Yakalanmasında bile şüpheler olmasına rağmen zaten baştan Saddam'ı indirmek için değil kimyasal bombalar olduğundan Irak'ı işgal edilmişti. Parantez açarak Irak ele geçirildiğin de ilk iş Saddam'ın peşinedeğil, halkı ve müzeler gibi önemli yerler bırakılıp petrol kuyuları için bölükler yollandı. Buna artı olarak elektrik, su, ilaç gibi hayati kaynaklar getirileceğine bu yerler daha önceden bombalanıp üstüne Rusya, Fransa, Çin gibi ülkelerin Irak'la Euro üzerine olan petrol ve başka kaynakların ticaret anlaşmaları hemen iptal edilip Irak'ın Opec'le dolar üzerinde anlaşması yapıldı.
Bunlar normal basında bile olan haberlerdi fakat peş peşe gelen yok kimyasal bombalar, yok toplu mezarlar haberleri bu haberleirn üstünü örtmeye yetti. Fakat zaten kimyasal bombaların ve de toplu mezarların arkasında olan Saddam'ı destekleyen Amerikalılar ve İngilizler de yok muydu?
Neyse paranın gücü zaten onların istedikleri gibi öttürüyorlar, bizim de çenemizi yoruyorlar.
Size uzatılmış her eli tutmayınız; çünkü, insan çehresi takınmış çok şeytan vardır' Hz.Mevlana
'Şeytanlar en büyük günahları işletecekleri zaman, bu günahları ilahi bir şekilde göstermekle işe başlarlar.' William Shakespare
'Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması veya çok uç sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan mutlaka Allah'ı inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'ı kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek isteği düşmanlarını Allah'ın dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamak. Hatta kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah'ın adını kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor...' Harun Yahya
'Bilirim, gözüm kitapta, özüm izde oldukça iblis beni aldatamaz' Ömer Sevinçgül
'Maskesiz şeytan, kimseyi aldatamaz' 'Şeytan uyuyana ninni söylemez' 'Şeytanından şüphesi olan küçük bir iyiliğe niyetlensin' 'Şeytana kızacağına bir iyi iş yap onu kızdır' 'Şeytan nefsin antrenörüdür' Ali Suad
'Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar.' Necip Fazıl KISAKÜREK
'Şeytan'ın yaratılmasındaki sebep, İslam'a uymamız içindir. İslam'ı yaşayanlara şeytanın zarar veremeyeceği ayetlerle sabittir...' Hekimoğlu İsmail
'Hükümdar adaletli olursa, yeryüzünde Allah'ın, adalet ve şefkatten uzak olursa şeytanın halifesi olur' İmam Gazali
'Şeytanın iki adı vardır: Biri Şeytan, öbürü Yalan.' Victor Hugo
Zamanının ilerisinde ki özel efektlere sahip muhteşem gerilim bilim kurgu filmi.
Thelma & Louise, Hannibal, Blade Runner, Galdiator gibi baba filmlerin yönetmeni Ridley Scott'ın eseri. Birbirini izeleyen ama farklı yaklaşımlı dört değişik bölümden oluşan (Alien Saga) filmlerin başrol kahramanı Ripley yani Sigourney Weaver'ındır. Yaratık (Alien) adıyla ilk film 1979 çekildi. Tom Skerritt (Dallas) , Ian Holm (Ash) gibi güçlü oyuncuların paylaştığı bu filmi esas özel yapan yaratığın ve sahnelerinin yaratıcısı H.R. Giger'dır.
Reality show denilen katagoriye giren bir çeşit en iyi şarkıcı yarışma programı.
Esasında pop endüstrisinin nasıl çalıştığına biraz ışık tutan programlar. Eskiden pek kameralara yansımayan bu ses yarışmaları yerli veya yabancı çok ünlüler çıkartmıştır. Muziği de bir meta olarak gören pazarlamacı şirketler, bu gibi yarışmalarda seçilen seri üretim mallarını, kalite kontrolundan sonra alıcıya uygun ambalajlayıp piyasaya sürme işlemidir. Manchester bu pazarın göbeğidir... Spice Girls, Robbie Williams olsun aklınıza gelmiyecek ünlüler bu pazarın ürünüdür...
Ülkemizde bu pazar, eskiden belki, biraz olsun onurluydu. Şimdi nasıl bir seviyeye düştü bilmek bile istmem doğrusu.
Bu gibi programların ana özelliği kesin juri arasında acımasız kötü adam profili çizen birisinin çıkmasıdır ve gereği düşünlüp ''sanat için sanat''tan uzak', ''halk için sanat'' anlayışını halka yutturan paparazi programları gibi olmasıdır. Gerçekten de sesi güzel insanların katılması hayret vericidir ama esas sanatçı besteleriyle, konserleriyle gibi zamanla kendisini ispatlaması göz önüne alınırsa, bu yarışmacılar sadece kasaba giden damızlık koyunlar gibidirler. Başka ülelerde yapılan yabancı yarışmalarda birinci gelenlerin bir seneye kalmadan balon gibi sönmesi de işin cabası...
İngiltere'deki versiyonları:
Pop Idol: http://www.itv.com/popidol/
Fame Academy: http://www.bbc.co.uk/fameacademy/
TV'de piyasaya güdümlemeli pop grubları oluşturmak için de yarışmalar program olarak da sunulmuştur.
Napstar kapandığında mp3 doldurmak için yardımımıza koşan net üzerinden dosya paylaşma programlarından (shareware) biri. Tabi sadece mp3 ile kalmayıp her türlü dosyayı şansınız varsa bulabileceğiniz bu programın İmesh, Overnet, E-donkey, soulseek gibi bir sürü versiyonu vardır.
Sisteme yüklediği reklam programları çok büyük dezavantajı. Tabi eski versiyonlarını crack edip bunu engelliyebiliyorsunuz ama yeni versiyonlarının crackleri daha çıkmadı.
Belki türkçe mp3 bulmak için iyi program olmasa da DVD kalitesindeki Divx filmleri çekmek için ideal bir program. Tabi çektiğiniz sandığınız film yerine başka bir film çıkma olasılığıda az çok var ama olsun arşiv yaparsınız işte.
Bilgisayarınızdaki bir kaç dosyanızı share etmenizi (paylaşmanızı) tavsiye edrim. Böylelikle Kazaa üyelerinin gözüne girip, daha çok bağlantı bulabilirsiniz.
Gagamel, azman, şirin baba, uykucu, şirine, gözlüklü, obur, güçlü, örgülü şirin, dev, bebek, şakacı, çalışkan... şirin
Şirinler aşkına :)
Şirinler'in yaratıcısı, Pierre Culliford. İlk defa 1958 yılında çizilen Şirinler'in orjinal adı Schtroumpfs.
Şirin Baba, Şirinler, Bilge Şirin ve Gargamel, bu çizgi romanın en önemli karakterleri. Şirinler'i meşhur eden bir diğer ayrıcalık ise, çizerin yarattığı özel Şirinler lisanı...
.........
Şirinler önce çizgi romandı. Aslında daha önce sadece bir çizgi romanda figürandı.. Bakın nasıl:
Bizde de KÜÇÜK PRENS adıyla yayınlanmış bir çizgi roman vardır. Yazarı çizeri PEYO'dur. Bu çizgi roman'nın (orjinal 1958) SİHİRLİ FLÜT isimli macerasında (yine bizde yayınlanmıştı) Küçük Prens ve kankası bir grup küçük mavi adamdan yardım alırlar. PEYO bu kendi yarattığı mavi adamları çok sever ve kendi müstakil albümlerini çizmek ister.
Bir gün yakın arkadaşı olan yazar-çizer FRANQUIN'le yemektedir. (Bu sonuncu amcam ayrı ayrı GASTON ve SPIROU ile ünlüdür) . Neyse gelelim sadede: Peyo, Franquin'den sofrada bir şeyi kendisine uzatmasını ister ve şöyle der 'Şu Schtroumpf'u bana uzatır mısın'. Sonradan bu lafı çok severler ve hep kullanırlar. Böylece İngilizceye SMURF bize ŞİRİN olarak geçecek olan SCHTROUMPF sözcüğü doğar ve PEYO yeni kahramanlarına bu ismi verir.
Şirinler önce fransızca olarak sonradan bütün dillerde ÇR albümleri olarak yayınlanır. Kimi zaman tek sayfalık kimi zaman 15-20 sayfalık maceraları olur. Türü MİZAH, amacı GÜLDÜRMEKTİR.
Sonradan Hanna Barbara PEYO ile anlaşarak Şirinleri çizgi film yaptı. Senaryolar uzunca bir süre orijinal albümlerden esinlendi. Hatta meşhur SİHİRLİ FLÜT'ün bir de uzun metraj çizgi filmi vardır. (Bu da bizde çeşitli kereler gösterildi.)
kaynak: www.cizgiroman.gen.tr web sayfasındanö shadow rumuzlu üyenin yazısı...
.....
Şirinler konusunun soru ve cevapları http://www.kolikler.com/sss-liste.php? act=soru&no=81 (web adresinde oluşan boşuklara dikkat) www. kolikler.com .....
Yobazlık sadece aşırı dindarlıktan gelmez, yobazlık karakter meselesidir ki, o kişi incelikten anlamaz.
Bu türban olayı da esasında yobazlığın anlaşılması için güzel bir örnektir. Çünkü yobaz; ya zorla giydirmeye veya çıkartmaya ve bu yolda düşüncesini kaba saba savunmaya çalışır.
Karşıdaki bireyin inanç özgürlüğüne ve kişilerin inançlarına saldırır, yasak getirmeye, susturmaya,engellemekle uğraşır ve en çirkini de terbiyesizdir.
Bir de konuya alakasız kalanlar vardır zaten onlar saçmalayarak hemen kendilerini belli ederler.
Daha önce dediğim gibi esasında bu olaylar geçilmesi gereken bir dönemin sancılarıdır, eğer karşılıklı anlayışı sağlayamassak bu gibi sorunlar helak olununa kadar sürmeye devam edecektir.
Esasında olmayan denilen Allah değil kişide o inanışın olmayışıdır.
Komik olacak ama bir örnek vermek isterim: Contact filminden dindar bilim adamıyla (Father Palmer) ile ateist bilim adamı (Dr. Eleanor) arasında Allah'ın varlığı ile ilgili bir tartışma geçer. Dr Eleanor tanrının varlığını ispatlmasını ister. Palmer'da 'Babanı seviyor musun? '' diye sorar. Tabi ki evet der, o zaman ispatla deyince Dr. Eleanor kontrpiyede kalır.
(Ellie challenges Palmer to prove the existence of God) - Palmer Joss: Did you love your father? - Dr. Eleanor Ann Arroway: What? - Palmer Joss: Your dad. Did you love him? - Dr. Eleanor Ann Arroway: Yes, very much. - Palmer Joss: Prove it.
Esasında baba sevgisini bile (took it for granted) irdelemeye veya kanıtlamaya ihtiyaç duymuyorsak Allah'ın varlığı için neden bu kadar çok delil istediğimizi eleştiren bir diyolog.
Esasında bir kuşun uçuşu, nefes alışımızı bile Allah'ın varlığına kanıt olurken illa da formüle dayanır gibi delil getirmek niye? O'nu illa da sanki gözle görülebilir gibi bir kalıba sıkıştırmaya çalışmamız gerçekten O'nun olmadığını değil, bakış ve anlayış açımızın dar olduğunu gösterir.
Bunun sebebi Allah'ın Kendini ispatlamada aciz oluşundan değil esasında hür irademizle Kendisine inanmamız için yaratılıştan gelir. Bir de inanç sadece mantığa dayandırılmaması gerektiğini de gösterir. Çünkü eğer her şeyi mantığa dayandırırsak duyguları göz ardı etmiş oluruz. Mesela birisine aşık olunduğunda akan ırmaklar bile durur diyorsak, aynı şekilde Allah inancı da bunu gerektirir. Yani hem maddi (mantıksal - zahiri) hem manevi (hissi - batani) olarak var olduğundan Allah'ı sadece mantıkla ispatlamak da yetersiz olduğunu gösterir. O yüzden hem çevremizde ki yaratılışa bakarak hem de görmeden duymadan O'na inanma şarttı vardır.
Bu da esasında bilimseldir. Eğer çağımızda ki bilim ile bazı şeyleri ispatlıyamıyorsak; Allah'ın, ahiretin, meleklerin, cinlerin olmadığı anlamına gelmez... Karl Popper'a göre bir şeyin bilimsel olması için yanlışlanabilmesi lazımdır. Mesela 'Allah vardır' diye dersek, bunun yanlış olduğu ispatlanamayacağı için bu doğru kabul edilmesi gerekir. Başka biri de 'Allah yoktur' derse, o da ispatlanamayacağı için onu da doğru kabul edilmesi gerekir. Sonuç olarak hem 'Allah var' hem de 'Allah yok' varışı Allah kavramının çürültülememesine gittiğinden Allah'ın varlığının bilimsel boyutu ispatlanmış olur.. Esasında bu yargı yukarda da bahsettiğim Yaratılış sebebidir ki Allah hem Kendi varlığını hem de tüm yaratıklarını bu yanlışlanabilme ile kişinin Hür İradesini kullanarak kendi seçimini yapmasını sağlamıştır.
Irak'ı Saddam'dan (diktatörlükten) kurtardılar deniliyor, peki Bush'tan (emperyalizmden) kim Irak'ı kurtaracak...
Yakalanmasında bile şüpheler olmasına rağmen zaten baştan Saddam'ı indirmek için değil kimyasal bombalar olduğundan Irak'ı işgal edilmişti. Parantez açarak Irak ele geçirildiğin de ilk iş Saddam'ın peşinedeğil, halkı ve müzeler gibi önemli yerler bırakılıp petrol kuyuları için bölükler yollandı. Buna artı olarak elektrik, su, ilaç gibi hayati kaynaklar getirileceğine bu yerler daha önceden bombalanıp üstüne Rusya, Fransa, Çin gibi ülkelerin Irak'la Euro üzerine olan petrol ve başka kaynakların ticaret anlaşmaları hemen iptal edilip Irak'ın Opec'le dolar üzerinde anlaşması yapıldı.
Bunlar normal basında bile olan haberlerdi fakat peş peşe gelen yok kimyasal bombalar, yok toplu mezarlar haberleri bu haberleirn üstünü örtmeye yetti. Fakat zaten kimyasal bombaların ve de toplu mezarların arkasında olan Saddam'ı destekleyen Amerikalılar ve İngilizler de yok muydu?
Neyse paranın gücü zaten onların istedikleri gibi öttürüyorlar, bizim de çenemizi yoruyorlar.
Size uzatılmış her eli tutmayınız; çünkü, insan çehresi takınmış çok şeytan vardır'
Hz.Mevlana
'Şeytanlar en büyük günahları işletecekleri zaman, bu günahları ilahi bir şekilde göstermekle işe başlarlar.'
William Shakespare
'Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması veya çok uç sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan mutlaka Allah'ı inkar etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'ı kendisi inkar etmiyor ki, insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek isteği düşmanlarını Allah'ın dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini sağlamak. Hatta kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah'ın adını kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin sonu hiç değişmiyor...'
Harun Yahya
'Bilirim, gözüm kitapta, özüm izde oldukça iblis beni aldatamaz'
Ömer Sevinçgül
'Maskesiz şeytan, kimseyi aldatamaz'
'Şeytan uyuyana ninni söylemez'
'Şeytanından şüphesi olan küçük bir iyiliğe niyetlensin'
'Şeytana kızacağına bir iyi iş yap onu kızdır'
'Şeytan nefsin antrenörüdür'
Ali Suad
'Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.'
Necip Fazıl KISAKÜREK
'Şeytan'ın yaratılmasındaki sebep, İslam'a uymamız içindir.
İslam'ı yaşayanlara şeytanın zarar veremeyeceği ayetlerle sabittir...'
Hekimoğlu İsmail
'Hükümdar adaletli olursa, yeryüzünde Allah'ın,
adalet ve şefkatten uzak olursa şeytanın halifesi olur'
İmam Gazali
'Şeytanın iki adı vardır: Biri Şeytan, öbürü Yalan.'
Victor Hugo
ve daha niceleri
To be, or not to be: that is the question
Shakespeare - Hamlet
Hz. Havva ve Hz. Adem hakkında ne diyorsak, anne ve babamızdan da bahsediyor gibiyizdir.
Allah'ın varlığı kabul edilmiş olunmalıdır ki onlardan var gibi bahsedebilinsin...
Zamanının ilerisinde ki özel efektlere sahip muhteşem gerilim bilim kurgu filmi.
Thelma & Louise, Hannibal, Blade Runner, Galdiator gibi baba filmlerin yönetmeni Ridley Scott'ın eseri. Birbirini izeleyen ama farklı yaklaşımlı dört değişik bölümden oluşan (Alien Saga) filmlerin başrol kahramanı Ripley yani Sigourney Weaver'ındır. Yaratık (Alien) adıyla ilk film 1979 çekildi. Tom Skerritt (Dallas) , Ian Holm (Ash) gibi güçlü oyuncuların paylaştığı bu filmi esas özel yapan yaratığın ve sahnelerinin yaratıcısı H.R. Giger'dır.
Reality show denilen katagoriye giren bir çeşit en iyi şarkıcı yarışma programı.
Esasında pop endüstrisinin nasıl çalıştığına biraz ışık tutan programlar. Eskiden pek kameralara yansımayan bu ses yarışmaları yerli veya yabancı çok ünlüler çıkartmıştır. Muziği de bir meta olarak gören pazarlamacı şirketler, bu gibi yarışmalarda seçilen seri üretim mallarını, kalite kontrolundan sonra alıcıya uygun ambalajlayıp piyasaya sürme işlemidir. Manchester bu pazarın göbeğidir... Spice Girls, Robbie Williams olsun aklınıza gelmiyecek ünlüler bu pazarın ürünüdür...
Ülkemizde bu pazar, eskiden belki, biraz olsun onurluydu. Şimdi nasıl bir seviyeye düştü bilmek bile istmem doğrusu.
Bu gibi programların ana özelliği kesin juri arasında acımasız kötü adam profili çizen birisinin çıkmasıdır ve gereği düşünlüp ''sanat için sanat''tan uzak', ''halk için sanat'' anlayışını halka yutturan paparazi programları gibi olmasıdır. Gerçekten de sesi güzel insanların katılması hayret vericidir ama esas sanatçı besteleriyle, konserleriyle gibi zamanla kendisini ispatlaması göz önüne alınırsa, bu yarışmacılar sadece kasaba giden damızlık koyunlar gibidirler. Başka ülelerde yapılan yabancı yarışmalarda birinci gelenlerin bir seneye kalmadan balon gibi sönmesi de işin cabası...
İngiltere'deki versiyonları:
Pop Idol:
http://www.itv.com/popidol/
Fame Academy:
http://www.bbc.co.uk/fameacademy/
TV'de piyasaya güdümlemeli pop grubları oluşturmak için de yarışmalar program olarak da sunulmuştur.
www.kazaa.com
www.kazaalite.com
Napstar kapandığında mp3 doldurmak için yardımımıza koşan net üzerinden dosya paylaşma programlarından (shareware) biri. Tabi sadece mp3 ile kalmayıp her türlü dosyayı şansınız varsa bulabileceğiniz bu programın İmesh, Overnet, E-donkey, soulseek gibi bir sürü versiyonu vardır.
Sisteme yüklediği reklam programları çok büyük dezavantajı. Tabi eski versiyonlarını crack edip bunu engelliyebiliyorsunuz ama yeni versiyonlarının crackleri daha çıkmadı.
Belki türkçe mp3 bulmak için iyi program olmasa da DVD kalitesindeki Divx filmleri çekmek için ideal bir program. Tabi çektiğiniz sandığınız film yerine başka bir film çıkma olasılığıda az çok var ama olsun arşiv yaparsınız işte.
Bilgisayarınızdaki bir kaç dosyanızı share etmenizi (paylaşmanızı) tavsiye edrim. Böylelikle Kazaa üyelerinin gözüne girip, daha çok bağlantı bulabilirsiniz.
Gagamel, azman, şirin baba, uykucu, şirine, gözlüklü, obur, güçlü, örgülü şirin, dev, bebek, şakacı, çalışkan... şirin
Şirinler aşkına :)
Şirinler'in yaratıcısı, Pierre Culliford. İlk defa 1958 yılında çizilen Şirinler'in orjinal adı Schtroumpfs.
Şirin Baba, Şirinler, Bilge Şirin ve Gargamel, bu çizgi romanın en önemli karakterleri. Şirinler'i meşhur eden bir diğer ayrıcalık ise, çizerin yarattığı özel Şirinler lisanı...
.........
Şirinler önce çizgi romandı. Aslında daha önce sadece bir çizgi romanda figürandı.. Bakın nasıl:
Bizde de KÜÇÜK PRENS adıyla yayınlanmış bir çizgi roman vardır. Yazarı çizeri PEYO'dur. Bu çizgi roman'nın (orjinal 1958) SİHİRLİ FLÜT isimli macerasında (yine bizde yayınlanmıştı) Küçük Prens ve kankası bir grup küçük mavi adamdan yardım alırlar. PEYO bu kendi yarattığı mavi adamları çok sever ve kendi müstakil albümlerini çizmek ister.
Bir gün yakın arkadaşı olan yazar-çizer FRANQUIN'le yemektedir. (Bu sonuncu amcam ayrı ayrı GASTON ve SPIROU ile ünlüdür) . Neyse gelelim sadede: Peyo, Franquin'den sofrada bir şeyi kendisine uzatmasını ister ve şöyle der 'Şu Schtroumpf'u bana uzatır mısın'. Sonradan bu lafı çok severler ve hep kullanırlar. Böylece İngilizceye SMURF bize ŞİRİN olarak geçecek olan SCHTROUMPF sözcüğü doğar ve PEYO yeni kahramanlarına bu ismi verir.
Şirinler önce fransızca olarak sonradan bütün dillerde ÇR albümleri olarak yayınlanır. Kimi zaman tek sayfalık kimi zaman 15-20 sayfalık maceraları olur. Türü MİZAH, amacı GÜLDÜRMEKTİR.
Sonradan Hanna Barbara PEYO ile anlaşarak Şirinleri çizgi film yaptı. Senaryolar uzunca bir süre orijinal albümlerden esinlendi. Hatta meşhur SİHİRLİ FLÜT'ün bir de uzun metraj çizgi filmi vardır. (Bu da bizde çeşitli kereler gösterildi.)
kaynak: www.cizgiroman.gen.tr web sayfasındanö shadow rumuzlu üyenin yazısı...
.....
Şirinler konusunun soru ve cevapları
http://www.kolikler.com/sss-liste.php? act=soru&no=81
(web adresinde oluşan boşuklara dikkat)
www. kolikler.com
.....
Ana sayfası: http://www.schtroumpf.com/
Yobazlık sadece aşırı dindarlıktan gelmez, yobazlık karakter meselesidir ki, o kişi incelikten anlamaz.
Bu türban olayı da esasında yobazlığın anlaşılması için güzel bir örnektir. Çünkü yobaz; ya zorla giydirmeye veya çıkartmaya ve bu yolda düşüncesini kaba saba savunmaya çalışır.
Karşıdaki bireyin inanç özgürlüğüne ve kişilerin inançlarına saldırır, yasak getirmeye, susturmaya,engellemekle uğraşır ve en çirkini de terbiyesizdir.
Bir de konuya alakasız kalanlar vardır zaten onlar saçmalayarak hemen kendilerini belli ederler.
Daha önce dediğim gibi esasında bu olaylar geçilmesi gereken bir dönemin sancılarıdır, eğer karşılıklı anlayışı sağlayamassak bu gibi sorunlar helak olununa kadar sürmeye devam edecektir.
Esasında olmayan denilen Allah değil kişide o inanışın olmayışıdır.
Komik olacak ama bir örnek vermek isterim: Contact filminden dindar bilim adamıyla (Father Palmer) ile ateist bilim adamı (Dr. Eleanor) arasında Allah'ın varlığı ile ilgili bir tartışma geçer. Dr Eleanor tanrının varlığını ispatlmasını ister. Palmer'da 'Babanı seviyor musun? '' diye sorar. Tabi ki evet der, o zaman ispatla deyince Dr. Eleanor kontrpiyede kalır.
(Ellie challenges Palmer to prove the existence of God) - Palmer Joss: Did you love your father? - Dr. Eleanor Ann Arroway: What? - Palmer Joss: Your dad. Did you love him? - Dr. Eleanor Ann Arroway: Yes, very much. - Palmer Joss: Prove it.
Esasında baba sevgisini bile (took it for granted) irdelemeye veya kanıtlamaya ihtiyaç duymuyorsak Allah'ın varlığı için neden bu kadar çok delil istediğimizi eleştiren bir diyolog.
Esasında bir kuşun uçuşu, nefes alışımızı bile Allah'ın varlığına kanıt olurken illa da formüle dayanır gibi delil getirmek niye? O'nu illa da sanki gözle görülebilir gibi bir kalıba sıkıştırmaya çalışmamız gerçekten O'nun olmadığını değil, bakış ve anlayış açımızın dar olduğunu gösterir.
Bunun sebebi Allah'ın Kendini ispatlamada aciz oluşundan değil esasında hür irademizle Kendisine inanmamız için yaratılıştan gelir. Bir de inanç sadece mantığa dayandırılmaması gerektiğini de gösterir. Çünkü eğer her şeyi mantığa dayandırırsak duyguları göz ardı etmiş oluruz. Mesela birisine aşık olunduğunda akan ırmaklar bile durur diyorsak, aynı şekilde Allah inancı da bunu gerektirir. Yani hem maddi (mantıksal - zahiri) hem manevi (hissi - batani) olarak var olduğundan Allah'ı sadece mantıkla ispatlamak da yetersiz olduğunu gösterir. O yüzden hem çevremizde ki yaratılışa bakarak hem de görmeden duymadan O'na inanma şarttı vardır.
Bu da esasında bilimseldir. Eğer çağımızda ki bilim ile bazı şeyleri ispatlıyamıyorsak; Allah'ın, ahiretin, meleklerin, cinlerin olmadığı anlamına gelmez... Karl Popper'a göre bir şeyin bilimsel olması için yanlışlanabilmesi lazımdır.
Mesela 'Allah vardır' diye dersek, bunun yanlış olduğu ispatlanamayacağı için bu doğru kabul edilmesi gerekir. Başka biri de 'Allah yoktur' derse, o da ispatlanamayacağı için onu da doğru kabul edilmesi gerekir. Sonuç olarak hem 'Allah var' hem de 'Allah yok' varışı Allah kavramının çürültülememesine gittiğinden Allah'ın varlığının bilimsel boyutu ispatlanmış olur.. Esasında bu yargı yukarda da bahsettiğim Yaratılış sebebidir ki Allah hem Kendi varlığını hem de tüm yaratıklarını bu yanlışlanabilme ile kişinin Hür İradesini kullanarak kendi seçimini yapmasını sağlamıştır.