Kırmızıya çalan toprak boyası üstünde gümüşsü, belki biraz mavimsi ya da yeşilli beyazlı bronz rengi yapraklar... Bu renkleri yakalamaya çalışıyorum. Öyle zor, öyle zor ki... Yine de beni cezbediyor. Bu gümüş ve altın renkleri arasındaki karşıtlığı göstermek istiyorum. Belki birgün ayçiçeklerinde yaptığımı yapabilir, tamamen kişisel bir izlenimi resimlerimde verebilirim.'
Vincent van Gogh (1853-1890) zeytin ağaçlarına tutkusunu böyle ifade ediyordu kardeşi Teo’ya yazdığı mektuplarında...
Yaz kış dökülmeyen gümüşsü zarif yapraklarıyla iki bin yıl yaşayabilen zeytin ağaçları pek çok ressamı olduğu gibi van Gogh’u da cezbetmiş olmalı. Sanatçının Paris’te emprestyonist ressamlarla karşılaşmasının ardından aylar boyunca sürekli zeytin ağaçları resmettiği biliniyor. Aralarında Zeytin ağaçları-Güneşli sarı gökyüzü, Zeytin ağaçları-Parlak mavi gökyüzü, Zeytin ağaçları-Turuncu gökyüzü, Zeytin ağaçları-Pembe gökyüzü adlı resimlerin de olduğu, tam 19 zeytin ağacı resmi yaptı van Gogh. Bu gümüşsü yeşil ağaç resimleri nasıl da hareket doludur. Dalları boğum boğum, kökleri engebeli sarı toprağa gömülü, yaprakları gökyüzüne doğru patlayan zeytin ağaçları...
Umutsuz mücadelelerle dolu bir yaşam Trajik bir yaşam öyküsü var Vincent van Gogh’un. Hayatı güçlükler, hayal kırıklıkları ve umutsuzluklarla geçen ressamın sağlığında yapıtları ilgi uyandırmadı, yalnızca bir tek resmini satabildi.
Hollanda’lı bir papazın oğlu olan van Gogh, babası tarafından sanat komisyonculuğuna yönlendirildi. Oysa genç Vincent, müzelerde ünlü ressamların tablolarını kopya etmeyi tercih ediyordu.
Bir süre din eğitimi gördükten sonra Borinage maden işçilerinin yanında kendini paralarcasına çalıştı, hıristiyanlığı yaymaya çalıştı. Oysa bu özverileri din büyükleri tarafından takdir görmeyecekti.
Daha sonra kendini tamamen resme adayan sanatçı, yağlı boya yapmaya başlayarak ona dünya resim tarihindeki özel yerini sağlayacak olan eserlerini yaptı.
Paris’te ünlü izlenimci ressamlarla tanışan ressam özellikle Gauguin’le arkadaş oldu. Oysa birlikte resim yapma deneyimi sırasında arkadaşına bıçak çekecek, suçluluk duygularıyla da kendi kulağını kesecekti. Bu süreç onu akıl hastanesine dek sürükleyecek, sonunda kendini vurmasıyla sonuçlanacaktı.
Güçlü anlatımı, kendine özgü renk ve fırça kullanımıyla Vincent van Gogh bugün resim tarihinin en önemli ressamlarından biri.
Take Me On şarkısıyla ünlü olan 1983'te ortaya çıkmış Norveç'li Rock grubu AHa da var ama Aha Aha diye iki defa tekrarlanmadığından başlıkla alakası pek olmayabilir.
Da Da Da (I Don't Love You You Don't Love Me Aha Aha Aha)
What you do and what you don’t what you will and what you won’t what you can and what you can’t This is what you got to know loved you though it didn’t show
Ich lieb dich nicht du liebst mich nicht
Da da da I don’t love you you don’t love me
I know why you went away understand you couldn’t stay wonder where you are today after all is said and done it was right for you to run
Uzay Yolu'nun (Star Trek'in) vaz geçilmez teknolojisi. Ve de Sinek (Fly) filminin odak noktası olan icat.
Tabi şimdilik sadece filmlerde olduğunu kabul etsek de tasavvufta gecen bast-ı zaman ya da parapsikolojide ki ruhun vucudtan çıkıp dolaşması, ya da astaral gezilere ve bir yerdeyken baska bir yerde olabilme olaylarına bakarak esasında ışınlnama olayının teknolojik değil çok önceden ruhani ve meta-fizik olarak önümüze çıktığını görüyoruz.
Teknolojik bir istayonun ya da makinanın ya da bir aletin, insanın moleküllere ayrıp başka bir yerde ki istasyonda yine bir araya getirilmesi mümkün olabilir.. Jules Verne'nin romanlarında ki uzay gemisi ve denizaltı gerçekleşmişse, filmlerde ki ışınlanma olayı neden gerçekleşmesin ki...
Çakmak taşlarının birbirine vurulmasıyla kıvılcım çıkartma ile çakmağın kibritten çok daha önce keşfediğildiği söylenir. Fakat bugünkü kullandığımız gazlı çakmak çok sonradan bulunmuştur.
Bildiğimiz çakmağın ilk modeli ise 'Emniyetli Kibrit (Safety Match) ' olarak 16 Mart 1897 Louise V. Aronson tarafından yağı sülfürle ateşleme düzeni ile icat edildi. Ateşleme sistemleri ile kafayı bozmuş olan Aronson sonraları çok daha değişik çakmaklar üzerine çalışmıştır ve kıvılcım sistemini (Pist-o-Liter) icat eden Dr Carl Auer von Weisbach” gibi Aronson'ın icatlarına katkıda bulunan mucitlerin buluşlarıyla Ranson Şirketi bildiğimiz doldurulabilir ilk gazlı (multi-refillable gas-lighter) 1913'te piyasaya sürmüştür..
Bu konuyla ilgili resimler ve detaylı bilgilerin olduğu İngilizce web sayfası: https://www.ronson.nl/pages_en/ronsonhistory_en/historytekst_engelstalig_lite.html
Gerçekten rumuzu kadar derin bir kişiliğe sahip. O'nu esas Cemil Meriç ile anmak çok daha güzel olur ama Cemil Meriç başlığına yazılan seviyesiz yazılara üzülüp çoğu yazısını nedir bölümünden çekmişti.
Hakkında yazacağım çok şey var ama, rumuzu olan Banet Suat başlığının anlamını fazla kapatılmasını istemediğinden kısa tutmak gerekirse; antoloji.com'da çok bilgili üyeler var, umarım değerlerini bilip daha çok tohum atılacak verimli bir tarla gibi nediri güzelleştirip önlerini açarız.
Türkiyen'in ilk ska-punk rock grubu desek de özellikle MFÖ gibi eski türk rokçıların ska veya punk rock çalışmaları da olmuştur.
Athena'yı daha çok ''Holigan'' albümüyle tanıdınız ama bir zamanlar Pentegram'ın Türk Metal Muziği gruplarına kapıyı açmasıyla ortaya bir sürü özenti grup çıktı bunların arasında '''One Last Breath''' albüm adıyla Athena'da vardır. Ska değil Speed Metal tarzındaki albümleriyle daha çok muzikleriyle değil tipleriyle ilgi topladılar. O zamanlar gelecek vaad ettiklerini söyleyemesem de Türkiye'de yeni gelişen metal muziği için referans bir albümdü ve zaten şaşırtıcı bir çıkışla yine referans grup olmaya devam ettiler.
Mohikan stili olan punkçı saçlarıyla Gökhan (vokal) ve uzun saçlarıyla (Gökhan'a hiç benzemeyen) ikizi Hakan (gitar) ve yine punkçı görünümleriyle Ozan (bass) ve Turgay (batari) kafadarlarından oluşan grup 1998 yılındaki 'Holigan' başarılı albümünlerinden (uzun süre ardan) sonra 2001'de yine başarılı ''Şimdi Tam Zaman''' adlı albümlerini çıkardılar.
Başarılarının devamı dilerim...
unofficial (resmi olmayan) web sayfaları http://athenazone.8m.com/tr/index2.htm
Mitolojide Zeus’un kendi kafasının içinden doğurduğu zeka tanrıçası Athena, zeka ve bunun getirmiş olduğu beceriye sahip olanların koruyucusu imiş. Athena üstün zekası ile oluşturduğu el sanatlarında o denli ileri gitmiş ki, tanrıça Hera’nın gelinliğini tek başına yapmış. Dantel, nakış,örgü vb gibi kadın el sanatlarının piriymiş.
İnsanlar arasındaki sınır sorunu ve sınırsızlığın sonuçları-Arakne ve Athena: http://www.isnet.net.tr/egitim/saglik/Arakne_ve_Athena.asp
Andromeda bugünkü adı Etiyopya olan Afrika kıtasındaki bir ülkenin kralının kızı imiş. Andromeda'nın annesi kraliçe Kassiepeia peri kızlarını kıskandıracak güzellikte imiş. Ancak bu güzelliğinden dolayı o kadar gururlu ve kibirli imiş ki, kendini herkesten güzel bulup, başkalarını küçümsermiş. Denizkızları bu durumu deniz tanrısı Poseidon'a şikayet etmişler. Poseidon da kendi himayesindeki denizkızlarının küçümsenmesi karşısında çok öfkelenerek bu bölgeye denizde yaşayan bir canavar göndermiş. Bu yaratık denizdeki balıkların tümünü yiyerek, insanların gıdasını tükettiği gibi, denizdeki insanları da parçalayarak yiyormuş. Kral bu durumdan kurtulmanın tek çaresinin, öz kızı Andromeda'yı bu canavara yem olarak sunmak olduğunu öğrenmiş. Kral istemeye istemeye kızını denizdeki bir kayaya bağlayarak, onu yaratığa terk etmiş.
Bu esnada Zeus'un, güzel bir prenses olan Danae'den doğan oğlu Perseus kanatlı at (pegasos) üzerinde gezerken, yaratığın kızı yemek üzere olduğunu görmüş. Hemen duruma müdahale ederek,yaratığı öldürmüş. Korku, hayal kırıklığı,ümitsizlik ve çaresizlik içindeki Andromeda'yı kayaya bağlandığı iplerden kurtarmış. Kızını tekrar karşısında gören kral da kızının bu prens ile evlenmesine izin vermiş. Bu esnada Andromeda ile evlenmek isteyen amcası düğüne engel olmak ve onları öldürmek için haydutlar yollamış. Ancak Perseus onları da zararsız hale getirmiş. Dillere destan bir düğünle evlenerek sevgi ve onurları ile yaşamış, barışı korumaya çalışmışlar.
'Çok eski zamanlarda evrenin derinliklerinde bir gezegende...'' diye başlardı, hani: '“'Sen kolları oluştur, sen bacakları, sen de gövdeyi. Ben başını oluşturacağım'' diye... 5 değişik renkteki (sarı, kırmızı, yeşil, mavi, siyah) aslan şeklindeki robotun, sürcülerinin ''Voltran, Voltran, Voltran'' diye üç defa bağırıp, birleşmesiyle oluşan büyük robot... İşte o çizgi film... :))))))
Biraz ukalalık oldu ama orjinal ismine sadık kalmak için uzun zamandır Voltran diye bildiğimiz çizgi filmi (anime - manga) Voltron diye açtım.
Aslanların temsil ettiği bir sürü sembol var:
Üssü ormanda bulunan yeşil giysiylele, Pidge, yeşil aslanı doğayı temsil edip yaratıcılığı, hayal perestliği sembol ederdi.
Üssü yer altında bulunan kavuniçi giysisiyle, Hunk, sarı aslanı toprağı temsilk edip pratiği, istikrarı, kararlılığı sembol ederdi.
Üssü yanardağda bulunan mavi giysisiyle, Lance, kırmızı aslanı ateşi temsil edip, tutku, ihtirast, macerayı sembol ederdi.
Üssü gölde bulunan siyah giysisiyle, Allura, mavi aslanı suyu temsil edip, inancı, duyarlılığı sembol ederdi.
Liderleri olan ve üssü (hatırladığım kadarıyla) ya dağda ya da kulede bulunan kırmızı giysisiyle, Keith, siyah aslanı havayı (yıldırımı, rüzgarı...) temsil edip, azimliliği, irade gücünü sembol ederdi.
Kırmızıya çalan toprak boyası üstünde gümüşsü, belki biraz mavimsi ya da yeşilli beyazlı bronz rengi yapraklar... Bu renkleri yakalamaya çalışıyorum. Öyle zor, öyle zor ki... Yine de beni cezbediyor. Bu gümüş ve altın renkleri arasındaki karşıtlığı göstermek istiyorum. Belki birgün ayçiçeklerinde yaptığımı yapabilir, tamamen kişisel bir izlenimi resimlerimde verebilirim.'
Vincent van Gogh (1853-1890) zeytin ağaçlarına tutkusunu böyle ifade ediyordu kardeşi Teo’ya yazdığı mektuplarında...
Yaz kış dökülmeyen gümüşsü zarif yapraklarıyla iki bin yıl yaşayabilen zeytin ağaçları pek çok ressamı olduğu gibi van Gogh’u da cezbetmiş olmalı. Sanatçının Paris’te emprestyonist ressamlarla karşılaşmasının ardından aylar boyunca sürekli zeytin ağaçları resmettiği biliniyor. Aralarında Zeytin ağaçları-Güneşli sarı gökyüzü, Zeytin ağaçları-Parlak mavi gökyüzü, Zeytin ağaçları-Turuncu gökyüzü, Zeytin ağaçları-Pembe gökyüzü adlı resimlerin de olduğu, tam 19 zeytin ağacı resmi yaptı van Gogh.
Bu gümüşsü yeşil ağaç resimleri nasıl da hareket doludur. Dalları boğum boğum, kökleri engebeli sarı toprağa gömülü, yaprakları gökyüzüne doğru patlayan zeytin ağaçları...
Umutsuz mücadelelerle dolu bir yaşam
Trajik bir yaşam öyküsü var Vincent van Gogh’un. Hayatı güçlükler, hayal kırıklıkları ve umutsuzluklarla geçen ressamın sağlığında yapıtları ilgi uyandırmadı, yalnızca bir tek resmini satabildi.
Hollanda’lı bir papazın oğlu olan van Gogh, babası tarafından sanat komisyonculuğuna yönlendirildi. Oysa genç Vincent, müzelerde ünlü ressamların tablolarını kopya etmeyi tercih ediyordu.
Bir süre din eğitimi gördükten sonra Borinage maden işçilerinin yanında kendini paralarcasına çalıştı, hıristiyanlığı yaymaya çalıştı. Oysa bu özverileri din büyükleri tarafından takdir görmeyecekti.
Daha sonra kendini tamamen resme adayan sanatçı, yağlı boya yapmaya başlayarak ona dünya resim tarihindeki özel yerini sağlayacak olan eserlerini yaptı.
Paris’te ünlü izlenimci ressamlarla tanışan ressam özellikle Gauguin’le arkadaş oldu. Oysa birlikte resim yapma deneyimi sırasında arkadaşına bıçak çekecek, suçluluk duygularıyla da kendi kulağını kesecekti. Bu süreç onu akıl hastanesine dek sürükleyecek, sonunda kendini vurmasıyla sonuçlanacaktı.
Güçlü anlatımı, kendine özgü renk ve fırça kullanımıyla Vincent van Gogh bugün resim tarihinin en önemli ressamlarından biri.
(http://www.komilizeytinyagi.com.tr/bulten04_center.htm.)
http://www.geocities.com/Athens/Rhodes/7661/people5/vincent_van_gogh.html
http://www.yucebilge.com/html/vangogh.html
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/agora/01/05/21/sanat_nalan21.html
http://www.burkecik.8m.com/photo5.html
http://www.ozgurpolitika.org/2003/04/02/hab20.html
Tüm Yapıtları (A-Z) :
http://www.vangoghgallery.com/painting/main_az.htm
Take Me On şarkısıyla ünlü olan 1983'te ortaya çıkmış Norveç'li Rock grubu AHa da var ama Aha Aha diye iki defa tekrarlanmadığından başlıkla alakası pek olmayabilir.
Da Da Da (I Don't Love You You Don't Love Me Aha Aha Aha)
What you do and what you don’t
what you will and what you won’t
what you can and what you can’t
This is what you got to know
loved you though it didn’t show
Ich lieb dich nicht du liebst mich nicht
Da da da I don’t love you you don’t love me
I know why you went away
understand you couldn’t stay
wonder where you are today
after all is said and done
it was right for you to run
Ich lieb dich nicht du liebst mich nicht
Da da da I don’t love you you don’t love me
Grub: Trio
Albüm: Da Da Da
1982
''Beam me up Scotty.''
Uzay Yolu'nun (Star Trek'in) vaz geçilmez teknolojisi. Ve de Sinek (Fly) filminin odak noktası olan icat.
Tabi şimdilik sadece filmlerde olduğunu kabul etsek de tasavvufta gecen bast-ı zaman ya da parapsikolojide ki ruhun vucudtan çıkıp dolaşması, ya da astaral gezilere ve bir yerdeyken baska bir yerde olabilme olaylarına bakarak esasında ışınlnama olayının teknolojik değil çok önceden ruhani ve meta-fizik olarak önümüze çıktığını görüyoruz.
Teknolojik bir istayonun ya da makinanın ya da bir aletin, insanın moleküllere ayrıp başka bir yerde ki istasyonda yine bir araya getirilmesi mümkün olabilir.. Jules Verne'nin romanlarında ki uzay gemisi ve denizaltı gerçekleşmişse, filmlerde ki ışınlanma olayı neden gerçekleşmesin ki...
Çakmak taşlarının birbirine vurulmasıyla kıvılcım çıkartma ile çakmağın kibritten çok daha önce keşfediğildiği söylenir. Fakat bugünkü kullandığımız gazlı çakmak çok sonradan bulunmuştur.
Bildiğimiz çakmağın ilk modeli ise 'Emniyetli Kibrit (Safety Match) ' olarak 16 Mart 1897 Louise V. Aronson tarafından yağı sülfürle ateşleme düzeni ile icat edildi. Ateşleme sistemleri ile kafayı bozmuş olan Aronson sonraları çok daha değişik çakmaklar üzerine çalışmıştır ve kıvılcım sistemini (Pist-o-Liter) icat eden Dr Carl Auer von Weisbach” gibi Aronson'ın icatlarına katkıda bulunan mucitlerin buluşlarıyla Ranson Şirketi bildiğimiz doldurulabilir ilk gazlı (multi-refillable gas-lighter) 1913'te piyasaya sürmüştür..
Bu konuyla ilgili resimler ve detaylı bilgilerin olduğu İngilizce web sayfası:
https://www.ronson.nl/pages_en/ronsonhistory_en/historytekst_engelstalig_lite.html
Gerçekten rumuzu kadar derin bir kişiliğe sahip. O'nu esas Cemil Meriç ile anmak çok daha güzel olur ama Cemil Meriç başlığına yazılan seviyesiz yazılara üzülüp çoğu yazısını nedir bölümünden çekmişti.
Hakkında yazacağım çok şey var ama, rumuzu olan Banet Suat başlığının anlamını fazla kapatılmasını istemediğinden kısa tutmak gerekirse; antoloji.com'da çok bilgili üyeler var, umarım değerlerini bilip daha çok tohum atılacak verimli bir tarla gibi nediri güzelleştirip önlerini açarız.
Türkiyen'in ilk ska-punk rock grubu desek de özellikle MFÖ gibi eski türk rokçıların ska veya punk rock çalışmaları da olmuştur.
Athena'yı daha çok ''Holigan'' albümüyle tanıdınız ama bir zamanlar Pentegram'ın Türk Metal Muziği gruplarına kapıyı açmasıyla ortaya bir sürü özenti grup çıktı bunların arasında '''One Last Breath''' albüm adıyla Athena'da vardır. Ska değil Speed Metal tarzındaki albümleriyle daha çok muzikleriyle değil tipleriyle ilgi topladılar. O zamanlar gelecek vaad ettiklerini söyleyemesem de Türkiye'de yeni gelişen metal muziği için referans bir albümdü ve zaten şaşırtıcı bir çıkışla yine referans grup olmaya devam ettiler.
Mohikan stili olan punkçı saçlarıyla Gökhan (vokal) ve uzun saçlarıyla (Gökhan'a hiç benzemeyen) ikizi Hakan (gitar) ve yine punkçı görünümleriyle Ozan (bass) ve Turgay (batari) kafadarlarından oluşan grup 1998 yılındaki 'Holigan' başarılı albümünlerinden (uzun süre ardan) sonra 2001'de yine başarılı ''Şimdi Tam Zaman''' adlı albümlerini çıkardılar.
Başarılarının devamı dilerim...
unofficial (resmi olmayan) web sayfaları
http://athenazone.8m.com/tr/index2.htm
Mitolojide Zeus’un kendi kafasının içinden doğurduğu zeka tanrıçası Athena, zeka ve bunun getirmiş olduğu beceriye sahip olanların koruyucusu imiş. Athena üstün zekası ile oluşturduğu el sanatlarında o denli ileri gitmiş ki, tanrıça Hera’nın gelinliğini tek başına yapmış. Dantel, nakış,örgü vb gibi kadın el sanatlarının piriymiş.
İnsanlar arasındaki sınır sorunu ve sınırsızlığın sonuçları-Arakne ve Athena:
http://www.isnet.net.tr/egitim/saglik/Arakne_ve_Athena.asp
Andromeda bugünkü adı Etiyopya olan Afrika kıtasındaki bir ülkenin kralının kızı imiş. Andromeda'nın annesi kraliçe Kassiepeia peri kızlarını kıskandıracak güzellikte imiş. Ancak bu güzelliğinden dolayı o kadar gururlu ve kibirli imiş ki, kendini herkesten güzel bulup, başkalarını küçümsermiş. Denizkızları bu durumu deniz tanrısı Poseidon'a şikayet etmişler. Poseidon da kendi himayesindeki denizkızlarının küçümsenmesi karşısında çok öfkelenerek bu bölgeye denizde yaşayan bir canavar göndermiş. Bu yaratık denizdeki balıkların tümünü yiyerek, insanların gıdasını tükettiği gibi, denizdeki insanları da parçalayarak yiyormuş. Kral bu durumdan kurtulmanın tek çaresinin, öz kızı Andromeda'yı bu canavara yem olarak sunmak olduğunu öğrenmiş. Kral istemeye istemeye kızını denizdeki bir kayaya bağlayarak, onu yaratığa terk etmiş.
Bu esnada Zeus'un, güzel bir prenses olan Danae'den doğan oğlu Perseus kanatlı at (pegasos) üzerinde gezerken, yaratığın kızı yemek üzere olduğunu görmüş. Hemen duruma müdahale ederek,yaratığı öldürmüş. Korku, hayal kırıklığı,ümitsizlik ve çaresizlik içindeki Andromeda'yı kayaya bağlandığı iplerden kurtarmış. Kızını tekrar karşısında gören kral da kızının bu prens ile evlenmesine izin vermiş. Bu esnada Andromeda ile evlenmek isteyen amcası düğüne engel olmak ve onları öldürmek için haydutlar yollamış. Ancak Perseus onları da zararsız hale getirmiş. Dillere destan bir düğünle evlenerek sevgi ve onurları ile yaşamış, barışı korumaya çalışmışlar.
http://www.isnet.net.tr/egitim/saglik/andromeda_kompleksi.asp
'Çok eski zamanlarda evrenin derinliklerinde bir gezegende...'' diye başlardı, hani: '“'Sen kolları oluştur, sen bacakları, sen de gövdeyi. Ben başını oluşturacağım'' diye... 5 değişik renkteki (sarı, kırmızı, yeşil, mavi, siyah) aslan şeklindeki robotun, sürcülerinin ''Voltran, Voltran, Voltran'' diye üç defa bağırıp, birleşmesiyle oluşan büyük robot... İşte o çizgi film...
:))))))
Biraz ukalalık oldu ama orjinal ismine sadık kalmak için uzun zamandır Voltran diye bildiğimiz çizgi filmi (anime - manga) Voltron diye açtım.
Aslanların temsil ettiği bir sürü sembol var:
Üssü ormanda bulunan yeşil giysiylele, Pidge, yeşil aslanı doğayı temsil edip yaratıcılığı, hayal perestliği sembol ederdi.
Üssü yer altında bulunan kavuniçi giysisiyle, Hunk, sarı aslanı toprağı temsilk edip pratiği, istikrarı, kararlılığı sembol ederdi.
Üssü yanardağda bulunan mavi giysisiyle, Lance, kırmızı aslanı ateşi temsil edip, tutku, ihtirast, macerayı sembol ederdi.
Üssü gölde bulunan siyah giysisiyle, Allura, mavi aslanı suyu temsil edip, inancı, duyarlılığı sembol ederdi.
Liderleri olan ve üssü (hatırladığım kadarıyla) ya dağda ya da kulede bulunan kırmızı giysisiyle, Keith, siyah aslanı havayı (yıldırımı, rüzgarı...) temsil edip, azimliliği, irade gücünü sembol ederdi.