Dökülmüştü geceye şiir Akmaktaydı gönül nağmeleri gülizarından Simsiyah bir sitem atılıyor kör uçuşlarıma Kanadım kırıldı kırılacak Düşmekte gece öfke dalgalanmalarıyla İnmekte şarkısı nazım sancılarıma Düşecektim bir gün düşlerimin içinden Takılacaktım yıldız misali saçlarına Aşk mı büyüktü gözlerinden Niş kandillerinde buram buram titremelere Bir tutam dokunuşmuş bergüzar Öpücükle sıvanan varaklara saklanmış gizleriyle Saba rüzgarına yetişecek gecenin matemi Çekilmiş minder kenarına nakşederken hayali Sedir uçlarında sessiz sohbette sudaki gölgeler Heyecanında müthiş bir çığlığa dönüşen İç çırpınışlarımın suskunluklarında bir orkide Gök gürlüyor gülüşüne Siniyor bahar su gözlerine Hayatın Nazende süzülüşleri Yağmurun aheste salınımlarında gezgin Benimse Nisan tutmuş ellerimden...
En genç oğlunuz, hani şu 22 yaşında olan, o kaç yaşındaydı? -Fotoğrafınız çekilirken orada mıydınız? -Savaşta ölen kardeşiniz mi yoksa sizmiydiniz? -Yalnızmıydınız yoksa kendi başınıza mıydınız? -Çarpışma anında araçlar birbirinden ne kadar uzaktaydı? -Kaç defa intihar ettiniz?
Soru: 'Merdivenler alt kata iniyordu öyle mi? Cevap: 'Evet' Soru: 'Peki yukarıya da çıkıyorlarmıydı? '
Soru: '3 çocuğu vardı, öyle mi? ' Cevap: 'Evet' Soru: 'Kaç tanesi erkekti? ' Cevap: 'Hiçbiri' Soru: 'Peki kız varmıydı? '
Soru: 'Mr. Slatrey, balayına gittiniz değil mi? ' Cevap: 'Evet Efendim, Avrupa'ya gittim' Soru: 'Peki eşinizi de götürdünüz mü? '
Soru: 'Gördüğünüz kişiyi tarif edebilir misiniz? ' Cevap: 'Orta boylarda sakallı biriydi' Soru: 'Peki erkek mi, kadın mıydı? '
Soru: 'İlk evliliğiniz nasıl sona erdi? ' Cevap: 'Ölümle' Soru: 'Peki hanginizin ölümü? '
Soru: 'Bütün cevaplarınız sözlü olmalı, anlaşıldı mı? Şimdi söyleyin bana hangi okula gittiniz? ' Cevap: 'Sözlü'
Soru: 'Otopsiye başladığınız saati söyleyebilir misiniz? ' Cevap: 'Otopsi sabah 8:30 civarında başladı' Soru: 'Ve bu sırada Mr. Dennington ölüydü, değil mi? ' Cevap: 'Yooo, masanın üzerinde oturmuş kendisine neden otopsi yaptığımı merak ediyordu.'
Soru: 'Doktor, otopsiye başlamadan önce nabzı kontrol ettiniz mi? ' Cevap: 'Hayır.' Soru: 'Kan basıncını kontrol ettiniz mi? ' Cevap: 'Hayır.' Soru: 'Solunumu kontrol ettiniz mi? ' Cevap: 'Hayır.' Soru: 'O zaman hastanın otopsi esnasında halen yaşıyor olma ihtimali var, öyle değil mi? ' Cevap: 'Hayır.' Soru: 'Bundan nasıl bu kadar emin olabilirsiniz? ' Cevap: 'Çünkü beyni yanımdaki kavanozun içinde duruyordu.' Soru: 'Ancak buna rağmen halen hayatta olamaz mıydı? ' Cevap: 'Tabii, belki de hayattaydı ve bir yerlerde hukuk master'ı yapıyordu
Karpuzun içeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi, vücudu kansere karşı koruyor. Laykopen maddesinin kansere karşı koruyuculuğu A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla.
Havaların ısınmasıyla birlikte alışveriş merkezleri ve manavların reyonlarını süslemeye başlayan karpuzun, içeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi nedeniyle, kansere karşı koruyucu özelliği bulunuyor.
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Betül Çiçek, kansere karşı koruma özelliği olduğu bilinen laykopen maddesinin, karpuzda bol miktarda bulunduğunu belirtti.
Yaz mevsiminde bolca bulunan ve ucuz olmasının yanı sıra her yaştan insan tarafından sevilen bir meyve olan karpuzun, insan sağlığına faydasına dikkati çeken Çiçek, yaz mevsiminde insanlara bol miktarda karpuz tüketmelerini tavsiye ettiklerini kaydetti.
Laykopen maddesinin antioksidan özelliği nedeniyle kansere karşı koruma sağladığını ifade eden Çiçek, şu bilgileri verdi:
'Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.'
Vücudu kansere karşı en fazla koruduğu bilinen maddelerin başında A ve E vitaminlerinin geldiğini hatırlatan Çiçek, karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu vurguladı.'
Karpuzun diğer faydaları
Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu söyleyen Çiçek, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram karbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini belirtti.
Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı olduğunu anlatan Çiçek, şöyle devam etti:
'Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağlar.'
***SADECE BU ŞİİRİ HATIRLATTI ÖZLEMEK BANA *** özlenecek sevgilisi olanlar için bu şiir
Geceleri uykumu bölmedin sen...Bu bir itiraftır. Ben böldüm seninkini istemeden. Ansızın uyandığımda, kendiliğimden.. Gözlerinden öptüm seni. Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına. Açtın gözlerini, göremedin beni. O bomboş odada hissettiysen eğer, Sakın yanlış anlama beni.... Kötü bir niyetim yok benim.. Sadece gözlerini özledim...
Şarkı söyledim bağıra bağıra... Duyup da sesimi katıl diye bana. Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna.. Ama kötü bir niyetim yoktu benim Sadece sesini özledim.
Kalp atışlarını dinledim elimle... Saçlarını sevdim... Öptüm ellerinden... Hatta biraz da silkeledim... Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim, Sadece tenini özledim..
Bazı gecelerde konuştum kendi kendime.. Eskilerden söz ettim.. Soru sordum, cevap verdim. Kızma ama seninle kavga da ettim... Kötü bir niyetim yoktu ki benim İnan ilgini.... Inan sevgini....
*** PAPATYA EN SEVDİGİM ÇİÇEK*** Veda rengine bürünmenin nedir sebebi? Kırların nazlı sultanı Papatyam. Küstün mü yoksa? Neden konuşmaz oldun? Eskisi gibi yüzün gülmez oldu. Suçluyorlar seni değil mi? Sen sustukça daha da artıyor suçlamaları....
Susma! ... Konuş hadi Papatyam, sor onlara asıl suçlu kim? Gelin gibi süslediğin dağlardaki ihtişamına aldırmadan seni toprak anadan nasıl ayırdıklarını sor onlara, dağların zirvesine çıkmak için seni ezip geçerlerken yürekleri hiç sızlamış mı? Seni suçlayıp her mevsimi doyasıya yaşayanlar, yazın kavurucuğu sıcağına, sonbaharın rüzğarlarına ve soğuk kışa dayanamayacak kadar güçsüz olduğunu düşünmeden baharı sana çok gördüler.
Susma! ... Konuş Papatyam! ... susmanın suçluluğun bir simgesi olmadığını söyle, fallarında sevmiyor çıktıkça seni fırlatıp atarlarken bir kenara, onları bir kez daha üzmemek için sustuğunu söyle. Sevdiğine sormaya cesaretten yoksun yüreklerin aradıkları sevdalarını papatyaları katlederek bulamayacaklarını söyle ki idrak ve şuurları ile anlayamadıklarını sende hiç anlayamayacaklarını bilsinler. Hayatlarını senin doğrultun da mı yönlendireceklerdi? Oysa hayat Yaradan'ın istediği istediği şekilde yönlendirmeye çalışmaktı.
Hani kırmızı taclı lale boy atarken yanında kulağına fısıldamıştı ya, insanlar aleminde 'Neler olduğunu bilemezsin' Sende söyle 'Senin aleminde neler olduğunu onların bilemeyeceğini'. Her canlıya Yaradan'ın sunduğu farklı bir yaşam olduğunu.
Seni kır çiçeği olarak hor görenlerede aldırma Papatyam! . Bahçelerinde özenle baktıkları menekşelerin yanından seni söküp atmalarının tek sebebi kibirleri.
Sen darılma Papatyam! ... Ben bahçemi seninle süsleyeceğim. Seni değersiz görenler de bilmeliler ki; Senden başka başa tac olan bir çiçek yok. Bilmeliler ki; Yaradan'ın toprak anaya bahşettiği en güzel ziynetlerdensin.
Sen de bilmelisin ki Papatyam; Seni her bahar bekleyenler var. Karlı dağlar kucağını açmıp yine baharın gülücüğünü bekleyecek. Ben de karlı dağlar gibi seni bekleyeceğim ve veda ederken Papatyam, kulağına fısıldayacağım.
***Büyüsekte hep üzüntülerimizde anne gelir aklımıza***
İşte büyüdüm anne Artık o akıllı küçük kızın değilim Aynadaki suretim değişti Sahip olduğum renkler değişti Ve sanki dünya da değişti benimle Yitirdim ben yaşamı anne Kayboldum Öyle küçüktüm ki yoktum sanki Gökte önemsiz bir yıldızdım, Düştüm, yok oldum Anneler bilir her şeyi Ve anneler büyüktür Söyle şimdi anne, Kurtarabilir misin beni bu buhrandan?
***Kahve bana ASKIDA KAHVE yi hatırlatır herzaman keşke türkiyede de bu gelenek oluşsa diyorum o cafelerde yoksullarda girip kahve içme zevkine varabilse ve umuyorum bunlar bizdede gerçek olur saygılarımla***
İtalya'da Venedik'in kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Bar'da, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene, 'iki kahve, biri askıda! ' dedi; iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı.
Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da 'Üç kahve, biri askıda' dediler; Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Bermen 'askı'ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve Barmen'e 'Askıdan bir kahve! ' dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi, kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmen'se, duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı.
Bu günün sonunda, gözlerimizi yaşartan bir 'İtalyan toplumsal terbiyesi' öğrendik: Bir Venedikli için yaşamsal olmasa da, kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.
Kahve içecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar; kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul edenler de daha huzurlu!
Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bar'daki garson gibi köprü görevi yapan kişilerinse, güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin 'Bana askıda kahve var mı? ' diye sormasına gerek bırakmamak için, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görülebilen bir yere asmaksa, bu olgunun zarif bir bölümü...
ÖNCE HAYALLER ÖLÜR
Sen hiç
Bulutlara hamak kurdunmu?
Hayaller yaratıp
Hayal zengini oldunmu?
Hiç kocaman çocuk olup
Sevdiğinin gözlerinde
Bilyeler gördünmü
Yeşil yeşil
Bazende ela bakan
Korkuların oldumu?
İçindeki ışık
Ya kırılırsa
Ya sönerse
Ya yaralanırsa
Hayalleri
İçindeki çocuğun
Sen umutlarını
Bırakıpta gittinmi?
Kaldırımlarda
Hiç arkana bakmadan
Küçük insanların
Umutları olur
Büyük insanların
Hayalleri
Tut at beni kör kuyulara
Önce hayallerim ölsün
Dökülmüştü geceye şiir
Akmaktaydı gönül nağmeleri gülizarından
Simsiyah bir sitem atılıyor kör uçuşlarıma
Kanadım kırıldı kırılacak
Düşmekte gece öfke dalgalanmalarıyla
İnmekte şarkısı nazım sancılarıma
Düşecektim bir gün düşlerimin içinden
Takılacaktım yıldız misali saçlarına
Aşk mı büyüktü gözlerinden
Niş kandillerinde buram buram titremelere
Bir tutam dokunuşmuş bergüzar
Öpücükle sıvanan varaklara saklanmış gizleriyle
Saba rüzgarına yetişecek gecenin matemi
Çekilmiş minder kenarına nakşederken hayali
Sedir uçlarında sessiz sohbette sudaki gölgeler
Heyecanında müthiş bir çığlığa dönüşen
İç çırpınışlarımın suskunluklarında bir orkide
Gök gürlüyor gülüşüne
Siniyor bahar su gözlerine
Hayatın
Nazende süzülüşleri
Yağmurun aheste salınımlarında gezgin
Benimse
Nisan tutmuş ellerimden...
En genç oğlunuz, hani şu 22 yaşında olan, o kaç yaşındaydı?
-Fotoğrafınız çekilirken orada mıydınız?
-Savaşta ölen kardeşiniz mi yoksa sizmiydiniz?
-Yalnızmıydınız yoksa kendi başınıza mıydınız?
-Çarpışma anında araçlar birbirinden ne kadar uzaktaydı?
-Kaç defa intihar ettiniz?
Soru: 'Merdivenler alt kata iniyordu öyle mi?
Cevap: 'Evet'
Soru: 'Peki yukarıya da çıkıyorlarmıydı? '
Soru: '3 çocuğu vardı, öyle mi? '
Cevap: 'Evet'
Soru: 'Kaç tanesi erkekti? '
Cevap: 'Hiçbiri'
Soru: 'Peki kız varmıydı? '
Soru: 'Mr. Slatrey, balayına gittiniz değil mi? '
Cevap: 'Evet Efendim, Avrupa'ya gittim'
Soru: 'Peki eşinizi de götürdünüz mü? '
Soru: 'Gördüğünüz kişiyi tarif edebilir misiniz? '
Cevap: 'Orta boylarda sakallı biriydi'
Soru: 'Peki erkek mi, kadın mıydı? '
Soru: 'İlk evliliğiniz nasıl sona erdi? '
Cevap: 'Ölümle'
Soru: 'Peki hanginizin ölümü? '
Soru: 'Bütün cevaplarınız sözlü olmalı, anlaşıldı mı? Şimdi söyleyin bana hangi okula gittiniz? '
Cevap: 'Sözlü'
Soru: 'Otopsiye başladığınız saati söyleyebilir misiniz? '
Cevap: 'Otopsi sabah 8:30 civarında başladı'
Soru: 'Ve bu sırada Mr. Dennington ölüydü, değil mi? '
Cevap: 'Yooo, masanın üzerinde oturmuş kendisine neden otopsi yaptığımı merak ediyordu.'
Soru: 'Doktor, otopsiye başlamadan önce nabzı kontrol ettiniz mi? '
Cevap: 'Hayır.'
Soru: 'Kan basıncını kontrol ettiniz mi? '
Cevap: 'Hayır.'
Soru: 'Solunumu kontrol ettiniz mi? '
Cevap: 'Hayır.'
Soru: 'O zaman hastanın otopsi esnasında halen yaşıyor olma ihtimali var, öyle değil mi? '
Cevap: 'Hayır.'
Soru: 'Bundan nasıl bu kadar emin olabilirsiniz? '
Cevap: 'Çünkü beyni yanımdaki kavanozun içinde duruyordu.'
Soru: 'Ancak buna rağmen halen hayatta olamaz mıydı? '
Cevap: 'Tabii, belki de hayattaydı ve bir yerlerde hukuk master'ı yapıyordu
KARPUZ
***Karpuz ile Gelen Sağlık geldi aklıma ***
Karpuzun Faydaları
Karpuzun içeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi, vücudu kansere karşı koruyor. Laykopen maddesinin kansere karşı koruyuculuğu A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla.
Havaların ısınmasıyla birlikte alışveriş merkezleri ve manavların reyonlarını süslemeye başlayan karpuzun, içeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi nedeniyle, kansere karşı koruyucu özelliği bulunuyor.
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksek Okulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Betül Çiçek, kansere karşı koruma özelliği olduğu bilinen laykopen maddesinin, karpuzda bol miktarda bulunduğunu belirtti.
Yaz mevsiminde bolca bulunan ve ucuz olmasının yanı sıra her yaştan insan tarafından sevilen bir meyve olan karpuzun, insan sağlığına faydasına dikkati çeken Çiçek, yaz mevsiminde insanlara bol miktarda karpuz tüketmelerini tavsiye ettiklerini kaydetti.
Laykopen maddesinin antioksidan özelliği nedeniyle kansere karşı koruma sağladığını ifade eden Çiçek, şu bilgileri verdi:
'Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.'
Vücudu kansere karşı en fazla koruduğu bilinen maddelerin başında A ve E vitaminlerinin geldiğini hatırlatan Çiçek, karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu vurguladı.'
Karpuzun diğer faydaları
Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu söyleyen Çiçek, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram karbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini belirtti.
Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı olduğunu anlatan Çiçek, şöyle devam etti:
'Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağlar.'
***SADECE BU ŞİİRİ HATIRLATTI ÖZLEMEK BANA ***
özlenecek sevgilisi olanlar için bu şiir
Geceleri uykumu bölmedin sen...Bu bir itiraftır.
Ben böldüm seninkini istemeden.
Ansızın uyandığımda, kendiliğimden.. Gözlerinden öptüm seni.
Bilerek değdirdim gözyaşlarımı yanaklarına.
Açtın gözlerini, göremedin beni.
O bomboş odada hissettiysen eğer,
Sakın yanlış anlama beni.... Kötü bir niyetim yok benim..
Sadece gözlerini özledim...
Şarkı söyledim bağıra bağıra... Duyup da sesimi katıl diye bana.
Nasıl kıydım bilmem uykusuzluğuna..
Ama kötü bir niyetim yoktu benim
Sadece sesini özledim.
Kalp atışlarını dinledim elimle...
Saçlarını sevdim... Öptüm ellerinden... Hatta biraz da silkeledim...
Ama kötü bir niyetim yoktu ki benim,
Sadece tenini özledim..
Bazı gecelerde konuştum kendi kendime..
Eskilerden söz ettim.. Soru sordum, cevap verdim.
Kızma ama seninle kavga da ettim...
Kötü bir niyetim yoktu ki benim
İnan ilgini.... Inan sevgini....
***Aşık oldunu sanmaktır? AŞKA İNANMIYORUM BEN
Aşk ve Sevgi
AŞK bir yıl sürer
SEVGİ bir ömür
AŞK gözünde büyütür
SEVGİ razı olur
AŞK aldatır
SEVGİ ikna eder
AŞK (aşık) kıskanır
SEVGİ (sevgili) güvenir
AŞK seni de onu da ikiye böler
SEVGİ ikinizi bir eder
AŞK zehir gibidir
SEVGİ ilaç
AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen
SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır
AŞK gider (isteyince)
SEVGİ kalır (isteyerek)
AŞK çeker, ezer, cesaret kırar
SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.
AŞK ise; o senin için hedeftir
SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.
*** Yalan bana şimdi yaşanan AŞK ları seviyor görünüp aldatanları ve candan erçetinin o güzel şarkısını ***
Yalan
Geri döndüren gördün mü geçmişi
Boşa soldurdun o nazlı gençliği
Bir avuç toprak için yor kendini
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan
Zaman kendine benzetmez herkesi
Hesapsız açar baharlar pembeyi
Açmadığın dalda sözün geçer mi
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan
Sitem etme haberi yok dağların
Gözlerini ellerinle bağladın
Faydası yok geç kalınmış figanın
Dünyada ölümden başkası yalan
Yalan başkası yalan
*** PAPATYA EN SEVDİGİM ÇİÇEK***
Veda rengine bürünmenin nedir sebebi? Kırların nazlı sultanı Papatyam. Küstün mü yoksa? Neden konuşmaz oldun? Eskisi gibi yüzün gülmez oldu. Suçluyorlar seni değil mi? Sen sustukça daha da artıyor suçlamaları....
Susma! ... Konuş hadi Papatyam, sor onlara asıl suçlu kim? Gelin gibi süslediğin dağlardaki ihtişamına aldırmadan seni toprak anadan nasıl ayırdıklarını sor onlara, dağların zirvesine çıkmak için seni ezip geçerlerken yürekleri hiç sızlamış mı? Seni suçlayıp her mevsimi doyasıya yaşayanlar, yazın kavurucuğu sıcağına, sonbaharın rüzğarlarına ve soğuk kışa dayanamayacak kadar güçsüz olduğunu düşünmeden baharı sana çok gördüler.
Susma! ... Konuş Papatyam! ... susmanın suçluluğun bir simgesi olmadığını söyle, fallarında sevmiyor çıktıkça seni fırlatıp atarlarken bir kenara, onları bir kez daha üzmemek için sustuğunu söyle. Sevdiğine sormaya cesaretten yoksun yüreklerin aradıkları sevdalarını papatyaları katlederek bulamayacaklarını söyle ki idrak ve şuurları ile anlayamadıklarını sende hiç anlayamayacaklarını bilsinler. Hayatlarını senin doğrultun da mı yönlendireceklerdi? Oysa hayat Yaradan'ın istediği istediği şekilde yönlendirmeye çalışmaktı.
Hani kırmızı taclı lale boy atarken yanında kulağına fısıldamıştı ya, insanlar aleminde 'Neler olduğunu bilemezsin' Sende söyle 'Senin aleminde neler olduğunu onların bilemeyeceğini'. Her canlıya Yaradan'ın sunduğu farklı bir yaşam olduğunu.
Seni kır çiçeği olarak hor görenlerede aldırma Papatyam! . Bahçelerinde özenle baktıkları menekşelerin yanından seni söküp atmalarının tek sebebi kibirleri.
Sen darılma Papatyam! ... Ben bahçemi seninle süsleyeceğim. Seni değersiz görenler de bilmeliler ki; Senden başka başa tac olan bir çiçek yok. Bilmeliler ki; Yaradan'ın toprak anaya bahşettiği en güzel ziynetlerdensin.
Sen de bilmelisin ki Papatyam; Seni her bahar bekleyenler var. Karlı dağlar kucağını açmıp yine baharın gülücüğünü bekleyecek. Ben de karlı dağlar gibi seni bekleyeceğim ve veda ederken Papatyam, kulağına fısıldayacağım.
'Baharlar sensiz olmaz Papatyam, sensiz olamaz. '
***Büyüsekte hep üzüntülerimizde anne gelir aklımıza***
İşte büyüdüm anne
Artık o akıllı küçük kızın değilim
Aynadaki suretim değişti
Sahip olduğum renkler değişti
Ve sanki dünya da değişti benimle
Yitirdim ben yaşamı anne
Kayboldum
Öyle küçüktüm ki yoktum sanki
Gökte önemsiz bir yıldızdım,
Düştüm, yok oldum
Anneler bilir her şeyi
Ve anneler büyüktür
Söyle şimdi anne,
Kurtarabilir misin beni bu buhrandan?
***Kahve bana ASKIDA KAHVE yi hatırlatır herzaman keşke türkiyede de bu gelenek oluşsa diyorum o cafelerde yoksullarda girip kahve içme zevkine varabilse ve umuyorum bunlar bizdede gerçek olur saygılarımla***
İtalya'da Venedik'in kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Bar'da, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene, 'iki kahve, biri askıda! ' dedi; iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı.
Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da 'Üç kahve, biri askıda' dediler; Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Bermen 'askı'ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve Barmen'e 'Askıdan bir kahve! ' dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi, kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmen'se, duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı.
Bu günün sonunda, gözlerimizi yaşartan bir 'İtalyan toplumsal terbiyesi' öğrendik: Bir Venedikli için yaşamsal olmasa da, kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.
Kahve içecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar; kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul edenler de daha huzurlu!
Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bar'daki garson gibi köprü görevi yapan kişilerinse, güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin 'Bana askıda kahve var mı? ' diye sormasına gerek bırakmamak için, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görülebilen bir yere asmaksa, bu olgunun zarif bir bölümü...