Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • argo03.05.2003 - 17:15

    Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin.

    Cemil Meriç

  • ilk yardım02.05.2003 - 21:46

    Heryıl yüzlerce insan, eksik veya yanlış ilk yardım bilgileri yüzünden hayatını kaybetmektedir, ilk yardım ve sağlıkla ilgili bazı linkler:

    www.ilkyardim.org/ilkyardimkitabi.htm
    www.scubaturk.8m.com/new_page_8.htm
    www.revir.com
    www.dermanbul.com
    www.samicik.com/ilkyardim.asp
    www.adrenalin.com.tr/ilkyardim.htm
    www.betterhealth.vic.gov.au/
    www.ibb.gov.tr/deprem/deprem/ilkyardim.htm
    www.internationalhospital.com.tr

    Bu sayfların bazılarında ilk yardım kursları da var. Her an başımıza gelebilecek durumlarda yardım ediyorum diye ödürmeyelim. Bundan dolayı mesala Trafik kazlarında acilen hastaneye yetiştirmek için kazazedeyi kaldırırken boyun kırılmaları gibi daha akla gelmeycek bir çok yardım bugün kaş yapayım derken göz çıkarma deyimi gbi kötü sonuçlara sebeb olmuştur.

  • orman yangınları02.05.2003 - 17:59

    Karayolundaki yolculuklar sırasında yanan sigara izmaritleri dışarıya atılmamalı.

    Ormanlık alanların ve kuru otların olduğu yerlere şişe ve cam kırıkları atılmamalı.

    Orman içinde ve yakın çevresinde oturan vatandaşlarımız, temizlik amacıyla bile olsa ot ve çöp yakmamalı, tarla kenarındaki arık içlerindeki sazlıklar yakılmamalı.

    Ormanlık alanlarda ateşli piknik yapılmamalı, zorunlu hallerde korunmalı ve izin verilen yerlerde ateş yakılmalı.

    Her türlü anız ve bitki örtüsü ve her ne sebeple olursa olsun rüzgarlı havada orman alanlarına yakın yerlerde ateş yakılmamalı.

    Çobanlar ve avcılar varlık nedenleri olan ormanları gözetmeli, bu konuda herkesten fazla dikkatli olmalı.

    Orman içi ve civarındaki her türlü duman ve ateş belirtisi 177 numaralı Alo Yangın! hattının ücretsiz telefonu ile ilgililere bildirilmeli.'

  • orman yangınları02.05.2003 - 17:41

    Orman yangınlarına çok değişik açı getiren bir makele:

    Orman Yangınları Ekolojik Faktör Olarak
    (Prof. Dr. Yılmaz Muslu)

    Televizyon ve gazete haberlerinden duyduğumuz kadarıyla geçtiğimiz yaz, binlerce hektar orman kül oldu. İlgililer, “ciğerlerimiz yanıyor” diyerek insanları bu konuda duyarlı olmaya çağırdılar. Bir kısmımız “biz zaten yanmışız” gibisinden arabesk jargonlarla bu feryadı duymamazlıktan gelirken, bir kısmımız da bu olağanüstü yeşilliklerin göz göre göre yanıp kavrulmasından samimi acılar duydu. Elinden gelenler, yapılabilecek ne varsa yapmaya çalıştılar. Orman yangınları elbette telafisi çok zor kayıplara yol açtı. Ama yaşanan her hadisede olduğu gibi bununda iyi ve kötü tarafları vardı. Bir ekolojik faktör olarak ele alındığında orman yangınlarının faydalı yönleri bulunabiliyordu.

    Yaygın kanaatin aksine tabiatta yangınlar, insanın sebep olduğu tamamen sun’i bir faktör değildir. Ayrıca yangınların daima da insana zarar verdiği söylenemez. Yangınlar, birçok kara ekosistemlerinde önemli bir çevre faktörüdür ve insanın çevresini kontrol etmeye çalışmasından çok önce de tabiatta zaten önemli bir faktör olmuştur. Sınırlı olmakla beraber insanın yangınları kontrol altında tutması mümkündür ve bu sebeple de bu faktörün objektif bir zihniyetle iyi bir şekilde incelenmesi lüzumludur. Nisbeten basit olan bu çevre faktörünü kendi menfaatimiz için kullanmayı öğrenemezsek, yağış ve benzeri çok kompleks olayları kontrol etmeye çalışmamızın bir mânâsı yoktur.

    Yangın, incelediğimiz diğer faktörler gibi, hem sınırlandırıcı, hem de ayarlayıcı bir faktördür. Sıcak veya kurak bölgelerle iklimin sıcak ve kurak geçmesi hallerinde önem kazanır. Bu bölgelerde mevsim mevsim veya peryodik olarak meydana gelen küçük yangınlar, diğerlerinin zararına bazı türlerin devamını sağlayan bir baskı unsuru olur. Böyle bölgelerdeki birçok tabii organizma toplumları varlıklarını ve zenginliklerini yangınlara borçludur.

    Yangın ekonomik kıymeti olmayan bu bitki türünü silip süpürdüğü zaman çok gür bir çayır örtüsünün ortalığı kapladığı görülür. Bu halde çayır, sadece yangına karşı adapte olmuş bir canlı tipi olmayıp yangının olmaması halinde gelişip çoğalan çalı tipindeki çöl bitkilerine karşılık insan için çok daha kıymetli bir unsurdur. Eğer insan çalı toplumunu yangına karşı korursa, ekonomik olarak daha az arzu edilen bu bitki örtüsünü değiştirmek için, yangının yaptığı işi yapacak başka bir şey aramalıdır. Bu maksatla kimyasal maddeler etkili olabilir. Fakat bu maddeler, kontrollü yakmaya nazaran çok daha pahalıdır.

    Bu sahada yapılması gereken şüphesiz daha çok iş vardır. Bununla beraber kurak veya sıcak bölgelerde, bakteri ve mantarların ayrıştıramayacağı kadar fazla miktarda bulunan kurumuş bitkisel malzeme yığınlarının, yani bitkisel döküntünün ihtiva ettiği mineral besin maddelerini açığa çıkarmak için yangın etkili bir rol oynamaktadır. Bu sebeple yangın geri devir mekanizmasını hızlandırarak, üretimi arttırabilir. Afrikadaki av hayvanları sürüleri ile California geyikleri, periyodik yangınlar sonunda, arazinin bir çayır örtüsü ile kaplanması sonucu hayatlarını çok daha kolaylıkla devam ettirip çoğalabilmektedirler. Bundan başka periyodik olarak meydana gelen küçük yangınlar, arazi üzerinde toplanmış bitkisel döküntü yığınını minimumda tutarak büyük yangınların çıkmasını önlemektedir.

    Vahşi orman yangınları büyük ve istenilmeyen yangınlar sınıfına girer. Burada hemen hemen bütün canlı topluluğu mahvolur. Dikkatsizlik sonunda insan bu tip kurbanlar verdiğinden, halkın orman yangınlarının önlenmesi hususunda eğitilmesi gerekir. Tabiatta insan, yangına sebep olmaktan şiddetle kaçınmalı, fakat yetişmiş (eğitilmiş) kişiler eliyle ilmî şekilde kullanılması halinde yangının faydalı bir alet olabileceğini de bilmelidir

  • orman yangınları02.05.2003 - 17:36

    Orman Yangınlarının düzenli kayıtları 1937 yılından itibaren tutulmaya başlanmıştır. Bu kayıtlar üzerinde yapılan istatistiki değerlendirmelerin sonuçları halen yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Yangın Harekat Merkezi tarafından bildirilen istatistiki analiz sonuçlarından elde edilmiş bazı bilgiler aşağıda verilmiştir;

    - Orman Yangınlarının %96 sı insan eliyle çıkartılmaktadır.

    - 1937 Yılından bu yana yıllık ortalama 23.962 hektar olmak üzere 1.533.598 hektar orman alanı yanmıştır.

    - Her yıl ortalama 1.000 yangında 23.962 hektar ormanlık saha yanmakta ve yangın başına yitirilen alan 23.96 hektardır.

    - Türkiyede meydana gelen Orman yangınları sonucu bugüne kadar değişik mesleklerden 63 kişi yaşamını yitirmiştir.

    - Ülkemizde Orman Yangınlarının Adet olarak %38 'i ve Alan olarak %45'i Muğla, İzmir, Antalya Orman Bölge Müdürlüklerinde meydana gelmiştir.

    - Orman Yangınlarında en büyük zarar az sayıda fakat büyük alanda cereyan eden yangınlar sonucu ortaya çıkmaktadır.

    - Türkiyede meydana gelen orman yangınlarının Adet olarak %83 'ü, Alan olarak ise % 87 si Haziran - Ekim dönemini kapsayan 5 aylık periyot da meydana gelmektedir.

    - Türkiyede meydana gelen orman yangınlarının % 88 'i gündüz, %12 si ise gece saatlerinde çıkmaktadır.

    *Türkiyede son yıllarda meydana gelen büyük yangınlar:

    Muğla - Marmaris - Çetibeli-23.09.1979 -13.260 Hektar.
    Muğla - Marmaris - Çetibeli - 27.07.1996 - 7.090 Ha.
    Çanakkale - İntepe -16.08.1985 - 6.000 Ha
    Çanakkale - Eceabat - 25.07.1994 - 4.049 Ha.

    www.ogm.gov.tr/yangin/istatist.htm

  • orman02.05.2003 - 17:28

    Ağaçların toplu bulunduğu ormanlar üzerinde de efsaneler vardır ki, Ötüken ve Kadırgan ormanları burdandandır. Ötügen ormanı ile dağının Türk Kıtabelerinde de adı geçmektedir. Orhun abidelerinde de il Türk’lerin burada yerleştikleri yazılıdır. Türkler buradan ayrılmanın felaket olacağına inanırlardı. Çinli’ler de bunu bildikleri için Türkleri bu ormandan ayırmaya çok çalışmıştır. Ötügen ormanında geçen maceralar, savaşlar etrafında kahramanlık hikeyeleri de türemiştir. Ötügen ormanları Orhun ırmağı ile Selanga ırmağı arasındadır.

    Altaylı’ların yarqadılış efsanelerinde ormanları şeytanlar yaratmıştır.

    Cengiz dahi sözlerinde anamız Ötügen diyorsa da bu ötügen sözüile yer kast edildiği ileri sürülür.

    İnli ve Budun ormanları da Türklerin ilk kutsal vatanları sayılmıştır.

    Hitit’lerin Ezen-in-pi denilen meyve bayramları ormanda yapaılır, Tanrının heykeli tapınaktan alınarak ormana götürülürdü. Heykeli götüren alay Tarnui tapınağı önüne gelince, en büyük kahin onu karşılardı…

    Kaynak: Türk Mitolojisi

  • ağaç02.05.2003 - 17:21

    Atasözü, deyim ve birleşik fiiller:

    - Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur:
    Çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler.

    - Ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz:
    Davranışlarına engel olacak hiçbir takıntısı yok.

    - Ağaca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür:
    İnsan yapacağı işte başkalarına değil, kendine güvenmelidir.

    - Ağacı kurt, insanı dert yer:
    Kurt ağacı nasıl içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir.

    - Ağaç olmak (argo söz) :
    Bir yerde ve ayakta çok beklemek.

    - Ağaç yaş iken eğilir:
    Çocuklar küçük yaşta kolay eğitilir, büyük insan kolay kolay eğitilemez.


    Birleşik Sözler:

    ağaç arısı, ağaç balı, ağaç biti, ağaç çileği, ağaç delen, ağaç ebegümeci, ğaçkakan, ağaç kaplama, ağaç kavunu, ağaçkesen, ağaç kurbağası, ağaç kurdu, ağaç küpesi, ağaç mantarı, ağaç minesi, ağaç nemi, ağaç oyma, ağaç sakızı, ağaç sansarı, ağaç serçesi, ağaç yılanı

  • ağaç02.05.2003 - 17:12

    Türkler arasında ağaç kültüde geniş yer almaktadır. Başka milletlerde olduğu gibi, Türklerde de ağacı tanrı yahut tanrıdan aytılmış bir parça tanıyanlar çok olmuş, ağaçlar üzerinde dualar tertiplemişlerdir.

    Altay Türkleri kayın ağaclarına taparlardı. Kayın ağacı başka ağaçlardan daha kutsal tanınmıştır. Adına kurbanlar da keserlerdi.

    Bazı Türk boylarınca (Turçat) adında bir ağaç ve orman tanrıçası vardır.

    Şamanlar hastaları iyi etmek için gayret ederken yanlarında kayın ağacı da bulundururlardı. Şaman davulunda da kayın ağacının resimleri vardır.

    Şamanlara göre kayın ağacı; büyük tanrı Ülgen tarafından tanrıça Umayia gökten gönderildiği için dini törenlerde çok önem verilirdi.

    Abakan Türkleri de dört kutsal kayın ağacının yanında dini törenlerini yaparlardı. Bu törenler yapılacağı zaman bir tepeye çıkılır, kökleri parçalanmadan yerden çıkarılmış kayın ağaçları tören yerine dikilir, kurban kesildikten sonra aorada bulununlar ateş yakarak kurban etlerini kızarttıktan sonra bunları kayın apğacının kabuklarından yapılmış kaplara koyarlar, başına toplanarak yerlerdi. Bundan sonra ağaçlar etrafında yine dönerler, tören sona ererdi.

    Şaman dualarında kayın ağacı için: (Altın yapraklı, yetmiş yapraklı mubarek kayın ağacı) gibi tabirler geçer.

    Bir inanaşa göre de kayın ağacının altmış kökü vardır.

    Çam (Fusuk) ve arduıç ağaçları da Türklerde kutsaldı. Altay türkleri’ince kozmik alemin yaradılışında Kara Han yarattığı bir adaya dokuz dallı bir çam ağacı dikmişti. Bu, dünya üzerinde ilk çammış. Bu çam tanrıyı temsil ederdi. Kırgızlar akça kavağı, yakut ve Ostiyak’lar da kara çamı kutsal kabul ederlerdi. Ardıç dalları ile kadınlar ateşlerini yakar, kötü ruhlar bu ağacın yanık kokusundan hoşlanmazlardı.

    Ağaçların başka özellikleri ve vasıfları da vardı: Konuşan ağaçlar, koruyucu ağaçlar, şeytan ağaçlar, evlenme ağaçları, doğum ağaçları ve ölüm ağaçları gibi…

    Bir efsanede Oğuz Han bir gün ava gittiği zaman, uzakta bir gölün oratasındaki ağacın dibinde bir kızın oturduğunu gödü, bunu aldı diye geçer..

    Başka bir efsanede de Hulin dağının üstünde de iki ağaç vardı ki; bu ağaçlara nur inmiş, bundan sonra gövdelerinde şişkinlik olmuş, bundan beş çocuk doğmuştu ki en küçükleri Buğu Tekin’dir.

    Bir başka hikeyede, Tukyu’lardan, Totuluşa öldükten sonra, oğuları içlerinden birini bablarının yerine seçmek üzere ağaç altında toplanmışlar. Ağaca en çok sıçrayaçak olanı seçeçeklerdi. Bunların en küçüğü olan Assena hepsinden çok sıçradı, seçilerek A-Hein-Şe adını almıştı.

    Başka milletlerin ağaç kültünde görülen hurma, zeytin, defne ve öd ağaçları, sonraları dini gelenekler etkisi ile Türkler arasında çok az yer almıştır.

    Ağaçların büyük oluşunun kudret ifade etmekteki rolü Türk mitolojisinde de görülürse de, İskandinav mitolojisindeki kökleri yerin en derin noktasında, dalları da göklerin en yüksek tabakasında ulaşan Hifdasil adındaki ağaç gibi çok mubaladalısına Türk mitolojisinde rastlanmadığı gibi hintlilerin Ashvatha dedikleri cehennemde bulunan ateş ağacı gibileri de görülmedi…

    Referans:
    Türk Mitolojisi - Murat Uraz

  • dünya malı01.05.2003 - 14:45

    Ademoğlu malım malım der durur. Oysa senin yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden, sadaka verip önden gönderdiğinden başka ne malın var ki?

    Tanım: Hadis-i Şerif
    Kaynak: Müttefakün Aleyh

    _________________________________________________-

    “Önden gönderme” Kur’an-ı Kerim’de pek çok Ayet-i Kerime’lerde, pek çok Sure içerisinde geçer. “Onların önden gönderdiği ya da Mü’minlerin önden gönderdiği” gibi. Önden gönderdiğimiz elbette mal olmaz. Yiyip içtiğimiz, kullanıp bıraktığımız, yaşadığımız evin, malın, mülkümüz dünya içindir. Bizim kullanabileceğimiz kısa bir süre için yani belirli bir ölçüdedir. Bu nedenle, eğer biz insanlar dünya malına tamah edersek, eğer yiyip içmeye, giyip kuşanmaya tamah edersek alabileceğimiz nasibi kısıtlıdır, dünyasaldır.

    Güzel bir soru sorulmuştu bir sohbtte “Neden insanoğlu birgün başkasına kalacak mal için böylesine didinir? ” diye. Bu çok konuşuldu. Birgün başkalarının olacak, kendimizden ayrılacak mal için, mülk için, dünya için, neden nefsimize bu derece hizmet ediyouz? Oysa nasibimiz, alacağımız zaten kısıtlıdır. Tabaklar dolusu sofra donatsak midenin alalcağı kapasite bellidir. Bir şehrin dörtte üçüne sahip olsak, onu kullanma süresi öleceğimizden kısıtlıdır. Ondan sonra başkalarına ait olacaktır. O halde kısıtlı olmayan, kendisi için fayda sağlayan nedir diye düşünürsek, bu bizim manevi değerlerimizdir. Bunlar ki manevi alemin mülküdür. İşte biz, dünya mülkü değil, manevi alemin mülkünü talep etmiş olsursak, bu dünyada dünya için değil, bu dünyada ahiret için çalışırırız. Bu Hadis-i Şerif bunu çok açık bir şekilde anlatıyor. O halde hep bu dünyada kalacaklar için değil, önden gödereceklerimiz için çalışalım.

  • felaket01.05.2003 - 14:25

    Bingöl depremi gibi nice doğal felaketler olsun, insanlar olarak şunu anlamlıyız ki başımıza felaketler bile gelse hala bazı şeyleri anlamıyoruz.

    Maddeye olan bağlılığımızdan oluşan bu duyarsızlık, kendi ellerimizle hazırladığımız ekolojik felaketlere doğru götürüyor bizi.

    Tepemizde dünyayı beş saniye de yok edecek güçte Meteor taşları dolaşırken kendi sonumuzu hazırlamak için uğraştığımız sonlar şunu göstermektedir ki.. Biza doğru gelen bir kıyamet varken biz kendi kıyametimize doğru koşuyoruz.

    Artık bu konuda sayfa sayfa bilimsel açıklamalar yapsamda olay sonunda insanın kendisiyle barışmasına kadar gittiğinden olay ruhanidir.

    İnsanlığa davet deyin ya da Allah'ın peygamberlerle yaptığı davet deyin, birleşilen nokta BARIŞTIR. İnsanın içinde kendisiyle, aile içinde, aynı vatanın halkları içinde, dünya halkları arasında olan ve evrene yansıyacak barış ve huzur birleşilen nokta değil mirdir?

    Bireyin sonu ölüm, milletlerin sonu yıkılma, dünyanın sonu hangi sondan tutarsanız tutun eninde sonunda her yaratılanın kıyameti olan hayatta madde insanı nereye kadar götürecek...

    Yanımıza yaptıklarımzıdan başka bir şey almıyacağımıza göre... Son bir felaketle bitecekse hayat, sonradan hayat yok desdeniz bile inananın kaybedeceği bir şey yoktur...

    Benim gördüğüm en büyük felaketse kavramların çartptırlmasıdır, Atık özgürlük özgürlük değil barış barış değil... Katil hakimden daha masum, öğrenci öğretmeninden daha daha bilgili, evlatlar büyüklerinden dana büyük, zalimler mazlumlardan daha masum olduğu çağımızda kıyametin habercisi deccal insan değil kavramdır. Çünkü ancak iyi niyetlerle düzeltebileceğimiz dünyada kavramlar bozulduğundan ya da değiştirildiğinden felaketlere karşı çıplak kraldan başka bir şey değiliz.