkmıştır.1909'da patlak veren 31 mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hâdiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak şarka dönmüştür.
Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van'da bulunan Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta birçok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya'da esâret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul'a dönmüştür.
İstanbul'da devlet ricâlinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye âzâlığına tâyin edilmiştir. Bu devrede, resmî vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul'un işgali sırasında neşrettiği Hutuvât-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgal kuvvetlerinin plânlarını bozmuştur. Kezâ, işgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadolu'daki kûva-yı milliye hareketini 'isyan' olarak vasıflandıran şeyhülislam fetvâsına karşı, mukâbil Millet Meclisinin takdirini kazanmış ve Beziüzzaman bizzat Mustafa Kemal tarafından ısrarla Ankara'ya dâvet edilmiştir.
Bu mükerrer dâvetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara'ya gelmiş ve Mecliste resmi bir 'hoşâmedî' merâsiminde karşılanmıştır. Ankara'da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne bakış tarzının menfî olduğunu görünce, on maddelik bir beyannâme hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannâmede yeni inkılâbın mîmarlarını İslâm şeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde Mustafa Kemal'le birkaç görüşmesi olmuştur. Kendisine şark umûmi vâizliği, milletvekilliği ve Diyânet âzâlığı teklif edilmiş; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van'a dönmüştür.
O sıralarda çıkan şeyh Said hâdisesiyle hiçbir ilgisi olmadığı, hattâ öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Sais'i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hâdise sonrasında, Van'a ikâmet ettiği uzlethânesinden alınarak Burdur'a, oradan da Isparta'nın Barla nâhiyesine götürülmüştür. Burada 'mânevi cihad' hizmetini başlatmış, biribiri peşi sıra telif ettiği eserlerde îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmânını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000'i i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idârecilerini rahatsız ettiğinden 1935'te Eskişehir,1943'te Denizli,1947'de Afyon,1952'de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netine alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonu'da, Emirdağ'da, Isparta'da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
Ömrünün son günlerine kadar keyfî muâmele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsur sayfalık Risâle-i Nur külliyatını tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur. Kur'an-ı bu asrın idrâkine uygun ve iknâ edici bir üslûpla izah ve ispat eden ve vehbî olarak, ilhâmen kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatının en güzel meyvesidir. ________________________________________________
Eserlerinden Bazıları: Asayı-Musa Barla Lahikası Mektubat Kastamonu Lahikası Lemalar Emirdağ Lahikası Sozler Sikke-i Tasdik-i Gaybi Tarihçe-i Hayat Mesnevi-i Nuriye Şualar İşarat-ül I'caz Muhakemat İman ve Küfür Muvazeneleri ________________________________________________
ayrıca bkz. www.sozler.com.tr/TR/bottom.htm www.yeniasya.org.tr/ www.kimkimdir.gen.tr www.saidnursi.com/turkce/hayati.html www.geocities.com/barlanur22/hayati.html isale-inur.8m.com/ vb. ________________________________________________
'Ahirette seni kurtaracak eserler bırakmadığın takdirde dünyada bırakmış olduğun eserlerede kıymet verme..'
'Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma dileyen Allah’a sığınır. Allah’a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.” ________________________________________________
Esasında 'gerekçesi ve kullanımı önemli, yoksa kötü sonuçlara sebeb olabilir' diyerek kısaca değinmiştim ama evet psikoloji de özel olarak' kısa süreli grup terapileri' konusuna girer.
Bu konuda çok bilgim olmadığımdan www.psikolog.org.tr/kitap/ksgt_contents.htm web sayfasında bahsedilen ilkeleri ve teknikleri şıklar halinde aktarabilirim ancak:
- “Şimdi ve Burada”nın Mantıksal Temeli - “Şimdi ve Burada”nın Gerekçesi - “Timdi ve Burada”nın İki Aşaması - Hastahanede Yatan Hastalarla Yapılan Kısa Süreli Gruplarda “Şimdi ve Burada”nın Kullanımı İçin Bazı Özel Öneriler - Gruptaki Tuhaf, Ortamı Bozucu Davranışların, Grup İçi Etkileşime Hizmet Eder Biçimde Kullanılması - ve Sonuç
Tahminimce bireysel vizyonun belirlenmesinde etkili bir teknik...
Yine de bu konuda geniş bir bilgisi olan daha iyi bilgi verebilir... Bana, aşağıda belittiğim gibi, daha çok latince olarak kullanılan anlamını çağrıştırıyor... Tabi bu da benim psikolojim :)
'Ey insan! Eğer yalnız O'na abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.'
'Her kim kendisini Allah’a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah’a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin O'ndan olduğunu ve O'na rücu edeceğini bilmekle olur.'
'Allah’a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.'
'Maden her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.'
Bediüzzaman Said Nursi
Risale-i Nur’dan
Şubat ayının başında Finlandiya'da 30 kişi total ret nedeniyle hapse atıldı; bunlardan aşağıda isim ve adresleri bulunan 12'si destek mektupları almak istiyor. Bu kez bildiğimiz kadarıyla aralarında anarşist bulunmuyor.
2002 yılında devlet 70 total retçiye karşı adli işlem başlattı, ki bu sayı Yehova şahitlerinin (askeri) hizmetten muaf bırakıldığı 1987 yılından bu yana en büyük rakamı oluşturuyor.
İngiltere'de askerler savaşı reddediyor
03-03-2003
yenidenozgurgundem.com
İngiltere'de bazı yedek askerlerin, Savunma Bakanlığı'na başvurarak, Irak'a yönelik bir savaşa katılmayı reddettikleri bildirildi
DİPLOMASİ SERVİSİ - The Sunday Telegraph gazetesinin haberinde, 'ahlaki ve vicdani gerekçeler' ortaya koyarak savaşmayı reddeden askerlerin sayısının şu ana kadar üç olduğu, bu sayının giderek artabileceği kaydedildi.
Gazete,1996 yılında çıkarılan, yedek askerlerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen yasanın bu şekilde savaşmayı reddeden bir yedek askerin yargılanmasına ve suçlu bulunması halinde hapsedilmesine olanak sağladığını anımsattı.
Savaşmayı reddeden askerlerden biri, Savunma Bakanlığı'na verdiği dilekçede, 'Bu savaşa hazır değilim. Bundan kaçmak için bütün yolları deneyeceğim ve bu intikam amaçlı savaşın bir parçası olmayacağım' dediğini belirtti.
Bu savaşın ülkesinin savunulmasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını kaydeden bu yedek asker, 'Ben sadece ABD Başkanı daha ucuz petrole ihtiyaç duyuyor diye bu savaşın bir parçası olmam' ifadesini kullandı. Gazete, Savunma Bakanlığı'na dayanarak, yedeklerin yüzde 20'sinin savaşa gitmeyi reddettiklerini, ancak bunların gerekçelerinin çeşitlilik arzettiğini yazdı. Bakanlık sözcüsünün 'Şu anda bu yüzde 20'lik bölümün ne kadarının ahlaki ve vicdani sebepler öne sürdüklerini bilmiyoruz' dediğini kaydeden gazeteye göre, Liberal Demokrat Parti'li bazı milletvekilleri de, seçmenleri olan yedeklerden aynı şikayetleri duyduklarını bildirdiler.
Almanya'da konuşlanmış Amerikan askerlerinden altısı, Irak'ta savaşmayı redderek ordudan firar etti. Asker kaçağı sayılan bu askerler şimdi barış eylemcileri tarafından saklanıyor
....
04-04-2003 Özgür Politika
ABD’li askerler savaşı sorguladı
09-04-2003 NTV
Irak savaşını onaylamayan bir grup ABD’li asker, Amerikan uçakgemisi Kitty Hawk’tan AFP muhabirine konuştu.
5 bin kişilik personelin görev yaptığı devasa uçakgemisi Kitty Hawk’taki ABD’li askerlerden 5’i, “Ülkemiz niçin başka insanlara nasıl yaşayacaklarını öğretmeye, onlara ne yapmaları, ne yapmamaları grektiğini söylemeye kalkıyor? ” diyerek fikirlerini açıkladılar.
AFP muhabirinin görüştüğü askerlerden Kevin Parker, “Bu savaş olmamalıydı” dedi ve Beyaz Saray yönetimiyle aynı fikirde olmadığını belirtti.
Savaş yanlısı arkadaşlarının tersine, “Bütün ülkeler ABD’ye benzemek zorunda değil. Bana sorarsanız, bu savaşın işe yarayacağını düşünmüyorum. Siviller ölüyor, askerler ölüyor, bombalar her şeyi imha ediyor. Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmiyor” diye konuştu.
‘DİĞER ASKERLER BOYUN EĞİYOR’
Jason Meeh adlı asker de savaşa karşı olduğunu belirterek, “Arkadaşlarımız çoğunluğa ayak uyduruyorlar ve genel kabul gören fikirlerin dışında bir şeyler söylemeye korkuyorlar” dedi. Meeh, “Bu insanların bildiği tek şey var; kabul etmeseler de kendilerine söylenene boyun eğmek” diye konuştu.
21 yaşındaki genç adam, “Benim için Amerikalı olmak; fikri hür olmak, genel kabul gören fikirlere şüpheyle bakabilmektir” dedi ve şöyle konuştu: “Bence bu savaşın terörizmle mücadeleyle ilgisi yok. Herhangi birilerinin kurtarılması falan da söz konusu değil.”
‘ABD’NİN GÖZÜ IRAK PETROLÜNDE’
ABD’nin emperyalist niyetleri olduğunu düşünen Meeh ve Parker, “Her şeyden önce Irak’ın petrol zenginlikleri kontrol altına alınmak isteniyor. Sonra işin içinde para var. Dahası bu savaş, terörü yok etmek şöyle dursun onu daha da tırmandıracaktır” diye konuştular.
Er Meeh, röportajı bitirirken şunları söyledi: “Bu savaş, kültürümüzle Batı uygarlığı ve Ortadoğu kültürü arasındaki uçurumu daha da derinleştirecek.11 Eylül’de o insanlar bize niçin saldırdılar diye sormak gerek. Ben bunu şimdi şimdi anlıyorum.”
Nerede bu savaş karşıtları?
20-05-2003
gazetem.net-Mehmet Altan
A & G araştırma şirketinin son kamuoyu yoklamasında, Irak Savaşı’nda Türkiye’nin tutumunu onaylayanların oranı % 41.5 çıktı. Halbuki savaş öncesi yapılan anketlerde bu sonuç % 81 olarak değerlendiriliyordu.
Ortada garip bir durum var. Eğer savaş karşıtları ilk kamuoyu yoklamalarındaki kadar yüksek oranda seyrediyor olsa, bu ani düşüş ne ile açıklanacak?
....
Dünkü savaş karşıtları, bu duruma geri dönüp bir bakmalı.
'Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.'
________________________________________________
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir.1876'da Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İspârit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş,23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Keskin zekâsı, hârikulâde hâfızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan îtîbâren dikkatleri üzerinde toplayan Said Nursî, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrinin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzalarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, ' Bediüzzaman, ' 'çağın eşsiz güzelliği' lakabı ile anılmaya başlamıştır.
Said Nurî medrese eğitimiyle dînî ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamıştır; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zarûri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907'de İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'da da ilim dünyasına kendisini kısa sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul'u çalkalayan hürriyet ve meşrûyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslâm nâmına sahip çıkmıştır.1909'da patlak veren 31 mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen, haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak beraat etmiştir. Bu hâdiseden sonra İstanbul'dan ayrılarak şarka dönmüştür.
Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van'da bulunan Bediüzzaman, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta birçok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya'da esâret hayatı yaşadıktan sonra Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul'a dönmüştür.
İstanbul'da devlet ricâlinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye âzâlığına tâyin edilmiştir. Bu devrede, resmî vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul'un işgali sırasında neşrettiği Hutuvât-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgal kuvvetlerinin plânlarını bozmuştur. Kezâ, işgalcilerin baskısı altında verilen ve Anadolu'daki kûva-yı milliye hareketini 'isyan' olarak vasıflandıran şeyhülislam fetvâsına karşı, mukâbil Millet Meclisinin takdirini kazanmış ve Beziüzzaman bizzat Mustafa Kemal tarafından ısrarla Ankara'ya dâvet edilmiştir.
Bu mükerrer dâvetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara'ya gelmiş ve Mecliste resmi bir 'hoşâmedî' merâsiminde karşılanmıştır. Ankara'da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne bakış tarzının menfî olduğunu görünce, on maddelik bir beyannâme hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannâmede yeni inkılâbın mîmarlarını İslâm şeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde Mustafa Kemal'le birkaç görüşmesi olmuştur. Kendisine şark umûmi vâizliği, milletvekilliği ve Diyânet âzâlığı teklif edilmiş; ancak Bediüzzaman bu teklifleri kabul etmeyerek Van'a dönmüştür.
O sıralarda çıkan şeyh Said hâdisesiyle hiçbir ilgisi olmadığı, hattâ öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Sais'i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman hâdise sonrasında, Van'a ikâmet ettiği uzlethânesinden alınarak Burdur'a, oradan da Isparta'nın Barla nâhiyesine götürülmüştür. Burada 'mânevi cihad' hizmetini başlatmış, biribiri peşi sıra telif ettiği eserlerde îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmânını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O devrede elle yazılarak çoğaltılan eserlerin toplam tirajı 600.000'i i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrin idârecilerini rahatsız ettiğinden 1935'te Eskişehir,1943'te Denizli,1947'de Afyon,1952'de de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bunlardan netine alınamamış, ancak Bediüzzaman yine rahat bırakılmamış; Kastamonu'da, Emirdağ'da, Isparta'da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır.
Ömrünün son günlerine kadar keyfî muâmele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir kararlılıkla devam ettirmiş; o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsur sayfalık Risâle-i Nur külliyatını tamamlamaya ve yaymaya muvaffak olmuştur. Kur'an-ı bu asrın idrâkine uygun ve iknâ edici bir üslûpla izah ve ispat eden ve vehbî olarak, ilhâmen kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatının en güzel meyvesidir.
________________________________________________
Eserlerinden Bazıları:
Asayı-Musa Barla Lahikası
Mektubat Kastamonu Lahikası
Lemalar Emirdağ Lahikası
Sozler Sikke-i Tasdik-i Gaybi
Tarihçe-i Hayat Mesnevi-i Nuriye
Şualar İşarat-ül I'caz
Muhakemat İman ve Küfür Muvazeneleri
________________________________________________
ayrıca bkz.
www.sozler.com.tr/TR/bottom.htm
www.yeniasya.org.tr/
www.kimkimdir.gen.tr
www.saidnursi.com/turkce/hayati.html
www.geocities.com/barlanur22/hayati.html
isale-inur.8m.com/
vb.
________________________________________________
'Ahirette seni kurtaracak eserler bırakmadığın takdirde dünyada bırakmış olduğun eserlerede kıymet verme..'
'Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma dileyen Allah’a sığınır. Allah’a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.”
________________________________________________
bkz. Bir Düşün İçinde Düş
Esasında 'gerekçesi ve kullanımı önemli, yoksa kötü sonuçlara sebeb olabilir' diyerek kısaca değinmiştim ama evet psikoloji de özel olarak' kısa süreli grup terapileri' konusuna girer.
Bu konuda çok bilgim olmadığımdan www.psikolog.org.tr/kitap/ksgt_contents.htm web sayfasında bahsedilen ilkeleri ve teknikleri şıklar halinde aktarabilirim ancak:
- “Şimdi ve Burada”nın Mantıksal Temeli
- “Şimdi ve Burada”nın Gerekçesi
- “Timdi ve Burada”nın İki Aşaması
- Hastahanede Yatan Hastalarla Yapılan Kısa Süreli Gruplarda “Şimdi ve Burada”nın Kullanımı İçin Bazı Özel Öneriler
- Gruptaki Tuhaf, Ortamı Bozucu Davranışların, Grup İçi Etkileşime Hizmet Eder Biçimde Kullanılması
- ve Sonuç
Tahminimce bireysel vizyonun belirlenmesinde etkili bir teknik...
Yine de bu konuda geniş bir bilgisi olan daha iyi bilgi verebilir... Bana, aşağıda belittiğim gibi, daha çok latince olarak kullanılan anlamını çağrıştırıyor... Tabi bu da benim psikolojim :)
bkz. Osmanlı