İslam Dini’ni ihya etmek amacı ile ilim yolunda çalışırken eceli erişen bir kişi ile Peygamberler arasında Cennet’te sadece bir derecelik fark vardır.
TANIM: Hadis-i Şerif KAYNAK: Müttefakün Aleyh
AÇIKLAMA: İslam bir güneştir, bir ışıktır, bir nurdur. Bu nurun bir katresini bile başkalarına eğiterek, öğreterek taşımak; bu dini ihya etmiş olunur. İslam’ın Nur’u Peygamberimiz’in Nur’una eşit olduğundan, başkalarına öğrettiğiniz her İslami bilgiye karşılık Cennet’te Peygamberimiz’e çok yakın olma imkanı kazanacaktır.
(Bu tabir ve açıklama Avam’a yapılacak olan bir açıklamadır. Hakikat İlmi alan kişiler için bu Hadis’in yorumu biraz daha farklıdır.)
seçimdir, zorlama ile giyilir ya da çıkartılırsa hür iradeye saldırılmış olunur ama, ne kadar çalışkili gözükse de, toplumsal boyutta alınması gereken ölçülerin ve önlemlerin olduğuna inanıyorum, kişisel olarak da, her açıdan, giyimde-kuşamda aşırıya gidilmemesi gerektiğine inanıyorum...
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, 'Medeniyet! ' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak! ' diyerek geçme, tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer toplulukla alay etmesin, küçümsemesin. Belki alay ettikleri, küçümsedikleri kendilerinden daha hayırlıdırlar.” (Hucurat, 49/11)
“Bir kavme/topluluğa olan kininiz sizi onlara karşı adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun; bu takvaya daha yakındır.” (Maide/6/8)
“Irkçılığa çağıran bizden değildir; ırkçılık yapan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen bizden değildir, bu hâl üzere ölen cahiliye ölümü üzerine ölmüş gibidir.” (Hadis-i Şerif olduğu rivayet edilir)
Ümmetimin içinde cahiliye döneminden kalma tamamen terkedemeyecekleri dört adet vardır: Asaletleriyle (soy-sop) övünmek. Başkalarının ırk/ulusuna dil uzatmak. Yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek Ölülerin arkasından yüksek sesle ağlamak.” (Hadis-i Şerif olduğu rivayet edilir)
“Bu ülkenin/coğrafyanın bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... İnananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak, ölmek, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya yani iradeye. Altı yüz yıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşûm bir salgın, maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihine hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz. (Cemil Meriç/Bu Ülke)
“Hani milliyetin İslam idi, kavmiyet ne Sarılıp sımsıkı dursaydın o milliyetine Arnavutluk ne demek, var mı şeriatte yeri Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahud Kürd’e Acem’in Çinli’ye, rüçhanı mı varmış nerde? İslamiyette anasır mı olur ne gezer Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın.” Mehmet Akif Ersoy
Senlik Benlik Nedir Bırak
Allah birdir Peygamber Hak Rabbül alemindir mutlak Senlik benlik nedir bırak Söyleyim geldi sırası
Kürtü Türkü ne Çerkezi Hep Ademin oğlu kızı Beraberce şehit gazi Yanlış var mı ve neresi
Kurana bak İncile bak Dört kitabın dördü de hak Hakir görüp ırk ayırmak Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut Senlik benlik nedir sil at Tuttuğun yola doğru git Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş Değil miyiz hep bir kardaş Bizi yakar bizim ataş Söndürmektir tek çaresi
Kişi ne çeker dilinden Hem belinden, hem elinden Hayır ve şer emelinden Hakikat bunun burası
Şu alemi yaratan bir Odur külli şeye Kadir Alevi Sünnilik nedir Menfaattir var varası
Cümle canlı hep topraktan Var olmuştur emir Haktan Rahmet dile sen Allah'tan Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola Sen Allah'tan birlik dile İkilikten gelir bela Dava insanlık davası…
Aşık Veysel Şatıroğlu
“Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız, O sizin kalblerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor.” (Al-i İmran, 3/103)
Asabiye (şovenizm/faşizm) kendi soyunu, ulusunu, ırkını başkalarından üstün görme, sadece kendi soy/ulus, ırkının çıkarlarını düşünme ve istilacılık, sömürge edinmektir ki şiddetli taassuba her zaman müsaittir. Bu da faşizme, emperyalizme zemin hazırlar. Dünya kaynakları bir avuç istilacı, emperyalist ulusun/topluluğun eline geçer; adalet, huzur ve barış yok olur. Yeryüzü fitne ve fesada boğulur. Bu duygular uluslar arasındaki tecavüzlerin, işgallerin, savaş ve katliamın teorik zeminidir. Bazı ülkelerde görülen yabancı düşmanlığının sebebi de budur. Irk/ulus teorisi tarihte çoğu zaman toplumların politikasına, günlük hayatlarına etki etmiştir. Ancak bir doktrin olarak Avrupa’nın yayılma politikasından sonra ortaya çıkmıştır. Kendi sınırlarını zorlamak mecburiyetinde kalan burjuvazi, hakim olduğu piyasayı başkalarına kaptırmamak için feodal yapay merkeziyetçiliğin yerine milli sınırları koymuştur. Milli sınırlar içinde kurulan liberal devletlerde milletin adına içerdeki hakim sınıfı ve onun çıkarlarını diğer milletlere karşı korumuşlardır. Daha sonraları bütün dünyaya burjuvazinin tutarsız ve anlamsız bir düşüncesi olarak ihraç edilmiş, milliyetçilik akımlarının kökleşmesi sonucu birçok devletler, imparatorluklar yıkılmış, Batı emperyalizminin yayılma çabalarını kolaylaştırmıştır. Osmanlı devletini yıkan ve İslam ümmetini uluslara/kavimlere (nasyonel anlayış) bölüp dağıtan en önemli sebeplerin başında Batılı emperyalistlerin içeride başlattıkları tahrik, destekledikleri ayrılıkçı/bölücü ve yıkıcı akımlar (ulusculuk/ırkçılık) ideolojiler gelmektedir ki Osmanlı Devleti de bundan nasibini almıştır. Daha önceleri 600 sene boyunca böyle bir tartışma ve çekişme yok iken Batı emperyalizmi gözünü Osmanlı’nın dört (4) milyon km2’lik zengin topraklarına dikince birden bire sunî olarak Araplar, Türkler, Kürtler, Arnavutlar ve diğer müslüman uluslar birbirlerine düşman kesilmişlerdir. Bu hususta milli şairimiz Mehmet Akif’in şu mısraları gerçeği ne güzel ifade ediyor:
“Hani milliyetin İslam idi, kavmiyet ne Sarılıp sımsıkı dursaydın o milliyetine Arnavutluk ne demek, var mı şeriatte yeri Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahud Kürd’e Acem’in Çinli’ye, rüçhanı mı varmış nerde? İslamiyette anasır mı olur ne gezer Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın.”
Bu düşüncenin yaygınlaşmasından sonra hemen hemen her ulus kendi ırkının üstünlüğünden bahsetmiş dünya insanlarını kendisinin kurtaracağından söz etmeye başlamıştır. (Hitler’in Nazi Almanyası, Mussolini’nin faşist İtalya’sında olduğu gibi.)
Aynı iddialar birtakım Türkçü (panturanist) kimseler tarafından da (Ziya Gökalp, Moiz Cohen, Nihal Atsız vb.) ortaya atılmıştır. İslam dininin Türk ırkının dini olmadığını (Sanki İslam bir tek ırka aitmiş gibi) bunun içinde eski milli dine(!) şamanizme dönülmesi gerektiğini söylemişlerdir. Ve yine dünyada bütün dillerin aslını Türkçe’den türediğini(!) , bütün ırk/ulusların Türk olduğunu(!) iddia ettiler. Bu amaçla “Güneş-Dil Teorisi” ortaya attılar, binlerce kafatası ölçüldü. Bu rakam (Prof. Dr. Afet İnan’a göre 64 bin. Kendisi Mustafa Kemal’in manevi kızıdır.) Öyle ki cesetleri bile mezarlardan çıkarıp saf Türk ırkı bulmak için kafatası ölçümü (antrope-matrik) yaptılar, Mimar Sinan örneğinde olduğu gibi. Türk ırkından/ulusundan gelmeyen bütün ırk/uluslar hor görüldü, aşağılandı. Türkoloji araştırmalarına hız verildi. Bilindiği gibi ilk Türkoloji araştırmaları Fransa’da Avrupalılar tarafından başlatılmıştır. Batı’da Türkler’in soy olarak tarihlerinin araştırılması boşuna değildi. Emperyalist emellerle yıkılmasına karar verilen bir devletin üzerinde bu sözde ilmi araştırmalarla yıkılışına zemin hazırlanıyordu. Bir akım düşününüz ki fikir babası Yahudi (Moiz Cohen) daha sonra Tekinalp ismini alacaktır ki Ziya Gökalp’ın hocasıdır. Bu hoca-öğrenci ilişkisi daha sonra fikirdaşlığa dönüşecektir. Zaza Kürt’ü Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esaslarını” kaleme alacaktır ki; içerdiği fikirler, aynı zamanda atadan beri hahamlık yapan, Hamburg’da yapılan 9. siyonist kongresine katılıp bir tebliğ sunacak olan Yahudi Moiz Cohen’e aittir. Daha sonra Tekinalp soyadını alacaktır.
Alnına konsun bu öpüş Ve, şimdi senden ayrılırken, İtiraf edeyim ki Günlerimi bir düş Sayarken yanılmıyorsun; Ama, Umut gitmişse uzaklara Bir gece ya da bir gün Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın Fark eder mi bu yüzden? Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz Yalnızca bir düşün içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının Haykırışları içinde duruyorum: Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda Ne kadar az! Ama nasıl da Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere Ben ağlarken- ben ağlarken! Ah Tanrım! Daha sıkı Tutamaz mıyım onları? Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan? Bir düşün içinde bir düş mü Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
A DREAM WITHIN A DREAM
Take this kiss upon the brow! And, in parting from you now, Thus much let me avow- You are not wrong, who deem That my days have been a dream; Yet if hope has flown away In a night, or in a day, In a vision, or in none, Is it therefore the less gone? All that we see or seem Is but a dream within a dream.
I stand amid the roar Of a surf-tormented shore, And I hold within my hand Grains of the golden sand- How few! yet how they creep Through my fingers to the deep, While I weep- while I weep! O God! can I not grasp Them with a tighter clasp? O God! can I not save One from the pitiless wave? Is all that we see or seem But a dream within a dream?
You with the sad eyes don't be discouraged now i realise it's hard to take courage in a world full of people you can loose sight of it all and the darkness inside you makes you feel so small
but i see your true colours shining through and i see your true colours and thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours your true colours, your true colours, are beautiful like a rainbow
Show me a smile then don't be unhappy can't remember when i last saw you laughing if this world makes you crazy and you've taken all you can bare you call me up because you'll know i'll be there
And i see your true colours shining through and i see your true colours and thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours, are beautiful like a rainbow
If this world makes you crazy and you've taken all you can bare you call me up because you'll know i'll be there
And i see your true colours shining through and i see your true colours and thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours are shining through And i see your true colours coloursand thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours are beautiful like a rainbow and i see your true colours and thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours, are beautiful like a rainbow
İslam Dini’ni ihya etmek amacı ile ilim yolunda çalışırken eceli erişen bir kişi ile Peygamberler arasında Cennet’te sadece bir derecelik fark vardır.
TANIM: Hadis-i Şerif
KAYNAK: Müttefakün Aleyh
AÇIKLAMA:
İslam bir güneştir, bir ışıktır, bir nurdur. Bu nurun bir katresini bile başkalarına eğiterek, öğreterek taşımak; bu dini ihya etmiş olunur. İslam’ın Nur’u Peygamberimiz’in Nur’una eşit olduğundan, başkalarına öğrettiğiniz her İslami bilgiye karşılık Cennet’te Peygamberimiz’e çok yakın olma imkanı kazanacaktır.
(Bu tabir ve açıklama Avam’a yapılacak olan bir açıklamadır. Hakikat İlmi alan kişiler için bu Hadis’in yorumu biraz daha farklıdır.)
seçimdir, zorlama ile giyilir ya da çıkartılırsa hür iradeye saldırılmış olunur ama, ne kadar çalışkili gözükse de, toplumsal boyutta alınması gereken ölçülerin ve önlemlerin olduğuna inanıyorum, kişisel olarak da, her açıdan, giyimde-kuşamda aşırıya gidilmemesi gerektiğine inanıyorum...
Peygamberim seni haketmedik ama gönderilmen bile Allah'ın şefkatinin ne kadar geniş olduğunun delili...
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet! ' dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri 'toprak! ' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Mehmet Akif Ersoy
“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer toplulukla alay etmesin, küçümsemesin. Belki alay ettikleri, küçümsedikleri kendilerinden daha hayırlıdırlar.”
(Hucurat, 49/11)
“Bir kavme/topluluğa olan kininiz sizi onlara karşı adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun; bu takvaya daha yakındır.”
(Maide/6/8)
“Irkçılığa çağıran bizden değildir; ırkçılık yapan bizden değildir. Irkçılık üzere ölen bizden değildir, bu hâl üzere ölen cahiliye ölümü üzerine ölmüş gibidir.”
(Hadis-i Şerif olduğu rivayet edilir)
Ümmetimin içinde cahiliye döneminden kalma tamamen terkedemeyecekleri dört adet vardır:
Asaletleriyle (soy-sop) övünmek.
Başkalarının ırk/ulusuna dil uzatmak.
Yıldızlar vesilesiyle yağmur istemek
Ölülerin arkasından yüksek sesle ağlamak.”
(Hadis-i Şerif olduğu rivayet edilir)
“Bu ülkenin/coğrafyanın bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı... İnananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak, ölmek, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya yani iradeye. Altı yüz yıl beraber ağlayıp, beraber gülmek. Sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kabusa kalbeden meşûm bir salgın, maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihine hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikayetsiz.
(Cemil Meriç/Bu Ülke)
“Hani milliyetin İslam idi, kavmiyet ne
Sarılıp sımsıkı dursaydın o milliyetine
Arnavutluk ne demek, var mı şeriatte yeri
Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri
Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahud Kürd’e
Acem’in Çinli’ye, rüçhanı mı varmış nerde?
İslamiyette anasır mı olur ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın.”
Mehmet Akif Ersoy
Senlik Benlik Nedir Bırak
Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası
Kürtü Türkü ne Çerkezi
Hep Ademin oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi
Kurana bak İncile bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
Kişi ne çeker dilinden
Hem belinden, hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası
Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye Kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir var varası
Cümle canlı hep topraktan
Var olmuştur emir Haktan
Rahmet dile sen Allah'tan
Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…
Aşık Veysel Şatıroğlu
“Hepiniz birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız, O sizin kalblerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor.” (Al-i İmran, 3/103)
Senlik Benlik Nedir Bırak
Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası
Kürtü Türkü ne Çerkezi
Hep Ademin oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi
Kurana bak İncile bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
Kişi ne çeker dilinden
Hem belinden, hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası
Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye Kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir var varası
Cümle canlı hep topraktan
Var olmuştur emir Haktan
Rahmet dile sen Allah'tan
Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…
Aşık Veysel Şatıroğlu
Asabiye (şovenizm/faşizm) kendi soyunu, ulusunu, ırkını başkalarından üstün görme, sadece kendi soy/ulus, ırkının çıkarlarını düşünme ve istilacılık, sömürge edinmektir ki şiddetli taassuba her zaman müsaittir. Bu da faşizme, emperyalizme zemin hazırlar. Dünya kaynakları bir avuç istilacı, emperyalist ulusun/topluluğun eline geçer; adalet, huzur ve barış yok olur. Yeryüzü fitne ve fesada boğulur. Bu duygular uluslar arasındaki tecavüzlerin, işgallerin, savaş ve katliamın teorik zeminidir. Bazı ülkelerde görülen yabancı düşmanlığının sebebi de budur. Irk/ulus teorisi tarihte çoğu zaman toplumların politikasına, günlük hayatlarına etki etmiştir. Ancak bir doktrin olarak Avrupa’nın yayılma politikasından sonra ortaya çıkmıştır. Kendi sınırlarını zorlamak mecburiyetinde kalan burjuvazi, hakim olduğu piyasayı başkalarına kaptırmamak için feodal yapay merkeziyetçiliğin yerine milli sınırları koymuştur. Milli sınırlar içinde kurulan liberal devletlerde milletin adına içerdeki hakim sınıfı ve onun çıkarlarını diğer milletlere karşı korumuşlardır. Daha sonraları bütün dünyaya burjuvazinin tutarsız ve anlamsız bir düşüncesi olarak ihraç edilmiş, milliyetçilik akımlarının kökleşmesi sonucu birçok devletler, imparatorluklar yıkılmış, Batı emperyalizminin yayılma çabalarını kolaylaştırmıştır. Osmanlı devletini yıkan ve İslam ümmetini uluslara/kavimlere (nasyonel anlayış) bölüp dağıtan en önemli sebeplerin başında Batılı emperyalistlerin içeride başlattıkları tahrik, destekledikleri ayrılıkçı/bölücü ve yıkıcı akımlar (ulusculuk/ırkçılık) ideolojiler gelmektedir ki Osmanlı Devleti de bundan nasibini almıştır. Daha önceleri 600 sene boyunca böyle bir tartışma ve çekişme yok iken Batı emperyalizmi gözünü Osmanlı’nın dört (4) milyon km2’lik zengin topraklarına dikince birden bire sunî olarak Araplar, Türkler, Kürtler, Arnavutlar ve diğer müslüman uluslar birbirlerine düşman kesilmişlerdir. Bu hususta milli şairimiz Mehmet Akif’in şu mısraları gerçeği ne güzel ifade ediyor:
“Hani milliyetin İslam idi, kavmiyet ne
Sarılıp sımsıkı dursaydın o milliyetine
Arnavutluk ne demek, var mı şeriatte yeri
Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri
Arab’ın Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahud Kürd’e
Acem’in Çinli’ye, rüçhanı mı varmış nerde?
İslamiyette anasır mı olur ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-i Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın.”
Bu düşüncenin yaygınlaşmasından sonra hemen hemen her ulus kendi ırkının üstünlüğünden bahsetmiş dünya insanlarını kendisinin kurtaracağından söz etmeye başlamıştır. (Hitler’in Nazi Almanyası, Mussolini’nin faşist İtalya’sında olduğu gibi.)
Aynı iddialar birtakım Türkçü (panturanist) kimseler tarafından da (Ziya Gökalp, Moiz Cohen, Nihal Atsız vb.) ortaya atılmıştır. İslam dininin Türk ırkının dini olmadığını (Sanki İslam bir tek ırka aitmiş gibi) bunun içinde eski milli dine(!) şamanizme dönülmesi gerektiğini söylemişlerdir. Ve yine dünyada bütün dillerin aslını Türkçe’den türediğini(!) , bütün ırk/ulusların Türk olduğunu(!) iddia ettiler. Bu amaçla “Güneş-Dil Teorisi” ortaya attılar, binlerce kafatası ölçüldü. Bu rakam (Prof. Dr. Afet İnan’a göre 64 bin. Kendisi Mustafa Kemal’in manevi kızıdır.) Öyle ki cesetleri bile mezarlardan çıkarıp saf Türk ırkı bulmak için kafatası ölçümü (antrope-matrik) yaptılar, Mimar Sinan örneğinde olduğu gibi. Türk ırkından/ulusundan gelmeyen bütün ırk/uluslar hor görüldü, aşağılandı. Türkoloji araştırmalarına hız verildi. Bilindiği gibi ilk Türkoloji araştırmaları Fransa’da Avrupalılar tarafından başlatılmıştır. Batı’da Türkler’in soy olarak tarihlerinin araştırılması boşuna değildi. Emperyalist emellerle yıkılmasına karar verilen bir devletin üzerinde bu sözde ilmi araştırmalarla yıkılışına zemin hazırlanıyordu. Bir akım düşününüz ki fikir babası Yahudi (Moiz Cohen) daha sonra Tekinalp ismini alacaktır ki Ziya Gökalp’ın hocasıdır. Bu hoca-öğrenci ilişkisi daha sonra fikirdaşlığa dönüşecektir. Zaza Kürt’ü Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esaslarını” kaleme alacaktır ki; içerdiği fikirler, aynı zamanda atadan beri hahamlık yapan, Hamburg’da yapılan 9. siyonist kongresine katılıp bir tebliğ sunacak olan Yahudi Moiz Cohen’e aittir. Daha sonra Tekinalp soyadını alacaktır.
...
MEHMET DERİ
Bir Düşün İçinde Düş -
Alnına konsun bu öpüş
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, Umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düşün içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
Ben ağlarken- ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
A DREAM WITHIN A DREAM
Take this kiss upon the brow!
And, in parting from you now,
Thus much let me avow-
You are not wrong, who deem
That my days have been a dream;
Yet if hope has flown away
In a night, or in a day,
In a vision, or in none,
Is it therefore the less gone?
All that we see or seem
Is but a dream within a dream.
I stand amid the roar
Of a surf-tormented shore,
And I hold within my hand
Grains of the golden sand-
How few! yet how they creep
Through my fingers to the deep,
While I weep- while I weep!
O God! can I not grasp
Them with a tighter clasp?
O God! can I not save
One from the pitiless wave?
Is all that we see or seem
But a dream within a dream?
by Edgar Allan Poe (1827)
True Colours
You with the sad eyes
don't be discouraged now i realise
it's hard to take courage
in a world full of people
you can loose sight of it all and the darkness inside you makes you feel so small
but i see your true colours shining through and i see your true colours
and thats why i love you so don't be afraid to let them show your true colours
your true colours, your true colours, are beautiful like a rainbow
Show me a smile then
don't be unhappy
can't remember when i last saw you laughing
if this world makes you crazy and you've taken all you can bare
you call me up
because you'll know i'll be there
And i see your true colours shining through
and i see your true colours and thats why i love you
so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours,
are beautiful like a rainbow
If this world makes you crazy and you've taken all you can bare
you call me up because you'll know i'll be there
And i see your true colours shining through
and i see your true colours and thats why i love you
so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours are shining through
And i see your true colours coloursand thats why i love you
so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours
are beautiful like a rainbow
and i see your true colours and thats why i love you
so don't be afraid to let them show your true colours, your true colours,
are beautiful like a rainbow
http://www.pcf.city.hiroshima.jp/top_e.html