“Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.”
Son iki satır sizi tamamen destekler niteliktedir.
İşte kimilerimiz tam olarak bu ince noktada ayrım yapamadıkları için sapla saman birbirine karışıyor. Özlelikle dikkat çektiğiniz ve açıklama için size çok teşekkür ederim. Ve Evelallah nüanslar bizim işimiz derim:)
Günaydın Turhan bey, 1. Ve 4. Yazıyı numaralandırmadığım için karıştı:)) Düzeltme butonu da yok ya o yüzden son yazım 5.çok dikkatlisiniz uyarınız İçin teşekkür ederim:) Daha sonra düzenlerim. Video için de ayrıca çok teşekkür ederim:(
Sanki dünyada kendinden başka hiç kimse kalmamış koskoca evrende tek başınaymış gibi tarifsiz bir acı çöreklenmişti küçücük yüreğine. Dokuz yıllık yaşamı boyunca iyinin ve kötünün ayrımını yapabilecek insanın yaşamı boyunca öğrenebileceği ne varsa hayata dair pehlivan onları öğretmişti kızına. O sabah neredeyse tüm Kocaeli yanlarındaydı, adeta insan seli olmuştu tarih kokan o eski sokaklar. Şaşaadan ve gösterişten hiç hoşlanmazdı pehlivan ama cenazesi görülmemiş bir ihtişamla adeta koskoca şehir akmıştı o gün. Mezarlık evimize oldukça uzak olmasına rağmen neredeyse yolun yarısı dolmuştu. Öğrencileri onu cenaze aracına koydurmadı ebedi istirahatgahına omuzlarında baba sloganlarıyla götürürlerken anladım ki o sadece benim pehlivanım değilmiş hayatı boyunca meğer bilmediğim ne çok hikayesi varmış. O gün anlatılanlar çok güzel şeylerdi. Öyle bir adamın kızı olduğu İçin bir kez daha Allah’a şükürler etti ve onur duydu küçük kız. Anne adeta çökmüş hiç konuşmuyor, sessiz sessiz haykırıyordu sanki o kadar içine ağlıyordu ki dışarı vursa ağaçları kökünden sökecek kasırga gibi güçlüydü içindeki fırtına. Birkaç gün sonra kalabalık çekilmiş anne kız acılarıyla baş başa kalmışlardı. Alışmak çok zordu yokluğuna, hele o kahvaltılar var ya hele o kahvaltılar beni bitirdi. Sensiz çok zordu her şey ama biliyor musun koca yüreklim? Ben hala kahvaltıları çok severim...
Doğru tespit bir yanım pamuk kadar yumuşak ama yerine göre de sert çıkışlarım vakidir:)) Ne yapalım sayın Turhan. İnsan herkese her konuda her şey için hoş şeyler söylememeli bu onu kandırmak olur ki bana göre bu türden davranışlar sahte ve insana yapılacak en büyük kötülüktür. Bir de benim gibiler vardır işte yağdanlık olmayı beceremeyen, dokuz köyden kovulanlar...))) doğruculuk yaşam felsefesidir. (patavatsızlıkla karıştırılmamalı) bu çizgiye dikkat edilirse en doğru yaşam şeklidir bence. Hem onuncu köy daima bulunur.
Dünyayı “bilgeliğiyle” feth eden sensin. Tüm dünya liderlerinin ve bilim insanlarının övgülerini ve saygılarını kazanmış lider. Atatürk felsefi akımları ayrıntısıyla araştırmıştır. Kısaca yorumları şöyle özetlenebilir:
•“Felsefe, evren karşısında insanın akılcı davranışıdır. Bu yüzden önemlidir. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da politikacı da olamaz. Felsefe bilmeyen bir asker, belki bir savaş kazanır, ama savaşı anlayamaz.” Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı
Pehlivan ve pamuk şekeri için zamanın aydınlık gündüzleri güneşli, geceleri yıldızlı günler başlamıştı. Küçük yaşına rağmen anne ve babasıyla arkadaş gibi evin eksikleri ve yapılacaklar listesinde onlarla birlikte fikirler sunup kabul ettiren kararlar almasına imkan sunulan ve uygulamasında yardım istenen evin otoritesiydi sanki. Bir gün anne ve babasının konuşmalarına istemeden tanık oldu bizim pamuk şekeri. Baba; hanım bize bir şey olursa sence bizim kız hayatını idame ettirebilir mi? Anne; aşkım, bu bizim kızımız var ya orduyu yönetir der birlikte gülmeye başlarlar. Anne; hem bunları neden şimdiden düşünüyorsun daha çok genciz, inşallah yavrumuzun yuvasını da kuracağız hem sen sporcu adamsın sağlığın yerinde boşver şimdi bunları güzel günleri düşünelim. Baba gülümseyerek; daha dün gibi hastahanede kucağıma verdikleri gün, hemşire ve doktorlarla gülme krizine girmiştik dikişlerin patlayacak diye “güldürmeyin Allah aşkına!”diye bağırıyordun. Zeynep hemşire; bu nasıl bir çocuk saçları pembeye dönük kızıl, nadir rastlanabilecek bir renk ve bonus gibi dört kilo ağırlığında sanki bir aylık bebek, gözleri fıldır fıldır bakıyor. Hepimiz gülme krizine gitmiştik. Ben onu kucağıma alırken hem gülüyorum hem de; “ Allah’ım bu nedir böyle pamuk şekerine benziyor dedim ya, Anne; evet o günden sonra hep öyle kaldı çocuğumun adı... İyi ki de döküldü o saçlar deyip neşeyle karı koca sohbetlerine devam ederken küçük kız odasına geri döner.çünkü Hummalı bir çalışma yapmaktadır. Günlerden cumartesiydi, dışarıdan evin bahçe tarafından çocuk sesleri gelir, dışarı çıktıklarında tiyatro salonuna benzer hitonglardan koltuklar beyaz perde ve çocuk alkışlarıyla karşılaşırlar şaşkınlıkla bir köşede oturup olanları izlemeye başlarlar. Mükemmel bir taklitle sesler duyulmaya başlar. Hacivat ile Karagöz oyunu beyaz perdede sanki profesyonel gölge oyunu oynuyordu. Karı koca oyunu sonuna kadar izledi ve oyunun sonunda onlarda çocuklara eşlik ettiler. Kızları bulundukları yerde tiyatroya gidemeyen arkadaşlarına tiyatro kurmuş ve çokta başarılı olmuştu. Anne; yine tedirgin misin? Sorusunu sorar pehlivana? Pehlivan; kahkaha atarak hayır der. Semtte ne kadar ipek halı tezgahı varsa renklerini pamuk şekeri koyardı. Çünkü; küçük kız bir gün tanıdıklarıyla Hereke’ye halı satmaya gitmiş kadıncağızın halısı çok ucuz satılmış ve gittikleri her satıcı halının renklerinin orijinali olmadığını söylemişti. Bu olay pamuk şekerini çok üzmüştü daha sonra ipek halı örneklerini araştırıp orijinal renklerini not almış ve annesine de kadınlara; bundan sonra halıların renklerini kendisinin belirleyeceğini söylemesini istemiş, kadıncağız onca işinin arasında yardımlar alarak kızının isteğini duyurmuştu. Ona inananların halılarının yüksek fiyatlarla satıldığını duyan herkes artık küçük kızı çağırıp ondan yardım almışlar ve iki yıl gibi zaman diliminde herkese çok basit olan ve yapılması gereken her şeyi öğretmişti. Günler geceler aceleyle akıp gitmektedir... Pamuk şekeri artık dokuz yalındadır, bir sabah yine neşeyle mutfağa gider çayını demler babası uyanmamıştır onu uyandırmak için odanın kapısını çalar, her zaman söyledikleri şarkıyı söylemeye başlar odanın kapısında... “ Atatürk Atatürk canımdasın her zaman yanımdasın.” Odanın kapısını aralar, genç adam zorlukla yerinden doğrularak kızına doğru yürümeye çalışır ama olduğu yere yığılıp kalır pehlivan. Küçük kız elinden gelen her şeyi yapar ambulans gelir doktorların tüm çabaları boşunadır. Ölüm saati: 09.00 Dünya durmuş artık dönmüyordu, bütün renkler solmuş, bahçe çöle dönmüş, kuşlar susmuş küçücük yüreği donmuştu... Ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...
“Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.”
Son iki satır sizi tamamen destekler niteliktedir.
İşte kimilerimiz tam olarak bu ince noktada ayrım yapamadıkları için sapla saman birbirine karışıyor. Özlelikle dikkat çektiğiniz ve açıklama için size çok teşekkür ederim.
Ve
Evelallah nüanslar bizim işimiz derim:)
Günaydın Turhan bey, 1. Ve 4. Yazıyı numaralandırmadığım için karıştı:))
Düzeltme butonu da yok ya o yüzden son yazım 5.çok dikkatlisiniz uyarınız İçin teşekkür ederim:)
Daha sonra düzenlerim.
Video için de ayrıca çok teşekkür ederim:(
İnsanlar arasında ırk ayrımı yapmak! buna vesile olmak! ”İnsanlığa, cumhuriyete ve demokrasiye” vurulacak en büyük darbedir.
Her dilden şiir yazılabiliyorsa yürek her coğrafyada aynı atıyor demektir.
Yeterki kötülüğün ayrımını ve insanlara dokunan kısımlarının ayrımını iyi yapalım.
Aslı Birer
Gönülde demlenmiş taze demler, sunumu yirmi dört ayar...
Aleyküm selam Tuba hanım
Günaydınlar olsun...
Sevemedim bir türlü yaprağın ağacı terk edişini...
Aslı Birer
PEHLİVAN 5
Sanki dünyada kendinden başka hiç kimse kalmamış koskoca evrende tek başınaymış gibi tarifsiz bir acı çöreklenmişti küçücük yüreğine. Dokuz yıllık yaşamı boyunca iyinin ve kötünün ayrımını yapabilecek insanın yaşamı boyunca öğrenebileceği ne varsa hayata dair pehlivan onları öğretmişti kızına. O sabah neredeyse tüm Kocaeli yanlarındaydı, adeta insan seli olmuştu tarih kokan o eski sokaklar. Şaşaadan ve gösterişten hiç hoşlanmazdı pehlivan ama cenazesi görülmemiş bir ihtişamla adeta koskoca şehir akmıştı o gün. Mezarlık evimize oldukça uzak olmasına rağmen neredeyse yolun yarısı dolmuştu. Öğrencileri onu cenaze aracına koydurmadı ebedi istirahatgahına omuzlarında baba sloganlarıyla götürürlerken anladım ki o sadece benim pehlivanım değilmiş hayatı boyunca meğer bilmediğim ne çok hikayesi varmış. O gün anlatılanlar çok güzel şeylerdi. Öyle bir adamın kızı olduğu İçin bir kez daha Allah’a şükürler etti ve onur duydu küçük kız. Anne adeta çökmüş hiç konuşmuyor, sessiz sessiz haykırıyordu sanki o kadar içine ağlıyordu ki dışarı vursa ağaçları kökünden sökecek kasırga gibi güçlüydü içindeki fırtına.
Birkaç gün sonra kalabalık çekilmiş anne kız acılarıyla baş başa kalmışlardı.
Alışmak çok zordu yokluğuna, hele o kahvaltılar var ya hele o kahvaltılar beni bitirdi. Sensiz çok zordu her şey ama biliyor musun koca yüreklim? Ben hala kahvaltıları çok severim...
Bazen, yağmurlu havalarda bulutun Ardına gizlenen güneş gibi...
Dudağında sükuta uğrar kelimeler.
Gözlerinden dökülür...
Aslı Birer
Doğru tespit bir yanım pamuk kadar yumuşak ama yerine göre de sert çıkışlarım vakidir:))
Ne yapalım sayın Turhan. İnsan herkese her konuda her şey için hoş şeyler söylememeli bu onu kandırmak olur ki bana göre bu türden davranışlar sahte ve insana yapılacak en büyük kötülüktür.
Bir de benim gibiler vardır işte yağdanlık olmayı beceremeyen, dokuz köyden kovulanlar...))) doğruculuk yaşam felsefesidir. (patavatsızlıkla karıştırılmamalı) bu çizgiye dikkat edilirse en doğru yaşam şeklidir bence. Hem onuncu köy daima bulunur.
Dünyayı “bilgeliğiyle” feth eden sensin.
Tüm dünya liderlerinin ve bilim insanlarının övgülerini ve saygılarını kazanmış lider.
Atatürk felsefi akımları ayrıntısıyla araştırmıştır. Kısaca yorumları şöyle özetlenebilir:
•“Felsefe, evren karşısında insanın akılcı davranışıdır. Bu yüzden önemlidir. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da politikacı da olamaz. Felsefe bilmeyen bir asker, belki bir savaş kazanır, ama savaşı anlayamaz.”
Prof.Dr.Mustafa Kaymakçı
Pehlivan ve pamuk şekeri için zamanın aydınlık gündüzleri güneşli, geceleri yıldızlı günler başlamıştı. Küçük yaşına rağmen anne ve babasıyla arkadaş gibi evin eksikleri ve yapılacaklar listesinde onlarla birlikte fikirler sunup kabul ettiren kararlar almasına imkan sunulan ve uygulamasında yardım istenen evin otoritesiydi sanki.
Bir gün anne ve babasının konuşmalarına istemeden tanık oldu bizim pamuk şekeri.
Baba; hanım bize bir şey olursa sence bizim kız hayatını idame ettirebilir mi?
Anne; aşkım, bu bizim kızımız var ya orduyu yönetir der birlikte gülmeye başlarlar.
Anne; hem bunları neden şimdiden düşünüyorsun daha çok genciz, inşallah yavrumuzun yuvasını da kuracağız hem sen sporcu adamsın sağlığın yerinde boşver şimdi bunları güzel günleri düşünelim.
Baba gülümseyerek; daha dün gibi hastahanede kucağıma verdikleri gün, hemşire ve doktorlarla gülme krizine girmiştik dikişlerin patlayacak diye “güldürmeyin Allah aşkına!”diye bağırıyordun.
Zeynep hemşire; bu nasıl bir çocuk saçları pembeye dönük kızıl, nadir rastlanabilecek bir renk ve bonus gibi dört kilo ağırlığında sanki bir aylık bebek, gözleri fıldır fıldır bakıyor. Hepimiz gülme krizine gitmiştik.
Ben onu kucağıma alırken hem gülüyorum hem de; “ Allah’ım bu nedir böyle pamuk şekerine benziyor dedim ya,
Anne; evet o günden sonra hep öyle kaldı çocuğumun adı...
İyi ki de döküldü o saçlar deyip neşeyle karı koca sohbetlerine devam ederken küçük kız odasına geri döner.çünkü
Hummalı bir çalışma yapmaktadır.
Günlerden cumartesiydi, dışarıdan evin bahçe tarafından çocuk sesleri gelir, dışarı çıktıklarında tiyatro salonuna benzer hitonglardan koltuklar beyaz perde ve çocuk alkışlarıyla karşılaşırlar şaşkınlıkla bir köşede oturup olanları izlemeye başlarlar. Mükemmel bir taklitle sesler duyulmaya başlar. Hacivat ile Karagöz oyunu beyaz perdede sanki profesyonel gölge oyunu oynuyordu. Karı koca oyunu sonuna kadar izledi ve oyunun sonunda onlarda çocuklara eşlik ettiler. Kızları bulundukları yerde tiyatroya gidemeyen arkadaşlarına tiyatro kurmuş ve çokta başarılı olmuştu.
Anne; yine tedirgin misin? Sorusunu sorar pehlivana?
Pehlivan; kahkaha atarak hayır der.
Semtte ne kadar ipek halı tezgahı varsa renklerini pamuk şekeri koyardı.
Çünkü; küçük kız bir gün tanıdıklarıyla Hereke’ye halı satmaya gitmiş kadıncağızın halısı çok ucuz satılmış ve gittikleri her satıcı halının renklerinin orijinali olmadığını söylemişti. Bu olay pamuk şekerini çok üzmüştü daha sonra ipek halı örneklerini araştırıp orijinal renklerini not almış ve annesine de kadınlara; bundan sonra halıların renklerini kendisinin belirleyeceğini söylemesini istemiş, kadıncağız onca işinin arasında yardımlar alarak kızının isteğini duyurmuştu. Ona inananların halılarının yüksek fiyatlarla satıldığını duyan herkes artık küçük kızı çağırıp ondan yardım almışlar ve iki yıl gibi zaman diliminde herkese çok basit olan ve yapılması gereken her şeyi öğretmişti.
Günler geceler aceleyle akıp gitmektedir...
Pamuk şekeri artık dokuz yalındadır, bir sabah yine neşeyle mutfağa gider çayını demler babası uyanmamıştır onu uyandırmak için odanın kapısını çalar, her zaman söyledikleri şarkıyı söylemeye başlar odanın kapısında... “ Atatürk Atatürk canımdasın her zaman yanımdasın.” Odanın kapısını aralar, genç adam zorlukla yerinden doğrularak kızına doğru yürümeye çalışır ama olduğu yere yığılıp kalır pehlivan. Küçük kız elinden gelen her şeyi yapar ambulans gelir doktorların tüm çabaları boşunadır. Ölüm saati: 09.00
Dünya durmuş artık dönmüyordu, bütün renkler solmuş, bahçe çöle dönmüş, kuşlar susmuş küçücük yüreği donmuştu...
Ve o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...