Kadın Ruhunun Anahtarı, Merkezinin Kendi Dışında Oluşu
Ne lüzum var inkâra: Erkek başka, kadın başka.. Herkesin bildiği vücut ve ruh farkları bir yana, kadını erkekten ayıran önemli bir fark var.. Aşağı yukarı ötekilerin temeli bu fark. Kadın özgecidir (diğergam) , merkezi kendi dışındadır. Yani, hazlarının da kaygılarının da bir başkasıdır kaynağı: Sevdiği ve sevilmek istediği biri: Koca, çocuklar, baba, dost, vs... Çevresindekilerin ne sevinçlerine yabancı kalabilir, ne acılarına; kadın onlarsız kâm alamaz hayattan. Onlara beğendirmek için yaratır, onlar beğenmiyor diye yıkar. Onların hoşuna gitmeye çalışır. Damak zevkleri de kulak, göz, kafa zevkleri de vız gelir kadına.
Düşündüğü ve kendisinin düşünen biri yoksa, kendisiyle beraber kâm alacağı, kendisiyle beraber hareket edeceği biri yoksa zevk alamaz hayattan, yaratamaz, iş göremez. Başkaları için yaşamaya can atan kadın, kendisini başkalarına feda etmeye hazır olan kadın, başkalarından gördüğü iyiliklere sonsuz bir minnettarlık duyan kadın, başkalarından minnettarlık görmeyince, başkaları kendisiyle ilgilenmeyince, kendisi için yaşayacağı, kendisi için hayatını fedadan çekinmeyeceği biri olmayınca mahvolur. Böyle birine kavuşunca coşar, üzülüyorsa böyle birinden mahrum olduğu içindir. Yani, aydınlatacağı biri yoksa alevi söner kadının.
Erkek öyle mi? Ne egoisttir o. Daha doğrusu merkezi kendi içindedir. Yani, yaşadığı dünyanın merkezi kendi şahsı, kendi çıkarı, kendi hazları, kendi meşgaleleridir. Tek başına yaşayabilir erkek, hayatın tadını çıkarabilir. Çevresindekiler sevinçliymiş, üzüntülüymüş ona ne! İlgilenmez başkalarıyla. Onlar da kendisiyle ilgilenmeyince fazla üzüntü duymaz. Kendi rahatını düşündüğü için her heyecandan kaçmak ister. Aşksız da yaşayabilir, kinsiz de. Sevinçli olmuş veya olamış aldırmaz. Başkaları beğenmiş veya beğenmemiş umurunda mı? Çizdiği yolda yürür gider. Damak, göz, kulak zevklerine bayılır. Zengin olacak, hükmedecek herkese, kafasını geliştirecek. Hazlarının merkezi kendisi.
Çocuklara bakın: Kız, bebeklere düşkündür. Erkek, tüfeğe. Kız, anne olmak ister, öğretmen, hastabakıcı olmak ister. Küçüklerle oynamaktan, onları okşamaktan, okşanmaktan hoşlanır. Kendisini annesine veya hocasına beğendirmek için deli divane olur. Erkek kendinden büyüklerini arar. Ya arabacı olmak ister, ya general. Kumanda edecek, herkes boyun eğecek ona. Durup dururken yardım etmez annesine, ya korktuğu için yardım eder ya mükâfat beklediği için.
İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Yaşlanan erkek kavgadan çekilir. Başkasının kendisiyle ilgilenmesini ister, ama kendisi hiç kimseyle ilgilenmek istemez. Fakat, yaşlanan kadın hayat kavgasından çekilmek şöyle dursun, çalışma sahasının daraldığını gördükçe kendini yer. Daha çok çalışmak ister, daha hassaslaşır. Kendini başkalarına feda edemeyince, ister ki başkaları doğruluğuna inandığı davaları için fedakârlık yapsınlar. Tapar torunlarına. Yavrular onun için hem büyük bir dert, hem büyük bir hazdır. Çocuklarından çok torunları için çırpınır. Kimsenin yaptıklarını beğenmez. Hep iş arar kendine. Hep kaygı arar. Arkada kalan yılların yalnız üzüntülerini hatırlar. Hayatın tadını çıkaracağı yıllarda eskisinden bin kat beter üzülür.
Kadının hayatında en bahtiyar çağ, bütün varlığını ailesine, bütün varlığını cemiyete verebildiği çağdır. Gerçek ve tabii bir heyecan. Kendi başkaları için çırpınır, başkaları onun için. Kadın, çocuğu için hem süt anne hem terbiyeci, hem sevgili olduğu yıllarda bahtiyardır.
Uğrunda didineceği kimsesi yoksa, kendine bağlanacağı kimse yoksa ölür gider kadın. Evlenmemiş bir kız düşünün. Ne kardeşi var ne yeğeni. Sevmiyor ve sevilmiyor. Acılarını dindirecek kimsesi yok, fedakârlık edemiyor. Duyguları hiç kimsenin işine yaramıyor, ne öğretmen ne hemşire. Canlı bir hedefi yok. Ne olur bu kızcağız? Solar ve kurur.
İşsizlik, ilgisizlik, en büyük felâket kadın için. Heyecansız bir hayat, bağlanamamak, kendine bağlayamamak. Ölümden beter....
'Yolculuğumun bu bölümünde “Ahiler” denilen toplulukla tanıştım. Bilâd-i Rûm’a yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her vilayette, her şehirde ve her köyde bulunan Ahiler, bekâr ve sanat sahibi gençlerin oluşturduğu bir tür cemiyetti. Bunlar birbirleriyle çok sıkı bir dayanışma içindedirler. Her birinin halk içinde muteber birer mesleği vardır. Memleketlerine gelen yabancılara yakın bir ilgi gösterir; onların yiyecek ve içeceklerini temin eder; konuklarının insanî ihtiyaçlarını karşılamakta ellerinden gelen bütün itinayı gösterirler.
Öte yandan, yaşadıkları yerlerdeki zorbaları da yola getirir, herhangi bir sebeple bunlara iltihak eden kötüleri tek tek ortadan kaldırırlar. İşte, bu gibi hususlarda Ahilik cemiyetinin dünyada eşi ve benzeri yoktur.
Ahilerin biraraya gelerek oluşturduğu bu cemiyete “Fütüvve” (Gençlik) adı verilir. Reis seçilen kimse bir zaviye yaptırarak içini halı, kilim, kandil ve diğer lüzumlu eşyalarla donatır. Arkadaşları gündüz çalışarak kazandıklarını ikindiden sonra reise getirirler. Bu para ile yiyecek-içecek ve zaviyede sarfolunan diğer ihtiyaç maddelerini satın alırlar. O gün yörelerine bir misafir gelirse onu zaviyelerinde ağırlar ve ortak sermayeleriyle aldıkları bu yiyeceklerle kendisine güzel bir ziyafet çekerler. O kimse yöreden gidinceye kadar da onların misafiri olur. Konuklarını uğurlarken arkasından raks eder ve nağmeler söylerler.
Ahiler, yörelerine yabancı bir misafir gelmediği zamanlarda da birbirlerinden kopmazlar, yine zaviyelerinde toplanıp yemek yerler. Sabahleyin düzenli olarak işlerine gider, gün içinde kazandıklarını ikindiden sonra getirip reislerine verirler. Bunların reislerine verdikleri paraya “fityan” denilir. “Ahi”, cemiyetin olduğu gibi aynı zamanda reisin de ismidir.
Ben İbn-i Battuta, dünyada bunlardan daha güzel ve daha hayırlı işler yapan kimseler görmedim. Şiraz ve Isfahan halkının hareketleri bunlarınkine biraz benzemekte ise de. Ahiler, memleketlerine gelen ve giden yolculara yakın ilgi göstermek, şefkat ve iltifatta bulunmak bakımından onları bir hayli aşmış durumdadırlar.'
ibn-i batuta: terimi ekledim fakat açılmamış. ibn-i batuta 14. yüzyılda yaşamış faslı müslüman bir seyyah.
Boğarak öldürülme de engizisyonun sıkça tercih ettii işkencelerden biriydi. Ancak bu metot genellikle 'Cadı' olduğu düşünülen kişilere uygulanırdı. Mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı. Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu, zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı.Düğümlerden kurtuluş elbette insazdan kurtuluş değildi cadı olduğu için türlü işkencelere maruz kalacak ve infaz edilecekti.. Şayet ölürse, mahkumun halâ iyi bir hıristiyan olduğu için ailesine teşekkür edilirdi...
yaklaşıyor vakit. alsın birisi saatleri gözümün önünden. söyleyin güneşe gitmesin bugün. ayda doğmasın. zaman çarkına sokun bulduğunuz çomak cinsi nesneleri.kayıp zamanlar gemisine yetişmem lazım. aradığım bir atlantis. yirmi bin fersaha dalış yapacağım. oksijen.. oksijen enjekte edin damarlarıma. ve çabuk alaaddinin cinini bulup getirin. bir dilek borcu vardı yapmadı. mahkemeye vermekle tehdit ediyor deyin. o bilir hatırlatılınca sözün kıymetini. ve bir balta getirin. kıldan ince kılıçtan keskin. moleküllere ayırın beni. fırtına çıkacak yetiştirin parçalarımı gelmekte olan hortuma. savursun gökyüzüne ve uyanayım annemin kucağında. samimi gülüşler görmek istiyorum. nerede belkısın tahtını getiren cin. gözümü kapattım. açıncaya kadar burada olsun taze ıhlamur yaprakların. budayın saçlarımı. hindistanda bir tapınağın foseptik çukuruna atın. ruhum kalsın geriye. kurun saatlerini ibadete. gerekirse bir cami mimberinin altına bağlayın zincirle. kaçmasın kaçamasın.. hezeyan bulutları.. yağdırmayın acıtan yağmurlarınızı. zihnimde talan var bugün. hücreler isyanda..
1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika’yı sömürüp,yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan batılı emperyalistler, afrikalı zencileri amerika’da köle diye satarlar.Amerika’yı işgal eden ingiltere,fransa,ispanya …gibi emperyalist devletler oradaki ” aztek-maya-inka” medeniyetlerini yok edip, katliamlar yaparak altınlarını ele geçirip,yer üstü zenginliklerini de batıya taşırlar …!
Şu an kovboy deyince cesur ve atılgan insanlar, kızılderili denince kafaderisi soyan yabani insanlar akla gelir …Halbuki o kızılderililer ülkelerini savunan vatansever insanlar topluluğu idi ama medya-sinema insanların beynini yıkayarak olayları tam tersine bizlere belletmişlerdir.İngiltere Hindistanı işgal edip yaklaşık iki yüz yıl sömürürken,İngiltere’deki halı fabrikaları halı satabilsin diye hindistan’da el emeği halı yapan tam 50.000 hintlinin ellerinin kesilmesine izin verirler ingiliz hükümeti…Hindistanlılar bisiklete binen bir ingiliz kıza gülüp alay ettikleri için ingiliz silahlı kuvvetleri tarafından silahlı yaylıma ateşine tutulurlar ve onlarca kişi sadece bir alay gülüşünün sonunda canlarından olurar…Batılılar Çin’i yönetim altında tutabilmek için yüzbinler-milyonların esrarkeş-eroinman olmalarına göz yumar hatta desteklerler…Evet batı ileri ama temeli kan-vahşet ve gözyaşı ile örülü!
2-Batılılar Rönesans’ın temellerini İslam ülkelerinden aldıkları bilgi, ilim sayesinde atmışlar ve bu sayede hamle yapabilmişlerdir…Orta çağ denen dönemde batı karanlık ve zulüm içinde yüzerken İslam ülkeleri ilim-fen-matematikte batıya liderlik yapıyor, batılı öğrenciler Arap ülkelerine ve Endülüs’e ilim tahsiline geliyorlardı…Evet bir zamanlar İslam ülkeleri ileri batı ülkeleri geri idi çünkü Müslümanlar; İslam ile iç içe idi ve İslam hayata aktarılmış idi, Kısaca;
3-İlk emri ” OKU ” olan,8 yıllık eğitimi değil; ” Beşikten mezara dek ilim öğrenmeyi ” tavsiye eden, O zamanın uzak ülkelerinden olan Çin hedef gösterilip, ” İlim Çin’de bile olsa onu alın ” buyurulan, “ilim Öğrenmek kadın -erkeğe farzdır” diye emredilen, Kutsal Kitabında (Kur’an-ı Kerim’de) “Hiç düşünmez misiniz? ”, “Akılınızı hiç kullanmaz mısınız? ”, ” Ne de az düşünürsünüz! ” gibi yönlendirici ayetleri bünyesinde bulunduran MÜSLÜMANLAR GÜNÜMÜZDE NE YAZIK KI İSLAM’DAN UZAKLAŞIP,ADLARI İLE MÜSLÜMAN, YAŞAYIŞLARI İLE HIRİSTİYAN OLDUKLARI İÇİN İLİM-TEKNOLOJİ-KÜLTÜRDEKİ ÖNDERLİKLERİNİ KAYBETMİŞLER VE ÇAĞIN İLERİSİNDE BULUNAN KUR’AN’IN GERİSİNDE BULUNAN BATILI ÜLKELERİNDE GERİSİNDE KALMIŞLARDIR! OKU EMRİ BİZDE OKUYAN BATILILAR, İÇKİ ONLARIN KİTABINDA SERBEST BİZİM DİNİMİZDE YASAK,İÇKİ TÜKETİMİNDE DÜNYA 3.SÜ ÜLKEYİZ!
Geçen senelerde ramazan da Rize de erken top atılıp erken iftar açma olayı olmuştu. Haber bültenlerine çıkmıştı bu olay. ve diyanet Rizelilerin 1 günlük orucu kaza etmeleri gerektiğini söylemişti.. Almanya da yaşayan bir Rizeli hemşehrimizde telefonla bağlanarak -bende rizeliyim benim de kaza etmem gerekir mi? diye sormuştu... :)
kıyafetlerinden kazma küreğine kadar aynı techizat ve kıyafetle donanmış iki insan. bir bahçede yanyana çukur kazıyorlar.
dışardan gözüken manzara şu ki ikiside kazıyor ikiside terliyor ikiside durup aradabir gökyüzüne bakıp dalıyor...
eylem aynı eylem..
fakaaat. bir tanesi bir define haritası ele geçirmiş ve haritanın gösterdiği yer kazdığı yer. niyeti o hazineyi ele alıp sefa sürmek tabir-i caizse kırılmamış fındık bırakmamak.. öyle bir hırslı ve hayal kuruyor arada bir..
diğerinin niyeti ise yolun kenarı olması ve bir çok insanın hatta hayvanların gelip geçtiği bir yer. fakat çeşme yok yakınlarda. niyeti kazıp su çıkartmak ve bir çeşme yapmak. yaparken mutlu arada gökyüzüne bakıyor ve çeşmeden faydalanacak olanların edecekleri duayı düşünerek daha bir sarılıyor kazmaya...
herkes bu kıssadan dilediği hisseyi çıkartmakta özgürdür. ister amellerin niyetlere göre olduğunu, ister insanların niyetlerinin eylemlerinin sonunda belli olacağını, ister dış görünüşe aldanılmamasını, ister... şu geldi aklıma bu da bir hisse hazine için kazan hazineyi bulamazsa yaşadığı büyük bir hayal kırıklığı olur. fakat çeşme için kazan su bulamazsa bile yaptığı müspet eylem ve onun verdiği mutluluk yanına kâr olacaktır. vesaire vesaire vesaire..
abbas: evet arkadaşlar münübüsümüzüde almışık abbas: bundan sonra alibeyköy hattında benimde münübüsüm çalışacak abbas: herkese benden çay şakir: ben istemem abbas: peki şakire çay yok şakir: ne demek şakir abbas: adınımı degiştirdin şakir: sen bana nasıl şakir dersin lan kelek abbas: ne diyem mesela mağmutmu diyem.. şakir! şakir: şakir abi dayı ağa diyeceksin abbas o günler bitti şakir! şakir: ne demek bitti abbas: bayağı bitti ikimizinde minibüsü var. karrrdeşinim artık şakir!
insan..
Kadın Ruhunun Anahtarı, Merkezinin Kendi Dışında Oluşu
Ne lüzum var inkâra: Erkek başka, kadın başka.. Herkesin bildiği vücut ve ruh farkları bir yana, kadını erkekten ayıran önemli bir fark var.. Aşağı yukarı ötekilerin temeli bu fark. Kadın özgecidir (diğergam) , merkezi kendi dışındadır. Yani, hazlarının da kaygılarının da bir başkasıdır kaynağı: Sevdiği ve sevilmek istediği biri: Koca, çocuklar, baba, dost, vs... Çevresindekilerin ne sevinçlerine yabancı kalabilir, ne acılarına; kadın onlarsız kâm alamaz hayattan. Onlara beğendirmek için yaratır, onlar beğenmiyor diye yıkar. Onların hoşuna gitmeye çalışır. Damak zevkleri de kulak, göz, kafa zevkleri de vız gelir kadına.
Düşündüğü ve kendisinin düşünen biri yoksa, kendisiyle beraber kâm alacağı, kendisiyle beraber hareket edeceği biri yoksa zevk alamaz hayattan, yaratamaz, iş göremez. Başkaları için yaşamaya can atan kadın, kendisini başkalarına feda etmeye hazır olan kadın, başkalarından gördüğü iyiliklere sonsuz bir minnettarlık duyan kadın, başkalarından minnettarlık görmeyince, başkaları kendisiyle ilgilenmeyince, kendisi için yaşayacağı, kendisi için hayatını fedadan çekinmeyeceği biri olmayınca mahvolur. Böyle birine kavuşunca coşar, üzülüyorsa böyle birinden mahrum olduğu içindir. Yani, aydınlatacağı biri yoksa alevi söner kadının.
Erkek öyle mi? Ne egoisttir o. Daha doğrusu merkezi kendi içindedir. Yani, yaşadığı dünyanın merkezi kendi şahsı, kendi çıkarı, kendi hazları, kendi meşgaleleridir. Tek başına yaşayabilir erkek, hayatın tadını çıkarabilir. Çevresindekiler sevinçliymiş, üzüntülüymüş ona ne! İlgilenmez başkalarıyla. Onlar da kendisiyle ilgilenmeyince fazla üzüntü duymaz. Kendi rahatını düşündüğü için her heyecandan kaçmak ister. Aşksız da yaşayabilir, kinsiz de. Sevinçli olmuş veya olamış aldırmaz. Başkaları beğenmiş veya beğenmemiş umurunda mı? Çizdiği yolda yürür gider. Damak, göz, kulak zevklerine bayılır. Zengin olacak, hükmedecek herkese, kafasını geliştirecek. Hazlarının merkezi kendisi.
Çocuklara bakın: Kız, bebeklere düşkündür. Erkek, tüfeğe. Kız, anne olmak ister, öğretmen, hastabakıcı olmak ister. Küçüklerle oynamaktan, onları okşamaktan, okşanmaktan hoşlanır. Kendisini annesine veya hocasına beğendirmek için deli divane olur. Erkek kendinden büyüklerini arar. Ya arabacı olmak ister, ya general. Kumanda edecek, herkes boyun eğecek ona. Durup dururken yardım etmez annesine, ya korktuğu için yardım eder ya mükâfat beklediği için.
İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Yaşlanan erkek kavgadan çekilir. Başkasının kendisiyle ilgilenmesini ister, ama kendisi hiç kimseyle ilgilenmek istemez. Fakat, yaşlanan kadın hayat kavgasından çekilmek şöyle dursun, çalışma sahasının daraldığını gördükçe kendini yer. Daha çok çalışmak ister, daha hassaslaşır. Kendini başkalarına feda edemeyince, ister ki başkaları doğruluğuna inandığı davaları için fedakârlık yapsınlar. Tapar torunlarına. Yavrular onun için hem büyük bir dert, hem büyük bir hazdır. Çocuklarından çok torunları için çırpınır. Kimsenin yaptıklarını beğenmez. Hep iş arar kendine. Hep kaygı arar. Arkada kalan yılların yalnız üzüntülerini hatırlar. Hayatın tadını çıkaracağı yıllarda eskisinden bin kat beter üzülür.
Kadının hayatında en bahtiyar çağ, bütün varlığını ailesine, bütün varlığını cemiyete verebildiği çağdır. Gerçek ve tabii bir heyecan. Kendi başkaları için çırpınır, başkaları onun için. Kadın, çocuğu için hem süt anne hem terbiyeci, hem sevgili olduğu yıllarda bahtiyardır.
Uğrunda didineceği kimsesi yoksa, kendine bağlanacağı kimse yoksa ölür gider kadın. Evlenmemiş bir kız düşünün. Ne kardeşi var ne yeğeni. Sevmiyor ve sevilmiyor. Acılarını dindirecek kimsesi yok, fedakârlık edemiyor. Duyguları hiç kimsenin işine yaramıyor, ne öğretmen ne hemşire. Canlı bir hedefi yok. Ne olur bu kızcağız? Solar ve kurur.
İşsizlik, ilgisizlik, en büyük felâket kadın için. Heyecansız bir hayat, bağlanamamak, kendine bağlayamamak. Ölümden beter....
Cemil Meriç- Kırk ambar (kadın ruhu)
'Yolculuğumun bu bölümünde “Ahiler” denilen toplulukla tanıştım. Bilâd-i Rûm’a yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her vilayette, her şehirde ve her köyde bulunan Ahiler, bekâr ve sanat sahibi gençlerin oluşturduğu bir tür cemiyetti. Bunlar birbirleriyle çok sıkı bir dayanışma içindedirler. Her birinin halk içinde muteber birer mesleği vardır. Memleketlerine gelen yabancılara yakın bir ilgi gösterir; onların yiyecek ve içeceklerini temin eder; konuklarının insanî ihtiyaçlarını karşılamakta ellerinden gelen bütün itinayı gösterirler.
Öte yandan, yaşadıkları yerlerdeki zorbaları da yola getirir, herhangi bir sebeple bunlara iltihak eden kötüleri tek tek ortadan kaldırırlar. İşte, bu gibi hususlarda Ahilik cemiyetinin dünyada eşi ve benzeri yoktur.
Ahilerin biraraya gelerek oluşturduğu bu cemiyete “Fütüvve” (Gençlik) adı verilir. Reis seçilen kimse bir zaviye yaptırarak içini halı, kilim, kandil ve diğer lüzumlu eşyalarla donatır. Arkadaşları gündüz çalışarak kazandıklarını ikindiden sonra reise getirirler. Bu para ile yiyecek-içecek ve zaviyede sarfolunan diğer ihtiyaç maddelerini satın alırlar. O gün yörelerine bir misafir gelirse onu zaviyelerinde ağırlar ve ortak sermayeleriyle aldıkları bu yiyeceklerle kendisine güzel bir ziyafet çekerler. O kimse yöreden gidinceye kadar da onların misafiri olur. Konuklarını uğurlarken arkasından raks eder ve nağmeler söylerler.
Ahiler, yörelerine yabancı bir misafir gelmediği zamanlarda da birbirlerinden kopmazlar, yine zaviyelerinde toplanıp yemek yerler. Sabahleyin düzenli olarak işlerine gider, gün içinde kazandıklarını ikindiden sonra getirip reislerine verirler. Bunların reislerine verdikleri paraya “fityan” denilir. “Ahi”, cemiyetin olduğu gibi aynı zamanda reisin de ismidir.
Ben İbn-i Battuta, dünyada bunlardan daha güzel ve daha hayırlı işler yapan kimseler görmedim. Şiraz ve Isfahan halkının hareketleri bunlarınkine biraz benzemekte ise de. Ahiler, memleketlerine gelen ve giden yolculara yakın ilgi göstermek, şefkat ve iltifatta bulunmak bakımından onları bir hayli aşmış durumdadırlar.'
ibn-i batuta: terimi ekledim fakat açılmamış. ibn-i batuta 14. yüzyılda yaşamış faslı müslüman bir seyyah.
bir insan boşuna
hatta ve hatta boşu boşuna konuşabilir..
fakat boşu konuşamaz..
Boğarak öldürülme de engizisyonun sıkça tercih ettii işkencelerden biriydi.
Ancak bu metot genellikle 'Cadı' olduğu düşünülen kişilere uygulanırdı. Mahkumun elleri ve ayakları bağlanır, ayaklarına bağlanan bir ağırlıkla birlikte suya atılırdı.
Şayet kişi kurtulabilirse (!) cadı olduğu onaylanmış olurdu,
zira sıkıca bağlanmış bir düğümden kimse kurtulamazdı.Düğümlerden kurtuluş elbette insazdan kurtuluş değildi
cadı olduğu için türlü işkencelere maruz kalacak
ve infaz edilecekti..
Şayet ölürse, mahkumun halâ iyi bir hıristiyan olduğu için ailesine teşekkür edilirdi...
yaklaşıyor vakit. alsın birisi saatleri gözümün önünden. söyleyin güneşe gitmesin bugün. ayda doğmasın. zaman çarkına sokun bulduğunuz çomak cinsi nesneleri.kayıp zamanlar gemisine yetişmem lazım. aradığım bir atlantis. yirmi bin fersaha dalış yapacağım. oksijen.. oksijen enjekte edin damarlarıma. ve çabuk alaaddinin cinini bulup getirin. bir dilek borcu vardı yapmadı. mahkemeye vermekle tehdit ediyor deyin. o bilir hatırlatılınca sözün kıymetini. ve bir balta getirin. kıldan ince kılıçtan keskin. moleküllere ayırın beni. fırtına çıkacak yetiştirin parçalarımı gelmekte olan hortuma. savursun gökyüzüne ve uyanayım annemin kucağında. samimi gülüşler görmek istiyorum. nerede belkısın tahtını getiren cin. gözümü kapattım. açıncaya kadar burada olsun taze ıhlamur yaprakların. budayın saçlarımı. hindistanda bir tapınağın foseptik çukuruna atın. ruhum kalsın geriye. kurun saatlerini ibadete. gerekirse bir cami mimberinin altına bağlayın zincirle. kaçmasın kaçamasın..
hezeyan bulutları.. yağdırmayın acıtan yağmurlarınızı. zihnimde talan var bugün. hücreler isyanda..
Müslüman ülkeleri neden geri kalmıştır?
1-Batı devletlerinin ilerlemelerinin temelinde sömürü,kan,vahşet vardır:Afrika’yı sömürüp,yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayan batılı emperyalistler, afrikalı zencileri amerika’da köle diye satarlar.Amerika’yı işgal eden ingiltere,fransa,ispanya …gibi emperyalist devletler oradaki ” aztek-maya-inka” medeniyetlerini yok edip, katliamlar yaparak altınlarını ele geçirip,yer üstü zenginliklerini de batıya taşırlar …!
Şu an kovboy deyince cesur ve atılgan insanlar, kızılderili denince kafaderisi soyan yabani insanlar akla gelir …Halbuki o kızılderililer ülkelerini savunan vatansever insanlar topluluğu idi ama medya-sinema insanların beynini yıkayarak olayları tam tersine bizlere belletmişlerdir.İngiltere Hindistanı işgal edip yaklaşık iki yüz yıl sömürürken,İngiltere’deki halı fabrikaları halı satabilsin diye hindistan’da el emeği halı yapan tam 50.000 hintlinin ellerinin kesilmesine izin verirler ingiliz hükümeti…Hindistanlılar bisiklete binen bir ingiliz kıza gülüp alay ettikleri için ingiliz silahlı kuvvetleri tarafından silahlı yaylıma ateşine tutulurlar ve onlarca kişi sadece bir alay gülüşünün sonunda canlarından olurar…Batılılar Çin’i yönetim altında tutabilmek için yüzbinler-milyonların esrarkeş-eroinman olmalarına göz yumar hatta desteklerler…Evet batı ileri ama temeli kan-vahşet ve gözyaşı ile örülü!
2-Batılılar Rönesans’ın temellerini İslam ülkelerinden aldıkları bilgi, ilim sayesinde atmışlar ve bu sayede hamle yapabilmişlerdir…Orta çağ denen dönemde batı karanlık ve zulüm içinde yüzerken İslam ülkeleri ilim-fen-matematikte batıya liderlik yapıyor, batılı öğrenciler Arap ülkelerine ve Endülüs’e ilim tahsiline geliyorlardı…Evet bir zamanlar İslam ülkeleri ileri batı ülkeleri geri idi çünkü Müslümanlar; İslam ile iç içe idi ve İslam hayata aktarılmış idi, Kısaca;
3-İlk emri ” OKU ” olan,8 yıllık eğitimi değil; ” Beşikten mezara dek ilim öğrenmeyi ” tavsiye eden, O zamanın uzak ülkelerinden olan Çin hedef gösterilip, ” İlim Çin’de bile olsa onu alın ” buyurulan, “ilim Öğrenmek kadın -erkeğe farzdır” diye emredilen, Kutsal Kitabında (Kur’an-ı Kerim’de) “Hiç düşünmez misiniz? ”, “Akılınızı hiç kullanmaz mısınız? ”, ” Ne de az düşünürsünüz! ” gibi yönlendirici ayetleri bünyesinde bulunduran MÜSLÜMANLAR GÜNÜMÜZDE NE YAZIK KI İSLAM’DAN UZAKLAŞIP,ADLARI İLE MÜSLÜMAN, YAŞAYIŞLARI İLE HIRİSTİYAN OLDUKLARI İÇİN İLİM-TEKNOLOJİ-KÜLTÜRDEKİ ÖNDERLİKLERİNİ KAYBETMİŞLER VE ÇAĞIN İLERİSİNDE BULUNAN KUR’AN’IN GERİSİNDE BULUNAN BATILI ÜLKELERİNDE GERİSİNDE KALMIŞLARDIR! OKU EMRİ BİZDE OKUYAN BATILILAR, İÇKİ ONLARIN KİTABINDA SERBEST BİZİM DİNİMİZDE YASAK,İÇKİ TÜKETİMİNDE DÜNYA 3.SÜ ÜLKEYİZ!
Geçen senelerde ramazan da Rize de erken top atılıp
erken iftar açma olayı olmuştu.
Haber bültenlerine çıkmıştı bu olay. ve diyanet
Rizelilerin 1 günlük orucu kaza etmeleri gerektiğini söylemişti..
Almanya da yaşayan bir Rizeli hemşehrimizde
telefonla bağlanarak
-bende rizeliyim benim de kaza etmem gerekir mi?
diye sormuştu... :)
kıyafetlerinden kazma küreğine kadar aynı techizat ve kıyafetle
donanmış iki insan.
bir bahçede yanyana çukur kazıyorlar.
dışardan gözüken manzara şu ki
ikiside kazıyor
ikiside terliyor
ikiside durup aradabir gökyüzüne bakıp dalıyor...
eylem aynı eylem..
fakaaat.
bir tanesi bir define haritası ele geçirmiş ve haritanın gösterdiği yer
kazdığı yer. niyeti o hazineyi ele alıp sefa sürmek tabir-i caizse kırılmamış fındık bırakmamak.. öyle bir hırslı ve hayal kuruyor arada bir..
diğerinin niyeti ise
yolun kenarı olması ve bir çok insanın hatta hayvanların gelip geçtiği bir yer.
fakat çeşme yok yakınlarda.
niyeti kazıp su çıkartmak ve bir çeşme yapmak.
yaparken mutlu
arada gökyüzüne bakıyor ve çeşmeden faydalanacak olanların edecekleri duayı düşünerek daha bir sarılıyor kazmaya...
herkes bu kıssadan dilediği hisseyi çıkartmakta özgürdür.
ister amellerin niyetlere göre olduğunu, ister insanların niyetlerinin eylemlerinin sonunda belli olacağını, ister dış görünüşe aldanılmamasını,
ister...
şu geldi aklıma bu da bir hisse
hazine için kazan hazineyi bulamazsa yaşadığı büyük bir hayal kırıklığı olur.
fakat çeşme için kazan su bulamazsa bile yaptığı müspet eylem ve onun verdiği mutluluk yanına kâr olacaktır.
vesaire vesaire vesaire..
abbas: evet arkadaşlar münübüsümüzüde almışık
abbas: bundan sonra alibeyköy hattında benimde münübüsüm çalışacak
abbas: herkese benden çay
şakir: ben istemem
abbas: peki şakire çay yok
şakir: ne demek şakir
abbas: adınımı degiştirdin
şakir: sen bana nasıl şakir dersin lan kelek
abbas: ne diyem mesela mağmutmu diyem.. şakir!
şakir: şakir abi dayı ağa diyeceksin
abbas o günler bitti şakir!
şakir: ne demek bitti
abbas: bayağı bitti ikimizinde minibüsü var. karrrdeşinim artık şakir!
çiçek abbas..