Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • ehlibeyt25.11.2005 - 14:29

    2- Sevgili Peygamberimiz (a.s.v.) buyururlar:
    “Ben sizlere iki şey bırakıyorum, eğer bunlara bağlanırsanız hiçbir vakit yolunuzu benden sonra kaybetmezsiniz. Biri diğerinden büyüktür. Biri Allah’ın Kitabıdır. Diğeri Ehl-i Beyt’imdir. Bunlar birbirinden ayrılmazlar. Havz-ı Kevser’de beraberce bana gelirler. Dikkat ediniz benden sonra bu iki ‘Emanete’ ne yapacaksınız? ” (3)
    3- Zeyd b. Erkam’dan; Tirmizi, C. 2, S. 308.

    www.varliktanveriler.com

  • Ahmet er Rufai05.11.2005 - 00:58

    O senet kabul edilen Seyyid, bilginlerin hocası, eşşiz kutb, velilerin önderi gönüllerin sultanı, müslümanların faziletlisi, büyük alim, veli, şeriatte derya ve bilginlerin lideridir.Zamanın allamesi, devrin üstadı, asrın fakihi vaktin sufisi

  • Tanrı Yolu05.11.2005 - 00:48

    http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/varlikyeni/


    TANRI YOLU

    Bilgisizlikten ve çiğlikten kurtulup olgunlaşmak, Tanrısal bilgiye erip, bunun neticesi güzel ahlâka kavuşmanın yolu, işte bu Tanrı bilgini, güzel ahlâk sahibi pişkin İnsanı bulmak ve Ona bağlanıp, onun yüksek Ruhani eğitimi ile mümkündür.

    “İrcii... – Tanrı’ya dön” (Fecr-27)

    buyruğuna kulak verilecek, Tanrı Yolunun en ulu kişisi Hazret-i Muhammed’e uyulacaktır. Çünkü O en son ve Güneş gibi idi. Dünyaya Güneş gibi doğdu ve Güneşin batışı gibi tekrar Tanrı’sına döndü. Kendisinden sonra, insanlık tekrar karanlığa gömüldü. Ancak O çok acıyıcı Tanrı elçisi “Ene medinetül ilmi ve Aliyyün bâbuha – Ben bilimin memleketiyim, Ali kapusudur” ve “Eshabiken nücum – Beni gören inançlı arkadaşlarım yıldızlar gibidir” sözleri ile kendisinden sonra, insanlığın zulûmatta -koyu karanlıkta – kalmasını istemedi. Tanrı’nın izin ve dileği ile, en büyük varisi ve Velilerin başkanı Hazret-i Ali’yi ve gözde arkadaşlarını insanlığa işaret etti. Ayın ondördü gibi aydınlık saçan bilimin kapusu – Tanrı’sal bilgi - ve en büyük Veli Hazret-i Ali ve Gökteki ışık saçan yıldızlar gibi en büyük arkadaşı Ebubekir Hazretlerini ve benzeri arkadaşlarını bize bıraktı. Ta ki kendisinden sonra gerçeği arayanlar mahrum kalmasınlar.

    Böylece, Kutsal Tanrı Yolu açık bırakıldı. Onlara uyanlar doğru yolu buldu. Zamanla, Hz. Ali’nin ve Hazret-i Ebubekir’in yollarından başkası kayboldu veya gizlendi.
    Kâzım YARDIMCI

    (ADIYAMAN'LI)

  • evrim13.10.2005 - 16:38

    www.varliktanveriler.com/turkish/
    20 nolu veriden alınmıştır.
    ...........Darvin’in tekamül teorisini de biraz irdeleyecek olursak: ona göre insan, hayvanın tekâmülü-gelişmesi ve düşünen-anlayan insan olmasıdır. İnsanın varlığı bilime göre milyon seneden fazladır. Bu milyon sene içinde tarihin derinliklerinde; örneğin 5-6 bin yıl öncesi ile şimdiki 2004 yılları arasında 4 bin yıl öncesinden Miladi 7.yıla kadar 25-30 peygamber gelmiş. Tevrat gibi 3500 yıllık çok eski yazılı ve çok düşündürücü bir kitap var. Ayrıca Davut Peygamber’rin mazmurları-defterleri(Zebur) var, İncil var, Kurân var. Bunlar yazılı belgelerdir.

    Ayrıca, tarihin derinliklerinde bilge-feylezof kişiler var. Örneğin Yunan Felsefecileri, Sokrat, Eflatun, Aristo vs.gibi. Bunlar Milattan önce yaşamış Bilge- ve feylezof kişilerdir.

    Bu durumda şu soruyu sorabiliriliz. Mademki İnsan, Tekâmül ediyor. O halde bütün insanların hepsinin; bu görüşe göre, hep birlikte-topluca birer bilge kişi, Sokrat, Eflatun, Aristo gibi olması hatta gelişme devam ettiğine göre bunları da aşması icab etmez mi?

    Peki insanlık camiasında neden Peygamberler, Feylezoflar çok az?

    Hayvanlar alemine baktığımızda, her tür, topluca-hep beraber gelişiyor. Neden insan türü topluca-hep beraber akıl ve düşünce yönünden gelişmiyor? Tüm insanlar neden feylezof –mütefekkir –düşünür ve Peygamber olmuyor?

    Bu soruları çoğaltabiliriz. Ancak bu kadarı ile yetiniyoruz. Bu sorulara Darvin’in tekâmül, gelişme teorisine göre cevap vermek zordur.

    Ayrıca Darvin’e göre insan, maymunlardan(şempanze) oluşmuştur. Yani bu durumda, bütün insanlar tek bir türden-şempanzeden olmuştur. İnsanlar tek tür bir hayvandan(Şempanze) olduğuna göre, insanların insan olduktan sonra, hep birden topluca diyelim fiziki-bedensel olarak geliştikleri aralarında fazla bir fark olmadıkları halde düşünce ve beyinlerininde aşağı yukarı aynı seviyede gelişmeleri lazım gelmezmiydi? Eğer şu anda 6 milyar olan insanlar, tekbir türden(şempanzeden) değil de; onlarca veya yüzlerce tür hayvanlardan oluşsalardı, o zaman derdik ki insanların aslı tek tür bir hayvan değil. Onun için de hep birden topluca akıl ve beyin yönünden gelişemiyorlar. Ayrıca hayvanlar alemine baktığımızda, önceleri daha ilkel hayvanlar idiseler de, her tür hayvan topluluğunun hep birden geliştiğini görüyoruz. İnsanlarda fiziki-bedensel olarak aşağı-yukarı hep beraber gelişmişlerdir. Halbuki insanlar akıl ve ruh yönünden gelişmiyor. Tarihte bilge kişiler (peygamberler ve feylezoflar-mütefekkirler) yüz-yüz elliyi geçmez. Bunların dışındaki bütün insanlar, bu büyük insanlar gibi olamıyor? NEDEN?

    “Akılların ve ruhların da topluca tekâmül etmesi gerekmez mi? ”

    Biz burada fiziki tekâmülden söz etmiyoruz; akli ve ruhi(psikolojik) tekâmülden söz ediyoruz. Yoksa bu akıl ve ruh başka bir merkezden mi geliyor......................devam ediyor.
    Kazim Yardımcı

  • hz.muhammed13.10.2005 - 16:27

    Ebedi, Ezeli ve Daimi Sevgili.
    Adını bile duysam, değil düşünmek; kollarım yanıma düşüyor, kalbim dayanmıyor.............

  • hakikat10.10.2005 - 16:11

    ALLAH

  • reenkarnasyon07.10.2005 - 16:45

    http://www.varliktanveriler.com/turkish/
    VArlıktan VERİLER 20
    REENKARNASYON adlı yazıdan kısa bir bölüm
    ..................................................
    İslam ve İslam tasavvufu; ruhun Allah’a kavuşacağını beyan eder. Budistlerde nesnel can, büyük cana karışabilir. Buda’nın, nirvanaya; büyük cana kavuştuğuna inandıkları gibi.

    Budistler ruha inanmazlar. Onlarda iki şey var; Madde ve can. Ruha inanmayıp sadece akılsız cana(Organizmaya) inanmaktadırlar. Zira ruh-akıl sadece insanda vardır. Hayvanın ve bitkininde canı vardır, ama bitkilerin ve hayvanların akıl taşıyan ruhları yoktur. Hindu-budist dinler, din değildir. Bir düşünce, bir teoridir. Tabiata (madde ve cana tapmak gibi) bir görüş, ilkel bir materyalizmdir. Din değildir. Metafiziği yoktur. Ayrıca Darvin’ e göre her şey o arada insanda; tekamül olgunlaşma gelişme devam etmektedir. Ve bu olgunlaşma sonsuza dek hep devam eder.Yani evrende dünyada ve nesnelerde, insanda sukut (düşüklük) ve geriye dönüş yok; hep ilerleme gelişme ve güzelleşme vardır.
    Budizm-Hindu Felsefesi Darvin’in Takamül-Teorisine de ters düşmektedir. Çünkü reenkarnasyona göre mükemmel olan, (insan) tekrar basite(hayvana) dönüşmektedir. O nedenle diyoruz ki; Reenkarnasyon Kitabi dinlere de, bilime de, Darvin Teorisinede, big Bang (büyük Patlama ve bunun sonucu bu alemin sonradan olması gerçeği)) olayına da uymuyor. Çünkü Budistler-Hindu dinleri Kâinatın –evrenin ezelden beri böyle olduğunu ve ebedi olarak böyle kalacağına inanıyorlar. Onlara göre; olaylar, olacaklar hep bu yok olmayacak evrenin içinde olmaktadır.

    Darvin’in tekamül teorisini de biraz irdeleyecek olursak: ona göre insan, hayvanın tekâmülü-gelişmesi ve düşünen-anlayan insan olmasıdır. İnsanın varlığı bilime göre milyon seneden fazladır. Bu milyon sene içinde tarihin derinliklerinde; örneğin 5-6 bin yıl öncesi ile şimdiki 2004 yılları arasında 4 bin yıl öncesinden Miladi 7.yıla kadar 25-30 peygamber gelmiş. Tevrat gibi 3500 yıllık çok eski yazılı ve çok düşündürücü bir kitap var. Ayrıca Davut Peygamber’rin mazmurları-defterleri(Zebur) var, İncil var, Kurân var. Bunlar yazılı belgelerdir.

    Ayrıca, tarihin derinliklerinde bilge-feylezof kişiler var. Örneğin Yunan Felsefecileri, Sokrat, Eflatun, Aristo vs.gibi. Bunlar Milattan önce yaşamış Bilge- ve feylezof kişilerdir.

    Bu durumda şu soruyu sorabiliriliz. Mademki İnsan, Tekâmül ediyor. O halde bütün insanların hepsinin; bu görüşe göre, hep birlikte-topluca birer bilge kişi, Sokrat, Eflatun, Aristo gibi olması hatta gelişme devam ettiğine göre bunları da aşması icab etmez mi?

    Peki insanlık camiasında neden Peygamberler, Feylezoflar çok az?

    Hayvanlar alemine baktığımızda, her tür, topluca-hep beraber gelişiyor
    ...................devam ediyor.
    KAZİM Yardımcı

  • kahtalı mıçı01.10.2005 - 09:05

    Kahtalı Mıçı değil,
    Kahtalı Mıççe deriz biz ona.
    Gerçek bir halk çocuğudur.
    Sesi yürekleri sanki oturtur yerine.
    Okuduğu gazeller bir harikadır. Geçenlerde Adıyamanlı Haydar Efendiden bir gazel çekti(rubai) herkese tavsiye.

  • allah (c.c)30.09.2005 - 08:54

    Varlıktan Veriler -1 -

    HAKİKAT(Büyük Gerçek)

    İsbat ettinse, varın var olduğun,

    Çözüldü esrar, bitti yorgunluğun.

    İsbat-ı vücut, yoku yok etmektir.

    İşte bu hikmeti: LÂ vü İlla nın.



    LÂ ile söyle yokun yok olduğun,

    Hem İLLA ile VAR'ın var olduğun.

    Gerçek budur. Alem-i Eşya ise,

    Zahiridir, bir tek mutlak varlığın.



    Coşar deniz, ilân eder birliğin,

    Tekliğine köpük şahit denizin,

    Teklikte çokluk var, çoklukta teklik.

    Zuhurudur çokluk, tek bir vücudun



    Denizde var olan yüz bin köpüğün

    Açıktır, evveli.Deniz olduğun.

    Köpükler yok olur gene denizde,

    Bu da isbatıdır, âhir olduğun.



    Bir bütündür, olmaz kenarı varın

    Zira yok yok ki; ola haddi varın,

    İşte Ulûhiyet budur, SONSUZLUK...

    Eşya, hep kendi zuhurudur Hakkın.



    Hiçbir şey yoktan olmamıştır kesin,

    Halk olan nurundandır Zat-ı Hakkın.

    Sınırsızı tam görmek mümkün olmaz.

    Açık gizli O, O'dur zahir batın.



    'Hüvel evvelü vel âhir' buyruğun,

    Bildirdi zahir batın kendolduğun.

    İlk HU'dur, son HU, dış HU'dur içde HU

    Şerhi bu; var yokun, LÂ vü İLLÂ'nın



    Kâzım YARDIMCI

    (ADIYAMAN'LI)

    13.10.2004
    www.varliktanveriler.com
    info@varliktanveriler.com

  • Ahmet er Rufai30.09.2005 - 08:52

    Sn.Kazim YArdımcı'nın www.varliktanveriler.com sitesinde Rufai Hazretleri ile ilgili şöyle bir bilgiye rastladım.



    SEYYİD AHMET RUFAİ HAZRETLERİ HAKKINDA ÖZET BİLGİLER



    BİYOGRAFİSİ:



    YAŞAMI:

    DOĞUMU: Miladi 1119

    VEFATI: MİLADİ 1182



    Basra ve Bağdat arasında Arzı Betayih denilen bir bölgede Ebuubeyde de dünyayı teşrif etmiş, Vasıt şehrinde vefat eylemiştir. Kabri şerifleri Vasıtda'dır. Ziyaretgahtır.

    Tasavvufta ki yeri, irfan ağırlıklıdır. Ünvanı Sultanül Arifindir. Batıni ilimlerde onu geçenin olmadığını, tüm tasavvufcular kabul etmişlerdir. Ledün ilminin büyük İmamlarındandır. Fıkıh ilminde de müctehid derecesindedir. Güzel ahlakta Darbımesel olmuştur.

    SOYKÖKÜ:

    Baba yönünden Hazreti Hüseyin'e Ana yönünden Hazreti Hasan'a dayanır. Onun için Ebel Alemeyn lakabı vardır.Yani İKİ BAYRAK SAHİBİ demektir.

    Tasavvuf silsilesi (Tarikat silsilesi) piri (Şeyhi) Aliyyül Kari'ül Vasiti Hazretleri kanalı ile, Cüneyd Bağdadi, Sırri Sakati, Maruf'u Kerhi, Davud'u Tai, HAbibi Acemi, İmam Hasan el Basri ve Seyyidena Şahi Velayet Hazreti Ali (K.V) efendimize ve Nebi Aleyhisselatı Vesselam'a kavuşur.



    MENKIBELERİ:

    Bir çok olağanüstü menkıbeleri rivayet edilir. En büyüğü Ravzai Muttahara'da

    Büyük Evliyaların huzurunda Şahi Risalet Efendimiz'in mübarek Yeşil Elinin kendisine uzandığı ve Hazreti Pirin alenen elini öptüğüdür. Bunu bütün tasavvufcular kabul ederler.

    Seyid Ahmet Rüfai Hazretleri Tüm tasavvufcular ca kabul edilen ve bilinen -Aktabı Arbaa-dandır. Aktabı Arbaa: DÖRT BÜYÜK KUTUP demektir.



    Bu Zatlar, sırası ile, Sultan-ı Evliya Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmet Rüfai, Seyyid Ahmed Bedevi ve Seyyid İbrahim Dusuki Hazretleridir.

    Abdülkadir Geylani, Ahmed Rüfai ve Ahmet Bedevi Hazretleri çağdaştır, birbirlerini görmüşlerdir. Seyyid İbrahim Dusuki Hazretleri de, Seyyid Ahmet Bedevi ile buluşmuşlardır. Dördü de Gavstır. Abdulkadiri Geylani Gavsul azamdır.(R.D) Dördü maneviyatta birbirlerinin vekilidirler. Birine bağlanan dördüne de bağlanmış olur. Sırları, ezkarları usül ve erkânları aynıdır. Kadirilik, Rüfailik, Bedevilik, Dusukilik, birdir. Aynı yoldur. Hazreti Ali'nin yoludur. Hazreti Ali yolunda olanlara Aleviler, Hüseyniler Hazreti Ebubekir yolunda olanlara Bekriler, Sıddıkiler denir, Tasavvuf tarihinde ve tasavvufcular arasında.(Mezhep anlamında değil)



    * * *

    MÜHİM BİR NOT: Seyyid Ahmet Rüfai Hazretleri Efendimiz, kendileri bıçak, şiş, vesaire ile Burhan göstermemişler, Yani insanın tenine bıçak ve şiş vurmamışlardır. Bu gibi işlerden kendileri razı değildirler. Ancak bazı Rüfai pirleri yapmıştır ve yapmaya devam etmektedirler. Gayeleri, inanmayanlara bir bürhan (delil) göstermektir. Hazreti Rüfai hazretleri razı değilseler de onlara müsamaha göstermektedirler; genede onlara Ruhen yetişmektedir.(Gayesi Hak, niyeti iyi olanlara)

    Rüfai kolları Bağdat, Basra, Hicaz, Mısır, Hindistan, Suriye, Anadolu, İstanbul, Bursa, Doğu ve Güneydoğu, Balkanlar ve Osmanlı topraklarının her eyalet ve vilayetlerinde bulunmaktadırlar. Ve halen etkinliğini göstermektedir.

    Rüfai zikri celi(cehri) açıktan olup, ileride hafiye dönülür. Müntehi- ileri salikler ve pirler hem celi(cehri) hem hafi zikir yaparlar. Hazin ses ve hazin müziğe izin vardır. Bir de yalnız Rüfai ayinlerinde kadın ve erkek toplu otururlar.

    * * *



    Rüfailikte Piri Kâmilin kutsi ruhuna rabıta vaciptir.(zorunludur) . RABITASIZ ZİKİR DE MATLUP HASIL OLMAZ.(İSTENEN ELDE EDİLMEZ) Zikir her gün en çok 100 Kelime-i Tevhid (Nefi ispat) en çok 1500 ismi Zat(Allah) ayrıca esmaü hüsna okunur. Her gün beş sayfa Kur'an'ı Kerim ve meali okunur. Rüfai Hazretleri'nin en belirgin sıfatı ilim ve irfandır. Aşk'da vardır; ancak irfana önem verir. Rüfai yolu irfan ağırlıklıdır.

    Rüfailikte sonuç: güzel ahlakla ahlaklanmaktır ve dürüst olmaktır.

    Rüfai Hazretleri'nin saliklerine en önemli emri 'Riyadan ve şekilcilikten uzak durmalarıdır.'

    Adıyaman'lı büyük mutasavvıf- İnsan-ı Kâmil ve Mükemmil, Mustafa'i Rüfai Hazretleri bir gün bendelerine şunu söyledi: Buyurdu ki; Hazreti Ali'nin manevi kapısı olan ve Hazreti Ali'yi tam temsil eden Sultan-ı Arif'in Hazreti pir gavsul Azam Veliyi Kebir Seyyidina ve Şeyhina Hazreti Seyyid Ahmed Er Rüfai bana rabıta esnasında buyurdu ki;

    ' Bir salik (Mukaddes hak yolcusu) işinde gücünde olsa(Yani dünyadaki işini terk etmese) sürekli ve ateşli bir şekilde günü gününe virdini- dersini yapsa RİYADAN DA şiddetle kaçsa, O salik, terki terk olan bir hak yolcusundan daha tez Allah'a vasıl olur.. Çünkü o terki terk olanda da riya ve şekilcilik doğar.' Rufai salikleri kolay kolay salik olduklarını dahi izhar etmezler.Çünkü riya ve gösterişten korkarlar.İşte Rüfai Hazretleri'nin yolu budur. Tamamen samimiyet ve dürüstlük yolu olup, sırları kendileri ile maneviyat arasında gizlidir. Hallerini izhar etmekten çekinirler, korkarlar.

    Hazreti Rüfai'nin yolu en güzel ve en kısa ve en kolay yoldur. Ne mutlu ona tabi olanlara.

    Terki terk demek, bir Hak Yolcusunun Allah için Dünyayı ve dünya hayatını terk etmesi, hatta bu terk ettiklerini de terk etmesi(Yani ben bunları terk ettimi de terk etmesi unutmasıdır) Yani manevi yönünü abad etmek için, dünyasını berbat etmesidir. Her babayiğidin yapacağı iş de değildir, zor bir yoldur. Terki terkler, her tasavvuf kolundan çıkar. Ancak yüzde birdir.Denilir ki, Halveti kolundan yüz kişiden, beş kişi terki terkdir.

    Rüfai Hazretlerinin Türkçeye çevrilmiş bir çok kitapları vardır. En önemlisi ve kitapçılarda bulunanı ‘’ONLARIN ALEMİ ‘’ (Arif Evliyaların Alemi) isimli hakikat ve marifeti anlatan kitabıdır.



    KAZİM YARDIMCI(ADIYAMAN'LI)

    2.6.2005



    Ayrıca Rüfai Hazretlerini sevenlere G.Antep'li büyük Halveti Pirlerinden (Mutasavvıf Şair) Antepli Aydi Baba'nın Hazreti Rüfai'ye yazdığı bir şiirini takdim ederiz. Şiir Aydi Divanından alınmıştır.





    Ger sorarsan ey hoca bunlar Rüfailerdir

    Allah derler her gece bunlar Rüfailerdir.

    Rüfai dervişleri Şeyhe bağlı başları

    Zikr-i Hakdır işleri bunlar Rüfailerdir.

    Seyyid Ahmed pirleri teshir eden şirleri

    Zâhir olmaz sirleri(*) bunlar Rüfailerdir

    İkrarına kaimler hizmete müdavimler

    Menhiyatta sâimler bunlar Rüfailerdir.

    İzeddinin gülleri ruşendir gönülleri

    Tevhid eder dilleri bunlar Rüfailerdir.

    Pirleri Ebüssafa nefse kılarlar cefa

    Ahde ederler vefa bunlar Rüfailerdir

    Mâsivadan geçenler dost iline göçenler

    Vahdet meyin içenler bunlar Rüfailerdir.

    Aşk oduna yananlar 'Sekahüm' den kananlar

    Gafletten uyananlar bunlar Rüfailerdir.

    Şeyhim Ahmed-ü-s Seydi bil bu gürûhun seydi

    Ednalarıdır Aydi bunlar Rüfailerdir.





    (*) Gaziantep telaffuzu ile 'sır' demektir.