Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • yaşamın gayesi22.07.2003 - 19:51

    GERÇEK DOSTLARA MEKTUP: YAŞAMINIZIN BİR GAYESİ VAR MI? 08-04-2003v - Mustafa YÜKSEL

    Yazıya atılan başlığı okuduğunuzda aklınıza ilk etapta gelebilecek ifadeleri anlayabiliyorum. 'Anlamsız, gereksiz ve boş bir yazı başlığı' diye düşünebilirsiniz.
    Fakat biraz zaman geçtikten sonra bu cümlede bir sır saklı olduğunu anlayacaksınız. Gerçekten de öyle; yaşamın gayesi olmalı mı? babından bir sorunun içerdiği asıl anlamın bugün kendin için ne yaptın anlam taşıdığını kestirebiliyorsunuzdur eminim.

    İdeali olmayan bir insanın, yaşama hakkından başka bir hakkı varmıdır ki... Geçmişi bilmiyorum ama anlamsız ve boş bir gelecek adına yaşama hakkı elde etmiş olmanın getireceği kar zarar nedir insana? Varsan o zaman yaşıyorsun. Yaşıyorsan varsın demektir ama ne için ve kim için...

    Nedir yaşamın asıl gayesi? Bir teknik adamın, zor bir maçtan hemen önce takımı motive etmek için tamı tamına 1.5 saat konuşması mıdır? Yoksa, bir futbolcunun uzatma dakikalarında atacağı bir gol mü? Veya antrenman, kamp, maç ve transferler yumağı mı?

    Bence hepsi ve hiçbiri... Ortalama insanın yaşam yaşının 63 olduğu bir ülkede; bugüne değin; yarınları güven altına alacak şekilde kendini yıpratmanın mana ve sırrını anlayamıyorum. 'Hiç ölmeyecekmiş gibi
    dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışma' ifadesinde gizlenmiş felsefi buudları düşündükçe daha iyi anlıyorum 'Elimi eteğimi çekesim geliyor' mantığındaki cümlelerin saçmalığını...

    Çok yakınını kaybetmemiş birisi olarak, tek hatırladığım bir kaç yıl önce ebedi aleme göç eden dedem geliyor aklıma. Bazılarınız annesini, babasını, kardeşini hayal edip dün yaşadıklarını düşünebilir. Canımızı uğurlarına feda etmeyi göze alabileceğiniz insanların şimdi; yaşadıkları dünyadaki tüm malvarlığının mermer sütunlarla kaplı 4 metre kare içine sıkıştırılmış olmasını hiç düşündünüz mü? Dün onların var olmalarının, bugün de var olacakları anlamına gelmediğini anlıyoruz. Dün var olmadığımız için belki bugün varız ancak yarın olmayacağız. Yüce yaratıcı böyle bir çark koymuş kainata. Çok basitinden anlamsız ve ifadesiz gibi gözüken bir insan iskeleti inanın beni çok ürpertiyor ve dehşete sokuyor: Benim iskeletim de böyle olacak birgün. Benim iskeletimin böyle olacağını düşünmek, sizin vücutlarınızın da bir gün etleriyle kemiklerinin yılan ve çıyanlarla ayrılacağı kanıtını taşımıyor mu? .

    Ne mutlu ki o insanlara, karşısındakinin gözlerinin içine bakarlarken bile, öteleri düşünebiliyorlar: Sevinç, gözyaşı ve mutlulukların, bir köprüden geçercesine kadar az bir zaman kalınan dünyanın geçici nimetler olduğunu biliyorlar. Ve ne mutlu o insanalara ki; din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın yaratandan ötürü insanları sevip, hoşgörüyle yaklaşabiliyorlar. Ve ne mutlu o insanlara ki; ölümü yanıbaşlarında gezdirdiklerini hiç unutmayıp, kol kola girdikleri ölümün en samimi arkadaşı olduğuna kanaat getiriyorlar.

  • hz.ali22.07.2003 - 16:19

    Ali'nin anlamı yüce, ulu, yüksek demektir. İsmi gibi şanlı olan Ebu Talib'in oğlu Hz. Ali, Allah'ın Aslanı lakablı, peygamberimiz'in amcazadesi, kızı Hz. Fatma'nın eşi ve 4. Halife olarak bilinir

    İlk müslümanların üçüncüsü ve İslamı kabul il çocuktur. 6 yaşında Peygamberimiz yanında yaşamaya başlamış, bir rivayete göre Peygamberimiz ilk vahiy geldiğini öğrenince bir kaç gün sonra Peygamberimize gelip 'Ben de Müslüman olmak istiyorum' demiş, Peygamberimiz önce Anne ve Babana sor dediyse de, Hz. Ali 'Onlar bana dünyaya gelmek istiyor musun diye sormadılar? Hem Annem, babam senden iyi bilmezler' diyerek, 9 yaşında müslüman olmuştur....

    Peygamberimiz için canını feda edecek kadar bağlı olan Hz. Ali, peygamberimizin yatağına yatarak, hayatını tehlikeye atarak suikastçıları oyuna getirmiştir....

    Savaştayken, düşmanını yere serer, tam kılıcı saplıyacakken, düşmanı yüzüne tükürür... Bir an için Hz. Ali duraksar ve düşmanını öldürmez ve canını bağışlar... Düşmanı hayret içersinde neden diye sorar. Hz. Ali, ' Ben Allah yolunda şavaşıyorum ama sen yüzüme tükürünce nefsime yenilip seni öldürecektim, bundan dolayı vazgeçtim' deyince, düşmanı tövbe edip, müslaman olur...

    Hz. Ali, Halife iken, akşam vakti yanına birisi gelip danışmak ister. Halifemiz, şahsi bir konu mu yoksa devleti ilgilendiren bir konu mu diye sorar. Şahsi olduğunu öğrenince, mumu söndürüp başka mum yakar. Neden böyle yaptınız soruluncada, daha önce yanan mumun devlete ait olduğunu söylerek, ne kadar ince düşünen bir insan olduğunu gösteren küçük bir örnektir.

    Ve bir sürü destanlaşmış hikayesi vardır. Hayatı Müslümanlar için çok önemli bir örnektir... Hayatteyken Cennetlik bahşedilen sayılı kişilerdendir. İyi bir öğrenci, güçlü bir savaşçı, yetenekli bir lider, çalışkan bir insan, dürüst ve saygın bir karakter ve daha nice nitelikleriyle dinin şanını artırmış bir müslüman...

  • rock felsefesi22.07.2003 - 14:10

    Rock ve Rap'in felsefesi'nin kökenleri Blues ve Jazz iken yani aynıyken, bir de yıllar önce Rap ve Rock barışmışken şimdi neden aranızda mızıkçıklık yapıyorsunuz anlamıyorum.

    Bana göre felsefe kelimesi yerine yaşam tarzı dense daha uygun olurdu ama artık Old School gruplarla, tarzların birbirine karışması ve yılların getirdiği akışımla tabi ki felsefelerinin olduğunu kabul etmek lazım.

    Rock'tan bahsederken sadece bir müzik türünden değil, bir dünyadan bahsetmek gerekir, bu dünyanın içinde o kadar farklı yaşamlar, türler, akımlar ve tarih vardır ki artık Rock'da klasik müzik gibi Müzik Tarihinde yerini almıştır.

    Peki neden Blues'a dayanıyor? Rock N' Roll ile gelen bu akım uslubuyla Blues'a benzer çünkü ikiside tepki müziğidir. Nasıl zencilerin baskıya karşı ganglerle Rap ile tepkileri yansıtmışlarsa, beyazlarda toplum içindeki baskı, yozlaşmaya, yaptırımlara ve tek düzeliliğe karşı Rock'la tepklerini dile getirmişlerdir. Bunu sadece muzikleiryle değil, giyinişleri, konuşmaları, hatta yürüyüşleriyle dile getirmişlerdir. Fakat sonraları çok ilgi yani aşırı talep olunca işin içinine pazarlama kuralları girip olay piyasalaştırılmıştır. Yani içi değil kabuğu satılmaya başlamıştır. Yani rock'ın anlamını kaybettiği yerdir..

    Esasında Gölge'nin dediğinde yanlışlık yoktur. Herkes bilir ki Rock Muziğinin sloganı 'Sex, Drugs and Rock N' Roll' dur. Çünkü zencilerler gibi derilerinin renklerinden dolayı ırkçılık baskısı altında değil, toplumun zorla yaptırımlarına, bitmeyen kurallarına, mantığa dayanmayan düzen baskısı altında kalmışlardır. Ve bu monoton hayata isyan etmişlerdir.

    Tabi Rock bir Dünya olunca bunun içinde çok değişik tarzlar ortaya çıkıp artık sloganı çeşitli müzik türleri ve tarzlarla karışıp 'Freestyle', 'Nevermind', 'Fxck the rules', 'I don't care' ile tepkinin yerine pasiflik alarak artık kendi piyasalarına çekilip umursamazlıktan yana olmuşlardır. Yine de dindar, sosyalist, vegan, feminist gibi gruplar arada sırada çıkıp, sloganları daha da değiştirmişlerdir.

    Black Sabbath'tan Death Metal'e, Led Zepplin'den Power Metal'a, Elvis'ten Hard Rock'a, Beatles'tan Indie Rock, Sex Pitols'tan Punk Rock'a, Beach Boys'tan Ska Rock'a, King Crimson'dan Soft Rock'a, Iron Maiden'dan Heavy Metal'a, Metallica'dan Trash ve Speed metal'a, Motley Crue ve Bon Jovi'den Glam Rock'a, Napalm Death'ten Hardcore'a, Aerosmith ile Run DMC'den Rap Metal'a vb daha nice gruplardan Jazz Rock yok Blues Rock yok Pop Rock gibi değişik tarzlar doğmuş ya da tarzlara gidilmiştir.

    Artık o kadar çok grup ve etken vardır ki Rock Felsefesi'ni anlatmak için tarihi bilgilerini, grupların kronolojisini daha çok referanslara ve kaynaklara dayalı uzun bir kitap yazmak gerekir. Dediğim gibi artık Rock Dünyası olduğundan bu dünyada çok daha değişik fikirlere rastlanabilir. Mesala R.E.M. ve Guns N' Roses gibi değişik türlerin grupları da Rock muziğinin içine girer. Rock kelimesi çok geniş bir terim olduğundan birisi temiz giyinimiyle Rock yaparken diğer taraftan başka biri yırtık pırtık giysisyle avazı çıktığı kadar bağırarak da rock yapabilir...

    Kimileri derki Rock Felsefesi bu anlattıklarımdan dolayı esas noktasından yani Karşı Çıkış'tan uzaklaşmış derler. Bana göre ise gelişmiş ve genişlemiştir ve çağa çok güzel ayak uydurup, melodi açısıdan kısırlık yaşayan müziğe yeni tarzlar getirmeye devam etmektir.

    Rock dünyansının içinde konuşulan artık bir çok dil vardır. Bu açıdan Rock Felsefesi değerini kaybetmemiş bana göre kendi içinde bile kendine yabancılaşmıştır...

    Esasında basit olarak, muzik bir araçtır. Bu aracı nasıl kullanırsanız ona göre bir sonuç elde edilir, yıllar boyunca kişiler hep aynı aracla değişik eserler vermiş; sonuçta yine muzik yapmışlardır. Bundan dolayı Rock Felsefesi demek biraz komik kaçsada, insan yapısı gereği, sahiplenme duygusuyla muziği ble belli terimlere mahkum edecek ve bu inattan dolayı muzik tarzları moda olmaktan ileri gidemiyecektir. Artık isteyen istediği kadar yok felesefesi desin yok bayrağı desin, müzik size ürün olarak satılmaya devam edildikçe gerçekten anlamını kaybetmeye mahkumdur. Ve bu muziği mahkum edenler en başta bu müziği kendi tekeline almaya çalışanlardır. Muzik ise hürdür...

  • 12 eylül21.07.2003 - 12:16

    12 Eylül 1980 Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koydu. Siyasal partiler kapatıldı; parti başkanları ve aydınlarla birlikte çok sayıda mesleki ve siyasal örgüt yöneticisi tutuklandı.4 Nisan’da, Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanlığının sona ermesinden itibaren boş bulunan devlet başkanlığı görevini,12 Eylül darbesinin lideri Genelkurmay Başkanı Kenan Evren üstlendi.

  • 28 şubat19.07.2003 - 16:17

    28 Şubat Tarihli günlerde bakalım neler olmuş:

    28 Şubat 1856 Islahat Fermanı ilan edildi.
    28 Şubat 1923 Mustafa Kemal'e 'İstanbul hemşehriliği' payesi verildi
    28 Şubat 1937 Metoroloji Genel Müdürlüğü kuruldu.
    28 Şubat 1946 Birleşmiş Milletler Beyannamesi, Türkiye tarafından imzalandı.
    28 Şubat 1953 Ankara'da Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Balkan Paktı imzalandı.
    28 Şubat 1955 İsrail Gazze'ye saldırdı.
    28 Şubat 1956 Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) kuruluş kanunu kabul edildi.
    28 Şubat 1958 İstiklal Marşı bestecisi Zeki Üngör vefat etti.
    28 Şubat 1975 Türkiye'nin Sesi Radyosu'nun Kıbrıs'a yönelik Türkçe yayınları sona erdi.
    28 Şubat 1977 Başbakan Demirel, Malatya'da 'İnönü Üniversitesi'nin açılışını yaptı.
    28 Şubat 1986 İsveç Başbakanı Olof Palme, Stockholm’de, sinema çıkışı, eşinin yanında öldürüldü.
    28 Şubat 1990 SSCB'de, Sovyet vatandaşlarının -1922'den bu yana ilk kez- kendilerine ait arazi satın alabilecekleri açıklandı.
    28 Şubat 1991 Krajina Sırpları Hırvatistan'dan bağımsızlıklarını ilan ettiler.
    28 Şubat 1991 Körfez Savaşında ateşkes ilan edildi.
    Devlet Adamları
    28 Şubat 1994 NATO, tarihinin ilk saldırısını Sırplara gerçekleştirdi.
    28 Şubat 1997 MGK'nde,28 Şubat Kararları olarak bilinen kararlar alındı.Bu kararlar, irticayı Türkiye'nin önündeki en büyük tehlike olarak saptadı.
    28 Şubat 1998 Sırp kuvvetleri Kosovalı Arnavutlara saldırı düzenlemeye başladı.
    28 Şubat 1998 Kosovalı militan Arnavutlar, iki Sırp polisini öldürdüler. Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç, güvenlik güçlerine gereken yanıtın verilmesi için emir verdi.
    28 Şubat 1999 AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve gümrük birliğinin derinleştirilmesi amacını taşıyan 'Türkiye için Avrupa Strateji'sinin' hayata geçirilmesi amacıyla yapılan teknik görüşmelerin üçüncüsü Bonn'da gerçekleştirilmiştir.
    28 Şubat 2000 Turizm Bakanlığı, Şanlıurfa'nın tanıtımı amacıyla, içinde cami, sinagog ve kilise bulunan bahçe kuracak. Turizm Bakanlığı, Hz. İsa'nın 2000'inci doğum yıldönümü nedeniyle inanç turizmine yönelik projelere ağırlık vermeye başladı.
    28 Şubat 2000 ABD'de Arkansas Üniversitesi Hastahanesi Beyin Cerrahi Merkezi'nde Prof. Dr. Gazi Yaşargil adına bir kürsü açıldı. Beyin cerrahisine mikroskobu sokan Prof. Yaşargil'i ilk kutlayanlardan biri de Başkan Clinton oldu. Yaşargil, Kasım ayında Amerikan 'Neurosurgery' dergisinde tıp dalında yüzyılın adamı seçilmişti.
    28 Şubat 2001 Ulusal Bank'a el konuldu.
    28 Şubat 2001 Ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı için, Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Kemal Derviş'in adı geçmeye başladı.
    28 Şubat 2001 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Başkan Vekili Cengiz Ocakçı hakkında yargı kararlarını uygulamadıkları gerekçesiyle dava açtı.
    28 Şubat 2001 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası toplumu, ABD'nin 1972'de imzalanan Balistik Füze Anlaşması'nı (ABM) gözden geçirme girişimlerine karşı koymaya çağırdı.
    28 Şubat 2001 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uluslararası toplumu, ABD'nin 1972'de imzalanan Balistik Füze Anlaşması'nı (ABM) gözden geçirme girişimlerine karşı koymaya çağırdı.
    vb.

    kaynak: www.kronoloji.gen.tr

  • matris19.07.2003 - 13:58

    İngilizce olarak, bilindiği gibi ünlü filmin adı The Matrix. Artık ilgilenen arkadaşlar Matrix başlığı açıp anlatsınlar.

    bkz. Matrix Felsefesi, başlığı altında bir kaç şey karalamıştım.

  • matris19.07.2003 - 13:45

    Satrılar ve sütunlar biçiminde dizilerek köşeli parantezler içine alınmış sayı ve sembol takımları. Matrisi oluşturan sayı ve sembollere matrisin öğeleri denir. Matrisler mühendisler, fizik, ekonomi ve istatistikte, ayrıca matematiğin çeşitli dallarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Tarihsel gelişim içinde önce karesel (satır sayısı sütun sayısınına eşit) bir sayılar tablosuna ilişkin özel bir sayı olan determinant kavramı ortaya çıkmış, matris kavramı ise daha sonra oluşturulmuştur. İlk kez matris terimini kullanan Arthur Cayley (1822 - 1895) matris cebrini de geliştirmiştir.

    Satır sayısı m, sütün sayısı n olan bir matris ‘’m’’ ye ‘’n’’ matris ya da ‘’m x n‘’ matris olarak adlandırılır. Örneğin:
    ____2 5 8
    A=
    ____3 6 4

    (Not: Kaydettiğim zaman sayılar başa kaydığından alt çizgi ile yerlerini belirtmem gerekti, o yüzden alt çizgilerin matrisle ilgisi yoktur)

    matrisi 2x3 bir matristir. Matrisler genel olarak büyük harflerle gösterilir. Aynı harfin küçüğü çift alt indisli olarak, bu matrsisin öğelerini gösterir. Örneğin bir A matrisinin i’ninci ve j’inci sütünunda yer alan öğesi aij biçiminde gösterilir.

    Yukardaki örnekte görülen A matrisinde a(alt) 23=4 sayısıdır. Bazı koşulların sağlanması durumunda matrisler birbiriyle toplanır ya da çarpılabilir. Bu işlemlere ilişkin kurallar Matris cebri denilen önemli bir matematiksel yönetimi oluşturur.

    Ek Not: a(alt) derken, a'nın altına 23 sayısını yazamadığımdan ancak (alt) diye beltirtim yani a alt anlamında kullanılmadı.

  • polaris19.07.2003 - 13:35

    bkz. Kutup Yıldızı

  • sömürgeciler19.07.2003 - 13:33

    bkz. Sömürge

  • sömürgeciler19.07.2003 - 13:33

    KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

    Zamanın birinde bir çiftikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi kendi yiyeceğini kendi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:
    - Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek?
    Ördek cevaplamış:
    - Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın. Domuz oradan seslenmiş:
    - Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.
    Fare hemen atlamış: - Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.
    Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vaz geçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:
    - Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?
    Ördek: - Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi
    sana satabilirim demiş.
    Domuz: - Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden
    korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım demiş.
    Fare de: - Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm
    demiş.
    Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal
    ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş: - Kahveleri satmama kim ardım edecek.
    Ördek: - Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.
    Domuz: - Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.
    Fare: - Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.

    Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım İstemiş: - Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?
    Ördek: - Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.
    Domuz: - Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.
    Fare: - Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.

    Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

    Kaynak: İngiltere de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan 'The Little Red Hen' kitabından alınmıştır.